“Aksel’in Trabzon planından son anda haberim olmuştu. Halbuki o maçın tarihi ve yeri belli olduğundan beri bunu planlıyormuş. Ailemden nasıl izin alacağım ile ilgili hiçbir fikrim yoktu. Öyle izin vermeyecek kişiler değillerdi ama tabi detayları bilmezlerse… Bir gündür valiz hazırlıyorum. Tam olarak neler almam gerektiğini bilmiyorum. Karadeniz hem yağmurlu hem soğuktur o yüzden biraz kalın şeyler ekliyorum. Valiz küçük olduğu için birkaç eşya ile doluyor zaten. Siz de gördünüz. Zaten çok uzun bir seyahat olmayacak. Bir gece iki günlük bir kaçamak gibi bir şey. Şimdi ekranın karşısında bu kadar yeni tanıdığın biriyle hemen nasıl tatile çıkabilirsin ki diye yorum yapanlarınız olacaktır. Onlara geçenlerde duvarıma yazdığım bir yazıyı göstermek istiyorum.”
Hazel kamerayı ters çevirdi ve masasının çaprazındaki duvara yazdığı yazıyı çekmeye başladı.
“Sanki yıllardır hayatımdaymış gibi…”
Hazel tam olarak böyle hissediyordu. Hatta biraz daha zorlasa çocukluğu da onun yanında geçmiş gibi hissedebilirdi. Yıllardır her gün yanı başında olan biri gibiydi Aksel onun için. Evet onun da dediği gibi aynı yerlerde oturup belki de birbirlerini her gün görüyorlardı. Fakat Hazel her gün gördüğü ama tanımadığı birini tanıdığı gibi nasıl bu kadar hayatının en ortasında hissedebilirdi buna anlam veremiyordu? Bu ona güzel hissettiriyordu elbette ama güzel giden her şeyin bir sonu olacakmış gibi hissettiğinden ötürü korkuyordu da... İlk pürüzleri Gülce olmuştu ama bu ikisi arasında oluşan bir sorun değildi. İkisi arasında hiç anlaşmazlık bile olmuyordu. Aksel fazla anlayışlı biriydi.
Hazel duvarı çekmeyi bırakınca valizini odakladı.
“Valizim bu kadar. Çok bir şey almadım. Aksel’in de çok bir şey alacağını düşünmüyorum fakat değiş tokuş giyeriz ben onun kıyafetlerinden de çalarım.”
Hazel kamerayı sabit bir yere koyup valizini kapattı. Valiz hazırlamadan önce izin işini halletmesi gerektiğini biliyordu fakat nedense izini hep en sona bırakası gelmişti. Gülsüm ablası bile bilmiyordu henüz.
Valizi kapının arkasına koydu. Yarın yolcuydu. “Şimdi sırada izinler var sevgili izleyenlerim. Babam sorun değil. Anneme söylesem yeterli. Gülsüm Sultan ikisinden daha sorun. Hadi buna şahit olun kamerayı da yanıma alıyorum.”
Kaydı durdurmadan kamerayı eline aldı ve merdivenlerden inmeye başladı. Annesi geç gelmişti bugün. Çalışma odasındaydı. Kapıyı tıklatıp içeri girdi. Kamerayı arkasına saklamıştı. Annesinin dosyalardan başını kaldırmadığını gördüğü an kamerayı yandaki koltuğa bıraktı ve yanına doğru yürüdü.
“Anneciğim. Hani geçenlerde hafta sonu anne kız günü yapacaktık hatırlıyor musun?”
Annesi elindeki dosyayı kenara koydu ve arkasına yaslanıp boynunu kıtlattı.
“Evet Hazel ya unuttum ben onu kusura bakma.”
“Yok sorun değil. Ben yine kafa dağıtmak için bir plan yaptım.”
Annesi yüzünü buruşturdu. “Bana sormadan yapmasaydın keşke bebeğim ya. Bu hafta sonu aşırı yoğun.”
“Yok seninle değil. Başka bir arkadaşımla Trabzon’a gideceğiz. Bir gece kalıp döneceğiz. İki günlük bir gezi planı.”
Annesi kaşlarını kaldırdı. “Yaa öyle mi? Ben de çok görmek istiyorum oraları. Başka zaman da birlikte gideriz o zaman.”
Hazel başını olumlu anlamda salladı. “Tamam o zaman sana haber vereyim dedim. Sen de babama söylersin. Yarın sabah erkenden gideceğim ben.”
“Tamam kuzum iyi eğlenceler.”
Hazel yutkundu. Kiminle gideceğini bile sormamıştı. “Çıkayım o zaman ben sana kolay gelsin.”
“Sağ ol bebeğim.”
Hazel kapının yanındaki koltuğun başından kamerayı aldı ve odadan çıkıp usulca kapıyı kapattı. “Gördünüz değil mi? Kiminle gideceğimi bile sormak aklına gelmedi.”
Hazel dudak büktü ve mutfağa yöneldi.
“Gülsüm Sultan ya seni mutfaktan başka bir yerde göremeyecek mi benim izleyicilerim hiç?” diyerek girdi içeri. “Sen de hep burada yakalıyorsun kızım beni.”
“Ben yarın Trabzon’a gidiyorum.” dedi Hazel pat diye. Lafı eveleyip gevelemeye gerek duymadı.
“O da nereden çıktı şimdi.” dedi Gülsüm hanım elindeki işleri bırakıp.
“Gezesimiz geldi.” dedi Hazel çekingen bir sesle. “Bir de şey.”
Kamerayı tezgaha koydu. “Aksln mçı vrmş.” diye ağzında bir şeyler geveledi.
“Ne diyorsun kız ağzının içinde?”
“Mç vrmş”
“Ne varmış?”
“Maç.”
“Ne maçı?”
“Futbol.” dedi Hazel normal bir ses tonuyla. “Aksel ile gideceğiz. Maç varmış Trabzon’da. Aksel de bensiz gidemiyormuş. Sen de gel dedi. ben de kabule ettim.”
Gülsüm Hanım şaşkınlıkla “Tövbe estağfurullah.” dedi.
“Kız bu kadar birbirinizden ayrılamıyorsanız nikah kıyalım size.” dedi Gülsüm Hanım ciddi bir ses tonuyla.
“Of Gülsüm Sultan ya. Ne nikahı yaşım kaç daha benim?”
Hazel sandalyeye oturdu. “Senin yaşındayken ben nişanlıydım. Nasip olsaydı o yaşım bitmeden evlenecektim de.” dedi düz bir ses tonuyla. Hazel sustu.
“Sultanım ne var bunda ki? Gideceğiz o maçına çıkacak kalan vakitlerde biraz dolaşacağız bir iki video fotoğraf çekeriz. Sonra da döneceğiz.”
Annesiyle babasından çok Gülsüm ablasından çekinmişti çünkü böyle bir tepki alacağını biliyordu.
“Valla size göre bir şey yok tabi bunda. Ama büyüyünce anlarsınız bizi. Hele bir çocuğunuz olsun.”
“Ay nenem gibi konuştun aynı. Kız sen daha kırk yaşındasın. Ne bu yetmiş yaş üstü laflar.”
Hazel oturduğu yerden kalktı. “Sana finduk falan getiririz biz meraklanma sen.” Yanağına bir öpücük kondurdu. “Sabah çok erken kalkıp çıkacağım ben haberin olsun.”
Kamerasını tezgahın üzerinden aldı ve Gülsüm ablasının söylenmeleriyle mutfaktan çıktı. Gülsüm Hanım ikisinin mutlu olmasına fena halde seviniyordu. Fakat mahallesindeki bir gerçek de vardı... Mahalledeki insanlar Hazel kadar basit düşünmezdi. En ufak bir olumsuzlukta lafı sözü yiyecek olan Hazel olurdu. Ayıplanma kavramı denilen bir algı vardı hala. Gülsüm Hanım bunu her ne kadar onaylamasa bile Hazel'in yarın bir gün kalbinin kırılmasından çok korkuyordu.
Hazel odasına girdiğinde kamerayı tripota koyup kaydı durdurdu ve yeni bir kayıt açtı.
“Evet ben size demiştim. Annem ve babamdan çok Gülsüm Sultan’dan korkuyordum. Neyse ki bir şekilde ona da kabullendirdik. Valizimi izinlerden önce halletme sebebim de buydu işte. İzinlerde bir sorun çıkacağını düşünmemiştim hiç. Nitekim öyle de oldu. Şimdi Aksel’e mesaj atacağım.”
Hazel kamera kaydını durdurdu ve Aksel’e tüm hazırlıkları hallettiğine dair bir mesaj attı. Aksel takımı ile birlikte gidiyordu maça. Bu yüzden Hazel’e ek olarak bir uçak bileti daha almışlardı. Takımın oturduğu yerin en arka sırasında birlikte oturacaklardı. Hazel çok garip hissediyordu. Yarın giyeceği şeyleri de ayarlayıp ışıklarını kapattı ve uyumak için yatağına geçti.
Sabah erkenden kurduğu alarm ile uyanmıştı. Uyandıktan beş dakika sonra da Aksel onu uyandırmak için aramıştı zaten.
Üzerini giyip valizini de aldı ve evden çıktı. Ana yola kadar yürüdü. Aksel dedikleri yerde onu bekliyordu. Arkasında sadece bir sırt çantası vardı. “Valiz mi aldın yanına gerçekten iki gün için. Hazel omuz silkti. “İçi dolu değil ki. Birkaç şey var. Kameralarının çantalarını Aksel’e uzattı valizini de kendisi taşımaya başladı. Hava limanına kadar taksiyle gideceklerdi.
“İçi boşsa neden valiz. Alsaydın benim gibi bir sırt çantası.”
Hazel ofladı, “Sen hep böyle geçmiş şeyler için tavsiye verecek misin? Yani şu an bununla ilgili ana bir şeyler söylüyor olman benim dönüp o valizi değiştirmeme sebep olmayacak. O yüzden çok gereksiz değil mi bu tepkiler?” diye sordu gülerek.
“Bir daha yapma ders olsun diye bebeğim.”
Bir daha… Her maçına beraber gidebilirlerdi elbette. Hazel her maç onun peşine memnuniyetle takılırdı.
Havaalanına gelince valizleri cihazlardan geçirdiler. Kontrol noktasını da geçtikten sonra Aksel takım arkadaşlarını ve hocasını görmüştü. Hazel’in elinden tutup onların yanına giderken bu kadar erkeğin arasında Aksel ile birlikte olmak tuhaf hissettirmişti.
“Günaydın arkadaşlar. Hazel benim kız arkadaşım, ilk resmi maçımda beni yalnız bırakmak istemedi.”
Hazel kaşlarını kaldırdı. İlk resmi maçı olduğunu bile bilmiyordu…
“Memnun olduk.” diye birkaç ağızdan ses yükseldi. “Gel biz şurada bekleyelim.” dedi.
“Böyle takımla bir yere giderken yanında gelmem biraz tuhaf oldu sanki.”
“Yok böyle yapanlar var. Bazen annesiyle gelen bile oluyor.” dedi Aksel gülerek.
Birlikte uçağın kalkış saatini beklerken Hazel hala Aksel’in kendini kız arkadaşı olarak tanıtışını düşünüyordu. Gülümsüyordu bir de…
Uçak Trabzon'a indiğinde hava alanından onları büyük bir takım otobüsü karşıladı. Hazel ev Aksel en ön ikili koltuğa oturdular. Otel çok uzak değildi yol beş dakika kadar sürdü.
Odalar çok önceden ayrıldığı için Aksel'in odası hazırdı. Hazel'e her ne kadar onunla kalabileceğini söylese bile Hazel kendisine Aksel'e yakın bir odayı ayarladı. Böylesi içine daha çok sinecekti.
"Benim odam deniz manzaralı. seninkinin de manzarası var mı?" diye sordu gülerek Aksel'e.
Senin odan çok alışıldık bir manzara, İstanbul'da çok bulabilirsin öyle manzaralı bir oda. Benim odam mis gibi orman manzaralı. Görmek istersen beklerim." dedi aynı şekilde.
"Yok canım almayayım sağ ol."
İkisi de odalarına geçerken keyifle gülüşüyorlardı.
"Bu akşam maç var. Maça kadar çok uzaklaşmasak iyi olur. Yakınlarda bir yerlere gidebiliriz istersen. Yarın akşam dönmeden önce gezeriz uçak saatine kadar."
Hazel başıyla onayladı.
"Sen biraz uyu dinlen. Birkaç saat sonra buluşuruz."
Odalarına girdiler. Aksel dediği gibi yapıp kendini uykuya bırakmıştı. Hazel de uzanmıştı ama uyuyamamıştı.
Bir süre odada oyalandı. Sonra otelin lobisine indi. İnmeden önce Aksel'e mesaj attı uyanınca lobiye gelmesi için. Kahvaltı yapmadıkları için acıkmıştı.
Hazel Aksel'in uyanmasını beklerken bitki çayı içip yanında getirdiği kitabı okumuştu.
Bir saat kadar sonra Aksel uyanıp mesajı gördüğü gibi lobiye inmişti. Hazel'i kitap okurken görünce, "Keşke inmeden uyandırsaydın. Beraber gelirdik." dedi yanına otururken.
"Akşam maçın var ya biraz olsun dinlen istedim. Ama fena acıktım seni beklerken. Hadi kahvaltı yapalım." dedi.
"Bence yöresel bir yer bulalım yakınlarda. Buranın meşhur yiyecekleri oluyor. Mıhlama mıydı kuymak mı? Heh ondan yeriz."
"Burada yapmazlar mı ki?"
"Yaparlar da otel mi yoksa daha kapsamlı bir restoran mı daha iyi yapar."
Hazel gülümseyerek ayağa kalktı. "Ağzımızın tadını da biliyoruz hani." dedi. Aksel de ayağa kalktığında koluna girdi. "Haritadan yakın yerlere bakayım ben." Otelden çıkarlarken yakın yerlerdeki restoranlara bakıyorlardı.
"Boztepe gibi bir yer varmış burada. Oraya çıkabiliriz bak manzarası da var."
Aksel Hazel'in gösterdiği yere baktı. "Evet çok uzak da gözükmüyor."
Oteli önünden bir taksi çevirip Boztepe'ye gideceklerini söylediler.
Yol çok sürmedi. Boztepe'ye geldiklerinde indirler. Hazel çoktan kamerasını almış ve çekmeye başlamıştı.
"Vaov tüm Trabzon ayağımızın altında." dedi Hazel hayranlıkla.
"Fazlasıyla apartman kirliliğiyle oluşmuş bir manzara değil mi sence de? Trabzon bu değildir bence. Köyleri yaylaları daha güzel buradan."
Hazel etrafına baktı. "Haklısın. Oraları gezmeye de Başka bir zaman geliriz artık."
Oturabilecekleri bir yer bulup serpme kahvaltı sipariş verdiler.
"Yarın sabah erkenden Uzungöl'e gidebiliriz." diye bir fikir sundu Aksel.
"Olur sen akşam maçı güzelce atlat da. Asıl amacımız o maçı almak unutma. Turistik geziye gelmedik."
Aksel güldü. "Unutmam hocam." dedi gülerek.
"Aferin koçuma."
Kahvaltıları önüne geldiğinde Hazel o kadar acıkmıştı ki yemeye başladı direk. Her şeyi çok beğenmişti. Peynirleri, balları, kuymağı...
"Ben mi çok açtım yoksa bunlar mı çok lezzetliydi?" diye sordu son lokmasını da yutarken.
Aksel onun bu hallerini gülümseyerek izliyordu.
"Sen balsın da ondan bal geliyor her şey."
İşaret parmağıyla burnuna dokundu şirinliğini sevmek istercesine.
"Sen de baya romantiksin alışıyorum ben böyle ama."
Aksel arkasına yaslandı. "Yooo alışma cicim aylarındayız şu an başka zaman bunları yapmam."