“Trabzon bu mevsimde çok soğuk. Gerçi anlatılanlara göre diğer mevsimler de çok farklı değilmiş. Ama siz gördünüz. Donduk resmen. Hele Uzungöl’de… Uf fena soğuktu. Maç günü kahvaltı dışında hiçbir yere gitmedik biliyorsunuz. Kahvaltıdan sonra otele dönüp kaldığımız otelin sahiline indik. Orası da çok güzeldi. Maçı iki bir kazandık. Beni görmeniz lazımdı. Gerçi gördünüz ama yine de durun ben heyecanlı heyecanlı anlatayım. Hayatımda hiç futbol izlemedim. Ama sanki kırk yıllık futbol izleyicisi gibiydim. Aksel’den gözümü ayırmamıştım ama tam bir taraftar gibiydim. Çok garip bir deneyimdi. Maç bittikten sonra ufak bir kutlama yapılmıştı. Aksel hep benimle ilgilendiği için arkadaşlarıyla çok takılamamıştı. Ama bunu hiç sorun etmemişti. İki hafta boyunca kampta birlikte vakit geçirdiklerini için onların da sorun edeceğini düşünmemişti. Sürekli benimle ilgileniyor olması beni çok mutlu ediyordu. Her güzel şeyler yaptığında her olumlu bir hareketinin ardından bana, ‘Bak şu an cicim aylarındayız biraz zaman sonra bunları benden bekleme.’ diye uyarıyordu. Güldürüyordu beni umarım espridir.”
Hazel son kurduğu cümle ile güldü ve karşısında onu izleyen Aksel’e göz kırptı.
“Yooo espri değildi.” dedi Aksel.
“Sussana videodayım.”
Aksel güldükçe güldü. Sesi videoda çıkıyordu. “Kötüsün düpedüz.”
Hazel dudaklarını büktü.
Uçaktalardı ve Hazel geçirdikleri iki günü videoda özet geçmek istemişti.
“Geleyim yanına da zorlanma birlikte anlatalım.”
Aksel oturduğu koltuktan kalkıp yanına geldi. Önlerindeki masaya koymuşlardı kamerayı.
“Evet arkadaşlar Hazel’i görmeniz lazım. Maçta yerinde duramıyor. Bir o tarafa bir bu tarafa zıplıyor ben gol attığımda bana doğru koşup sarılacaktı az kalsın da durdurdular.”
Hazel omzuna vurdu. “Hayır öyle bir şey olmadı. Tamam yerimde durmamış olabilirim ama hiç de koşup boynuna falan da atlamayacaktım. Çok sevindim sadece.”
Aksel güldü, “Oyyy, sinirlenirmiş de…”
Yanağına bir öpücük kondurdu. Hazel anında kızarıp ona dik dik baktı. “Niye kameranın karşısında öpüyorsun şimdi?” diye fısıldadı.
“Ha kameranın karşısında olmazsak sorun etmeyecektin yani?” dedi Aksel keyifli bir şekilde arkasına yaslanıp. “Kırpacağım buraları.”
“Mızıkçılık yapıyorsun.”
Hazel omuz silkti. “Uzungöl çok güzel değil miydi ama?” diye sordu konuyu değiştirmek için.
“Evet ama biraz daha oyalansaydık yolda kalacaktık. Unutma buz pisti gibi nasıl kaydığımızı ve daha yaşayacak günlerinin olduğunu ölmek istemediğini söyleyip omuzumda ağladığını…”
Hazel derin bir nefes verdi. “Çok fena bir şekilde yaşadıklarımızı çarpıtıyorsun ama sen. Hani kameraya çekmesem ve görmeseler inanacaklar ya!” diye isyan etti. Aksel bu durumdan aşırı keyif alıyordu.
“Dur yahu daha maçı anlatıyordun ne ara Uzungöle’e geçtik.” diye sordu Aksel.
“Maçı kazandılar işte. O yüzden bu kadar keyifli.” diye başladı anlatmaya Hazel. Aksel’den bakışlarını çekip kameraya dönmüştü. “Maçı kaybetseydiniz görürdüm ben seni bu kadar keyifli sırıtabilecek miydin karşımda.”
Aksel yaslandığı yerden doğruldu ve Hazel’in yanağından bir makas aldı, “Sen benim yanımdaydın diye kazandık maçı, yanılıyorsun maçı kazandık diye keyifli değilim, yanımdasın diye keyifliyim.” Hazel kendini tutamayıp gülümserken buldu kendini.
Ta ki Aksel sihirli sözcükleri söyleyene kadar. “Ama çok alışma sen bu hallerime cicim aylarındayız biz şu an.”
“Of Aksel yaa!”
“Şaka yapıyorum şaka gel buraya.”
Aksel, Hazel’i kolunun altına aldı. “Böyle çok güzel her maça taşısam mı ben seni yanımda. Kıyafetlerimi ayarlıyorsun, yemek yedim mi yemedim mi ne yaptım ne yapmadım motive miyim değil miyim mis gibi kolluyorsun beni.”
“Olur, ben gezerim seninle her yeri.”
“Aldım sözümü o zaman.”
“Tamam o hafta bir işim olmazsa gelirim nereye gidersen.”
Hazel de onunla bu şekilde vakit geçirmeyi sevmişti. Hem işini yapacaktı hem de birlikte gezeceklerdi.
“Masaj da yapar mısın antrenmanlardan ya da maçlardan sonra bana?” diye sordu Aksel muzip bir sesle.
Hazel omzundaki kolunu itti ve “Kaşınma bence sen.” dedi net bir sesle.
“Her neyse nerede kalmıştık? Uzungöl diyorduk. Çok uzaktı merkeze ya. Yollar git git bitmedi. Ama yollar bile güzeldi. Hele o bir yer vardı çok meşhur bil ilçe hani. Espirisi falan da vardı.” diye hatırlamaya çalıştı Hazel.
“Of’u mu diyorsun.”
“Heh Of ilçesi. Oraya girdikten sonra Uzungöl’e çıkana kadar olan yol mis gibiydi. Çok güzeldi ya… Uzungöl karlıydı. Giderken yollarda da kar vardı. Çok iyiydi görüntüler. Siz de izlediniz zaten. Ben böyle anlatıyorum tekrar tekrar ama en azından siz neler yaşadığımızı izlediniz neler hissettiğimizi anlatmam gerek bence. Değil mi Aksel?”
Aksel başını olumlu anlamda salladı. “Ee sen de anlat. Nasıldı sevdin mi Uzungöl’ü?”
Aksel, “Ben sevdim ama eski doğallığından eser kalmamış. Ben çocukken, babam vefat etmeden önce ailecek gelmiştik buraya. O zaman çok daha büyüleyici bir güzelliği vardı. Şimdi fark ettin mi her yerde oteller, alışveriş mağazaları vardı… Evet güzeldi yine ama eski doğallığı yoktu küçük bir ilçeye dönüşmüş sanki.”
Hazel ilk defa geldiği için eski halini bilmiyordu ve hiç bu açıdan düşünmemişti.
“Ben Uzungöl’den çok gittiğimiz yolları sevdim.” dedi Aksel. Hazel de başıyla ona hak verdi.
“Çok haklısın sen diyene kadar fark etmemiştim. Büyük bir şehirden öyle bir yere gidince o mağazalar oteller gözüme batmadı benim hiç. Eski doğal halini de bilmememin büyük katkısı var tabii ki ama çok doğru bir yerden yaklaştın oraya. İnsanlar orayı da mahvetmiş. İnsanın elinin değdiği her yer bu kadar tahrip olmak zorunda değil bence.”
Hazel buna şu an epey üzülmüştü. Kendisine bile normal gelmişti o kadar otel ve mağaza. İnsanların algıları körelmişti.
“Birçok doğal yer turistik amaçlı tahrip ediliyor bu şekilde. Hem bu ilk de değil son da olmayacak. Paranın değdiği her yer buna mahkum gibi. Üzücü ama gerçek bu.”
Aksel ve Hazel kamera önünde sanki bir oturum gerçekleştiriyormuşçasına sohbet etmeye koyulmuşlardı. “Bu video da kamu spotu gibi oldu.” dedi Hazel gülerek.
“Eee hep eğlenceli videolar çekecek değiliz ya. Biraz da gerçeklerden konuşalım ama değil mi?”
Hazel şu an çektikleri videoyu diğer tüm videolarından daha çok sevmişti.
“Uzungöl’den dönüş büyük bir kaostu. Her yer buz tutmuştu ve arabalar kayıyordu. Uzunca bir süre yürüyerek gitmek zorunda kalmıştık. Haliyle donmuştum ben de.”
“Yok şurada da çekilelim yok burada da videomu çek, buranın da fotoğrafını çekelim diye tutturmasaydın o buz tutan saatlere kalmayacaktık.” diye söylendi Aksel. Sonra da hapşurdu. “Al bak şimdi de ben hasta oluyorum.”
Hazel güldü.
“Kışa yakın bir zamanda beni denize attığın için az kalsın sinüzit oluyordum bunu da ben hatırlatayım sana.” dedi Hazel. “Ayrıca gelmişken video ve fotoğraf da çekelim istedim.”
“Çekelim çekelim tabii ama bazen video çekeceğim derken anı kaçıyorsun. O an olan şeyi hissedemiyorsun.”
Hazel kaşlarını kaldırdı. “Yaa gerçekten öyle mi?”
“Evet bu kadar odaklanma bazı şeylere. Az ve sürekli olan şey güzeldir. Bu kadar yoğun bir şeye odaklanınca diğer şeyleri kaçırabilirsin.”
"Ben hayatımı videoya çekerken gerisini pek düşünmedim o anı nasıl kameraya alabilirim hep bunu düşündüm.”
“Onu bu iki günlük ufak gezimizde çok net anladım. O yüzden bunu söyleme ihtiyacı hissettim.”
Hazel Aksel’e hayranlıkla bakıyordu. Çocuk gibi bir ruhu eğlenceli bir karakteri vardı ama aynı zamanda yaşının vermiş olduğu bir olgunluk da vardı. Hazel onunla vakit geçirdikçe bunu çok net hissediyordu. Babasını kaybetmiş olmanın verdiği de bir olgunluktu belki de… Kız kardeşe sahip abiler evde tek erkek kalınca evdeki baba rolünü üstlenmek durumunda kalıyorlardı. Bu da hayatın onlara vermiş olduğu bir görevdi.
“Buna daha fazla dikkat edeceğim.”
Uçağın ineceğine dair anons duyulduğunda Aksel yerine oturup kemerini bağlamıştı. Hazel de kamerasını kaldırmış ve kemerini bağlayıp arkasına yaslanmıştı.
“Çok çabuk bitti.” dedi Hazel üzgün bir ses tonuyla.
“Ama güzeldi.”
Hazel Aksel’i başıyla onayladı.
“Aksel aslında benim sana ne zamandır söylemek istediğim bir şey var ama bayadır çekiniyorum doğru zamanı bekliyorum ama daha fazla ertelersem senden bir şeyler saklamış olacağım ve bizim aramızda şeffaflığa dair verdiğimiz bir söz var.”
Aksel merakla Hazel’i dinliyordu.
“Kız kardeşin, Gülce. Biraz garip bir kız. Hani okula benimle tanışmaya geldi demiştim ya sana. Normal bir tanışma olmadı bizimkisi.”
“Nasıl yani?”
Uçağın tekerleklerinin yere değdiğini belirten bir sesle birlikte Hazel arkasına yaslandı.
“Arabamı çaldı. Okulun güvenlik kameralarından gördüm. Tam annemi arayıp şikayette bulunacaktım ki arabayı okulun sokağının başına park etmiş beni bekliyor olduğunu fark ettim. Yanına gittiğimde senin kardeşin olduğunu öğrendim. Yani biraz tehlikeli bir izlenim vermeye çalışıyordu, başardı da. Nurbanu ile konuştum bu konuyu. Gülce’nin sizin sandığınız kadar melek olamayacağını, tehlikeli arkadaşları bile olabileceğini söyledi. Bunu sana daha önce neden söyleyemedim bilmiyorum. Hep erteledim ama daha fazla ertelemek istemedim.”
Aksel hem şaşırmıştı hem şaşırmamıştı. “Gülce araba kullanmayı bile bilmez.” dedi ilk olarak düşünceli bir ses tonuyla. “Sana çektireceğini ilk başlarda tahmin etmiştim ama sen üstesinden gelirsin diye hiç aranızdaki diyaloğa girmek istemedim.”
Aksel Gülce’yi Hazel’in sandığını düşündüğü kadar melek görmüyordu demek ki… Hazel bunu düşünürken, “Gülce gariptir. İçine kapanıktır ama çok da dışa dönüktür. Ben hayatımın her dönemi onunla konuşup anlaşmaya çalışan biri oldum. Ama bana hiçbir zaman tam anlamıyla içini açmadı. Lise döneminde yanlış arkadaşlar ve alışkanlıklar edinir diye korkuyordum zaten. Eğer dediğin gibi olduysa korktuğum başıma gelmiş demektir. Araba çalmak nedir yahu!”
Aksel her cümlesinde kendisinden suçlu çıkarmaya çalışıyor gibiydi. “Senin suçun değil bu. Hem ortada net bir şey var mı bilmiyoruz bile tamamen varsayım.”
“Arabamı çaldı diyorsun Hazel.”
“Ya tam çalmak gibi de değil işte benimle tanışmak için değişik bir yol seçmiş sadece. Ama on altı yaşında bir genç kıza göre çok garip bir yol bu.”
Uçak tamamen durduğunda Aksel kemerleri çözebilirsiniz talimatını beklemeden kemerini çözdü. “Bu kadar ileri gidebileceğini bilmiyordum. Onun adına özür dilerim. Arabanda bir hasar var mı?”
Hazel başını olumsuz anlamda salladı. “Arabamı çizdiğini düşünmemi istemişti kameraya poz verirken. Tam bir psikopat görünümü var istersen izletirim sana da videoyu. Ama arabamı çizmemişti. Sadece öyle düşünmemi istemişti. Bir de otoparktan çıkarken bir araca çarptı. Büyük bir hasar yok arabanın sahibine numaramı vermiştim hala dönmediğine göre hemen halletti hasarı.”
“Anladım. Gerçekten ne diyeceğimi de bilmiyorum şu an.”
Hazel de kemerini çıkarttı. “Sen mahcup hisset ya da özür dile diye anlatmadım. Kardeşini bil tanı ve çok geç olmadan ortada farklı bir durum varsa anla ve çöz diye. Anlatmak için geç kalmış hissediyorum ama maçının da geçmesini bekledim açıkçası sen geldikten sonra direk bu planı yapınca…”
“Tamam orası sorun değil, daha fazla ertelemeden anlattığın için teşekkür ederim. İyi ki varsın.”
Aksel Hazel’in eline uzanıp tuttu.
Uçağın vıp kısmında oldukları için toparlanıp çıkmaya başlamışlardı. Hazel ve Aksel de eşyalarını alıp ayaklandılar.
“Ben Gülce ile konuşurum.” dedi Aksel. “Benim de yardımcı olabileceğim bir şey olursa seve seve yardım ederim. Gerçi sen sevdi bence seni diyorsun ama bizim yıldızlarımız pek barışmadı şu zamana kadar onunla.”
“Yok ben anlarım, sana karşı öyledir muhtemelen sürekli bir polemik halindedir ama seni sevdi.”
Hazel başını olumlu anlamda salladı. “Sen öyle diyorsan.”
Uçaktan inip hava alanına geçtiklerinde Aksel arkadaşlarıyla vedalaşıp bir taksi çevirmişti. “Seni evine bırakayım önce.” dedi.
Yol boyunca pek konuşmadılar. Hazel’in evinin önüne gelince beraber indiler araçtan. Aksel, Hazel’in valizini indirdi. “O zaman bu güzel günler için teşekkür ederim. En yakın zamanda yenisini yaşamak dileğiyle…”
Hazel gülümsedi. Aksel de ufak bir tebessümle eğilip yanağına bir öpücük kondurdu. “En yakın zamanda.” dedi onu tekrar ederek.
“Görüşürüz o zaman.”
“Görüşürüz canım.” dedi Aksel gözlerinin içine bakarak.
Hazel yutkundu ve gülümsedi. Arkasını dönüp eve doğru giderken Aksel taksiye geri biniyordu. Hazel kapıdan içeri girdiği zaman eve doğru baktı ve camda babasının ona doğru baktığını gördü.