"Sen ne karıştırıyorsun orada Rima Akalay?"
Barlas Karaman.
Onun sesiyle öyle bir irkildim ki elimdeki dosya neredeyse elimden düşecekti. Sesi kalın ve sertti, bağırınca odayı inletirdi ve şu an bağırmıyordu, resmen kükrüyordu.
Dosyayı hızla masaya bıraktım ve başımı dikleştirdim. Ne yapmış olursam olayım, karşısında eğilecek değildim.
"Ne karıştıracağım?" dedim sert bir sesle. "Ne işler çevirdiğini bulmaya çalışıyordum."
Gözleri beni öldürmek ister gibi bakıyordu. Sinirli görünüyordu. Hatta öyle sinirli görünüyordu ki bir an beni tutup camdan aşağı fırlatacak sandım.
Neyse ki ilk kattaydık.
Aklımdan geçen şeyle gülümserken yüzümdeki gülümsemeyi gördüğü an yeri titretecek kadar heybetli adımlarla saniyeler içinde yanıma ulaştı, beni omzumdan tuttuğu gibi masaya yatırdı. Ve ardından kendi de üstüme eğilip yüzüme yaklaştı.
Bunları o kadar hızlı bir şekilde yapmıştı ki ona karşı koyacak zamanım bile olmamıştı. Bacaklarım masanın altına sarkarken sırtım masayla buluşmuştu ge kalkamıyordum çünkü üstümde onun o kocaman cüssesi duruyordu. Beni masayla kendi arasına sıkıştırmıştı.
"Ama sen artık benim sabrımı artık çok zorluyorsun Akalay."
Sadece çok sinirlendiğinde bana soyadımla hitap ederdi. Bu sefer onu fazla sinirlendirmiştim. Başka zaman olsa bundan zevk bile duyardım ama şimdi o bana böyle bakarken zevk alamıyordum.
"Sen de benim sabrımı çok zorladın Barlas Karaman!" Yüzüne bakıp nefretle fısıldadım. "Buradan kurtulduğum gün seni mahvedeceğim."
"Rima Akalay," dedi sert ve karakteristik sesiyle. Yüzündeki sinirli ifade hızla silinirken alayla gülüyordu bana. "Buradan sağ çıkabileceğini kim söyledi?"
"Sen dalga mı geçiyorsun?" Onu ittirmeye çalıştım ama zerre etkilenmedi. "Beni öldürecek misin?"
"Sabrımı zorlamaya devam edersen belki."
"Beni neden tutsak olarak tutuyorsun o zaman?"
"Seninle uğraşmak hoşuma gidiyor."
"Mafya değil misin? Üstelik sadece mafya da değil; hem mafya hem CEO'sun! Git kendine başka uğraş bul, bula bula beni mi seçt-"
Baş parmağını dudağıma bastırıp beni susturdu. "Hoşuma gidiyorsun."
"Ne saçmalıyorsun?" diye bağırdım öfkeyle, parmağını dudağımdan çektiği ilk an hem de. "Daha dün beni reddeden sen değil miydin?"
Yüzündeki alaycı gülümseme benim bu sorumdan sonra genişledi. "Evet, bendim."
"Eee, o zaman?"
"Neyin peşinde olduğunu biliyorum Rima Akalay." Kulağıma eğildi yavaşça, nefesi tenime çarptığı an alev topu gibi gibi yandığımı hissettim. "Seni neden burada tutuyorum sanıyorsun?"
Duygularım duyduğum bu soruyla birlikte bir anda birbirine karışırken öfke ağır bastı. Çenemi sıktım. Bunu duymayı beklemiyordum. Bu kurduğu çok ucu açık bir cümleydi. Her yere çekebilirdim.
Lider ona amacımı söylemiş olabilir miydi? Alper'i öldürdüğü için peşinde olduğumu?
Belki de blöf yapıyordu, beni denemek için?
Ya da en son ve tehlikeli ihtimallerden biri... Onu etkilemeye çalıştığımı anlamıştı...
"Bırak beni!" diye tısladım yüzüne.
"Yavaş yavaş olduğun kişiye dönüşüyorsun Rima Akalay."
Pekâlâ oyun da bir yere kadardı, ben artık bu adam karşısında rol yapamıyordum. İnanılmaz; insanın aklının, hayalinin alamayacağı kadar kurnaz bir zekâsı vardı. Anlıyordu. Belli etsem de etmesem de, istersem dünyanın en iyi rol yapan insanı olsam da. Barlas Karaman... Anlıyordu.
"Bence rol yapan hâlim daha iyiydi," Güldüm alayla. Hep o bana üstten bakacak değildi. "Çünkü şu an olduğum kişi seni öldürmek istiyor."
"Biliyor musun, daha önce hiç kimse karşımda senin kadar cesur olamamıştı." Bunu söyler söylemez üstümden hızlı bir şekilde kalktı.
"Ben sana giden bütün yolların ilkiyimdir belki Barlas Karaman."
Gözlerime baktı. Bu sefer gülmüyordu. "Peki ya sonu olursan?"
"Muhtemelen öyle olacak." diye fısıldadım ve dirseklerimden destek alarak hızla masanın üstünde doğrulup yüzüne baktım. "Ya sen benim sonum olacaksın ya ben senin Barlas Karaman."
Başka bir şey söymeyip ilerleyecekken aklıma son anda gelen şeyle adımlarım aniden durdu ve bakışlarımı ona çevirdim. "Şimdi bana kahvaltımın nerede olduğunu söyler misin yoksa açlıktan bayılayım mı?"
"Yine kollarımda mı bayılacaksın?"
"Hayır tabii ki! Sen hiçbir şeyi unutmaz mısın?"
"Mevzu sensen hayır." dedi odanın kapısına doğru hızlı adımlarla ilerlerken. "Takip et beni, tekrar bayılıp başıma bela açmanı istemiyorum. Uğraşmam gereken yüzlerce adam ve yönetmem gereken bir holding zinciri var. Ama şansa bak ki bunların hiçbiri beni senin kadar yormadı Rima Akalay."
Kollarımı göğsümde kavuştururken bu söylediklerine güldüm alayla. "Öldürmen gereken insanlar da var mı peki Barlas Karaman?"
Bir anlık boş bulunup sormuştum bu soruyu. Kendimi ne kadar zorlarsam zorlayayım, Alper mevzusunu açmadan duramıyordum. Onun yüzüne vurmak istiyordum bunu ama kendimi tutuyordum. Zamanı değildi şimdi. Yavaş yavaş işleyecektim içine...
"Ne demek şimdi bu?" Üstüme gelmeye başladı. Gözleri ifadesiz bakıyordu ve sesi kuruydu. Anlaşılan sorum hoşuna gitmemişti.
"Bir katil olduğunu," Tam önümde durduğunda başımı dikleştirip yüzüne baktım. "Biliyorum demek."
Cesurdum. Hep cesurdum. Ölümü göze alıp da ağzıma geleni çekinmeden söyleyecek kadar.
"İyi." dedi soğuk bir sesle. Aramızda bu konuşmanın geçmesi hoşuna gitmemişti. Bu, yüzündeki ifadeden bile belliydi. "Maden bir katil olduğumu biliyorsun, o zaman seni öldürmek istersem bunu yapmamın ne kadar kısa süreceğini de bil ve benim sabrımı daha fazla zorlama Akalay."
"Bir katil olmak senin için sorun değil hatta belki bir zevk ama katil olduğunun yüzüne söylenmesi hoşuna gitmiyor." Yüzümde alaycı gülümseme genişledi. "Yoksa katil olduğun gerçeğini hazmedemiyor musun Barlas Karaman?"
Bir anda kolumdan kavrayıp beni duvarla buluşturduğunda kaçmamam için ellerini duvara yaslayıp beni kendisiyle duvar arasına sıkıştırdı. Dehşetle yüzüne baktım ama konuşmadım. Bana öyle öfkeli bakıyordu ki konuşamadım.
"Ben sabrımın sonundayım Rima Akalay. Boynundaki bıçak izin bir, hâl ve hareketlerin iki ama bu sondu."
Katil olduğunun yüzüne söylenmesi hoşuna gitmiyordu.
Kuruyan dudaklarımı ıslattım yavaşça. "Bir katil olduğunu duymak seni neden bu kadar rahatsız etti, anlamadım? Sen, acımasız bir katilsin üstelik."
Yüzüme yaklaştı. "Sabrımı zorlama."
Ben de onun yüzüne yaklaştım. "Zorlarsam ne yaparsın?"
"Katil sıfatımın hakkını vermem gerekecek o zaman Akalay."
"Ver o zaman Karaman."
Unutmamam gereken, hafızamda bir çivi gibi çakılı kalması gereken ne varsa her şeyi unutmuş gibiydim. Gözlerinin büyüsüne kapılıyordum. O bir ateşti ve bana, benden uzak dur diye bağırıyordu ama duramıyordum, durduramıyordum, yaklaştıkça yaklaşıyordum.
"Öldürmeye önce kalbinden başlayacağım." Nefesini boynumda hissettiğim an bütün bedenim yabancı olduğum bir hisle kasıldı. "Sonra ruhundan," dedi işaret parmağı, yanağıma değerken. "Sonra teninden," Parmakları boynuma kaydı ve boynumu sertçe kavradı. İnlememek için dudaklarımı birbirine bastırdığımda ellerinin hâkimiyeti altında kalmıştı bedenim ve onun her dokunuşu, bana zarardı.
Sonra parmakları inleye devam etti, göğüslerim arasında yer bulduğunda orayı sertçe bastırarak işaret etti. "Kalbinden. En son ama en fazla kalbinden. Burası benim olacak, burada benden başka kimse olmayacak."
"Olursa?"
"Onları da öldürürüm."
"Bir katilsin." diye fısıldadım yüzüne. "Acımasız, azılı, herkese düşman, herkesin düşmanı bir katilsin."
Beni tutup sertçe kendine çekti. "Ve öldürmeye ilk senden başlayacağım."
Dedi ve...
Beni öptü.