“O gün büyük bir kaosun içerisindeydim siz de gördünüz. En azından bu yaşıma kadar hiç şahit olmadığım bir kaostu bu. Hoşlandığım bir ortam değildi. Aksel’in ailevi yaşantısı, mahallesi, gelenekleri, yaşayış tarzları hiç bana göre değildi. Biz gerçekten farklıydık ve bunu o gün fazlasıyla derinden hissetmiştim. Elif gibi bir kızla hayatım boyu tanışmadım. Gülce gibi bir kızla da öyle. Evet Nurbanu ile aynı mahallede büyüdüler ve Nurbanu benim yıllardır arkadaşım ama onda hiç böyle bir kültürel farklılık hissetmemiştim. O gün olanları izlediniz. Hatta benim bile şahit olmadığım muhabbetlere şahit oldunuz. Elif’in benimle ilgili tam olarak neler düşündüğünü bana yansıtış şekli korkunçtu. Videoda arkamdan konuştukları daha da korkunçtu. Acaba Aksel ile yattılar mı diye sormuştu yanındaki arkadaşına mesela. Bu çok mide bulandırıcı bir merak bence. Sana ne ki bizim özel hayatımızdan.
Bunun dedikodusunu yapman kime ne katacak. Bir de kesin yatmıştır bu kızda o potansiyel var bu zenginler her an istediklerini elde etmeye alışmışlar diye bir yorumda da bulunmuştu. Benim hakkımdaki bir cümleye kesin yapmıştır diye başlamıştı. Çok sorunlu bir yaklaşım bence bu. Elif’i size ifşa etmek istemezdim ama üzgünüm benim hakkımda bu kadar ileri giden yorumlar yapan birinin yüzünü de karakterini de sizlerden gizleyecek değilim. O merak edilen sorunun cevabını da vereyim. Ben Aksel’i öpmedim bile daha. Elini bile tam anlamıyla tutmadım. Biz birbirimize sevgilim diye bile hitap etmiyoruz. Ne ara bu noktaya geldik de millet arkamızdan bu yorumları yapabiliyor anlamış değilim. Sizce de haklı değil miyim?”
Hazel hararetli konuşmasının ardından kaydı durdu ve derin bir nefes verdi. O gün eve döndükten hemen sonra ilk işi kameraya kaydolan saatleri izlemekti. O kayıtlarda o kadar garip şeyler dönmüştü ki… Kimse kameranın kayıtta olduğunu fark etmediği için çok saydamdı her şey. Herkes karakteriyle kendini belli etmişti. Kim kimin arkasından neler konuştu hepsi ortaya dökülmüştü ama şimdilik bilen sadece Hazel’di.
Aksel’in dönmesine birkaç gün kalmıştı. Hazel’in de gösterisi yarındı. Aksel’in gösteriye yetişebilmesini isterdi ama şu an için mümkün gözükmüyordu bu durum.
Hazel erkenden yattı ve içinde her an var olan sahne heyecanını atmaya çalıştı. Bu kamera karşısında saydam olması en çok da sahnedeki performansına yansımıştı. Hocası bile fark etmişti. Sende bir değişiklik var diyordu hep. Eskisinden de fazla geliştiriyorsun kendini diye bir yorumda bulunmuştu.
Hazel oluşan özgüvenini sevmişti ve bu özgüvenle birlikte kendisini de çok sevmişti.
Hazel erkenden uyanıp hazırlanmaya başladı. Çantasını ve kamerasını yanına alıp okula gitmek üzere yola koyuldu. Kahvaltı bile yapmamıştı henüz.
Okula geldiğinde hemen gösterinin olacağı salona indi. Bugün çeşitli üniversite ve akademilerden izleyiciler gelecekti. Salon epey büyüktü. Hazel son prova için hazırlanmak üzere soyunma odasına gitti. Kostümü gri bir tayt ve aynı renk bedenini saran yarım kollu bir tişörtten oluşuyordu. Simli bir kumaştı ve Hazel’in tişörtünün hemen sırt kısmında yaklaşık iki metre boyunda bir kuşak vardı. Bu kuşak da dans ederken etrafta kendi gösterisini oluşturacaktı. Hazel ile birlikte dans edecek nitelikte bir kumaş yapısı vardı.
Hazel grubun baş dansçısı olduğu için sadece onda vardı bu detay.
Eşyalarını dolaba koydu ve hazırlıklarını tamamlayıp ekibinin yanına geçti. O her zaman için bireysel dans etmeyi daha çok seviyordu. Ama bu gösteri ona çok şey katmıştı. O yüzden bu ekibin bir parçası olmak istemişti.
Hazel son provasını da bitirdi ve gösteri başlayana kadar kulise geçti. O sırada Nurbanu dersten çıkmış acele bir şekilde salona gelmişti. Hazel’in kuliste olduğunu öğrenince allem edip kallem edip bir şekilde kulise girmeyi başarmıştı.
“Kuşum! Yetişemeyeceğim diye çok korktum.”
Hazel Nurbanu’yu görünce bir hafifledi. Tanıdık birisini görmek iyi hissettirmişti ona. Annesini ve babasını çağırmıştı annesi işi olduğu için babası da işini bahane ettiği için gelmeyeceklerini söylemişlerdi. Hazel artık alıştığı için bir tepki vermiyordu bu duruma.
“İyi ki geldin Nurbik ben kamerayı sana vereyim sen çek ben sahnedeyken.”
Masadaki kamerayı ayarlayıp Nurbanu’ya uzattı. “Eee nasılsın heyecan durumun ne?”
“Normal eskisi kadar değilim. Biraz daha hafifledim. Şu videoları çekmeye başladığımdan beri daha iyiyim heyecan konusunda.
Kameranın karşısında kendimi çok özgür hissediyorum. Sen beni kamerayla şekerken de sanki normal bir videonun içindeymiş gibi hissedeceğim. beni orada izliyor olduklarını bildiğim için rahat hissedeceğim. Kendimi bu şekilde ikna edebiliyorum. Biliyorsun ilk sahne deneyimlerim çok kötüydü benim.”
Hazel videolardan konu açılınca pide gününden sonra bir daha Nurbanu ile yan yana gelemediği için bahsedemediği video aklına geldi. “Sana gösteriden sonra bir video izleteceğim ağzın beş metre açık izleyeceksin. “ dedi Hazel.
“Ama bu yapılır mı şimdi bana. Nasıl bekleyeceğim gösterinin bitmesini. Azıcık ipucu ver bari.”
“Olmaz sonra göster diye başımın etini yersin. Hadi çık artık ne işin var yahu senin burada. Buraya öyle herkes giremez.”
“Valla ben girdim. İstediğin kadar da kov. Ben istemediğim sürece gitmiyorum.”
“Tamam o zaman kal burada. Gösteriyi de buradan izlersin en ön sıraları da başkaları kapar.”
Nurbanu dil çıkarıp elindeki kamerayla kulisten hızla çıktı. En ön sıralar kırmızı çizgisiydi. Hazel güldü arkasından.
Herkes hazırdı ve gösteri saati gelmişti. Herkes tek tek kendi payına düşen görevi gerçekleştirerek sahneye çıkmaya başladı. Hazel en son çıkan kişiydi.
Sahneye elleri üzerinde taklalar atarak çıktığında gözü dansından başkasını görmüyor kalbi ritimden başka hiçbir şey hissetmiyordu. Bedenini yere tamamen eğerek dengede kaldığı an sırtındaki kuşak dalgalanarak duruldu. Hazel aniden ters yöne doğru koşmaya başlayınca kuşak da dalgalana dalgalana yeni gösterisini oluşturmaya başladı. İleride onu bekleyen iki dansçının ellerinden tutup dizlerine basarak kendini geri doğru sarkıttı ve ters dönerek yere yattı. Dört dansçı tarafından düz bir şekilde havaya kaldırıldığında belini bükerek yere doğru meyletti. O sırada dizleri yere değdi ve tek başına olan kısımlara devam etti.
Hayatında en mutlu ve huzurlu hissettiği anlardan biriydi. Hani dersiniz ya zaman dursun ve ben bu ana hapsolayım… O anın getirdiği hislerle gülümsersiniz… Hazel de o an tam da bunu yapıyordu. Dudaklarında sinsi yarım bir gülümseyiş vardı. Gözleri kapalıydı. Kendini tamamen müziğe bırakmıştı. O an sahnede tekti ve sanki bu salonda kimse yoktu. Kimse onu izlemiyordu. İşte o bu yüzden grup çalışmasındansa bireysel dans etmeyi seviyordu. Şu an grup ile muazzam bir uyum içerisindeydi ama sanki sadece o parlıyordu. Gözleri kapalı olduğu için kendisinden başka hiçbir şeyi hissetmiyordu. Tamamen soyutlanmıştı bu Dünya’dan. İşte o an Aksel’in sözleri yankılandı kulağında.
O Dünya’yı durduruyordu... Zamanı o ana hapsediyordu ve bunu iki şeyle başarıyordu. Birisi danstı birisi Aksel’in gözlerinin içine baktığı an…
O an gözlerini açtı. Gözlerini açtığı an onunla göz göze geldi. Gelmişti…