24.Bölüm- Tedirginlikler

2275 Kelimeler
“Gelmişti. O kadar umutsuz konuşup beni gelmeyeceğine ikna etmişti ki sahnenin ortasında şaşkınlıkla kalmıştım. O an ne kadar güzel hissettiğimi burada anlatamam ama bence yüzümden anlıyorsunuzdur. Çok güzeldi. Çok çok güzeldi. Aksel’in emek verdiğim şeylere değer vermesi… Bana muazzam hissettirmişti. Çünkü ben babamdan da annemden de bu değeri hiçbir zaman göremedim. Bir çocuk çocukluğunda beklediği değeri göremeyince değer gördüğü ilk an bunun mucize bir şey olduğunu sanıyormuş. Bir yerde okumuştum. Mesela kız çocukları çocukken babasından bir değer görmezlerse değer veren ilk erkeğe aşık olurlarmış. Böyle olmasından çok korktum. Sırf çocukluğumda değer görmedim diye yanlış kişiye aşık olup hata yapmaktan… Ama Aksel yanlış kişi değil. Yani umarım öyle değildir. Fark ettiyseniz annem ve babam beni sevmiyor demiyorum. Sevdiklerini biliyorum. Değer vermek farklı bir şey. Yaşadıklarıma, hislerime, tercihlerime değer vermiyorlar. Verseler bile hayatımın hiçbir dönemi bana bunu göstermediler. Mesela geçtiğimiz hafta sonlarından birinde annemle anne kız günü yapacaktık hatırlıyorsanız. Yapamadık çünkü annemin yine işi çıktı. Bu tamamen değer vermekle ilgili. Siz hiç şöyle bir cümle duydunuz mu? Bir şeye verdiğiniz değer onun için nelerden fedakarlık gösterdiğiniz ile ölçülür. Mesela ben Aksel ile görüşebilmek için bir saat erken uyanabiliyorsam Aksel’e uykudan daha fazla değer veriyorumdur. Ama annem ve babam bana işlerinden daha fazla değer vermiyorlar. Umarım bir gün bu videoları izlersiniz anne ve baba. Nasıl hissettiğimi size bundan daha açık anlatamazdım çünkü. Her neyse. Konumuza dönelim ben yine uzaklaştım. Sahnede Aksel ile göz göze geldiğim andan bahsediyordum. Hadi o sahneyi birlikte izleyelim. Muazzam bir arkadaşa sahip olduğum için Nurbanu her şeyi ayrıntısıyla geniş açılı bir şekilde videoya almıştı…” Hazel sahnede son hareketini yapıp selam verdiği an gözlerini açmış ve Aksel ile göz göze gelmişti. O an sahneden atlayıp yanına koşmak ve boynuna atlamak istemişti. Kendini zor tutmuştu. Herkes alkışlarla sahneden uğurlanırken Hazel de kulise geçti. Üzerine hırkasını alıp kulisten çıktı ve seyircilerin arasına daldı. Aksel köşede onu bekliyordu. Nurbanu da onları çekmeyi… Hazel koşarak Aksel’in yanına geldi ve kollarını onun boynuna sımsıkı sardı. Ona bu denli ilk kez yaklaşıyordu ve Aksel de buna çok şaşkındı. Aralarındaki bağ mesafe girince hiç açılmamış aksine daha sıkı bir şekilde bağlanmıştı. “Seni özledim.” diye fısıldadı Hazel geri çekilirken. Aksel gözlerinin içine bakıp, “Ben de seni özledim.” dedi içten bir şekilde. “Aramızdaki sessiz resmiyetin bu şekilde bozulacağını bilseydim daha erken giderdim uzaklara.” dedi gülerek. Hazel ondan usulca ayrılıp boğazını temizledi. “Şey bir an öyle sarılasım geldi benim.” Aksel Hazel’e gülerek omuzlarından tuttu ve kendisine çekti. “Benim de sarılasım geldi.” “İyi ki geldin.” “Senin için geldim.” Hazel dudaklarını birbirine bastırarak gülümsedi. “Her şey güzel ve sanki mümkün değilmiş gibi. Bir ilişkinin başlangıcı devamı falan bu kadar pürüzsüz gidebilir mi ki?” Hazel başını Aksel’in göğsünden kaldırıp sordu bu soruyu. Aksel de o sıra burnuna bir öpücük kondurdu. “İlişki mi dedin sen?” Hazel, “Ha sen gönül eğlendiriyorsun benle.” “Yooo, annemin gelini yapmak istiyorum seni ama işte ben daha küçüğüm ne evliliği daha falan dersin diye bu konuyu birkaç yıl açmayı düşünmüyorum.” Hazel derin bir nefes alıp yutkundu. “Açık sözlülüğüne alışabilecek miyim acaba?” “Bilmem. Alışmasan da olur bence. Her seferinde bu şaşkın suratını izlemek çok güzel.” Aksel ilk başlarda Hazel’e göre davranıyordu ama şu an tamamen kendisi olmaya başlamıştı. Küçük bir kız çocuğu gibi seviyordu onu. Hazel’in boyu genele göre uzundu. Ama Aksel ondan daha uzundu ve kolunun altına aldığı an Hazel kaybolacak gibi oluyordu. “İşin bittiyse bir yerlere gidebiliriz acıkmış gözüküyorsun.” Hazel başını onayladı. “Evet baya acıktım. Üzerimi değiştireyim geleyim.” Hazel Aksel’den ayrılıp arkasını döndü ve çaprazda Nurbanu’nun onları izlediğini ve kameraya çektiğini gördü. “Kız özelimiz de mi olmasın.” “Valla her şey şeffaftı hani?” diye sordu Nurbanu. Hazel de güldü. “Evet öyle. Şimdi ben üzerimi değişmeye gidiyorum. Geleceğim hemen.” Nurbanu’yu da arkasında bırakıp kulise doğru yürüdü. Kulise girdiğinde eşyalarını alıp soyunma odasına geçti. “Hazel’in koşa koşa gidip sarıldığı çocuğu gördün mü? Hiç de belli etmedi sevgilisi herhalde.” “Evet ve çocuk baya yakışıklıydı. Bizim okulun futbol takımı kaptanıydı geçtiğimiz yıllarda. Hatırlıyorum ben o çocuğu bayadır görmemiştim.” “Kızda çirkin şansı var resmen kapmış gül gibi çocuğu.” Hazel kaşlarını kaldırıp kulak misafiri olduğu konuşmayı dinlemeye devam etti. “Kız çirkin değil Ayfer. Çirkin şansı değil yani. Baya da yakışmışlar bence.” Hazel dudaklarını birbirine bastırdı ve gülümsedi. “Sen ne anlarsın. Hazel normal bir kız. Öyle abartılacak kadar güzel değil.” Hazel kapıda beklemeyi bırakıp içeri girdi. Kızlar anında susarken, “Amacım hiçbir zaman güzellik olmadı.” dedi açık sözlülükle. Aynanın karşısına geçip önüne düşen bir tutam saçı kulağının arkasına soktu. “Mutlu bir ilişki gördüğünüzde neden maşallah deyip kenara çekilmek yerine mutlaka bir pürüz bulmaya çalışıyorsunuz ki? Ben bunu hiçbir zaman anlayamadım. Birebir şahit olmasaydım bunu sormazdım da. Çok garip. İnsanların mutluluğuyla neden mutlu olmayı başaramıyorsun mesela Ayfer? Belki böyle hayat daha güzel olur ve senin karşına daha mutlu olacağın bir seçeneği çıkarır.” Ayfer aynadan Hazel ile göz göze geldi. “Yorum yapmak da suç oldu.” dedi pişkin pişkin. “Yorum yapmak suç değil elbette ama bu şekilde değil.” Kızlarla daha fazla muhatap olmak istemediği için kabinlerden birine girdi ve üzerini değiştirdi. Çantasını da omzuna takıp kabinden çıktı. Ayfer ile birlikte konuşan Ezgi gitmemiş ve Hazel’i beklemişti. “Buna şahit olduğun için üzgünüm. Kendi adıma özür dilerim.” “Sorun değil Ezgi. Beni bilirsin ben hep susarım. Bu tarz şeylere her şahit olduğumda içime atar susarım. Ama bunun bana zarar verdiğini gördüğüm için müdahale ettim. Senlik bir durum değil, o buna alışmış. Belli ki buna devam da edecek gibi.” “Evet sen az önceki konuşmayı yapana kadar bunu fark etmemiştim.” Hazel gülümsedi. “Senin gibi bir arkadaşa sahip olduğu için şanslı.” Soyunma odasından çıkıp Aksel ve Nurbanu’nun yanına gitti. “Geciktin.” dedi Nurbanu. “Anca giydim. Eee nereye götürüyorsun bizi beyefendi. Kurt gibi acıktım ben.” “Ben gelemeyeceğim ya. Eve geçmem gerekiyor. Size afiyet olsun.” Nurbanu elindeki kamerayı Hazel’e uzattı. “Yemek yeseydik öyle geçseydin eve.” Nurbanu gözlerini devirdi. “Yahu iki haftadır ayrısınız zaten baş başa geçirsenize vaktinizi. Hey Allah’ım ya!” Nurbanu bir şey daha söylemelerine izin vermeden yanlarından ayrıldı ve arkasına bakmadan salondan çıktı. “Kıza bak ya.” dedi Hazel gülerek. Aksel Hazel’in omzundaki çantayı aldı ve koluna girmesini sağlayıp salonun çıkışına doğru yürümeye başladı. “Ben yokken neler yaptın bakalım?” diye sordu. “Her gün telefonla görüştük zaten biliyorsun neler yaptığımı ama…” Aksel buna güldü. “Şikayetçisin bakıyorum da.” “Yok yahu. Sadece aynı şeyleri anlatacağım diye yani.” O an Gülce ile nasıl tanıştığı geldi aklına. Şu an sırası mıydı bilmiyordu ama bu durumu ona yüz yüze anlatmak istediği için ertelemişti. “Ben yokken hangi maddeleri eksilttin bakalım.” Hazel omuz silkti. “Hiç.” dedi. “Hiç mi?” Hazel başını salladı. “En son çıkan madde şehir dışı seyahatiydi yanlış hatırlamıyorsam.” Hazel başını olumlu anlamda salladı. “Tamam o zaman hazırlan en yakın zamanda bu maddeyi gerçekleştireceğiz.” Hazel buna heyecanlanmıştı. Birlikte okuldan çıktılar. “Arabayla geldim ben.” dedi Hazel. Cebinden anahtarı çıkardı ve Aksel’e uzattı. “Sen kullansana. Yorgunum biraz.” dedi Aksel. Hazel başını olumlu anlamda salladı ama yorgunluktan başka bir şey vardı belliydi. “Nereye gidelim?” “Çamlıca’da çok güzel bir kuru fasulye pilav yapan yer var. Gittin mi oraya hiç?” diye sordu Aksel. Hazel başını olumsuz anlamda salladı. “Ooo baya şey kaybetmişsin.” Rota belli olunca Hazel Çamlıca’ya doğru sürmeye başladı. “Sen bir durgunsun. Çok mu yordular seni.” diye sordu Hazel. “Evet baya yorulmuşum ama başka şeyler de var tabi. Yemek yiyip karnımızı doyuralım konuşuruz.” dedi Aksel. Hazel başını olumlu anlamda salladı. Derin bir nefes almıştı. İçi içini yemeye başlamıştı. “Neyle ilgili bu konuşacağımız şey?” diye sordu dayanamayıp, “Şu an fazlasıyla tedirgin ve mutsuz hissetmeye başladım. Açık açık hislerimizi birbirimize söylemeye söz verdiğimiz için söylüyorum. Modun çok düşük ve ben huzursuz hissetmeye başladım.” Arabayı sürerken ileriye bakıyordu. Ama içini dökmüştü. “Güzelim, yemek yesek çok açım. Sonra söz. Ama temin edebilirim ki böyle hissetmeni gerektirecek bir şey değil.” Hazel başını anlayışla salladı. Yemek yiyecekleri yere geldiklerinde arabayı restoranın garajına park etti. “Kuru fasulye pilav deyince böyle elit bir yer beklemiyordum.” dedi Hazel gülümseyerek. Aksel ile birlikte kapıdan girdiklerinde boğaz manzaralı bir yerle karşılaştılar. “Manzara kadar lezzet de şahane.” dedi Aksel. İleride masaların yuvarlak bir şekilde dizildiği platformun oraya gittiler. Tam cam kenarındaki masaya oturduklarında Hazel etrafına bakındı. “Bu hareket mi ediyor?” diye sordu. Aksel başını salladı. “Evet yarım saatte bir manzaraya denk gelebileceğiz dönüyor bu platform.” dedi. Hazel güldü. “Vay be güzel bir fikir bence.” İkisi de siparişlerini verdiler ve beklerken manzarayı izledi Hazel. Aksel’de onu… “Pide gününde bizim mahalledeyken Elif ile tanışmışsın.” dedi Aksel. Hazel o ismi Aksel’in ağzından duyduğu için bile değişik bir sinir hissetmişti içinde. “Evet, pek sevmedim.” “Sana söylediklerini duydum. Benimle ilgili salladıklarını daha doğrusu.” Hazel hiçbirine inanmadığı için daha hiç düşünmemişti bile onları. “Ben ona hiçbir zaman umut vermedim. Onun söylediği gibi biri de olmadım hiçbir zaman. Yani araban falan benim umurumda değil. Senden önce de hayatıma birini alabilecek bir zamanım olmadı. Öyle biri de çıkmadı zaten karşıma.” Hazel bu açıklamaların altında ezildi. Ezildi ve ezildi. Ona böyle hissettirdikleri için ekstra sinirlendi. “Aksel. Ben hiç öyle düşünmedim ki zaten. Niye böyle hissediyorsun. O yüzden mi kullanmadın arabayı?” Hazel güldü. Gülerse biraz olsun onu rahatlatabilir diye düşündü. “Of sus şimdi.” dedi Aksel gergin bir şekilde ama gülümseyişine de engel olamadı. “İlk zamanlar bana çok zor güvendin. Haklı olarak birden hayatına almak istemedin. Şimdi de bu güveni kazanmışken bu saçma sapan zanlar yüzünden bozulsun istemedim. Endişelendim.” Hazel masanın üzerinden Aksel’in ellerine uzandı. “Elif gibi kızlar konusunda tecrübeli değilim fakat onun konuşma tarzı ve kurduğu cümlelerle ben ona zaten inanmamıştım. Hep seni az çok tanıdığım değil mi? Gülsüm abla sana kefil bir kere senin sırtın yere gelmez koçum.” Elinin üstüne iki kez vurdu ve geri yaslandı. “İçim rahatladı şu an.” Derin bir nefes verdi ve Aksel de arkasına yaslandı. “Bunu dert edindiğine inanamıyorum.” “Gülce öyle bir anlattı ki bir daha suratıma bakmazsın diye korkuyordum ama geldin sarıldın tüm kötü hisler uçup gitti. Yine de içimde tutmak istemedim.” Hazel Gülce’yi duyunca ayrı bir gerildi. “Gülce biraz garip bir kız. Yani anladığım kadarıyla.” Aksel başını olumlu anlamda salladı. “Evet ama melek gibidir.” Hazel kaşlarını kaldırdı. Ya ne demezsin ne melek ne melek diyecekti ki kendisini zor tuttu. “Nasıl tanıştığımızdan bahsetti mi sana?” diye sordu Hazel. Aksel başını olumsuz anlamda salladı. “Bizim mahallede tanışmadınız mı?” diye sordu. Hazel güldü bu dediğine. “Bizi biliyormuş sanırım. Özel olarak okula geldi benimle tanışmak için.” dedi Hazel. Birden arabamı çaldı deyip kalbine indirmek istemedi. “Yaa bak sen cimcimeye. Eee sevdin mi bakalım? O seni baya sevmiş. Sevmeseydi kök söktürürdü herhalde. Onda öyle bir hava seziyorum. Beni paylaşmayı pek sevmez.” Hazel şaşırmıştı. “Beni sevmiş mi yani?” diye sordu. “Ağzıyla açık açık sevdim demedi. Ama tavırlarından ve konuşmalarından ben öyle anladım.” Hazel, “Vardır bir planı.” diye mırıldandı. O sırada altındaki platform o kadar yavaş dönüyordu ki oturduklarından beri çok az ilerlemişlerdi. O sırada yemekleri de geldi. “İçim rahatladığına göre keyifle yiyebilirim artık.” dedi Aksel gülerek. Hazel iyi hissetmesine sevinmişti. Çünkü onu hiç böyle görmeye alışkın değildi. “Afiyet olsun canım.” dedi Hazel. Aksel’in gözlerinin içine bakıyordu. “Sana da afiyet olsun güzelim.” dedi. Hazel kısa bir tebessüm kondurdu dudaklarına. Yemekleri yerken Bolu’da neler yaptığından bahsetti Aksel. Sıradan şeylerden konuştular. Yemekleri epey beğenmişlerdi. “Baya güzelmiş sahiden.” dedi Hazel son kaşığını da ağzına almadan hemen önce. Fazlasıyla doymuştu. “Video işleri nasıl gidiyor?” diye sordu Aksel kamerayı gösterip. Sonra kameraya dikkatle baktı. “Kayıtta deme bana.” dedi Aksel. Hazel şirin şirin gülümseyip, “Kayıtta.” dedi. “Ee rezil ettin beni herkese. Çizildi tüm karizma.” Güldüler. “Çok şeffafız unutma. Bizi de bu yüzden izliyorlar. Düşünsene Dünya’da bir ilk. Her şey açık açık ortada. Tüm entrikalardan herkes haberdar. Her şey çok şeffaf. Hiçbir kurgu yok. Tamamen yaşanan bir hayatı izliyorlar.”  Hazel gün geçtikçe bu fikri o kadar benimsiyordu ki… “Truman Şov’u izledin mi?” diye sordu Aksel. Hazel başını olumsuz anlamda salladı. “Bir gün mutlaka birlikte izleyelim. Hatta en en yakın zamanda. O film sana ilham verebilir videolarınla ilgili.” Hazel başını sallayarak onayladı. “Hadi kalkalım.” Oturdukları masadan kalkarlarken manzaranın tam tersine dönmüşlerdi bile. Hazel bu mekanı çok sevmişti. Sıra hesap ödemeye geldiğinde Hazel hesabı Aksel’in ödemesine izin verdi. “Tatlılar da benden olacak o zaman.” dedi mekandan çıkarlarken. “Tepede çok güzel waffle yapan yerler var. Biraz dolaşıp yemekleri sindirelim sonra da tatlı yeriz. Yani tabi senin de vaktin varsa. Ben böyle sana sormadan plan yapıyorum ama eve falan uğradın mı bilmiyorum. Gitmek istersen gidebiliriz.” Aksel başını olumsuz anlamda salladı. “Yok ben gece geç geldim evdeydim yani bu zamana kadar. Sana sürpriz olsun diye haber vermedim ama çoktan gelmiştim.” Hazel buna sevinmişti. Hemen yanına gelsin istemezdi. Ailesi her zaman ilk tercihi olmalıydı. En azından şu süreçte öyle düşünüyordu Hazel. “Dediğin gibi yapalım. Biraz gezelim sonra tatlı yeriz.” Önce gezdiler. Bol bol fotoğraf ve video çektiler. Tatlılarını yediler. “İki gün sonra Trabzon’da maçım var.” dedi Aksel. “Yaaa yine mi gideceksin yani. Niye sabahtır söylemiyorsun ki?” “Söyledim ya. Hazırlan yakın zamanda şehir dışına çıkacağız dedim. Benimle gelmek istemez misin?”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE