Tutkular vardır. Bazıları ölüm gibi, bazıları ölümden beter. Hiç ummadığın bir anda seni uçuruma sürükleyen tutkular vardır. Seni yolundan alıkoyup, cayır cayır yanan bir ateşin ortasına atan tutkular vardır.
Ama benim tutkum hepsinden tehlikeli. Benim tutkum ölümden beter.
"Adam inanılmaz güçlü." dedi Lider, odanın içinde volta atarken. "Bütün piyasayı elinde tutuyor sanki. Yer altının illegal lideri. Hiyerarşi sistemi gibi dizmiş etrafına herkesi. Bazı devlet adamlarıyla bağlantıları bile var. Ortada aklım alamayacağı kadar büyük paralar dönüyor."
Lider, bana doğru bir zarf fotoğraf uzattı. Zarfı elime alıp içini açtığımda neredeyse bir düzine fotoğraf geldi elime. Teker teker incelemeye başladım hepsini. Bahsettiği adamın fotoğraflarıydı bunlar. Fiziği olağanüstüydü; uzun boylu, geniş omuzlu ve heybetli bir adamdı. Kehribar gözleri, kuzguni siyah saçları ve esmer teni. Yüzü sanki bir ressamın elinden çıkmış alengirli bir portreydi.
Ve kehribar irislerinden parlayan o bakışları... Ölümü andırıyor. "Tehlikeli bir adama benziyor."
"Tehlikeli de laf mı?" Güldü alayla. "Bu adam tehlikenin ta kendisi. Piyasa bu adamın elinde. Bütün mafyalar bundan korkuyor. Çünkü içlerinden en güçlüsü o. İsterse bütün piyasayı altüst eder geçer. "
Fotoğraflardan gözümü alamazken sırtımı yavaşça geriye yasladım yavaşça. "Adı ne bu adamın?"
"Barlas Aslan Karaman."
Alacalı bir ismi vardı. İsmini duymak, insanda tuhaf bir haz bırakıyordu.
"Peki ona nasıl ulaşacağız?" diye sordu örgüt üyelerinden biri. "Anlattığın kadarıyla bu adama ulaşmak imkansız. Bunlar tehlikeli sular, bizi boğar. Bu adam bizi elinin tersiyle itse biz bir daha kalkamayız."
Örgüt liderinin bakışları bana döndü. "Onu da Aleda Akalay söylesin. Neticede ajan olan o."
Çenemi sıkıp öfkeyle yüzüne baktım. "Ajanlıktan istifa ettiğimi biliyorsun Lider."
"Ama yeteneklerini kaybetmedin Aleda. Hâlâ çok güçlüsün ve hâlâ zekisin."
"Neyse ne." Konuyu sert bir sesle kapattım. "Alper'i muhbirlik yapması, onlardan aldığı gizli bilgileri örgüte sızdırması için, bu adamın şirketine göndermiştiniz." Bana yeni verilen kırmızı kapaklı dava dosyasını elime aldım. "Bu davayı takip etmeye yeni başladığım için gelişmelerden haberdar değilim ve Alper'e uzun zamandır ulaşamıyorum. Ne oldu, Alper bilgi toplayabildi mi Barlas Karaman hakkında?"
Lider tereddüt eder bir biçimde yüzüme baktı. Bana bir şey söylemek istiyordu ama sanki onu alıkoyan bir şey vardı. "Seni de onun için çağırdık." dedi sessizliğini bir anda bozarak. "Evet, doğru hatırlıyorsun. Alper'i bundan tam kırk yedi gün önce Barlas Karaman'ın şirketine muhbirlik yapması için göndermiştik. Oradan edindiği bilgileri gizlice bize sızdıracaktı, plan buydu." Başını salladı öfkeyle. "Ama örgüt olarak Alper'e üç gündür ulaşamıyoruz ve artık başına bir şey gelmiş olmasından endişeleniyoruz."
Tepki veremedim. Lider'in yüzüne dehşetle bakarken duyduklarımı hazmetmek istedim. Doğru mu duymuştum? Alper'e bir şey oldu mu demişti? Bunu, bana söyleyebilme cürretini gösterebilmiş miydi?
Hiddetle ayağa kalktım. Öyle sert kalkmıştım ki oturduğum sandalye benim kalkışımla birlikte sertçe yere devrildi. Çıkan ses, hepsinin irkilmesine sebep oldu çünkü benim öfkem, şu an onları her şeyden fazla korkuyordu. Sinirlenince nasıl birine dönüştüğümü hepsi biliyordu.
"Ne demek Alper'e ulaşamıyoruz?" diye bağırdım yüzlerine. "Bunu bana nasıl şimdi söylersin Lider?!"
"Bak, Aleda... Bizi önce bir dinle." dedi beni sakinleştirmek için araya giren bir başka örgüt üyesi. "Barlas Karaman..." dedi ama sustu, devamını getirmedi. Bu ismi söylemek bile onda nasıl bir etki yarattıysa birkaç saniye konuşamadı. "Adamın tehlikeli olduğunu biliyorduk ama bu kadarını hiçbirimiz beklememişti. Bu görev için otuz üyeden sadece beş üye görevlendirildi, Alper de bunlardan biriydi ama-"
Sertçe kestim sözünü. "Ama siz işleri batırınca arkanızı toplamam için bana haber verdiniz öyle mi?" Ardından elimi yumruk yapıp masaya vurdum. "Alper benim kardeşim gibiydi! Size ona ulaşamadığımı söylediğimde iş için yurtdışına gittiğini, şüphe çekmemek için hiçbirimizle irtibata geçmediğini söylemiştiniz!"
"Aleda sakin ol. Çünkü biz de başta öyle sanıyorduk." Tıpkı bir suçlu gibi gözlerini yüzünden kaçırdı. "Ta ki Alper, bize haber göndermeyi tamamen kesene kadar..." dedi sesine karışan bir keder tonuyla. "Maalesef... Üç gündür Alper'den hiç haber alamıyoruz. Ve dahası..." Bunu söyledikten sonra sustu. Ağır bir şey söyleyeceğini bakışından anlamıştım. "Araştırma ekibi, Alper'in nerede olduğuna dair son sinyallerin geldiği ormanlık alana gitti. Ve iz bulmak için gittiği ormanlık alanda..." Yutkundu. "Alper'e ait olduğu düşünülen kanlı bir gömlek buldular."
Alper'e ait kanlı bir gömlek.
Sanırım hayatım boyunca duyup duyabileceğim hiçbir cümle, beni böylesine derinden yaralamazdı.
Dehşetle baktım karşımdaki Lider'e. "Ve sen bana bunu şimdi mi söylüyorsun? Lider sen benimle dalga mı geçiyorsun?" Ellerimi öfkeyle saçlarımdan geçirdim. Alper benim çocukluk arkadaşımdı, kardeşim gibiydi, hep öyle olmuştu. Şimdi bu haberi duymayı kabul edemiyordum. Ona bir zarar geldiğini düşünmek, hatta bunun olmuş olma ihtimali bile bana kafayı yediriyordu.
"Alper'in muhbirlik yaptığı ortaya çıkmış olabilir. Barlas Karaman bu konularda çok acımasızdır. Eğer şirketinden gizli bilgi sızdırıldığını yakalarsa..." dedi bir başka üye, sesi korkudan gittikçe alçalıyodu. "Affetmez."
"Kim bu adam?" Bağırdım öfkeyle. "Kim bu adam da herkes ondan böylesine korkuyor?"
"O, Barlas Aslan Karaman." dedi Lider gür bir sesle. "Sıradan biri değil, bunu sana en başından söylemiştim."
"Umurumda değil Lider. Ama eğer ki," İşaret parmağımı tehditkâr bir biçimde havaya kaldırdım. "Eğer ki Alper'e bir şey olursa bu örgütü başınıza yıkarım."
"Aleda." dedi otoriter bir sesle. "Acını ve öfkeni anlıyorum ama ileri gitme." Ona doğrulttuğum işaret parmağına bakarken kaşları çatıldı. "Unutma ki sen de bu örgütün bir üyesisin."
"Senin de unuttuğun şey şu ki Lider, burası bir örgüt değil; mafya teşkilatı! Ve siz de aslında bir mafyanın elemanlarısınız. Kendinizden büyük mafyalarla ortaklık kurmaya ya da güçlü adamların işlerini baltalamaya çalışıyorsunuz. Barlas Karaman da sizin bu hedeflerinizden biriydi ama gücünüz ona yetmedi. Lanet bir amaç uğruna Alper'i gözünüzü kırpmadan feda ettiniz!"
"Böyle olsun istemezdik!" dedi üyelerden bir diğeri. Örgüt otuz kişilikti ve iki ekibe ayrılmıştı. Alper ve ben farklı ekipteydik ve ben bu ekipten olmadığım için Lider dışında çoğu kişiyi tanımıyordum.
"Hiçbirimiz Alper'e bir şey olsun istemezdi." dedi Lider sesine yansıyan öfkeyle bana bakarak. "Hem neden kötü düşünüyorsun? Daha Alper'e bir şey olduğuna dair elimizde bilgi yok. Sadece ona ulaşamıyoruz."
"Yalan söylüyorsun! Alper içinizden en güçsüzü diye onu Barlas Karaman'ın önüne yem diye attınız!" Öyle çok bağırıyordum ki bu bağırış, hepsinin kulaklarında yankılanıyordu. "Ne derseniz deyin, hiçbir cümle sizin suçunuzu aklamıyor! Siz-" Tam devam edecektim ki kapının kırılırcasına sert bir biçimde gelen açılma sesiyle sustum.
"Efendim." dedi örgütün iletişim sorumlusu. "Maalesef..." Duraksadı. "Haberler kötü."
"Ne oldu?" dedim hızla onun üstüne doğru yürürken. O ise bir süre sustu. Benimle Alper arasındaki samimiyeti biliyordu. Aklıma ansızın gelen ihtimâl karşısında dehşetle ona bakıp omuzlarından tuttum ge sertçe sarstım onu. "Ne oldu dedim sana, anlat! Hemen!"
"Alper'in..." diye fısıldadı güçsüz bir sesle. "Alper'in bize gizli bilgi sızdırdığını bulmuşlar." Yutkundu. "Ve..." Tekrar sustu. "Bulur bulmaz da... Alper'i..."
"Neden tane tane konuşuyorsun?" diye bağırdım. Öfkeden kendimi kontrol edemiyordum. "Anlatsana! Ne oldu Alper'e?!"
"Barlas Karaman..." diye fısıldadı.
Bu ismi duymak, içimde bir fırtına koparırken ellerim titremeye başladı. Dehşetle yüzüne bakıyordum ama bu sefer öyle bir hâldeydim ki ona bağıramıyordum. Ve birkaç saniye sonra, hayatımı altüst edecek o cümleyi kurdu:
"Barlas Aslan Karaman, Alper'i öldürmüş."