“Sahiden aşık olmak bu kadar olay mı? Ama doğruyu söyleyin lütfen, o cümleleri siz de bir erkekten elleri ellerinizde gözleri gözlerinizde duysaydınız düşmez miydiniz? Benden daha fazla düşerdiniz ben çok bile dayandım. Bu hissettiğim şey geçici mi, bir hoşlantıdan ibaret mi bilmiyorum ama fark ettiyseniz şu an size anlatırken bile yanaklarım kıpkırmızı ve kayda başladığımdan beri sırıtıyorum. Böyle içim içime sığmıyor. Siz de izlediniz o sahneleri. Söyleyin ben aşık olmayayım da ne yapayım? Çocuğu orada öylece bırakıp eve mi gideyim? Tamam, öyle yaptım ama ne yapabilirdim? Siz olsanız ne yapardınız? Kollarına mı atlardınız?”
Kocaman bir ikilemin içerisinde verdiği karara mantıklı bir kılıf uydurmaya çalışıyordu. Aslında ne karar verdiğini o bile bilmiyordu. O sahile onu görmek için gitmişti. Onunla karşılaşabilme umuduyla gitmişti. Onunla konuşmak istemişti. Konuşmuşlardı da… Hem de hayal ettiğinden çok daha kalp hızlandıran cümleler duymuştu ondan. Şimdi içini bu denli kemiren kararsızlık nedendi?
Nurbanu onu arıyordu. Açmıyordu. Sabah eve geldiğini de duymuştu. Gülsüm ablası söylemişti. En sonunda pes edip tam telefonlarına geri dönmeye karar vermişti ki kapısı paldır küldür açıldı.
“Huh evdesin çok şükür.”
Nurbanu bir kolunda dün Hazel’in bıraktığı çantası bir kolunda da kendi çantasıyla birlikte nefes nefese kalmıştı. “Bu eve bir asansör mü yaptırsak ya?”
Çantaları masanın yanına koydu ve saçındaki tokayı çözüp Hazel’in masasındaki kıskaç tokayı aldı eline. Saçlarını tepesinde toplayıp kıskaç tokayla tutturdu. “Vazgeçmeyeceksin benim tokalarımı aşırmaktan dimi?” diye söylendi Hazel.
“Ya valla senin tokalarından başkası tutmuyor saçımda.”
Sanki araları hiç bozuk değilmiş gibi davranıyordu ve Hazel artık onun bu huyuna alışmıştı.
“Ee Aksel abimle nasıl geçti bu sabah?”
Hazel arkasındaki yastığı birden Nurbanu’ya fırlattı. “Gerçekten o sarı saçlarını yolmamak için çok zor tutuyorum kendimi Nurbanu. Sabrımı mı sınıyorsun şu an?”
Nurbanu yastığı havada yakalayıp, “Sizi birbirinize o kadar çok yakıştırdım ki. Hiç yorum yapmadan nasıl güzel olacaksınız izlemek istedim. Şimdi ben onu tanıdığımı söylesem bin ton soru soracaktın. Nasıl biri olduğunu onu tanıyarak değil de beni dinleyerek öğrenecektin.”
Hazel gözlerini devirdi. “Keşke her konuda mantık çerçevesinde düşünmesen. Ben senin en yakın arkadaşınım ya! Bu konuda da mantıklı davranmaya çalışma. Sen gidersin mantık evliliği de yaparsın.” diye söyledi. Nurbanu her konuda enine boyuna düşünüp mantıklı kararlar verebilen biriydi. Hayatını mantık üzerine inşa etmişti. Ama bu mantıklı yapısı onun eğlenceli kişiliğini de gölgelemiyordu.
“Evet mantık evliliği yapacağım tabii ki. Romantiklik hiiç bana göre değil. Ama sana göre. Aksel abime de göre. Siz romantik insanlarsınız yakışırsınız. Olur sizden.”
Hazel derin bir nefes verdi. “Bak ya!”
Bir yastığı daha fırlattı. “Reflekslerim kuvvetli benim kızım. Atıp durma tutuyorum işte.”
“Sana kim gel dedi? Gitsene evimden. Zorla mı kalacaksın bizde. Kovuyorum seni. Git buradan!”
Hazel üçüncü ve son yastığını da fırlattı ve Nurbanu onu da tuttu.
“Ay çok alındım, ağlayarak evime gideceğim ve günlüğüme senden ne kadar nefret ettiğimi yazacağım ağlayarak hemen.”
Nurbanu yastıkları bir bir geri fırlattı ve hepsi de refleksleri sıfır olan Hazel’in kafasına geldi.
“Nurbanu yeter! Gitsene kızım giiiiiiiiit!”
“Çocuk gibisin aynı. Hani aşık olunca çocuğa dönüşürsün derlerdi de bu da ani oldu yani. Bu kadar çabuk beklemiyordum ben.”
Hazel yataktan kalktı en sonunda. “Aşk diyor ya!”
Kolundan tuttu Nurbanu’nun. “Sen iyice aştın kendini. İstemiyorum kızım seni git.”
Kapıya kadar sürükledi. Nurbanu Hazel’den bir tık daha güçlüydü ve Hazel bunu unutmuştu. Kapının önüne geldiklerinde Hazel Nurbanu’yu atacakken, Nurbanu Hazel’i kapının önüne koydu ve kapıyı kilitledi.
“Oh be, yayla gibi yatak. Zengin arkadaşının olması mis gibi mis.”
Hazel her ne kadar sinirlense bile seviyordu bu kızı. Sinirleri bozuk bir şekilde gülmeye başladı. Merdivenlerden aşağı inerken burnuna o kadar güzel yemek kokuları geliyordu ki Nurbanu’yu düşünmek bile istemiyordu.
Mutfağa girdiği gibi Gülsüm ablasını ocağın başında çorba karıştırırken gördü.
“Ne debeleniyorsunuz iki saat. Sesleriniz te buradan duyuluyor.”
Hazel hangi çorbayı yaptığını görmek için yanına geldi. “Klasik Nurbanu işte deli ediyor beni. Kendini odama kilitledi. Deli işte.”
Gülsüm Hanım güldü Hazel’e. O sırada kapı çaldı.
“Gülkız bana kuşburnu pekmezi yollayacaktı benim oğluşumla. Unutmuşum geçen gittiğimde. O gelmiştir.” dedi. Gülsüm Hanım kapıya doğru gittiğinde Hazel’in gözü saate takıldı. Annesinin işten çıkış saatiydi şu an.
Her zaman yaptığı gibi kapının kenarından girişini izlemek istemişti. Çünkü annesi hep yorgun gelirdi ve ya yatar uyur ya da çalışma odasına kapanır çalışmaya devam ederdi. Hazel onu ya yemeklerde ya da eve girdiğinde kapı aralığından görürdü. Annesini çok özlüyordu. Babasını da çok özlüyordu ama annesini daha çok özlüyordu. On dokuz yaşında koca bir kız olmuştu kendine itiraf edemiyordu ama çok özlüyordu. Gülsüm ablası her ne kadar yeğeni geldi diye kapıya gitse de annesinin gelmiş olma ihtimaliyle kapı aralığından gözlemeye gitti.
O an gördüğü manzara karşısında küçük dilini yutacak gibi hissetti.
“Yok artık.” diye mırıldanarak kapının yanından çıktı. “Senin ne işin var burada?”
Aksel kapıdaydı. Bu kadarı da fazlaydı. “Teyzeme pekmez bırakmaya geldim.” dedi Aksel sakin bir ses tonuyla. Hiç şaşırmış gibi durmuyordu.
“Sen beni gördüğüne hiç şaşırmadın.” dedi Hazel orta parmağıyla onu işaret ederek.
“Çünkü biliyordun, çünkü her şeyden haberdardın. Sen teyzenin benim evimde kaldığını biliyordun, Nurbanu’nun en yakın arkadaşım olduğunu biliyordun. Ama beni ilk kez tanıştığımıza inandırdın.”
Hazel ciddi bir hayal kırıklığı ile bakıyordu Aksel’e ve bu bakış Aksel’in afallamasına sebep oldu.
“Sandığın gibi değil.” diye açıklamaya çalıştı. Gülsüm Hanım bu ikilinin arasında geçen garip diyaloğu anlamlandırmaya çalışıyordu.
“Ne değil ya Allah aşkına bırak.”
Hazel arkasını dönüp merdivenlerden yukarı çıkmaya başladı. “Hazel bir dinlesen beni.”
Gülsüm Hanım içeri girmek isteyen Aksel’i durdurdu. “Teyze izin ver gireyim yanlış anladı beni.”
“Aksel ne olduğunu anlamadım ama annesi gelmek üzere. Hadi oğlum başka zaman evin dışında halledersiniz.”
Aksel teyzesini dinlemedi ve içeri girip Hazel’in peşinden koştu. Merdivenlerin yarısında yakaladı. “Aksel bırak.”
Hazel’in gözleri dolmuştu.
“Yemin ederim ilk kez tanıştık. Ben tüm bu detayları seninle o gün o sahilde tanıştıktan sonra öğrendim inan bana.”
Hazel bu kadar tesadüf ile tedirgin olmuştu. Ona karşı oluşturmaya çalıştığı güveni birden yerle bir olmuştu. Savcı bir annenin kızı olarak o kadar şüpheyle yetişmişti ki… Kimseye güvenemiyordu.
“Sana inanmıyorum. Ne olur git evimden. Bir daha da gelme. Teyzenle de dışarıda görüşürsünüz.”
Bu cümleleri belki Gülsüm ablasını da yaralayacaktı ama o an o kadar mantıklı düşünemiyordu ki… Ağzından ne çıktığı önemli değildi onun için.
“Hazel yapma.” diye fısıldadı Aksel. “Lütfen bak bu şekilde değil. Yanlış anlayarak değil. Beni gerçekten istemiyorsan giderim bir daha da yoluna çıkmam. Ama beni yanlış anlayarak buna karar verme. Kendimi anlatmama izin ver.”
Hazel kolunu Aksel’den kurtarıp merdivenlerden çıktı.
"Sadece görüyordum seni. Aynı civarda oturuyoruz sonuçta. Seni görüyordum ama ilgimi çekmiyordun. O gün sahilde dans edene kadar hiç ilgimi çekmemiştin. Sadece sokakta gördüğüm bir kızdın benim için. O gün senin yanına gelip oturmam sadece içgüdülerimin yaptığı bir şeydi. Ertesi gün Nurbanu'yu aradım. Seni sordum. Çünkü birkaç kez onun yanında görmüştüm seni.”
Hazel Aksel’in arkasından seslendiği cümleler ile duraksadı. Attığı adım yarım kaldı. Ama arkasını dönüp yüzüne bakmadı. Aksel devam etti.
"Sonra fark ettim ki aslında hayatıma çok yakınmışsın. Bir markette çarpışsak tanışabilirmişiz. Nurbanu ile konuştuğum herhangi bir zaman tesadüfen bizi görsen yanımıza gelebilirmişsin. Teyzem için her bu eve geldiğimde kafanı odandan çıkartsan tanışabilirmişiz. Az dışarı çıkıp gezsen sokakta kafana top fırlatabilirmişim. Ya da Nurbanu'nun yaptığı gibi arada mahallenin halı sahasına gelip maç izlesen beni görebilirmişsin. Sonra fark ettim Hazel. Aynı anda aynı yerde birçok kez bulunup birbirimizi görmüyormuşuz biz. Senin yanına gelip oturduğum o günden sonra fark ettim. Bu evde yaşadığını öğrendiğimde ne büyük şok geçirdim haberin var mı? Beş yıldır burnumun dibindeymişsin."