Odaya girdiğinde sadece bir yatak ve koca bir dolap vardı. O kadar sadeydi ki odası. Böyle bir sadelik beklemiyordu. Bir de kapının yanında komodin vardı. Komodinin üstünde bir çerçeve, çerçevede Gülce ile ikisinin fotoğrafı vardı. Hazel fotoğrafı inceledi. Birlikte çekilmiş bir fotoğraf değildi. Çerçeve iki bölümden oluşuyordu ve iki ayrı fotoğraf şeklindeydi. Birisi sahilde tek eli cebinde kameraya bakan Aksel’in fotoğrafıydı diğeri ise Gülce’nin siyah beyaz bir selfisiydi. Gülce güzel bir kızdı ve bu güzelliğin farkındaydı. Bakışlarından belliydi. Üst dudağının hemen çaprazında koca bir ben vardı. Saçları simsiyahtı. Aynı zamanda dümdüzdü ama uçları dalgalıydı. Bu da ona ayır bir hava katıyordu. Doğal bir güzelliği vardı ve Hazel bu güne kadar onu hiç makyajlı görmemişti.
Fotoğrafı yerine koyup bembeyaz kocaman gardırobun önünde durdu Hazel. Dolabın kapaklarını açtığı an tanıdık koku sarmıştı etrafını. Onun kokusunu hatırlıyordu. Kıyafetlerine dokundu. Tişörtleri çok düzenli bir şekilde bir rafta duruyordu. Kazakları ve ceketleri askıyla dolabın orta gözüne asılmıştı. Orta gözün tek bir rafı vardı ve o rafta birkaç kutu vardı. Hazel Aksel'in kıyfaetlerini incelemeye devam ederken telefonuna bir bildirim düştü. Gelen mesajla cebinden telefonu çıkardı Hazel. Aksel mesaj atmıştı. “Bir tane tişört çalabilirsin.”
Hazel bu mesajla birlikte etrafına bakındı. Camdan dışarısı da gözükmüyordu. Perde çekiliydi ve oda arka bahçeye bakıyordu. Hazel birkaç adım atıp perdeyi sıyırıp dışarı baktı. Kimse yoktu. Yutkundu. “Neredesin?” yazdı mesajla.
“Bolu.”
Hazel’in kafası karışmıştı. Nasıl bilebilirdi ki odasına girdiğini. Hatta dolabını karıştırdığını. “Odanda kamera mı var?” yazarak yolladı.
“Hayır evimde bir cadı var.” karşılığını aldı.
O sırada kapı açıldı. Hazel yerinde sıçradı. Gülce kapıya yaslanıp Hazel’e bakarken, “Seni hiç sinsi birisi olarak hayal etmemiştim.
Anneeee! Evimizde hırsız var!” diye bağırınca Hazel şok oldu.
“Gülce!” diye çıkıştı Hazel.
“İsmimi öğrenmişsin.”
“Zor olmadı. Çabalamadım yani. Az önce annen bangır bangır seni uyarırken isminle hitap ediyordu.”
Hazel hem burada olmanın hem yakalanmanın mahcupluğunu yaşıyordu ama yine de ona karşı olabildiğince dik olmak istemişti.
“Bak bana kimsenin köpek gibi davranmasına izin vermedim şu zamana kadar. Sınırını aşıyorsun adam gibi davran.” dedi Gülce ciddi bir ses tonuyla.
“Ne bekliyordun? Ayrıca burada bir hırsız varsa bu da sensin küçük hanım. Arabamı çaldığını ivedilikle hatırlatmak isterim.”
“Emin ol arabanı çalmış olsaydım parçasını bile bulamazdın.”
Gülce bunu o kadar profesyonel bir dille söylemişti ki Hazel’in aklına Nurbanu ile konuştukları geldi. “Abin gibi centilmen ve kibar birinin senin gibi bir kız kardeşinin olması çok şaşırtıcı.” dedi Hazel.
“Serçe parmağın ile başparmağının görüntüsü aynı olduğu gün gel bu konuyu tekrar konuşalım.”
Hazel ilk başta ne dediğini algılamaya çalıştı. Anladığındaysa gözlerini devirdi.
“Ayrıca sen beni abine mi şikayet ediyorsun? Burada olduğumu nasıl söylersin?”
“Asıl sen nasıl sinsi sinsi abimin odasına girebilirsin?”
Hazel bu konuda haksız olduğunu hissettiği için sustu ve yan tarafında açık olan dolabın kapağını kapattı.
“Lavaboyu arıyordum. Nurbanu ilk sol kapıdan gir dedi.”
Gülce kahkaha attı. “Yön bilgin de kıt herhalde. Girdiğinde ilk sağda kalıyor bu oda.”
Hazel kaşlarını kaldırıp düşündü. Sahiden de sağ kapıydı burası. Hazel ise çocukluğundan beri sağ sol karıştıran birisi olarak kendini savunacak bir şey bulmaya çalıştı. “Evden çıkarken de solda kalıyor ama.” dedi ciddi bir tavırla.
“Çok haklısın. O yüzden burayı hemen lavabo olarak görüp işeyebilirsin.”
Bu kız neden bu kadar saçma bir açık sözlülüğe sahipti. Hazel hiç alışkın değildi bu kadar açık konuşulmasına.
“Çok gereksiz konuşuyorsun Gülce. Çekil yolumdan da geçeyim kapıdan.”
Önünde durdu. “Orta dolapta küçük bir kutu var. Kutunun altında sana ait bir şey varmış. Abim rica etti. Abim söylemeseydi şu an saç baş çıkarmıştım seni odadan. Dua et abime.”
Gülce odadan çıkıp kapıyı Hazel’in suratına kapattı.
Hazel donup kalmıştı. Bu kız şizofrendi galiba. Bir anı bir anını tutmuyordu.
“Tutarsız ruh hastası.” diye mırıldandı.
Tekrar koca gardırobun önüne geldi ve orta gözü açıp o kutuyu gördü. Kutuyu kaldırdığında altında bir tane bileklik buldu.
“Ya bu çok güzel.” diye fısıldadı.
Telefonu çıkartmıştı ki görüntülü bir arama düştü ekranına. Aksel’den geliyordu çağrı.
“Sana inanmıyorum. Bu eve geleceğimi bile bilmiyordun. Ne ara böyle bir şey yaptın?”
Aksel gülümsedi. “Planlı değildi. Çok önceden almıştım ama hep unutuyordum sana vermeyi. Şimdi bizim evde olduğunu öğrenince Gülce’ye söyledim sana onu versin diye.”
“Gülce vermedi ben buldum kutunun altından.”
“Nasıl sevdin mi onu?”
Hazel derin bir nefes alıp bu soruyu nasıl cevaplayacağını düşündü. “Tatlı kız. Sorun yok.” dedi ama yalan söylediği o kadar barizdi ki.
“Biraz zor bir kızdır. Ama seni sevecektir.”
İnan bana bulaşmasın sevip sevmemesi umurumda değil demek istedi ama sustu.
“Neyse şu an işim var benim, öpüyorum kocaman. Selam söyle herkese.”
Aksel telefonu kapatırken, “Zaten herkes kardeşin sayesinde öğrendi bizi söylerim tabii ki selam. Neden söylemeyeyim.” diye söylendi. O sırada Aksel çoktan telefonu kapattığı için duymamıştı bile.
Hazel odadan çıktığında elindeki bilekliğe bakıp gülümsüyordu. Bileklik rose gold bir zincirden oluşuyordu ve ortasında düğmeyi andıran bir boncuk vardı. Ama boncuk da metaldendi ve ortası tamamen siyahtı. Hazel'in zevkine uygun bir bileklikti.
“Kusacağım.” diye bir mırıltı duydu. Gülce lavabonun kapısına yaslanmış telefonuyla oynuyordu. O sırada dik dik Hazel’e bakıp bunu söylemişti. Hazel Gülce'ye dikkatle baktı.
“Senin benimle derdin ne?” diye sordu Hazel.
“Abimin yakınlarında dolanıyor olman dışında bir derdim yok.”
“Abin benim yakınlarımda dolandı. Ben onun değil. Ayrıca az önce dışarıda beni savunuyordun o kıza karşı. Niye bu kadar iki yüzlüsün?”
Ona onun diliyle yanıt vermeyi epey sevmişti.
“İki yüzlülükten bahsetme istersen. Senin eline su dökemem.”
“Beni tanımıyorsun ve ön yargılı insanlardan nefret ederim.” dedi Hazel sakince. Karşısındaki kızın kendisinden yaşça küçük olduğunu unutuyordu. Çünkü kızın tavırları hiç müsaade etmiyordu buna.
“İyi benden de nefret edebilirsin, sevmen gerekmiyor.”
Gülce kapının önünden çekilip Hazel’e yol verdi. “Lavabon burası kısacası tuvalet.”
Gülce gözlerini devirdi.
Hazel kapıdan içeri girdi. Kapıyı kapatırken sabır çekiyordu içinden. “Bu kızla nasıl baş edeceğim ben Allah’ım?” diye söylenirken ellerini yıkıyordu. Sonra kamerası geldi aklına. Camın önüne saatler önce koyduğu kamera… Elif dedikleri kızın yanında durduğu camın önü…
İşte bunu çok sevmişti Hazel…