Yaman'ın Anlatımından Devam
Akşam yemeği faslından sonra yemekhanede bizimkilerle oturmuşken Feridun hoca yanımıza geldi. "Yaman?"
Başımı kaldırıp ona baktım. "Bir sorun mu var?"
"Biraz konuşabilir miyiz?" timdekilere bakıp sonra tekrar bana döndü. "Yalnız?"
Başımı sallayıp ayağa kalktım. Onunla beraber yemekhanenin çıkışına geçip kollarımı bağladım. "Sorun ne?"
"Sorun büyük Yaman. Ecza dolabından biri morfin yürütmüş. Ve ne hikmetse dün sen girdikten sonra kaybolmuş."
"Yani?"
Bir adım atıp aramızdaki mesafeyi kapattı. "Sen mi kullanıyorsun Yaman? Bunun tehlikeli olduğunu biliyorsun değil mi?"
"Kullanmıyorum."
"Yaman bağımlı olursan eğer geri dönüşü olmaz. Kaç doz aldın?"
Emindi aldığımdan, saklamaya gerek duymadım. "Ağrım vardı, bir hafta boyunca aldım."
"Günde kaç kez?"
"Bazen bir, bazen iki." dediğimde sıkıntıyla nefesini bıraktı.
"Yoksunluk çektin mi hiç?" Elimi enseme götürüp başımı çevirdiğimde sessizce konuştu. "Çektin mi Yaman? Belirtiler ne durumda, anlat bana."
"Dün gece oldu. Hastaneden çıktıktan sonra." deyip ona döndüm. "Ellerim titredi sadece, nefesim daraldı. Ama sonra..." duraksadım. Onu görünce aniden kendime gelmiştim, elektrik çarpmış gibi.
Belki de beni böyle görmesin istediğim için, odağım kaydığı için... "Sonra ne oldu?"
"Birden belirtiler kayboldu."
"Adrenalin mi salgıladın?"
"Bilmiyorum. Herhalde."
"Yaman çok tehlikeli bir işe bulaşmışsın. Uzun bir süre sadece şu panzehirin dozlarını al. İlaç yasak, nikotin hatta kafein bile yasak."
"Tamam, ben elimden geleni yaparım da... Sen söyleyecek misin birine?"
"Elbette söylemeyeceğim." gözlüklerini çıkardı. "Ulan serseri... Başına bela açmadan duramaz mısın sen?"
"Acı çekiyordum, aklıma başka bir şey gelmedi."
"Tamam, anlıyorum seni. Bir hafta kullanmışsın bir şey olmayacak. Olursa da bana haber ver. Ben de elimden geleni yapacağım senin için."
Başımı salladım. "Tamam Feridun abi." dediğimde kolumu sıvazlayıp yanımdan ayrıldı. Ben de tekrar bizimkilerin yanına geçtim.
Ama kafam orada değildi tabi, dün ki mevzu, sabahki kavga... Ayrılmışlar diye sevindim de, kız neredeyse yanlış anlayacaktı.
Ulan ne demeye sevindim onu da bilmiyorum... Sadece o hırttan kurtulduğu için mutlu oldum sanırım.
Bir de şu öpücük mevzusu vardı tabi, Anka'nın mağarada söylediği her şey hatırımdaydı. Bir tek o... Onu öptüğümü asla hatırlamıyordum. Ne olurdu hatırlasaydım...
"Komutanım?"
Cihan'ın sesiyle kendime geldim. "Efendim?"
"Komutanım pek bir düşüncelisiniz?"
"Dalmışım." deyip elimi saçlarımdan geçirdim. "Ne konuşuyordunuz?"
"Havadan sudan komutanım." dedi Yunus. "Sizin halinizi pek de iyi göremedik."
"Daha tam iyileşmedim ya, ondandır. Tedavi bitene kadar böyleyim."
"Geçer komutanım geçer, bu da geçer. Biz neleri atlattık..." dedi Barış, başımı salladım. Geçeceğinden emindim de morfin meselesi ne olacaktı bilmiyorum işte.
"Ben biraz hava alacağım." deyip ayaklandım. "Beklemeyin beni."
"Komutanım bu şekilde gitmeseniz daha iyi olur." dedi Ela da. "Halsiz görünüyorsunuz."
"Bana bir şey olmaz, olsa çoktan olurdu." deyip güldüm. "İyi geceler." deyip yanlarından ayrıldım.
Odama geçip üzerimdekileri çıkardım, siyah tişörtümü ve pantolonumu giydim hemen. Ceketimi de giydikten sonra arabanın anahtarını alıp garaja geçtim.
Bu saatte rahatsız etsem beni kovabilirdi. Yapmadığı şey de değildi ama ona gitmek istiyordum. Kendime engel olamadım. Arabayı çalıştırdığımda bir süre sonra kendimi Anka'nın evinin önünde buldum.
Arabadan inip kaputa yaslandım. Işıkları kapalıydı. "Uyumuş." diye mırıldandım.
Saat ona geliyordu, yarın okulu da yoktu aslında. Bu saatte neden uyur ki?
Onu göremediğim için uyku saatine bile kızıp tekrar arabama bindim. Arkama yaslanıp derin bir nefes aldım. Direksiyonu sıkıca kavrarken ellerimin titremeye başladığını fark edince siktir çekip arabadan indim.
"Siktir lan... Anka'yı görmem lazım." bahçe kapısını açıp içeri girdim. Kapısının önünde durup elimi kaldırdım ama kapıyı çalamadım. "Ne boktan iş lan bu?" geri çekildim, derin derin nefes alıp verirken nefesimi bıraktım. "Dön Yaman." deyip arkamı döndüm ama gidemedim.
Evin etrafını gezindim, bütün pencereler kapalıydı. Ama açmak zor değildi. Pantolonumun arka cebinden bıçağımı çıkarıp salonun penceresini açmaya çalıştım. "Kırmasak bari." diye içimden geçirirken pencere açıldı.
Bıçağı arka cebime atıp pencereyi açtım. İçeri girerken ne hallere düştüğümü fark edip içimden küfürler ettim.
İçeri girdikten sonra pencereyi kapattım. Salonda adımlarken koltukta yatan Anka'yı görüp duraksadım.
Üzerinde rengarenk, oversize bir kazak vardı ve içinde resmen kaybolmuştu. Altına ya hiçbir şey giymemişti ya da kısa bir şort vardı.
Salonu sıcaktı, üşümüyor olmalı diye geçirip koltuğun önünde diz çöktüm. Dudakları hafif aralık, baş parmağı alt dudağındaydı. Bebekler gibi ama en azından baş parmağını emmiyordu.
Derin bir nefes alıp gülümsedim. Çok güzel görünüyordu. Şimdi yine onu görünce kendimi daha iyi hissetmiştim.
Başımı çevirip etrafa bakındım, sehpanın üzerinde kartonlar vardı. Renkli kalemler ve renkli kağıtlar. Makas, uhu... Bir şeyler yapıyor olmalıydı. Belki bu yüzden yorulup uyuya kaldı diye düşündüm.
Elimi kaldırdım, artık titremediklerini fark ederken saçlarını yüzünden çektim. "Çok güzelsin Anka kuşu..." ve ben sana çekiliyordum istemsizce.
"Anka kuşu?" diye mırıldanıp ona yaklaştım. "Çok güzelsin Anka, hayatımda gördüğüm en değişik kadın da sensin. Niye çekiliyorum ben sana böyle?" kıpırdandığında hızlıca elimi çektim. Yere mi uzansam diye paniklediğimde gözlerini araladı.
"Yaman?" dudaklarını ıslatıp gözlerini tekrar kapattığında bir an için uyanıp geri uyuduğunu düşündüm. Ama bu kadarı yeterdi, sanırım artık gitmem gerekiyordu.
"Yaman?" gözlerini bir kez daha araladı. "Rüya mı görüyorum ben ya?" diye mırıldandı. "Evime izinsiz girecek kadar aptal değilsin, bu bir rüya." deyip gözlerini kapattı.
İşte şimdi sıçtın Yaman, kız böyle şeylerden hiç hoşlanmıyor ve sen evine harbiden izinsiz girdin. En iyisi bunun bir rüya olduğunu düşünmesi.
"Rüyamda neden seni görüyorum ki?" deyip dudaklarını büzdü. "Zaten bütün gün aklımdaydın, bari uykumda rahat bırak." dediğinde gülümsedim.
"Bütün gün beni mi düşündün?" dedim sessizce. Koltuğun kenarına oturdum yere çömelmektense.
"Bağımlı olacaksın diye endişeliyim." diye mırıldandı. Uyku sersemi çok tatlıydı.
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Tatlıysa tatlı, sana ne Yaman.
"Bağımlı olmayacağım, korkma." elimi kaldırdım. Yanağına dokunacağım sırada gözlerini aralayıp başını çevirdi, bakışlarımız buluştuğunda dudaklarını ıslattı.
"Bağımlı olursan ben sana bakarım, zaten çok yakışıklısın. Bakarım işte." diye mırıldandı.
"Çok mu yakışıklıyım?"
"Rüyamda çok daha yakışıklısın. Hasta değilmişsin gibi sanki." Göz altlarımı kastediyordu sanırım. "Çok yakışıklısın."
"Sen de çok güzelsin Anka." deyip eğildim. "O kadar güzelsin ki benim yeni bağımlılığım olacak kadar güzelsin."
Gözlerini kırpıştırdı, ayılmaya çalışır gibiydi. Ayılırsa canıma okurdu, bu sefer beni elinden kimse alamazdı.
"Yaman?" diye mırıldandı, adım onun ağzından daha hoş yankılanıyordu sanki.
"Anka'm?"
Gülümsedi. Başını kaldırıp elini yanağıma götürüp okşadıktan sonra dudaklarını dudaklarıma bastırdı.
Unuttuğum o hatırayı tekrar yaşamanın heyecanı sardı bedenimi. Bir yandan da endişeliydim. Anka rüyasındaki Yaman'ı öpüyordu. Belki de bu yüzden rahattı, gerçek olduğumu bilse yapmayacaktı.
Onu rahatsız etme düşüncesi sadece bir kaç saniye sürdü, kollarını boynuma doladığında her şeyi siktir ettim. Sadece bu anımıza odaklandım.
Bir elimi beline götürdüm, diğer elimi ensesine götürüp başını destekledim. Dudaklarımı hareket ettirip öpüşüne karşılık verdiğimde bir saniyeliğine geri çekilip kıkırdadı. "Çok gerçekçi."
Tekrar dudaklarıma uzandığında daha da gerçekçi hissedecekti işte. Koltuğa uzanıp üzerine eğildim. Başını yastığa bıraktığımda bacağını belime dolayıp rahat bir pozisyon aldı. Altımda kıvranırken acaba içti mi diye düşündüm. Bu kadarını rüya sanması fazlasıyla saçmaydı ama aldırış da etmedim. Hoşuma gitmişti.
Gözlerimi kapatıp sadece tat duyguma odaklandım. Üst dudağını öptüm, geri çekilip nefesimi üfledim. Dudakları kıvrılıp gülümsediğinde tekrar öptüm, uzun bir öpücüğün ardından alt dudağını emip dilimle dudaklarının arasından girmeye çalıştım. Beceriksizce çırpındı dillerimiz, birbirine çarpıp dururken yakalayıp üst dudağıyla beraber emdim. İkimizin de bu acemi tavırları öpücüğümüzü daha da karmaşık bir hale getirmişti, dudaklarımız sanki savaş veriyor gibiydi. Anka'yı durdurup kontrolü elime almak istedim. Ensesindeki elimi çekip karnına götürdüm. Belini koltuğa bastırıp hareket etmesine engel olurken belindeki elimi de aşağı doğru kaydırdım. Belime doladığı bacağına götürdüm yavaşça.
Siktir... Çıplak bacağına götürdüm elimi, yukarı doğru kaydırdığımda ise altına hiçbir şey giymediğini fark ettim. Sadece iç çamaşırı ile duruyordu. Alt dudağını ısırdım fark etmeden, kasıklarım karıncalandığında küfrederek geri çekildim dudaklarından.
Ceketimi kavradı. "Gitme." dedi, göğsü inip kalkıyordu.
"Rüyalar kısa sürer Anka, bu kadardı." gitmezsem kendimi tutabilir miydim emin değildim. Bu basit bir öpücük olmaktan çıkacaktı çünkü.
"Yaman gitme." dedi, diğer elini de ceketimin yakasına götürüp dudaklarını ıslattı. "Benimle kal."
"Gitmeliyim. Sabah oldu, birazdan uyanacaksın." tekrar uyumasını istiyordum. Onu öpmeye devam edersem işler çığırından çıkacaktı.
"Yaman..." ismimin ikinci 'a' harfini uzatıp gözlerini kapatırken eğildim, boynunu öptüğümde tek kolunu boynuma doladı. Bırakmaya niyeti olmadığını anladığımda önce bacağını, sonra da kolundan kurtuldum.
Geri çekildiğimde gözlerini yine kapatmıştı. Çok güzeldi lan... "Yaktın Anka, iki dakikada yaktın beni." diye mırıldanıp ayağa kalktım. Gözlerimi ondan alamadığım için geri geri gidiyordum ve orta sehpaya çarptım. Anka irkilip uyandığında başımı eğdim.
İkimiz de kağıtlara bakarken su bardağının düşüp birini ıslattığını fark ettim. Bardağı kaldırıp kağıtları kurtardım. Sadece biri ıslanmışken Anka tekrar başını yastığa bıraktı. "Neyse ki rüya, bir daha onunla uğraşamazdım." yastığına sıkı sıkı sarılıp gözlerini kapattı.
İşte şimdi gerçekten sikip attım her şeyi. Sanırım gerekli bir şeydi ve bunu mahvetmiştim. Anka rüya deyip sevindiğine göre...
O uykusuna kaldığı yerden devam ederken elimdeki kağıda baktım. Sayılar falan yazıyordu, hayvanlar vardı. Çizmiş miydi bunları tek tek? Bir de boyamıştı.
Benim bunu tekrar yapmam gerekiyordu, Anka uyandığında çok üzülürdü. Uğraşamam demişti zaten, hem benim hatamdı. Telafi etmem şart.
Derin bir nefes alıp sehpanın önüne çömeldim. Aynı renkte bir kağıt aldım. Telefonumun ışığını açıp Anka'nın kağıdına baktım. Kullandığı kalem renklerinin aynısı ile kağıdı tıpkı Anka'nın yaptığı gibi doldurdum. Yazı stiline bile dikkat ettim, bunu rüya sanması çok daha iyiydi. Yoksa ağzıma sıçardı evine gizli gizli girdim diye.
Bitirdiğimde sehpayı temizleyip kağıtları az önceki gibi bıraktım. Olmuştu.
Artık gidebilirdim.
Son kez Anka'ya yaklaştım. Eğilip saçlarını öptükten sonra geri çekildim. "İyi geceler Anka kuşu."
Koltuğun yanındaki küçük sehpanın üzerinde sakinleştirici haplar gördüm. Belli ki sakinleştirici içmiş, kafası belki de bu yüzden bu kadar dağınık. Bunun sebebini daha sonra öğrenecektim. Ama şimdi geldiğim gibi gitmeliydim.
~ ~ ~ ~ ~