2.Bölüm- Kameralar Kayıtta

2236 Kelimeler
“Bazı kararsızlıklar kararlılığa ihanettir.  Bazı kararlar da kararsız yapıya sadakattir. Bu iki cümleyi düşünmenizi istiyorum sevgili izleyenlerim. Verdiğim onca karar kendi elimde olmayan şekillerde gerçekleşirken kendi kendime karar alabilmenin mükemmel bir şey olduğuna beni birinin inandırması lazımdı. O gün bunu başardım. O gün birinden beni inandırmasını istedim. Hem de farkında olmayarak. Ne kararlılığa ihaneti tercih ettim ne de kararsızlığa sadakati... Hayatımın üzerine kararlar alabilmem için önce hayatımın kontrolünü kendi elime almam gerekiyordu. Sizin de şahit olduğunuz sahnelerde Aksel ile tanıştım. O benim hayatımın videosuna dahil olduğundan bir haberdi. Ne zaman hayatıma dahil olduğu gibi videoma da dahil olduğunu öğrenir hiçbir fikrim yok. Ama onunla tanışmamıza şahit olan bir videonun varlığı benim hoşuma gitmişti. O bana aşktan söz etti. İkimizin aşkının başlangıcı olabilecek bir hikayeden… Eğer bu sahneyi tekrar tekrar izleyebilecek bir videom olmasaydı yaşadığım şeyi komik bulabilirdim. Kendimle defalarca dalga geçer bu tanışmanın saçmalığı üzerine gülüp geçerdim. Ama o sahne çok gerçekti. Aksel’in ben ona bakmadığım dakikalarda bana bakışları gerçekti. Hatta ben dans ettiğim sırada kalabalığın arasında beni izleyen ela gözlerinin parıltısı da gerçekti. Bana güven vermişti. Eğer o sahneleri izlememiş olsaydınız size neler yaşadığımı anlatabilirdim. Ama kamera kayıttaydı.” Hazel yaşadığı günün akşamı 14 Nisan videosunu sonlandırmadan hemen önce bu konuşmayı yaptı. Sonra kaydı durdurdu ve kameranın pilini çıkartıp şarja taktı. Hafıza kartındaki videoları bilgisayarından hard diskine kopyalarken son bir defa Aksel ile olan tanışmalarını izledi. Aksel ona sıradan bir aşk başlangıcı teklif ettikten sonra Hazel sadece gülümsemişti. Sonra ise başını denize çevirip hava kararana kadar gökyüzünü izlemişlerdi. Hazel, Aksel’e somut bir cevap vermemişti. Hava karardıktan sonra Hazel yavaştan eşyalarını toparlamıştı. Aksel ise hiç konuşmadan ona yardım etmişti. Hazel omzundaki hırkayı Aksel’e vermek istediğinde Aksel, “Bir sonraki görüşmemiz için bahaneye ihtiyacımız yok ama fikir değiştirmemen için bu hırka sende kalsın.” diyerek hırkayı geri çevirmişti. Sahilde ikisi de bambaşka yönlere giderek birbirlerinden uzaklaşmışlardı. İkisinin de birbirleri hakkında bildikleri tek şey isimleriydi. Bir dahaki görüşmeleri için telefon numarası vermemişlerdi. Görüşebilecekleri bir zaman ve adres konusunda da haberleşmemişlerdi. Bu garip tanışma hikayesi nasıl şekil alacaktı ikisi de merak ediyordu. Hazel çizgisini bozmak istemediği için unutmuştu detayları, Aksel ise tamamen kendinden geçtiği için. Akşam eve gittiğinde içi içini yiyecekti neden telefon numarasını almadı, soyadını öğrenmedi, evine kadar ona eşlik etmedi diye… Ama iş işten çoktan geçmişti. Aksel ilk defa bu kadar sersem hissediyordu. Arkadaş çevresinde rahat kişiliği ile tanınırdı ama bugün gereğinden fazla gerilmişti. Hazel’i ilk görüşü değildi. Daha önce de birkaç kez yolda yürürken, marketten bir şeyler alırken gördüğü bir simaydı. Ama bugün ilk kez dikkatli inceleme isteğiyle dolmuştu. Hatta onunla tanışma fikri  bile plansız ilerlemişti onun için. Aynı semtte yaşadıkları için tekrar karşılaşma olasılıkları yüksekti. Yine de Aksel bunu zamana bırakmak istemiyordu. Kendine kızmaya devam ediyordu… Hazel’i bir dahaki görüşüne kadar bu kızgınlık devam etti. Hazel Aksel’in hırkasındaki detayı tanıştıklarının ertesi günü fark etmişti. Bu bir futbol kulübünün hırkasıydı. Hazel’in sosyal alanlarına yakın bir futbol kulübüydü hatta. Okullarından çok sayıda sporcu gidiyordu o kulübe. Aksel’in hırkayı onda bilerek bıraktığını o kulübe gidip onu bulmasını istediğini düşündü. Halbuki Aksel bunu bile düşünemeyecek kadar afallamıştı o gün. Hazel kamerasını ayarlayıp yeni bir güne merhaba dedi. Henüz hiçbir yerde paylaşmadığı videolarını gelecekte izleyecek olan kişilere sesleniyordu. “Günaydın Gülsüm Sultan. Videoma konuk olmak ister misin?” Hazel mutfağın girişinden kamerasını uzattı. “Nereye atacaksın kız?” Hazel mutfağa girdi. “Şu anlık hiçbir yere. İleride belki paylaşırım söz veremiyorum canım.” “Ne söylemem gerek?” Hazel kahkaha attı, “Bugün Hazel’e o muazzam kahvaltılarımdan hazırladım diyerek bir giriş yapabilirsin.” Hazel kamerayı masaya doğru tuttu. Gülsüm abla yıllardır Hazel’in ikinci annesi gibiydi. Yeri gelir yemek yapardı, yeri gelir temizlik yapardı. Ayrıca küçüklüğünden beri Hazel ile ilgilenirdi. Yatılı personelleriydi. Ama personelden çok aile bireyi gibi olmuştu Hazel için. Hazel kamerayı tezgahın üzerinde sabitlerken masaya oturdu. Gülsüm ablasının yapmış olduğu reçelden ekmeğe banıp ağzına attı. Çayından da bir yudum alırken, “Annemler çıktı mı?” diye sordu. “Annenler gece gelmedi ki kuşum.” Hazel kaşlarını kaldırdı. “Hmm, ben uyuduktan sonra gelmişlerdir diye düşünmüştüm.” Hazel büyümüştü ama hala içindeki burukluk geçmiyordu, ailesi ile geçiremediği vakitlerin burukluğu… “Babanın nöbeti varmış. Anneni de sen eve gelmeden önce karakola çağırmışlardı  gidiş o gidiş.” Hazel’in annesi savcı, babası doktordu. İkisi de çok yoğun çalışıyorlardı. Hazel kendini bildi bileli bu böyle olduğu için alışmıştı. Ama içindeki o boşluk bir türlü gitmiyordu. “Anladım, o zaman sana anlatayım Nurbanu ile görüşene kadar yoksa çatlayacağım sultanım.” Gülsüm Hanım Hazel’in yanına oturdu kendisine de çay koyup. “Anlat bakalım ne oldu?” Hazel ağzına attığı lokmanın bitmesini bekledi. “Ben dün biriyle tanıştım.” Gülsüm Hanım kaşlarını kaldırıp, “Hadi bakalım, böyle bahsettiğine göre karşı cins.” Hazel başını olumlu anlamda salladı. “Geçen seferki çocuk gibi değil dimi? Valla ayağımın altına alırım bu sefer.” Hazel üniversiteye ilk başladığında birisi takılmıştı peşine. Sürekli onunla vakit geçirmek istiyordu ama Hazel istemiyordu. Bu ısrarcı tavır rahatsız etmeye başladığı an annesini devreye sokmuştu Hazel. Böylece çocuk bir daha yanına yaklaşmamıştı. “Yok yok, bu çocuk çok kibar. Çok naif. Böyle huzur veren bakışları var. Bir de çok açık sözlü. Ay Gülsüm abla azıcık da şapşal galiba.” Hazel gülümseyerek çayından bir yudum aldı. Gülsüm abla da onun bu heyecanlı haline gülümsemeden edemedi. “Senin gözün tuttuysa bir sorun yok o zaman. Ee nasıl tanıştınız?” “Aslında işin en garip yanı da bu. Çok sıradan bir tanışma hikâyemiz var dedi ama bütüne bakınca hiç de sıradan değil. Çok tuhaf.” Hazel bir yandan kahvaltısını yapıyor bir yandan Gülsüm ablasına detayları anlatıyordu. “Sen niye öyle sahilin ortasında dans ediyorsun güzel kızım? Okulda zaten ediyorsun ya.” Kalkıp boşalan çaylarını yeniledi. “Ya o an Güneş batarken dans etmek çok istedim. Tutamadım kendimi.” “Olsun sen yine de dikkat et, herkes senin kadar iyi niyetli değil.” Hazel kahvaltısını bitirdiğinde kamerasını aldı ve Gülsüm ablasının yanaklarından öpüp evden çıktı. Babası on sekizinci yaş doğum gününde ona ehliyet almıştı, on dokuzuncu yaş gününde ise araba almıştı. Ama araba evlerinin bahçesinde çok uzun zamandır uyuyordu. Çünkü Hazel okula bisikletle gitmeyi daha çok seviyordu. Babasının onunla geçiremediği vakitleri telafi etmek istercesine aldığı pahalı hediyeler ona hiç samimi gelmiyordu. Ona bir araba almaktansa hafta sonunu birlikte geçireceklerini söyleseydi daha çok sevinirdi. Bisikleti için aldığı aksiyon kamerasını bisikletin direksiyonuna yerleştirdi. “Merhaba, bu kendime aldığım en güzel hediyelerden biri. Aramızda kalsın babamın aldığı arabadan daha çok seviyorum.” Bisikleti evlerinin bahçesinden çıkarıp sürmeye başladı. Yaklaşık on dakikalık bir mesafesi vardı. Okula girmeden iki sokak önce gördüğü futbol kulübü ona Aksel’i hatırlattı. Etrafına daha dikkatli bakmıştı ama onu görememişti. Okulun bahçesinde pahalı arabaların olduğu otoparkın yanındaki çimenlerin oraya bıraktı bisikletini. Hemen duvarın yanındaki demirliklere bağlamıştı. Her sabah herkes Hazel’in bisikleti ile üniversitenin kampüsünden içeri girmesini garipseyerek bakıyordu. Bu sıradan bir duruma dönüşmüştü onlar için. Hazel telefonunu çıkartıp en yakın arkadaşı Nurbanu’yu aradı. Fakülteleri uzaktı. Birisi kampüsün başında diğeri ise sonundaydı. Nurbanu genetik mühendisliği okuyordu. “Alo, geç kaldım mı? Başlayacak mı dersin?” diye sordu aceleyle. Bir türlü ders programını ezberleyemiyordu. “Yok, kuşum öğleden önceki dersime daha var biraz, kantindeyim bekliyorum.” Hazel çektiği videodan Nurbanu’ya bahsetmeyi düşünmüyordu. Arada birlikte video çekerlerdi anı olsun diye. Çok merak ederse onlardan biri olduğunu söyleyecekti. Çünkü Nurbanu’ya söyleseydi mutlaka o videoları izlemek için başının etini yerdi. Kantine vardığında Nurbanu’nun tek başında masada tost yediğini gördü. “Bize uğrasaydın keşke beraber yapardık kahvaltıyı, birlikte gelirdik.” Çantasını boş sandalyeye koyup arkadaşının yanına oturdu. “Her sabah her sabah size mi geleceğim aşkım, hem evde kahvaltı âdetim olsa kendi evimde yaparım.” Tostundan bir ısırık daha aldı. “Senin dersin ne zaman?” diye sordu ağzındaki lokmayı bitirmeden. “Öğleden sonra başlayacak benim dersim.” Hazel kamerayı masaya koydu ve Nurbanu’ya çaktırmadan kayıt düğmesine bastı. “Fotoğrafçılık kulübü mü var öğleden önce niye erken geldin?” dedi kamerayı göstererek. “Ya sana anlatmam gereken bir şey var dersten önce yakalarım diye erken geldim, akşamı bekleyemem.” Çantasındaki Aksel’e ait olan hırkayı çıkardı. “Bak bakalım bu hırka bir yerden tanıdık gelecek mi?” Nurbanu hırkaya baktı. “Bizim ilçenin futbol kulübünün değil mi bu? Sende ne arıyor?” Hazel başını olumlu anlamda salladı. “Bu hırkanın sahibiyle tanıştım dün. Hem de garip bir şekilde. Onun deyişine göre bir aşk yaşamaya başladık.” Hazel bunu derken dalga geçiyordu. Ama içten içe bu fikir onun kalbini hızlandırıyordu. “Sadece yirmi dört saattir görüşmüyoruz kızım ne ara aşık oldun?” Nurbanu’nun yediği lokma boğazında kalmıştı. Su içme ihtiyacı hissetti. “Doğru dinlesene beni. Aşık oldum demedim ki.” Nurbanu suyu içip lokmasını yuttuktan sonra hırkayı aldı eline. “Doğru düzgün anlatacak mısın şunu?” Hazel dün Aksel ile tanışmalarını anlattı. Nurbanu ise onu merakla dinledi. “Çocuğun numarasını almadın mı cidden?” Hazel başını iki yana salladı. “İsmi ne demiştin?” Hazel Aksel’i anlatırken ismini söylememişti. Gülsüm ablasına anlatırken de ismini söylememişti. “Aksel.” Nurbanu eline aldığı telefonuna bakarken duraksadı. “Aksel?” diye tekrarladı. Hazel başıyla onayladı. “Tanıdık mı isim?” Nurbanu kaçak bir nefes alıp, “Yoo, hem tanıdık olsa bile kaç tane Aksel vardır Dünya’da biliyor musun sen?” diyerek geçiştirmeye çalıştı. “Bak bir panik oldun sen Nurbanu. Kim bu, bilindik biri mi?” Nurbanu, Hazel’e ters ters bakıp, “Kızım nerden tanıyacağım, garip geldi isim sadece.” Hazel inanmadığını belli edercesine baktı. “Hani kaç tane Aksel vardır Dünya’da diyordun, noldu?” Nurbanu bıkkınlığını belirtircesine üfledi. “Ay Hazel çok alemsin gerçekten. Dersim başlayacak hem konuşuruz çıkışta.” Eşyalarını toplayıp kalktı ve kantinin çıkışına yöneldi. Hazel, Nurbanu’nun arkasından bakarken masadaki hırkayı eline aldı. “Sizce de bir gariplik yok mu sevgili izleyenlerim? Bunu da beraber öğreneceğiz anlaşılan.” Kaydı durdurdu ve geri sarıp Nurbanu’nun hareketlerini izledi. Abarttığı kadar büyük bir tepki yoktu aslında. Kuruntu da yapıyor olabilirdi. İlk başta asla o futbol kulübüne gitmeyi düşünmüyordu. Ama şu an karar vermişti. Aksel’i görmek istiyordu. Onu tanımak istiyordu. Bir insanı tanımaktan nasıl bir zarar görebilirdi ki? Bisikletini okulda bıraktı ve futbol kulübünün olduğu yere doğru yürümeye başladı. O sırada kamerasını açmıştı. “Halbuki çok meraklı birisi de değilimdir. Sadece onu tanımak istiyorum. Sizce bu garip bir his mi? Yanlış mı yapıyorum?” Futbol kulübünün sahasına geldiğinde maç yapan iki takımı gördü. Aksel içlerinde yoktu. Kamerasını sabit bir yere koydu ve sahanın oturaklarına oturdu. Birilerine Aksel’i sorabilirdi. Belki onu tanıyan da çıkardı. Ama bunu yapmadı. Futbol oynayan oyuncuları izlemeye başladı. Bu kulüpten çok iyi oyuncular çıktığını duymuştu. Büyük takımlara transfer edilen kaliteli oyuncular yetiştiriliyordu. Onun için dans nasıl bir tutkuysa bu oyuncular için de futbol öyle bir tutku olmalıydı. Acaba Aksel de iyi bir futbolcu muydu? Ya da futbolcu muydu? Bunların hiçbirini bilmiyordu ve merak ediyordu. “Bu güzel gözler; gözleri isminin anlamını taşıyan birini arıyor galiba.” Hazel tam yüzünün hizasında ona sunulan dondurma külahı ile duraksadı. Aksel elinde iki tane dondurma ile Hazel’in karşısındaydı. “Teşekkür ederim.” Hazel dondurma külahını eline aldı. Aksel de tam yanına oturdu. “Hırkamı getirmişsin?” Kucağındaki hırkasını işaret etti. “Getirmem için bende bırakmıştın.” Başını olumlu anlamda sallayıp dondurmasından bir ısırık aldı. Demek o da dondurmayı ısırarak yiyenlerdendi. Hazel de öyle severdi. “Seni aradım her yerde. Belki tekrar uğrarsın diye sabahtan beri sahildeydim.” Hazel, Aksel’in açık sözlülüğü karşısında yutkunmadan edemedi. Bu açık sözlülük cezbediyordu belki de onu. “Okuldaydım, ilerideki üniversitede konservatuvar bölümündeyim.” “Hmm.” Dudaklarını birbirine bastırdı. “Dur tahmin edeyim, dans okuyorsun.” Hazel bu bariz tahmine gülümsedi. “Nasıl da bildin ama.” İkisi de sesli bir şekilde gülerken Hazel, “Sen de burada oynuyorsun galiba?” diye sordu. Aksel etrafına bakındı. Bu halı sahada yıllarını eritmişti. “Önceden evet, yani senin üniversitende besyo okurken evet bu halı sahada çok ter akıttım.” Hazel onun üniversitesinde okuduğunu duyunca şaşırmıştı. “Bizim okuldaydın yani.” Aksel başını olumlu anlamda salladı. “Geçen dönem mezun oldum.” “Ben okula girdim sen mezun oldun.” Aksel aynı okulda okuma şansını bu kadar kıl payı kaçırdıkları için üzülmüştü. Onunla aynı okulda okumak nasıl olurdu kim bilir… “Ee şu an ne yapıyorsun, öğretmen misin?” diye sordu Hazel. Aksel buna gülmüştü. Çünkü hiç ona göre bir meslek değildi. “Hayır, şu an futbolcuyum.” Hazel halı sahaya doğru baktı, “Burada değil.” diye açıkladı Aksel. “Büyük bir takıma transfer oldum.” Hazel bu açıklamanın üstüne, “Ne kadar büyük bir takıma acaba?” diye düşündü. Ama bunu sesli dile getirmedi. “Telefon numaranı alabilir miyim? Bir daha sana ulaşabilmek için sahilde sabahlamak istemiyorum.” Hazel bu muhabbetten fazlasıyla keyif alıyordu. “Tabi, buyur.” Kaydetmesi için telefonu ona uzattı. Aksel kendi numarasını kaydedip çaldırdıktan sonra telefonu geri uzattı. “Büyük bir takıma transfer oldum dedin. Sen de ünlü olduğun zaman herkesi unutup sadece kendini düşünecek tiplerden misin?” Hazel bu soruyu neden sorduğunu bilmiyordu. Sadece sıradan tanışmaları sıradan devam etsin istiyordu. Aksel’in ona karşı tutumu zamanla değişsin istemiyordu. Tanıştıkları an güzeldi. O anın hatırına değişmemeliydi. “Sen de şu sürekli kafasında kuran kızlardan mısındır yoksa?” Hazel kaşlarını çattı. “Elbette hayır.” “O zaman ben de o tiplerden değilim. Ne kadar yükselirsem ne kadar ünlü olursam olayım hala akşam eve döndüğümde annemin yemeklerini yiyeceğim. Kız kardeşimi sinir edeceğim. Geceye doğru dışarı çıkıp mahallenin gençleri ile futbol oynayacağım. O gün yorgunluktan ölsem bile bunu onlardan esirgemeyeceğim. Ben her maçta gol attığımda kalbime dokunup sevdiğim kıza gülümseyeceğim. Tek parmağımı havaya kaldırıp, 'Allah birdir' demeye devam edeceğim. " Hazel bir an için nefes almayı unuttuğunu düşündü. “Gol attığımda kalbimi tutup gülümsediğim olur musun Hazel?”                  
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE