3.Bölüm- Iska

1351 Kelimeler
“Biraz ani olmuştu sanki. Bir çıkarı olmalıydı. Şu devirde kim ilk gördüğü anda bir kızın yanına gelip böyle şeyler söylerdi ki. Bu kafamı karıştırdı.  Çok karıştırdı. Güven problemi yaşayan bir kız değilim sevgili izleyenlerim. Ama düşünsenize yaşamınızın en deli dolu zamanlarınızda bir genç kızsınız ve kandırılmaya çok müsait bir hayalperest çağınızdasınız… Aksel’in bakışları güven kokuyordu. Yine de emin olamıyordum. Emin olamadığım bir yerde yokuş aşağı son gaz devam etmek de istemiyordum. Anlayacağınız bir dur dedim. Bunu birazcık kalp kırarak yapmış olabilirim. Özür dilerim Aksel, bu videoları ne zaman izleyeceğini bilmiyorum. Ama bana hak vermelisin.” Hazel Aksel’in bu açık sözlü tavırlarına aynı açık sözlülükle karşılık vermişti. Ona henüz güvenmediğini ve güvenmediği biriyle bu denli hızlı bir ilişki içerisine girmek istemediğini belirtmiş hırkasını ona teslim edip yanından ayrılmıştı. İçini yakıp yıkan bir pişmanlık vardı fakat şu an için en doğrusunu yaptığına da emindi. Elinde tuttuğu kamera ona bu pişmanlığını tekrar tekrar hatırlatacak görüntülerle dolmuştu. Bu hayatına almak istemediği insanla şimdiden izleyenlerin kalbini hoplatacak türden iki güzel videosu vardı. Aksel’in kalp eritecek bakışlarından oluşan iki video… Hazel kameradaki kayıtları tekrar tekrar izledi. Aksel’in gözlerindeki hayal kırıklığını tekrar tekrar gördü. Onu videoya çektiğinden habersiz attığı bu iç yakıcı bakışları nasıl güvensiz olabilirdi ki… Hazel içten içe ona güvenmesi gerektiğini hissediyordu. Ama biraz kendini geri çekmek istemişti. Günler bu şekilde devam ediyordu. Hazel okula gidiyordu ve videosu her daim kayıttaydı. Akşam eve geldiğinde bilgisayarının başına kuruluyor ve çektiği günü editliyordu. Şimdiden dokuz tane videosu olmuştu bile. Dokuz koca gün… Aksel’i de o günden sonra bir daha hiç görmemişti. Nurbanu birkaç kez ağzını arasa bile bu konuda susmayı tercih etmişti. Hislerini insanlara anlatmayı pek sevmeyen biriydi. Her ne kadar saklamayı çok beceremese de dile getirmediği için kendini daha güvende hissediyordu. Hafta sonu Nurbanu ile güzel bir vakit geçirmeye karar vermiştiler. Önce onun evine eşyalarını bırakacaktı sonra yapılacak listesinden bir maddeyi seçip onu yapacaklardı. Kameranın sürekli yanında olması artık Nurbanu’yu sorular sormaya itiyordu. Hazel daha ne kadar bunu saklayabilirdi bilmiyordu. O yüzden fırsatını bulduğu ilk vakit Nurbanu’ya anlatacaktı. Nurbanu’nun oturduğu mahalleye geldiğinde etraftaki çocuk cıvıltılarını aldı videoya. Top oynayan çocuklar, ip atlayan kızlar… Onlara o kadar imrendi ki kamerayı kendisine çevirip bu görüntüyle ilgili yorum yapmak istedi. “Az önce gördüğünüz neşeli cıvıltılar ne kadar güzeldi değil mi? Ben böyle bir mahallede çocukluğum geçsin isterdim. Benim çocukluğum biraz durgun geçti. Hiç kardeşim olmadı. Genelde tek başıma oyunlar kurardım. Okula başlayana kadar pek arkadaşım da olmadı. Okul zamanı bunun ceremesini çok çektim. O yüzden çocukluğunu böyle toz toprak, yara bere içinde geçirebilen çocuklara çok imrenirim.” Kaydı sonlandırıp Nurbanu’nun evinin önünde durdu. Kapıyı çaldığında Nurbanu koşarak geldi kapıya. Çantasını omzuna takmış ayakkabısını giymeye başlamıştı bile. “Yavaş, acelemiz yok.” Nurbanu başlı başına telaşlı bir kızdı. Her işi böyle kan ter içinde yapmak onun olayıydı. Alışmıştı bırakamıyordu bu huyunu. “Hazırım.”   Hazel’in elindeki çantasını alıp içeri koyduktan sonra kapıyı ardından çekti. Nurbanu Hazel’in koluna girip,  “Ee nereye gidiyoruz?” diye sordu. Hazel henüz buna karar vermemişti. “Mahalleden bir çıkalım da, benim listeye bakarız.” Ayda bir bunu yapmaya çalışıyorlardı. Gezilecek çok yer, keşfedilecek çok mekan vardı. Şehir dışına ve hatta ülke dışına açılmadan önce yaşadıkları şehri dibine kadar keşfetmek istiyorlardı. Yıllardır yaşadıkları şehirde bilmedikleri çok yer vardı. “Şu çocuktan haber var mı?” Hazel, Nurbanu’nun kimi kast ettiğini elbette anlamıştı fakat bunu belli etmeyerek, “Hangi çocuktan?” diye sordu. “Gündemimizde kaç tane çocuk var Hazel. Aksel abiden bahsediyorum işte.” Nurbanu bunu söylediği an gözlerini yummuştu. Çünkü bu şu an için hiç de kırılacak bir pot değildi… “Aksel abi?” diye tekrar ederken buldu Hazel kendini. Baştan beri şüphelenmişti tepkilerinden zaten. Tam ağzını açıp bir kelime daha edecekti ki kafasının ortasına yediği topla ufka bir inilti kaçtı dudaklarından. Klişelerden uzak bir aşk hikayesi demiştik değil mi? Bence onu bu sahneden sonra unutmalısınız. Hazel başına aldığı top darbesiyle elindeki kamerayı düşürmüştü. Bunu ona mahallenin çocuklarından birini yaptığını düşündüğü için ilk etapta sinirlenmemişti fakat gözlerini açtığında karşılaştığı manzarayla birlikte sinirleri tepesine fırlamıştı. Yere fırlayan birkaç çiziğe rağmen kırılmayan ve hala kayıtta olan kameradan habersiz, bir Nurbanu’ya bir de Aksel’e baktı. “Çok pardon küçük hanım.” diye seslendi Aksel. Hazel hala yaşadığı anın şokundaydı. Sesini bulabildiğinde, “Pardonlar çıkalı eşekler çoğaldı.” diye söylendi. Elini kafasına götürdü. “Ayrıca pek de iyi bir futbolcu değilmişsin demek ki, seni o çok ünlü takıma alanlar yakında yaptıkları hatanın farkına varırlar umarım.” Aksel birkaç adımda yanlarına geldi ve yerdeki kamerayı alıp Hazel’e uzattı. “Kamera için üzgünüm. Fakat iyi bir futbolcuyum. O kadar mesafeden kafanı hedef alıp hedefi vurduysam hakkını vermelisin.” Nurbanu da dahil mahallenin çocukları durmuş ikisini izliyordu. Hazel kamerayı hemen yanlarında duran duvarın üzerine koyduğunda içten içe kameranın kayıtta olmasını istiyordu. “Ha bilerek kafama topu attığını söylüyorsun ve alkış bekliyorsun öyle mi?” “Burada videoyu durdurup araya girmek istiyorum. Anlayacağınız üzere tam da dilediğim gibi kamera kayıttaymış ve çok kötü bir açıyla da olsa hem yerdeyken hem de duvarın üzerine koyduğumda Aksel ile olan diyaloglarımı kayda almış. O an nasıl sinirlendiğimi tahmin etmişsinizdir. Ama ona olan sinirim içten içe benim hoşuma da gitmişti ve bu anı tekrar tekrar izleyebilmek için kameranın kayıtta olması için defalarca içimden dua etmiştim. O an takdir edersiniz ki kamerayla ilgilenmek yaşadığımız anın katili olurdu. Çünkü birazdan izleyecekleriniz benim hiç tahmin etmediğim şeylerdi. Her izlediğimde şapşal şapşal sırıtıyorum. Ama tam bir çocuk gibi davrandığımı da kabul ediyorum. Onun yanında küçük bir çocuğa dönüşmeyi sevmiştim.” Aksel, Hazel’i bu şekilde sinirlendirmeyi sevmişti. Çünkü günler sonra girebildikleri ilk diyalog buydu ve yeni tanıdığı bu kızla konuşmayı özlemişti. “Her neyse, ben gidiyorum. Nurbanu, seninle de sonra hesaplaşacağız. Bu günü iptal edelim, eve gidip başıma bir buz koyacağım.” En yakın arkadaşına da açık açık sitem edip arkasını dönmüştü. Birkaç adım ilerlemişti ki kamerası aklına geldi. Dönüp alsa mıydı, yoksa Nurbanu ile Aksel arkasından bir şey konuşursa sonradan izleyip merakını mı giderseydi… Ama Nurbanu kamerayı karıştırabilirdi de. Hem kameranın kayıtta olup olmadığından emin de değildi. Tüm bunları sadece iki saniyede düşündü ve o iki saniyede tam bir karar vermişken saçlarını havalandıracak kadar yakından başını teğet bir şekilde top uçmuştu. Az önce başına vuran top… Ellerini yumruk yapıp, “Aksel!” diye bağırdı ve arkasını döndü. Aksel o kadar güzel bakıyordu ki içi gitmişti bir an için. “Efendim Hazel?” “Ne bu? Hani sen sıradan bir tanışma istemiştin.” “Evet ama sen bunu istemedin ben de buna dönüştürdüm. Ufak tesadüfler oluşturacağım bundan sonra bizim için. Hazırlıklı olabilirsin.” Hazel her seferinde bu açık sözlülüğe düşüyordu. Ama bunu kamufle etmeyi o an için başardı. “Bu arada, kameranı unuttun.” Duvardaki kamerayı gösterip, “Normal şartlarda bir insanın kamerası düşse bunun için endişelenir ve üzülür. Kamerasıyla ilgilenir. Sen aldın duvarın başına koydun.” dedi. Nurbanu o sırada, “Bu onun bilmem kaçıncı kamerası olduğu için endişelenmemesi normal alıştı.” dedi. Hazel kötü kötü bakışlarını Nurbanu’ya yöneltip, “Sen sus.” dedi. Aksel Hazel’e hayran hayran bakmaya devam ediyordu. O bakışları bir durdursa Hazel’in işi daha kolay olacaktı. “Eee ne yapıyoruz bugün?” diye sordu Aksel. Hazel Nurbanu’ya baktı. O an anladı bir komplonun içine çekildiğini. “Biraz daha o şekilde sırıtarak konuşmaya devam edersen dalacağım ben sana.” diye homurdandı Hazel. “Çocuk musun sen, tipe bak.” Sahiden de çocuk gibiydi şu an. “Tamam buradayım.” Kollarını açtı Aksel. “Dal ama dikkat et boğulma.” Hazel yüzünü buruşturdu. “Ergen misin sen, tipe bak.” Hazel’den beklenmeyecek bir hareket yaptı birkaç adımda önlerinde durup yumruğunu Aksel’in omzuna doğu savurdu. O sırada Aksel Hazel’in elinden tuttu ve kendine çekti. “İşte bu anı kaçıramazdım.” diye fısıldadı saçlarının arasından kulağına doğru. Hazel ne kendinden böyle bir tepki, ne Aksel’den böyle bir hareket bekliyordu. O yüzden bir anda bocaladı ama burnunu çoktan kokusu sarmıştı bile. Aksel kocaman koluyla Hazel’i sarmış sımsıkı sarılmıştı. “Bana iznim dışında dokunuyorsun şu an, kollarını üzerimden çek.” diye uyardı Hazel kendine gelebildiğinde çok sakin bir ses tonuyla. Aksel kollarını yavaşça çekip Hazel’i serbest bıraktı. “Size iyi eğlenceler.” Kamerayı duvardan aldı ve arkasını dönüp hızlı adımlarla sokaktan çıktı. Onların görüş açısından çıktığı an kameraya baktı. Kamera hala kayıttaydı…          
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE