27.Bölüm- Mangal

2800 Kelimeler
Hazel camdan babasıyla birkaç saniye bakıştı. Sonra arkasına baktı. Aksel gitmişti. Ama babası da onları görmüştü. Hazel tarifi zor bir hisle doldu. Nasıl hissetmesi gerektiğini bile bilmiyordu. Çünkü babasının ona ne tepki vereceğinden haberdar değildi. Babası her ne kadar onu tanımıyorsa o da babasını pek tanımıyordu açıkçası. Yavaş adımlarla giriş kapısına doğru elinde valizle yürüdü. Şimdi ne yapmalıydı. Hiçbir şey olmamış gibi odasına geçip kapıyı kapatıp tüm yorgunluğu üzerinden atmak için ılık bir duş alıp uyumalı mıydı? İçi kocaman bir boşluk hissiyle dolmuştu. Böyle durumlarda nasıl hissedilir bilmiyordu ve bunun huzursuzluğunu yaşıyordu. İçi bir an da kocaman bir karamsarlıkla dolmuştu. Kapıyı çaldı. Birkaç saniye sonra kapı açıldı. Gülsüm ablası gülümseyerek onu karşılamıştı. Hazel de aynı şekilde gülümsemek istedi. Ama yapamadı. “Hoş geldin kuzum.” dedi Gülsüm Hanım. “Çok yorgun gözüküyorsun.” Elindeki valizi alıp içeri girmesine yardımcı oldu. Hazel ayakkabılarını ayakkabılığa koyarken üzerindeki montu da çıkardı. “Hoş bulduk Gülsüm abla. Yoruldum biraz, biraz da üşüdüm. Soğuktu oralar.” “Çorbayı ısıtayım sıcak sıcak iç. Isınırsın.” “Önce bir duş alayım. Sonra inerim aşağı olur mu?” Hazel valizini alıp merdivenlerden çıkacaktı ki Gülsüm Hanım arkasından seslendi. “Bir şey mi oldu Hazel? Aksel mi bir şey yaptı?” Hazel arkasını dönüp Gülsüm ablasına baktı. “Yok Gülsüm abla. Aksel muazzam biri, beni üzmüyor için rahat olsun. Ben fazla yoruldum.” “Sen öyle diyorsan.” Hazel başını olumlu anlamda salladı ve merdivenlerden çıkmaya devam etti. Odasının önüne gelmişti, “Evimizdeki çalışanın bile bildiği bir ilişkin var ama bizim haberimiz yok.” Babasının sesiyle odasının kapısını açmaktan vazgeçip ona doğru döndü. Babası odanın önünde ona doğru bakıyordu. Hazel o an o kadar çok şey geçirdi ki içinden. Böyle bir tepki beklemiyordu. Böyle bir tepkiyle karşılaşırsa ne söyleyebileceğini hiç düşünmemişti. Ama annesine de babasına da söyleyecek çok şeyi vardı. “Evimizde yaşayan Gülsüm ablamın bildiği ama sizin bilmediğiniz daha çok şeyim var.” dedi net bir ses tonuyla. Babası kaşlarını kaldırıp bu cevaba bir anlam vermeye çalıştı. “Küstahlık yapıyorsun. Baban var karşımda.” dedi sesini sakin tutmaya çalışarak. “Babam yirmi yıla yakın bir süredir ne karşımda ne yanımda ne arkamda olmadı. Bugün olması bir şeyi değiştirmiyor.” Bu cümleleri kendisinden asla beklemiyordu Hazel. Ama onun da bir dolum kapasitesi vardı ve çoktan dolmuş yavaştan taşmaya başlamıştı. “Hazel bu cümleleri o heriften mi öğreniyorsun? Bu tavır da ne? Sen böyle birisi değildin.” Hazel derin bir nefes aldı ve sımsıkı tuttuğu valizinin kulpunu bırakıp yere koydu. Sakince babasına doğru yürüdü. “Odanda konuşalım mı? Demek ki konuşma vaktimiz gelmiş. Böyle ayaküstü sana bu almaktan hoşlanmadığın cevapları vererek küstahlık yapmak istemem. Açık açık konuşma vaktimiz geldiyse bu şekilde olmamalı.” Hazel babasının yanına kadar geldi ve odasına girip çalışma masanın önündeki koltuğa oturdu. Babası biraz olsun şaşırmıştı. Kapıyı kapatıp yanına geldiğinde karşısındaki koltuğa oturdu. “Bir derdin mi var? Ne bu tavır ve üslup? Çok baygın bakıyorsun gözlerime. Bir şey mi içiriyor o sana.” Hazel haykırmak istedi. Ama yutkundu sadece. Söylemek istediği yüzlerce kelime için yutkundu. “Bir derdim çocukluğumdan beri oldu. Ama baygın bakışlarımın sebebi hiçbir zaman Aksel olmadı.” Hazel dolan gözlerini saklamaya çalıştı. “Yıllardır bu evde üç yabancı gibi yaşıyoruz ayda birkaç kez aynı sofraya denk gelirsek birlikte yemek yiyoruz. Sadece sınav ve tercih dönemimde hayatımızda hiç kurmadığımız kadar diyaloğumuz oldu baba. Sen bir baba olarak bunu fark etmiyorsun bunu çok net anlıyorum ama sen bir insan olarak da mı bunu fark etmiyorsun? Ben sizin kızınızım. Çocuğunuzum ben sizin. Sizden var oldum. Sizin kanınızı taşıyorum. Sizinle aynı evde yaşıyorum sizinle aynı ekmeği yiyorum. Nasıl büyüdüğümü hiç mi merak etmediniz?” Hazel’in sol gözünden bir damla yaş aktı. “O çocukla ilgili sana hesap sormayacağım bu ajitasyona gerek yoktu. Bu konuyu kapatmak için bu saçmalıkları öne süremezsin. Buna gerek yok.” Hazel kendini tutamayarak güldü. Ama yanaklarından yaşlar süzülüyordu. “Biz hayata çok farklı yerlerden bakıyoruz baba. Beni anlayabileceğini hiç sanmıyorum. O yüzden daha fazla sana bu içinde bulunduğumuz gerçeğimizden bahsetmeme gerek yok. Çünkü sen bu gerçekliği bir saçmalık olarak görüyorsun. Evet içinde bulunduğumuz bu gerçeklik çok saçma. Keşke bir ebeveyn okulu olsaydı. Nasıl anne ve baba olunur? Sadece doğurup, temel ihtiyaçlarını karşılayıp, maddi imkanlar sağlayıp kenarda büyümesini beklemek doğru değil. İleride bir çocuğum olursa ona bunu yaşatmayacağım. Biz aile değiliz. Biz bu hayatın içinde kaybolmuş üç insanız. Ben büyüdüm evet. Yirmi yaşıma gireceğim. Ama beni siz büyütmediniz. Olur da ileride beni büyütmenizle ilgili bir konu açılırsa bunu kendinize mal etmeyin diye söylüyorum. tek başıma büyümek çok zordu. Ben büyümeyi başarabildim ama sen babam olmayı başaramadın, üzgünüm.” Hazel yutkundu ve akan göz yaşlarını silerek ayağa kalktı. “Bu güne kadar hayatımda hiçbir emeğiniz olmadığı için hayatıma aldığım insanları tanımanızda bir gereklilik görmedim. Bu yüzden Aksel ile sizi tanıştırmadım. Ama onu tanımak isterseniz annemle ikiniz bunu resmi yollarla gayet tabi halledebilirsiniz. Aksel Karan bizim Gülsüm ablanın yeğeni oluyor. Anneme söyle vukuatlı nüfus kaydına kadar buldursun. Her şeyi işinizle halletmeye alıştığınız için Aksel’i her ailenin normali olan gibi bir akşam yemeğine davet edip sizinle tanıştırmayacağım.” Babasının allak bullak olan ifadesiyle sesi titriyordu. Bir karşılık vermesini istiyordu. Gerçek bir karşılık. Hayır, öyle değil Hazel biz sana çok iyi anne baba olmak için uğraştık demesini istedi. Ama öyle bir uğraş hiçbir zaman görmediği için bunu beklemesinin yersiz olduğunu da biliyordu. Ne yazık ki böyle bir cümle kursaydı da inanacak bir ruh halindeydi. “Sen bu kadar asi bir çocuk değildin.” dedi babası onun gibi ayağa kalkıp. “Evet baba ben çok uslu bir çocuktum. Ama çocuktum işte. Çok yıllar geçti. Çocuk kalmadım. Bak büyüdüm ben. On dokuz yaşımda şu kapının önünde duran kırmızı arabayı almıştın bana hatırlıyor musun? Doğum günümü Gülsüm ablanın yaptığı keki üflerken görüp de ertesi sabah aldığın arabayla kutlamıştın. Yıllarca unuttuğun doğum günlerimi telafi etmek istermiş gibiydin. O zaman çok umutlanmıştım ben. Ama sonra hiçbir şeyin değişmediğini gördüm. Sadece imkanlarınızı benden de esirgemek istemiyor gibi davranıyordunuz. Baba ben sizin ortağınız değilim. Ben sizin çocuğunuzum.” Babasının hislerini anlamaya çalışıyordu. “Hazel sen ne ara bu kadar doldun bize karşı. Nasıl oldu bu? Tüm bu söylediklerin senin söyleyeceğin cümleler değil.” Hazel dudaklarını birbirine bastırıp gülümsemeye çalıştı. “Beni tanımıyorsun. Tanımak istemedin de hiçbir zaman.” “Sen benim kızımsın neden sanki kızım değilmişsin gibi cümleler kuruyorsun. Dakikalardır susuyorum ama böyle değil. Düşündüğün gibi bir hayat yaşamıyoruz biz sadece yoğunuz.” Hazel istediği tarzda cümleler duymaya başlamıştı… Bahaneler ve kör olan gözler. “Baba ne olursun yapma. Sen bir doktorsun. Doktorluğun her alanında staj yaptınız siz mesleğe başlamadan önce. İnsanların her türlüsünü gördün, tanıdın. Kırk yaşını yarıladın. Tecrübelisin hayata karşı. Benden bu cümleleri duyup da böyle değil sadece işimiz yoğun diyemezsin. Ben bu yaşıma kadar ikinizin de işkolik olduğuna kendimi inandırarak büyüdüm. Şimdi gerçeği kendime zor itiraf edebilmişken geldim açık açık seninle konuşuyorum. Sen donanımlı bir adamsın cahil ailelerin yaptığı şeyi yapıp kör olma. O kadar kitap okudun, o kadar yerler gezdin. Baba sen bilgili bir adamsın yapma. Bize karşı, ailemize karşı bu kadar kör olamazsın!” Sesi sona doğru yükselmişti. Bu cümleleri babasına bir tokat gibi çarptığı an Hazel hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştı. Babası elini uzatıp omzuna dokunacaktı ki, “Lütfen.” diye fısıldadı Hazel. Burnunu çekti. “Sadece olanları gör. Bu evin içinde nasıl siz varken sizsiz büyümüş olduğumu gör. Sadece hak ver baba. Sadece açın gözlerinizi ve beni görün yeterli. Bundan sonra bana ilginizi de sevginizi de göstermeseniz olur. Ben sadece fark edin istiyorum. Bu kadar insanların hayatlarını kurtarırken bir sürü gizemli olayı açığa çıkarırken gözünüzün önünde kayıp giden ama tutamadığınız aile bağımıza karşı pişman olun. Ama geç kaldınız.” Hazel daha fazla kendini tutamadı ve babasının dediği şeyleri duymadan koşarak odadan çıktı. O sırada merdivenlerden çıkan annesiyle göz göze geldi. “Hazel?” dedi annesi endişeli bir ses tonuyla. Hazel annesin bakarak başını iki yana salladı ve son kez hıçkırıp elini ağzına kapatıp odasına koştu. Kapıyı ardından kapatıp hızlıca kilitledi. “Hazel iyi misin neler oluyor?” Annesi kapıya tıklatmıştı. Hazel kendini odasındaki banyoya atıp suyu açtı. Üzerindeki kıyafetleri bir bir çıkarırken hala hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. “Sadece annemi ve babamı istedim.” diye hıçkırdı. Ilık suyun altına girdiğinde saçlarına dokundu. “Annem yıkasın istedim beni. Babam tarasın saçlarımı.” Suyun altında kayıp sırtını duvara yasladı. “Sadece birlikte bir hafta sonu piknik yapalım istedim. Bir ömür yeterdi bu bana. Birlikte yolculuğa çıkalım seyahat edelim istedim. Veli toplantılarıma siz gelin istedim, beni emanet ettiğiniz bakıcılar gelip size rapor versin istemedim.” Kaç saat orada öylece suyun altında ağladı bilmiyordu. Gözleri ağlamaktan şişmişti. Elleri suyun altında kalmaktan buruşmuştu. En sonunda suyu kapatıp havlusuna sarıldı. Titriyordu. Ama kendisini hafiflemiş hissediyordu. Ağlaması durmuştu. Ufak bir tebessüm belirmişti dudaklarında. Babasının en son hali endişeli ve tedirgindi… Bunun tebessümü sardı dudaklarını. Hala onlara karşı kocaman bir umut besliyordu. Buna da içten içe çok kızıyordu. Ama elinde değildi. Üzerini giyip saçlarını kuruttu. İçindeki birçok şeyi babasına karşı söylediği için kendisini kuş gibi hafif hissediyordu. Bundan sonra onlara devretmişti bu içindeki kocaman belirsizliği... O yorgunlukla başka hiçbir şey düşünmeden kendisini yatağına atmıştı. Telefonunu komodinin yanındaki şarja takmıştı. Ekrana düşen bildirimlere göz attı. Yaklaşık bir saat kadar önce Aksel mesaj atmıştı. “İyi geceler ömür güzeli.” Hazel bu mesaja gülümserken buldu kendini. O kadar saat ağlamış olmanın verdiği üzüntü sonrası mutluluğu yaşıyordu. “İyi geceler canım.” “Uyumadın mı hala?” Hazel attığı mesajın hemen ardından gelen mesaja baktı. “Şimdi uyuyacağım.” Sonra mesajın devamı gelmedi ve ekranı kapatıp kendisini uykuya bıraktı. Sabah uyandığında saat epey geçmiş öğlen olmuştu. Öğleden sonra dersinin olduğunu hatırlayınca yataktan fırlamıştı. Acele bir şekilde üzerini giymişti. Kamerasını şarja takmayı unuttuğu için yanına almadı bu sefer. Bugün sakin bir gün yaşamak istemişti. Videolar olmadan, fotoğraf olmadan… Sakince sadece düşünerek. Çantasını alıp aşağı indi. “Günaydın sultanım.” diye seslenerek girdi mutfağa. O sırada Gülsüm ablasını görmeyi beklerken annesi çıktı karşısına. Tezgahın önünde domates doğruyordu. “Günaydın aşkım. Gelsene sen de şu biberleri doğra. Yardım et bana.” Hazel elinde tuttuğu çantayı düşürmemek için sımsıkı kavradı. “Anne, işte değil misin bugün?” diye sordu şaşkınlıkla. “Yok bebeğim. Yıllık izne çıktım dün gece. Bir süre evdeyim böyle.” Hazel kaşlarını kaldırdı. “Şaka mı yapıyorsun? Sen yıllardır yıllık izne çıkmazsın.” Hazel çantasını masaya koyup yanına doğru gitti. “Çok yoruldum güzelim. Biraz evde otursam öğlene kadar uyusam, kendi yemeğimi kendim pişirsem, çok özlemişim bunu.” Ağzına doğradığı domateslerden attı bir tane. “Sen hazırlanmışsın çıkıyor muydun?” diye sordu. “Evet dersim var yarım saat sonra.” Annesi bunu duyunca dudaklarını büktü. “Yaa ben de öğlene kadar uyanmayınca bugün dersin yoktur diye düşünüp bizim için plan yapmıştım.” dedi. “Çok önemli miydi dersin?” Hazel saatine baktı. “Sadece bir saatlik kısa bir ders ama bulunmam gerek.” “Aaa tamam güzel. Ben bırakırım seni o sırada çarşıda işlerim var. Hallederim seni de alırım o saate bitmiş olur dersin.” Annesi önlüğünü çıkardı. “Dur anne bir saniye. Sorun değil gitmeyebilirim de. Hocaya söylerim.” Annesi başını olumsuz anlamda salladı. “Hani sözel bir bölüm okusan ders notlarını arkadaşlarından alırsın diyeceğim de uygulamalıdır şimdi senin dersin. O yüzden çıkalım ben de işlerimi hallederim.” Annesi mutfaktan çıkarken etrafa bakındı. Gülsüm ablası neredeydi acaba? Annesinin incecik doğradığı domateslere baktı. Sonra masanın üstünden çantasını alıp mutfaktan çıktı. “Geldim.” dedi annesi merdivenlerden acele inerken. Elinde kabanı ve çantası vardı. “Hızlısın bugün.” Hazel gülümsedi. Ortada kocaman bir gariplik vardı ve bu garipliği dün gece babasıyla yapmış olduğu konuşmaya borçlu olduğuna adı gibi emindi. “Öyle tabi, zaman çok değerli. Hızlı geçiyor çok şey kaybediyoruz farkında olmadan.” Hazel yutkundu. “Hadi seni yetiştirelim derse.” Birlikte kapıdan çıktılar. “Arada arabanı garajda görmüyorum. Kullanıyor musun artık?” Hazel başını olumlu anlamda salladı. “Evet, son zamanlarda daha sık kullanıyorum.” “Ee atla bakalım nasıl geliştirmişsin kendini görelim.” Anahtarı ona uzatırken gülümsüyordu. Hazel şaşkındı genel olarak ama mutlu hissediyordu. “Senin arabana ilk kez bineceğim ama.” dedi Hazel. Şoför koltuğuna oturduğunda arabanın otomatik olduğunu gördü. “Oyuncak araba kullanıyormuşsun ama sen.” dedi gülerek. Annesi de yanına oturmuş kemerini bağlıyordu. “Valla birkaç yıl manuel kullandıktan sonra otomatiğin büyük nimet olduğuna karar verdim bebeğim. En yakın zamanda seninkini de otomatikle değişelim.” “Zenginliğe bak Ya Rabbi.” Güldüler. Zenginliklerini mesleklerinden çok dedesinden kalan mirasa borçluydular. Hazel aracı çalıştırıp garajdan çıkardı. “Epey kolaymış gerçekten.” dedi. Okulun önüne geldiklerinde, “Sen de baya geliştirmişsin araba konusunda kendini.” dedi Canan Hanım. “Yannii.” Hazel arabadan indi. Annesi şoför koltuğuna geçtikten sonra ona el sallayıp okuldan girdi. O sırada kapının girişinde Nurbanu ile karşılaştı. “Canan abla mıydı o?” diye sordu Nurbanu şaşkınlıkla. “Evet, yıllık izne ayrılmış bu gün.” dedi Hazel. “Şaka yapıyorsun!” “Ciddiyim.” Hazel o kadar keyifli hissediyordu ki. “Çok iyi birlikte vakit geçirirsiniz. Hep yakınıyordun.” Hazel başını olumlu anlamda salladı. Kendi kampüsünün önüne gelince Nurbanu ile ayrıldılar. Hazel derse girdiğinde dün geceyi, babasını ve annesini düşünüyordu. Babası tüm söylediklerini annesine anlatmış olmalıydı. Ama yine ufak umut kırıntısını önüne koyan babası değil de annesi olmuştu. Hazel buna karşı bir burukluk yaşasa bile nankörlük etmek istemedi. Dersi bittiğinde okulun çıkışına doğru yürüdü. O sırada geçen otoparkta Gülce’nin arabasını çarptığı çocukla karşılaştı. Çocuk Hazel’i görünce ona doğru yürümüştü. Hazel de göz göze geldiği için selam vermek durumunda kalmıştı. “Merhaba, nasılsın?” Hazel gülümseyerek, “İyiyim teşekkür ederim siz nasılınız?” Adama karşı hala mahcup hissediyordu ama onun aksine resmi bir dille konuşmak istemişti. “İyiyim ben de teşekkür ederim. Ben sizi arayacaktım fakat bir türlü fırsatım olmadı. O gün bu otoparkta yaşananları öğrendim. Güvenlik görevlisi anlattı. Arabanı küçük bir kız çalmış. O sırada bana vurmuş.” Hazel başını olumlu anlamda salladı. “Evet hala mahcup hissediyorum size karşı. Kusura bakmayın.” Adam samimiyetle gülümsedi. “Mahcup olunacak bir durum yok ortada. Olay başlı başına garip ve senin suçun değil sonuçta. Ama bu şekilde mahcup hissetmeye devam edeceksen bana bir kahve ısmarlayarak bu mahcubiyeti giderebilirsin.” Hazel bu emrivaki teklif karşısında şaşırmıştı. Açıkçası beklemiyordu ve hoşuna da gitmemişti. O sırada okulun girişinde annesinin arabasını görünce, “Kusura bakmayın annemle bir planım var. Başka zaman inşallah.” Adama ayak üstü veda ederken yanında sıyrılıp arabaya doğru yürüdü. “İsmimi bile sormadın henüz Hazel.” diye seslendi arkasından. Telefonunu adama verirken ismini de kaydetmiş olduğunu hatırlayıp kendine lanetler okudu. “Hayır senin suçun bile değilken ne diye adama masraf ödemek için numaranı veriyorsun ki. Kafana edeyim.” diye mırıldandı. Adamı duymamış gibi yaparak annesinin park ettiği yere doğru hızla yürüdü. Arabaya bindi. “Tam vaktinde geldin.” dedi annesine derin bir nefes vererek. “Dersinin bir saat olacağını söylemiştin ya.” dedi annesi gülümseyerek. Okulun bahçesinden çıkarken, “Hep yaşından büyük erkeklerden mi hoşlanıyorsun?” diye sordu annesi açık açık. Az önceki adamı kast ettiğini anladığında, “Hayır o adamı tanımıyorum. Sadece otoparkta bir sorun oluşmuştu orada ayaküstü konuşmamız gerekmişti.” “Geçen sen hastayken eve ziyarete gelen çocuk da senden yaşça büyüktü. Onu da kast etmiştim aslında. Onunla da mı tanışmıyorsun yoksa?” Hafif alay eder gibi çıkan sesine kaşlarını kaldırdı Hazel. “Sorguya çekiliyorum galiba şu an?” “Yok canım anne kız dertleşelim istedim sadece. Bana hiçbir şeyini anlatmıyorsun. Evimizde çalışan kadını kıskanacağımı hiç düşünmezdim.” “Evimizde çalışan değil yaşayan dersen çok daha kibar oluyor.” “Kabalık olsun diye söylemedim bunu biliyorsun. Gülsüm’ü ben de çok severim.” Hazel derin bir nefes verip annesine döndü. “Sana hiçbir şeyimi anlatacak vakit bulamadığım için sana hiçbir şey anlatamadığım geliyor mu peki aklına anne?” Annesi direksiyonu sıkıca kavradı. “Haklısın özür dilerim. Seni bu kadar ihmal etmemeliydik.” Şükür ki farkına varmışlardı… “Sorun değil geçti gitti. Zaman hızlı senin de dediğin gibi. Geçiyor bir şekilde.” Hazel camdan dışarıyı izlemeye başladı. “Dün akşam seni eve bırakan çocukla mı gittin Trabzon’a?” Hazel başını olumlu anlamda salladı. “Birlikte seyahat edecek kadar güveniyorsun ona yani?” Hazel tekrar başını salladı. Konuşmak gelmiyordu içinden. “Gülsüm’ün yeğeniymiş.” Hazel, “Evet.” diye mırıldandı. “O zaman hastayken seni ziyaret eden o çocuk aynı kişi yani.” Hazel üfleyerek, “Evet anne. Aksel. Şu zamana kadar hayatımda da bir tek o oldu zaten. Birkaç aydır tanışıyoruz. Sahilde tanıştık. Gülsüm ablanın yeğeni olduğunu sonradan öğrendim. Aynı zamanda Nurbanu’ların da mahallesinde oturuyor.” Annesi anlayışla başını salladı. “Kusura bakma seni sorularımla boğmak istemedim. merak ettim sadece.” Hazel omuz silkti. “Bunu keşke işte olduğunu sanarak yapmasan.” diye mırıldandı Hazel. Tam bir savcı gibi davranmıştı az önce anne gibi değil… “Eve mi gidiyoruz?” diye sordu Hazel evin yoluna girdiklerinde. “Evet.” Hazel annesinin plan yaptığını söylediğinde dışarıda bir şeyler yapacaklarını düşünmüştü. Eve geldiklerinde Hazel sakince arabadan indi. O sırada gördüğü manzara karşısında ağzı açıldı. Bir şeyler söylemek istedi ama söyleyemedi. “Baban da yıllık iznini kullanmaya karar verdi.” diye fısıldadı annesi hemen yanında belirerek. Babası evin bahçesinde mangal közlüyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE