. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .
Kalbim sıkışıyordu . Bu hisler neydi böyle ? Deniz kızları hep duygusuz olur genelde . İnsanlardan çok farklıyız . Acımasız varlıklarız . Genelde ağlamayız , başkalarına acı çektiririz . Çoğumuz aşkı bile tatmayız . Bizim için güç her şeydir . Hayatta kalmak , hayatımızın anlamıdır . Denizin altında binlerce tehlike ile yüzleşmek ve yaşamaya çalışmak , amacımız hep bu . Yaşamak . . .
Karaya çıkınca da aynısı oldu . Yaşam mücadelesi verdim hep . Sonra iyilik yapmaya çalıştım . Mutlu oldum yaptıklarımdan . Hiç birinden pişman değilim ki .
Geceleri rahat uyudum . Beni ilk kez koruyanlar vardı . Az da olsa güveniyordum bu kişilere .
Düşününce bunları kendime sormadım değil . Denize dönüp , o tehlikenin arasına dalıp , güzellikleri yok etmek istiyor muyum yine ?
Hayatımın yarısını yaşam mücadelesi vererek geçirdim ve yoruldum . Yer yüzüne çıkınca daha zor olacak sandım ama farklıydı .
Kokular . . . Sesler. . . insanlar hayal ettiğimden daha da farklıydı . İçlerinde hem iyilik , hem kötülük vardı . Bizlerse ya iyi olmalıyız ya da kötü . .
Yer yüzünde ikisi de ola biliyordum . Özgür ola biliyordum . Rahat bir şekilde nefes ala biliyordum . Ben neden denize dönmeliyim ? Orada beni bağlayan bir şey kalmadı ki , tüm sevdiklerimi kaybettim .
Peki ya burada ? Beni seven var mı ? Eninde sonunda Kraliçelikten ineceğim . Her şeyin bir sonu var . .
‘ Kraliçem ? ’ Diyen sesle , düşüncelerimden ayrıldım .
‘ Saat geç oldu . Yatağınız hazır . ’
Balkondan dışarıya bakmaya son verip ona döndüm .
‘ Jean uyuyamam . Derhal git bir sürü taş topla bana . Bir sürü altın yapmak istiyorum . ’
‘ Ta.. tamam . ’ Dedi şaşırarak ve odayı terk etti .
John için bir sürü altın bırakmalıyım . Ben gittikten sonra ihtiyacı olacak . Her şeyi daha yeni düzene sokuyordu . Ailelere karşı güçlü olmalı .
Bir ay sonra buluşuruz onunla belki . Dönüp dönmeyeceğim belli değildi . .
Acı çekmesini istemiyorum . Zaten yüzüğünden dolayı , kaderi kötü olacak . Bari biraz yardım edeyim . Mutlu olur . .
Sabaha kadar Jean bana bir sürü taş yada toprak getirdi .
‘ Kraliçem kötü görünüyorsunuz. Artık uyuyun . Oda altınla doldu . Sanki bir ejderhanın , hazine mağarası gibi burası . ’
Kafamı kaldırıp Jean'a baktım . O da yorgun gözüküyordu .
‘ Tamam sende uyu . ’ Dedim . Ayakların resmen sürükleyerek odadan çıkmıştı . Ayağa kalkarak , kendimi yatağa attım .
Bu yatağı da özleyeceğim . Keşke istediğimde , ayaklarım olsa . O zaman buraya gelir , rahat uyurum . Kalan zamanımı uyuyarak geçirsem iyi olacak aslında . Denizde böyle rahat uyuyamayacağım asla .
Kapanan göz kapaklarıma yenilip , kendimi tatlı bir uykuya teslim ettim .
Rüyamda kuyruğum vardı ve okyanusta , dönüyordum .
Kapının açılma sesiyle , gözlerimi yorgun bir şekilde açtım .
‘ Burada ne olmuş böyle ? ’ diyordu John . Onu görünce , içim rahatladı ve kafamı geri yastığa bıraktım . Gözlerim acıyordu , açamıyordum . Yastığı alıp , yüzümü kapattım .
‘ Vivi iyi misin sen ? ’ diyen ses bana yaklaşıyordu . Kalkmam gerek . Yeryüzündeki son 2 günüm . Her dakikasını iyi geçirmeliyim .
Yastığı yüzümden çektim ve yatağımda doğruldum . Gözlerimden acı bir kaç damla geldi . Ağlamıyordum sadece gözlerim acıyordu .
‘ İyiyim . Bir sürü altın yaptım . Böylelikle işlerini hızlandıra bilirsin . Halkına yardım edersin ve güçlenirsin . ' Dedim hafif gülümseyerek .
‘ Kendini böyle zorlamamalısın . ’ Demekle yetindi .
Aklına bir şey geldi ve yeniden bana döndü . ‘ Seni dışarı çıkarmak için geldim . Hava güzel birlikte kahvaltı ederiz diye düşündüm . '
‘ Geliyorum . ’ diye sözünü kestim ve ayağa kalktım . Başım dönmüştü ama kendimi toparladım . Umarım götürmekten vazgeçmez .
Banyoya koşup elimi yüzümü yıkadım ve üstüme rahat bir elbise seçtim .
John odadan çıkmıştı bile . Peşinden koşar adımlarla yürüdüm. Bahçede siyah bir atın üstünde beni bekliyordu .
‘ Ben yürüyerek mi takip edeceğim seni ? ’ Şaşkınlıkla uykum bile kaçmıştı .
‘ Hayır gel . ’ Deyip ellerini açtı . Gülümsemişti . Yakınına gidince beni , çekip aldı . Sırtımı ona yaslamamaya özen gösteriyordum ama Alec elime sepeti verince dengemi kaybettim .
‘ Yalnız mı gidiyoruz ? ’
‘ Evet . ‘ dedi ve atı hareket ettirmeye başladı . Nefesimi tutmuş bekliyordum . .
Bir anda kendime geldim ve neden böyle yaptığımı düşündüm . Çok heyecanlanmıştım . Sonuçta ilk kez böyle bir şey oluyordu .
Gerçi böyle oturmamızın ilk kez değildi . Ben yaralıyken de böyle kaçmıştık ama onu acıdan hatırlamıyorum doğru düzgün . En son zaten kollarına bayılmıştım . .
Sepeti sıkıca elimde tutmuştum . At hızlanınca düşeceğimi sandım ama John belimden tutup kendisine çekiyordu .
‘ Yolumuz biraz uzun . Sana göstermek istediğim bir yer var . Tabii hala kalmışsa . ’
‘ Bilmediğin bir yere mi götürüyorsun beni . ' deyip ona döndüm .
‘ Yıllar önce geldiğim bir yerdi . Bulamazsak başka bir yere gideriz . ’
Rüzgar gözlerimin acısını alıp götürüyordu sanki . Bir koku vardı . Çok tanıdık geliyordu . Gözlerimi kapatıp bu tatlı kokuyu içime çekerken , sanki rüyaya götürüyordu .
‘ Sen beni mi kokluyorsun ? ’
Gözlerimi hemen açtım ve ne yaptığımın farkına vardım . ‘ ha ne ? Hayır . Bir koku aldım . Ama senden gelmiyor . Sanırım sepetten geliyor . .' Diye saçmalaya başladım . Ondan mı geliyordu yoksa ?
Yeşillik bir alana gelmiştik . Hala gidiyorduk . ‘ Daha çok var mı ? ' Diye sordum . Bacaklarım acıdı bu durumdan ve çok acıkmıştım .
‘ Bir göl olması gerekir buralarda . Biraz daha gidelim . ’
‘ Şu taraftan . ' deyip elimle sağ tarafı gösterdim .
‘ Nerden biliyorsun ? ’ deyince duraksadım .
Nerden biliyordum ki ? Bilmiyorum . İç sesimi dinledim sadece .
‘ İçimden bir ses orası dedi . ’ Dedim mahcup bir şekilde . Umarım yanılmam bu konuda . Yeşillik alanın ardından , ağaçlarla kaplı bir yer çıktı . Biraz daha gidince sesler gelmeye başlamıştı . Ağaçların ardında gizlenmiş bir akarsu vardı .
‘ Burası bir göl değil ama idare eder . ’ Dedim . Tahminim doğru çıkmıştı . Deniz kizi olduğumdan dolayı olmalı . Başka bir açıklaması olamaz . . .
‘ Tam olarak burası . Sadece biraz değişmiş zaman geçtikçe . ’ dedi ve etrafa duygu yüklü gözlerle bakmaya başladı .
Ardından attan önce kendisi indi , sonra da belimden tutarak beni indirdi . Sepetin içinde kocaman bir sofra vardı . Ağacın yanına gölgelik bir alana soframızı kurmuştuk .
‘ Çok güzel burası . ’ Dedim yanına oturarak .
‘ Özel bir yer benim için . ’ dedi , etrafa gülümseyerek bakarken .
‘ Viviana ile mi gelirdin ? ’ dediğimde bana döndü . Gözlerindeki duygular kaybolmuştu ve bana soğuk bir şekilde bakıyordu .
‘ Hayır. . ’ dedi ve gözlerime bir kaç saniye baktı . Sonra ‘ Kahvaltımızı edelim . ’ Dedi .
Viviana'yı özlüyor olmalı . Böyle duyguları değiştiğine göre .
Tabi ki özlüyordur . O onun aşkı olmalı . Unutamaz ki onu . Acaba aşk nasıl bir şey . Bende seversem , sürekli duygu değiştirimiyim ? Bu iyi bir şey mi ? Ahtapotun renk değişmesi gibi . .
İnsanlar bir ahtapot mu ? Kafamı düşüncelerden kaldırıp John’u inceledim . Hayır 2 el ve 2 ayak . O zaman duyguları ahtapot .
Peki benim duygularım ne ? Hayır biz fazla duygusuzuz . Sevmek yok fazla . İyi ya da kötü olmak var .
‘ Neden öyle bakıyorsun ? ’ demesiyle kendime geldim .
‘ İnsanlar çok farklı diye düşünüyordum . ' Dedim ve ekmeği yemeye başladım .
‘ Nasıl farklılar ? ’ dedi yemeği bırakıp .
‘ Duygularınız da özgürsünüz . İstediğiniz kişi ola biliyorsunuz . İyilik , kötülük , sevmek , nefret , aşk hepsini istediğiniz gibi yaşıyorsunuz . Biz de bunlara izin yok . Farklı duygular başladığında , yok etmeye çalışırız . ’ dedim . Bu bizim varlığımızda leke olur . Aynı bende olduğu gibi . İçimde kötülük barındırıyorum . Siyah inciler üretiyorum ve sonuç olarak kötü biriyim .
‘ Ben gidersem ne yaparsın ? ’ dediğimde kaşlarını çattı .
‘ Kraliçenin yeri boş kalmamalı . Yeniden evlenirim . ’
Vay . . Demek öyle . Evet bu sanırım böyle oluyor . Tabi benim yerim boş kalmamalı . Deniz tahtında da durum bu .
‘ Peki kimle ? ’ dedim yeniden kahvaltıya gömülürken .
‘ Netta ve Settitos ailelerinden biriyle . Kras bana kız vermez gibi artık , iyice düşman oldular .’ dedi hafif gülerek . .
Barbara ya da Emma sanırım . İştahım kaçmıştı . ‘ Peki umarım sevdiğin birine kavuşursun . ’
Sessiz geçen dakikaların ardından , geri dönmeye karar vermiştik . Ona gideceğimi söylemeliyim ama neden bu kadar zor bilmiyorum . Sanki söylemeye başlarsam , ağlayacak gibi olacağım .
At sakin bir şekilde saraya doğru yürümeye başlamıştı . Öyle çok hızlı gitmiyordu . Sessizlik içinde bir kaç kez ağzımı açtım ve konuşmak istedim . Kelimeler dilimin ucuna geliyordu ama dışarı çıkmada savaşıyordu benimle .
Kalbim söyleme , aklım söyle , diyordu . Of bana neler oluyor böyle . Bu sefer söyleyeceğim . . . .
Tam ağzımı açacakken o konuşmaya başladı . Yine söyleyememiştim .
‘ Bir arkadaşım var . Annemin akrabalarından biri . Uzakta yaşıyor . Bir kaç haftalığına krallığa gelecek . Sarayda kalacak . Bir birinizi çok seveceksiniz diye umuyorum . '
‘ Ben kendimden başkasını sevmem . ’ Dedim . Atı durdurdu ve bana bakmaya başladı .
‘ Jean’ı sevmiyor musun ? ’ dedi , gözlerini kısarak .
Jean mı ? Şaşırarak ona döndüm . ‘ Hayır . O benim yardımcım . ’
Çatık kaşları düzelmişti . ‘ Peki o iki kız yardımcıyı ? ’
‘ Hayır sevgi farklı bir şey . ’
‘ Peki tavşanı ? ’
‘ Ondan hiç bahsetme . Üstüme yuvarlak , mikropların bırakınca , ondan yemek yaptırdım . Tadını sevmiştim gerçi . '
‘ Yedin mi ? Ben ona kıyamayacağını sanmıştım . ’ dedi . Şaşkınlığı yüzüne yansıyordu .
Gözlerimi kırpıştırarak ona yaklaştım . Fısıldar tonda dedim ki , ’ Kıyamayacağım bir canlı yok . Kendim dışımda . ’
Gülümseyerek uzaklaştı ve atı hareket ettirdi . ‘ Neden bu kadar acımasızsın ? ’ diye sordu .
‘ Bizim doğamız böyle . Öldürür ve yeriz . Yaşamak için bu gerekli . ’ Bazı deniz kızlarının insan eti yediğini söylemeli miyim ona ?
Balıkçıları yada denize düşen herhangi bir insanı , denizin dibine doğru götürüyorlar . Bunlar çoğunlukla siyah inci üreten deniz kızları oluyor . İnsan kanından kara büyüler yapıyorlar , etlerini de yiyorlar .
Bunlar kötü deniz kızları . Bende siyah incilere sahibim ama daha insan yemeği denemedim .
John’un sesiyle kendime geldim yine .
‘ Peki bir insani sevemez misin ? ’
Sorusuyla düşünmeye başlamıştım . Sevmek neydi ? Kendinden çok o kişiyi düşünmek . . .
‘ Hayır . . ’ Böyle bir şey beni zayıflatır .
‘ Bir çocuğu sevemez misin ? ’
‘ Her canlının yavrusu tatlıdır ama büyürler . ’ Diye cevap verdim .
‘ Beni sevemez misin ? ’ Kelimeleri ile ruhuma üflemiş gibiydi . Kalbim durdu ve sonra sıcak bir şekilde atmaya başladı . Buz kalbimi mi eritmeye çalışıyordu .
‘ Kraliçem . ’ Diyen Jean’a baktım . Saraya gelmiştik . Bu sorusundan kurtulmam için bir fırsattı . Kollarımı açıp Jean’a uzandım . Attan inmeme yardım etmişti .
Arkamı dönüp John’a baktım . Kollarını birleştirmiş bana bakıyordu sinirle . ‘ Teşekkür ederim . Kahvaltı güzeldi . ’ Dedim ve elimdeki sepeti Jean’a uzattım .
Bir şey söylemeden oradan uzaklaşmıştım . Neden ona ‘ hayır . ' demedim ki ?
Sevemem onu . . Yarın akşam gidiyorum artık , çok geç . Ayrıca deniz kızları , öyle kolay sevemez ki . .
Odama girince altınların bir çoğunun hala odamda olduğunu gördüm .
‘ Jean neden götürmediler hazineye ? ’ diye sordum merakla .
‘ Kraliyet hazinesi doldu , ağzına kadar . Yer yok dedi Aden . Boş odalardan birine dolduruyordum bende . ’
‘ Tamam hadi yapalım . Çuval ver bana da birlikte toplayalım odaya . ’
‘ Kraliçem siz dinlenin . Bu benim işim . ’
‘ Dinlenmeye vakit yok . Ben bunları odaya toplayacağım . Sen de yeniden taş topla getir bana . ’
‘ Kraliçem neden bu kadar fazla altın yapıyorsunuz ? ’
En azından ona söylemem gerek . Pes ederek , omuzlarımı düşürdüm . Belki ona söylersem , ruhumdaki bu yük hafifler .
‘ Yarın gece dönüyorum denize . Beni affettiler . Kralın bu altınlara ihtiyacı olacak . Belki bir daha görüşemeyiz . İstediğin kadar da sen al altın . Kendine yeni bir hayat kurarsın . ’ dedim . Her ne kadar mutlu bir şekilde anlatmak istesem de , öyle olmamıştı .
Derin bir nefes aldı ve o duygusuz ifadesini takındı yine .
‘ Demek gidiyorsunuz . Keşke ben de gele bilsem . Sizi orada da korurdum . ’ Dedi .
‘ Oranın nasıl bir yer olduğunu bilmiyorsun . Orası bir cehennem . ’ Dedim , aklıma yaşadıklarım gelince .
‘ Peki neden siz dönmek istiyorsunuz ? Sonsuza kadar burada yaşamamanız için bir neden yok . '
‘ Yapmam gerekenler var . Dönmek için nedenlerim var . Ben denize aitim . ’ dedim çuvalı açarken .
Başıyla onaylayıp odadan çıktı . Tüm günümü odamda bunu yaparak geçirmiştim . Jean'ın odası bile altınla doluydu . Gece olurken kendimi yine yatağa attım . Acaba ona mektup mu bıraksam giderken ? Ne yapmam gerek , hiç bir fikrim yoktu . Bu gece bu odada son gecem . Rahat uyurum sanmıştım ama öyle olmuyor . Uyuyamıyorum bir türlü . Yatakta dönüp duruyordum .
Sabah olurken , yorgun bir şekilde gözlerimi açtım . Rutin işlerimi halledip , odadan çıktım . John ile yemek yemeğe geç kalmıştım . O çoktan kahvaltısını edip Aden ve Alec ile saraydan ayrılmıştı .
İnsanlarına yardım ediyordu . Umarım halkının sevgisini ve desteğini kazanır . İyi bir Kral olmalısın John .
Kaderimiz bir zindanda keşişti ama hiç pişman değilim . İyi ki , sana güvendim ve seninle geldim . Yer yüzünde olduğum sürece , bana çok iyi baktın . Hakkını ödeyemem , ya da ödedim diye düşünüyorum . Oda oda altın bırakıyorum sana . Doğru kullanırsan aileleri mahvede bilirsin . Büyük bir Kral olursan tabi mutlu olurum . Belki aklıma gelirsen , denizin altında , seni büyü ile izlerim . Ve korkmazsan aynalardan konuşa biliriz .
Aksama kadar oylanıp bolca yemek yedim . Nede olsa son günüm . Sevdiğim tüm yemeklerden yedim . Bir daha yemem , büyük ihtimal . .
Gün içinde John'la karşılaşmamıştım . Bu içimi rahatlatıyordu birazda olsa . Ama bir taraftan , giderken ona veda edeceğimi de söyledim . Onun suçu , o gözükmüyor ortalıkta . .
‘ Jean sana söylediklerimi unutma . Ben gittikten sonra John’a gidiyorsun ve benim gittiğimi söylüyorsun . Benimle buluşmak isterse , bir sonraki dolunayda sahile gelsin . Sanırım ben de geleceğim . Şimdi gidiyorum . Kendine iyi bak ve peşimden gelme . Yalnız yürüyeceğim . ’ dedim . Az da olsa şimdi biraz heyecanlıydım .
Baş eğdi ve üzgün gözlerle bana baktı . Benden kurtulduğuna şükredeceğine , haline bak . Asıl yer yüzünde kalsam büyük sorunlar çıkarırdım . Düşmanlar kazanırdım bolca .
Saraydan çıktım ve yavaş adımlarla sahile doğru inmeye başladım .
Ne hissettiğimi bilmiyordum . Sanırım biraz üzgündüm . Ağlamak istiyordum ama yapamıyordum . Havayı son kez derin bir şekilde içime çektim . Dolunay tüm ihtişamı ile denizi aydınlatıyordu . Sanki beni bekliyordu .
Kayalıklardan inerken biri ağzımı kapattı ve kendisine çekti . Kalbim yerinden çıkacak gibi atmaya başlamıştı . Gözlerimi açınca , beni tutanın John olduğunu gördüm . Eliyle susmamı söyledi ve ağzımdaki elini çekti .
‘ Neler oluyor ? ’ dedim fısıldayarak .
‘ Denizde garip canlılar var . Çok korkunçlar . Bu gün sahile inmemeliyiz . ’ Dedi . Gözlerindeki korkuyu göre biliyordum .
Şaşkınlıkla kayalığın arkasından bakmaya başladım . Denizde hiç bir şey yoktu . Sakin gözüküyordu . Hatta bu gün , her zamankinden daha sakindi . Dalgalar daha azdı . Su daha berraktı .
‘ Orada bir şey yok . ‘ dediğim de o da doğrulup baktı .
‘ Hayır orada . Kocamanlar görmüyor musun ? ’ Dedi kaşlarını çatarak . Orada bir şey görmüyordum . Bir dakika . . .
‘ Nasıl gözüküyorlar ? ’ Diye sordum kaşlarımı çatarak . Umarım aklıma gelen , yaratıklar değildi .
‘ Sanki siyah gölgeler var üstlerinde . ’ dedi yüzünü ekşiterek .
‘ Olamaz . ’ Dedim korkuyla yere otururken .
‘ Onlar ne ? ’ dedi yanıma oturup , elimi tutarken .
‘ Onlar lanetliler . Beni öldürmek için oradalar . . Bu bir tuzak . . ’