“Biliyorum az önce çok garip bir sahne izlediniz. Hatta yer yer benim hareketlerim size saçma geldi. Hiç benlik tavırlar değildi bunlar. Ben de biliyorum. En azından kendimi tanıyorum ve bu dokuz-on günlük süreçte size kendimi bu şekilde tanıtmadım. Ama inanın o an o tepkileri o hareketleri neden yaptığımı ben bile bilmiyordum. Ama dedim ya onun yanında çocuk olmayı sevmiştim. Bu izlediğiniz videoları ben bir filmden izleseydim ya da kitaptan okusaydım bana çok klişe bir aşk hikayesi gibi gelirdi. Ama bu sahneler gerçekti ve yamuk yumuk açılarla da olsa gerçek sahneler olduğu kanıtlı ve ispatlıydı. Bu arada tekrar araya giriyorum ama bu videoları izlediğiniz sürece sürekli bu videolar kitap olsaydı ya da filmini çekselerdi diye karşılaştırmalar yapacağım şimdiden bununla ilgili bilgilendirme yapayım. Sonra eh ama sıktı bu artık deyip izlemeyi bırakmayın. Açıklamalarım çok uzun sürmeyecek zaten. Genelde yaşadığım sahneleri izleyeceksiniz. Ama günün sonunda bu konuşmaları yapmam gerekiyormuş gibi hissediyorum. Umarım sıkılmazsınız…”
Hazel o günün videosunu da editledikten sonra yatağına geçti. Nurbanu’ya çok kırılmıştı. Tüm hafta sonu planları da iptal olmuştu. Ama Aksel’i yeniden gördüğü için birazcık iyi hissediyordu kendini. Tabi neden o şekilde davrandığını çözebilseydi bir de… Onun pişmanlığı sarmıştı bedenini. Acaba hakkında nasıl düşünmüştü. Aksel’in daha ilk tanıştıkları anda dile getirdiği aşk kelimesinin bedenini sardığı için o kadar garip davrandığını henüz çözememişti. Fakat bunu çözmesi uzun sürmeyecekti.
Nurbanu Aksel abisinin de tavsiyesi ile Hazel’i bugün yalnız bırakmıştı. Yarın sabah erkenden yanında olacağını kafasına koymuştu tabii. Aksel ismini ilk duyduğu an anlamıştı kim olduğunu. Ama arkadaşından bunu neden sakladığını kendisi de bilmiyordu. O an içinden saklamak gelmişti. Mahallesine döndüğünde ve Aksel ile karşılaştığında yanına gitmişti. Hazel’i sormuştu. En yakın arkadaşı olduğundan bahsetmişti. Aksel o zaman anlamıştı Hazel’in simasının neden bu kadar tanıdık geldiğini. Sürekli gördüğü biriydi. Nurbanu’nun yanında da görüyordu çünkü.
Nurbanu sabah erkenden Hazel’in kapısına dayanmıştı. Gülsüm Hanım kapıyı açtığında direk üst kata Hazel’in odasına çıkmıştı. Ona kendini nasıl affettireceğini düşünüyordu.
“Arkadaşların en Hazel’i. Günaydınnnn!” diye bağırarak girmişti odaya. Ama Hazel odada yoktu. Çoktan çıkmıştı bile evden.
Videosunu başlatmış ve Aksel ile tanıştıkları sahile inmiş yürüyüşe başlamıştı. Sabah yürüyüşleri adeti değildi fakat kendini buraya atmak istemişti.
Aksel ise onunla tanıştığı zamandan beri ne zaman boşlukta hissetse kendini burada buluyordu.
Hazel kamerasını banka koymuştu yine. Güne tam ardındayken kamerada çıkan gölgesiyle güzel bir manzara yakalamıştı.
“Video çekmeyi çok seviyordun sanırım.”
İçten içe bu sesi duymayı bekliyordu geldiği andan beri. Çünkü onu buraya getiren en büyük sebep onu tekrar görme isteğiydi. Dün çok saçma davrandığını düşünmüştü. İlk sefer konuştukları gibi sakin konuşmak istiyordu onunla yeniden. Onun istediği gibi bir ilişkiye başlamasalar bile Aksel’den iyi bir arkadaş olurdu. Ya da o bu şekilde kendini kandırıyordu.
“Evet, son zamanlarda edindiğim bir alışkanlık özel olarak düşündüğüm anları kameraya alıyorum.”
Ona şimdilik gerçek amacından bahsetmeyecekti. “Bu anın senin için önemi nedir peki?”
Aynı onun gibi bağdaş kurup yanına oturdu. “Geleceğini hissetmiştim.”
Aksel istemsizce gülümsedi. “Demek bugün açık sözlümüz sensin.”
Hazel başını dizlerine yaslayıp ona bakmaya başladı. “Dün biraz fevriydim. Normalde öyle değilimdir.”
Aksel anlayışla başını salladı. “İnsanlarda böyle garip etkiler bıraktığım doğrudur.”
Hazel sesli güldü. “Egoist misin?”
Aksel başını usulca iki yana salladı. “Sadece ön görülüyüm. Bizden güzel olacak.”
Hazel derin bir nefes verdi. “Adam akıllı konuşalım diyorum konuyu direk aşka getiriyorsun.”
“Aşk demedim ki hiç. Valla sen dedin şu an onu. Ben hiç aşk falan demedim.” Ellerini iki yana kaldırdı ve teslim oluyormuş gibi davrandı.
Hazel kaşlarını kaldırdı. “Bizden güzel olacak dedin.”
“Belki bizden güzel iki yakın arkadaş olacak demek istemişimdir?”
Hazel biraz olsun bozulduğunu hissetmişti. Başını kaldırıp bakışlarını ondan kaçırdı. Denize doğru baktı. “Anladım.” diye mırıldandı.
“Şaka yapıyorum, elbette arkadaş olmaktan bahsetmemiştim. Ama sonuçta arkadaş olup birbirimizi tanımadan da bir ilişkiye başlayamayız değil mi? Belki hiç uyumlu değiliz? Tanışmadan bilemeyiz.”
Hazel denize bakıyordu ama gözlerini devirmeden edemedi.
“Bu da olmadı.” diye homurdandı Aksel.
Hazel susmayı tercih etti. “Bak bu işler nasıl yürüyor bilmiyorum. Çünkü hiç kendimi bu denli tamamlanmış hissettiğim biri çıkmadı karşıma.”
İşte şu ana kadar söylediği her şeyi gölgeye düşürecek cümleler çıkmaya başlamıştı ağzından.
“Bak sana hak veriyorum. Böyle damdan düşer gibi birini hayatına almak istemeyebilirsin. Ama en azından deneyemez misin?”
Hazel onu hayatına almayı elbette içten içe istiyordu. Ama ona içinden dur diyen bir şeyler daha vardı.
“Ya üzülürsem.” dedi sakince.
“Elbette üzüleceksin.” diye karşılık verdi Aksel.
“Üzeceksin yani beni.”
“Mutlaka üzeceğim.”
En azından seni hiç üzmeyeceğim diye yalan söylemiyor diye düşündü Hazel.
“Muhtemelen sen de beni üzeceksin, üzüleceğiz. Çünkü her an mutlu olamayız. Birbirimizi istemeden de olsa kırdığımız zamanlar bile olacak. Çünkü birbirimizden farklı insanlarız. Birbirimizi anlamadığımız zamanlar olacak. Neyi neden yaptığımızı sadece kendimizin bildiği zamanlar. İnsanız, aynı düşünmüyoruz, aynı hissetmiyoruz. Olayımız bu.”
Aksel saatlerce konuşsa da Hazel onu dinlese. Ne iyi gelmişti onu uzun uzun dinlemek.
“Bak sen zaten aşıksın.”
Hazel bununla birlikte Aksel’e döndü ve gözlerine baktı. “Anlamadım?”
“Celallenme hemen. Karşı cinse olan bir aşk değil bu. Dans ederken gözlerinde gördüğüm bir aşk.”
Aksel çekinerek de olsa Hazel’in ellerine uzandı. Usulca ellerini tutup gözlerinin içine baktı.
“ Ben artık birinin gözlerinin içine bakıp dünyanın durduğunu hissetmek istiyorum."
İşte o an durdurmuşlardı sanki dünyayı. Hazel için dünya durmuştu. Aksel’in dünyası onu ilk dans ederken gördüğünde durmuştu zaten.
“Neden benim gözlerimin içine bakarak dünyayı durdurmak istiyorsun?” diye sordu Hazel sesinin net çıkmasını sağlayarak. Yutkundu. “Dünya’da bir sürü kız var. Neden benim gözlerime bakıyorsun?”
“Bu hayatta tanıdığım hiç kimse senin gibi dünyayı durdurmamıştı. O gün burada dans ederken…"
Durdu, cümlesinin devamı vardı ama tamamlamadı. Hazel’e düşünmesi için alan bıraktı.
"Konuşmanın sonunda gitmek istersen beni dinlemeye devam et. Gitmek istemezsen şu sıralar tek dinlediğim şarkıyı beraber denize bakarak dinleyelim, sonra ben usulca kalkar ve uzaklaşırım buradan."
Hazel sustu. Aksel bunu konuşmanın sonunu duymak istediği şeklinde yorumladı ve devam etti. Hazel az önceki gibi romantik ve sakin bir konuşma bekliyordu fakat Aksel gerilmişti.
"Bak hemen beni sevmeni beklemiyorum. Gel yarın evlenelim hiç demedim ki bu kadar yokuşa sürüyorsun? Yani birazcık vakit geçirebiliriz çünkü seni gördüğüm andan beri izlemekten aşırı bir zevk alıyorum. Yani vakit geçirdiğimiz takdirde her saniye seni izleyebilirim. Sonra böyle ellerini tutabilirim. Başımı kucağına koyarım. Dokunurum sana sarılırım. Öperim."
Hazel Aksel’in ilk cümlesinden itibaren dudaklarını birbirine bastırarak gülmemeye çalıştı. "Nereye gidiyor bu?" diye sordu gülerek.
"Hiç. Hiçbir yere gitmiyor sonu yanlış anlama sakın, böyle heyecandan oldu sanırım bu. "
Baya saçmalıyordu... Ama devam etti.
"Böyle yanaklarını falan sıkmak istiyorum. Burnunu falan ısırmak istiyorum. Gıdıklamak istiyorum seni. Saçlarını taramak istiyorum mesela. Sonra gıcık etmek için saçlarını çekmek istiyorum. Çaktırmadan saçından kopan telleri selpağa sarıp saklamak istiyorum. Sevmek istiyorum seni anlıyor musun?"
Hazel bu konuşma biraz daha devam ederse nasıl bir cevap vereceğini düşünüyordu. Onu durdurması gerekiyordu. Bu kadarı hem ona hem kendisine fazlaydı.
"Aksel şey," diye mırıldandı.
"Ne?"
Beklentiyle Hazel’e baktı.
"Hani şu son zamanlarda tek dinlediğim şarkı dedin ya. Açsana onu denize bakarak dinleyelim beraber."
.
.
TOYGAR IŞIKLI- Sen Eşittir Ben
En sevdiğin şarkı yalansa hayatının filmi hayatsa,
Bi de hayatın tümüyle yalansa karşılaşmamız an meselesi...
Hayatının kitabı mutluluksa sardunyaları mırıldanıyorsan,
Deniz görmeden yaşayamıyorsan sen eşittir ben demektir...