4 Ekim Cumartesi
Anka'nın Anlatımından Devam
Kitap bittikten sonra salonu temizledim, yetmedi şu banyoya bir kez daha el attım. Kapı hâlâ kırık bir şekilde duruyordu. Haftasonuydu zaten, bir ara hallederim diye düşünüp koltuğa uzandım. Sabah beşe, beş buçuğa karşı tekrar uyuyakalmıştım.
Ve gözlerimi kapı sesiyle aralamıştım. İrkilirken az kalsın düşecektim, yeri boylamaktan kıl payı kurtulmuşken terliklerimi geçirip ayağa kalktım. "Kim bu sabah sabah ya?" gözlerim saate ilişti. Pek de sabah değildi, öğlen olmuştu bile.
"Geldim!" gözlerimi ovuşturup koşar adım açtım kapıyı.
Bir elinde saksı ve içinde sarı çiçekler, diğer elinde ise bir hediye paketi ile karşımda Serdar'ı gördüm. "Uyuyor muydun?"
Omzumdaki sol melek ona küfürler ediyordu ama bunu dışarı yansıtmadım. "Evet, uyumaya devam edeceğim şimdi izin verirsen."
"Tabi, tabi ama ben..." mahcup bir ifadeyle elindeki çiçeği uzattı. İyi en azından saksıda çiçek almayı öğrenmişti. "Bunları sana aldım."
"Şey mi bu?" deyip kollarımı bağladım. "Ağzıma biraz bal çalacaksın ve ben her şeyi unutacak mıyım?"
"Anka, tamam bak yerden göğe kadar sen haklısın. Ben dün gece çok ileri gittim."
"Farkında olmana sevindim ama bu buradan dönmez Serdar."
"Anka, en azından beni affedemez misin?"
"Bir daha aynı hatayı yap diye mi?"
"Yemin ederim bir daha aynı hatayı yapmayacağım." Bir adım attığında geri çekildim.
"Sakın yaklaşma Serdar. Bir adım daha atma." Çok çaresiz görünüyordu, gözleri de kızarmıştı ama bir anlık sinirle ya da buna ne denirse densin, bana böyle bir şey yapan bir insana bir daha güvenmem.
"Anka, özür dilerim. Özür dilerim, Anka ben seni çok seviyorum. Aylardır seviyorum seni, hiç üzmek ister miyim ben seni?"
"Kendine sor bu soruyu. Bana değil. Şimdi git artık, evimin önünde kalabalık yapma."
"Anka, bak biz komşuyuz. Aynı okulda çalışıyoruz. Yüz yüze bakıyoruz, hep böyle mi olacak? Beni affedemez misin Anka?"
"Serdar, çok haklısın işte. Yüz yüze bakıyoruz ve bakmak zorundayız. Bu yüzden karşımda daha fazla küçülme. Kendini affettirmek istiyorsan çiçekle gelme bana, hareketlerine dikkat et yeterli."
"Tamam, tamam ben hepsine tamamım." dedi heyecanlı bir şekilde. "Beni affedeceksen ben hepsine tamamım."
"Affederim dedim, sana bir şans daha vermeyeceğim. Bitti, bunu aklından asla çıkarma."
Hayal kırıklığına uğradı, kapıyı kapatmak üzereyken saksıyı da diğer eline aldı ve kapıyı tuttu. "Anka, ben seni seviyorum diyorum. Seviyorum..."
"Ben de seni seviyorum Serdar." dediğimde gülümser gibi oldu. "Arkadaş olarak. Sen arkadaş olarak mükemmel bir adamdın. Şimdi değilsin."
"Anka bir hatam için beni görmezden gelemezsin." daha yüzümü bile yıkamadım nelerle uğraşıyorum ya.
"Bak nasıl görmezden geliyorum seni!" deyip kapıyı kapatmaya çalıştığımda o da diğer taraftan engel olmaya çalıştı. "Serdar çekil!"
"Anka aç şu kapıyı konuşalım."
"Serdar rezil etme bizi, uzaklaş evimden!"
"Anka sadece konuşmak istiyorum, yüzüme kapatma şu kapıyı." kapıyı tüm gücümle ittirdim.
"Yüzün mü var senin! Serdar bırak kapıyı!"
"Anka yeter!" kapıya vurup bağırdığında geri çekildim. "Yeter Anka, ben seninle konuşmaya çalışıyorum, şu yaptığına bak."
"Gitmiyor musun sen şimdi benim evimden?"
"Gitmiyorum. Beni affedene kadar da gitmeyeceğim." dedi nefes nefese.
Başımı salladım. "İyi tamam, ver şunları." Saksıyı elinden aldım, elindeki paketi de. "Bekle koyup geleceğim." deyip aceleyle içeri girdim. Mutfağa geçip elimdeki saksıya baktım.
Çiçeğe yazık Anka... Çiçeğe yazık.
Çiçeği dikkatli bir şekilde köklerine dikkat edip çıkararak tezgaha bıraktıktan sonra kapıya yanaştım. "Gitmiyor musun sen!" deyip elimi kaldırıp Serdar'ın üzerine gittiğimde geri geri çekildi.
"Anka ne yapıyorsun!"
"Defol git evimden!" içeri terliklerimle dışarı çıktığımda elini kaldırdı. "Defol!" saksıyı fırlattığımda başını koruma altına aldı.
"Anka!"
Kıl payı kurtulmuştu, yoksa ben ona yapacağımı bilirdim. "Bak hâlâ duruyorsun!" Birazdan evimin önüne toparlanacaktı köydekiler, efendi efendi gitmiyorsan ben de böyle yapardım işte sana. "Git artık!" yerdeki taşlara bakarken bahçe kapısı açıldı. Gidiyor sanıp aldığım ilk taşı fırlattığımda Serdar eğildi. Taş da Yaman'ın kafasına isabet etti.
"Yaman?"
Serdar sesimle ona döndü, kaşını tutuyordu. "Yaman iyi misin?" deyip aceleyle ona yaklaşırken elindeki çantamı fark ettim. "Yaman?" elimi yanaklarına götürüp başını kaldırdım. Kaşı patlamıştı. "Yaman çok özür dilerim." pek bir halsiz görünüyordu.
"İyiyim, bir şey yok." deyip başını çevirdiğinde ellerimi çektim. Serdar'a döndü. "Bir sorun mu var?"
Ben de Serdar'a döndüm, aslında Yaman'a söylesem hallederdi ama kendi işimi kendim halletmek istiyordum. "Sorun yok, Serdar da gidiyordu şimdi."
"Gitmiyorum Anka. Beni affedene kadar da gitmeyeceğim!"
"Seni affetmek gibi bir niyetim yok, ne yılışık çıktın sen ya?"
"Seven insan hemen pes etmez çünkü. Bunu iyi biliyorsun."
"Ne oluyor Anka?"
Yaman başını eğip yüzüme baktığında başımı iki yana salladım. "Sıkıntı yok. Göndereceğim ben şimdi onu. Senin de başın kanıyor benim yüzümden." kaşından süzülen kan göz kapağına kadar gelince baş parmağımla sildim dikkatli bir şekilde. "Biz içeri geçelim, o da gider şimdi."
"Anka yeter, gözümün önünde bu herifle içeri mi geçeceksin!"
"Ulan senin ben!" deyip yerden bir kez daha taşa eğildiğimde havalandım. Yaman beni omzuna attığında taş elimde kalmıştı.
"Paşa paşa siktir git, bir daha Anka gel demeden de bu eve gelme."
"Sana mı soracağım lan?"
Taşı sıktım. "Bırak beni, şunun kafasını yarayım!"
"Ben bir insanı bir kere uyarırım Serdar, ikincisi olmaz. Aklında tut bunu." deyip arkasını döndü. Eve doğru adımlarken elimdeki taşı Serdar'a doğru fırlattım ama denk düşmedi.
Yaman eve girip kapıyı kapattı, sakin sakin ayakkabısını indirdikten sonra salona geçti. "Terbiyesiz, bir de gelmiş beni affet diyor. Enayiyim ya ben de çünkü!" hâlâ omzunda olduğumu fark ettim. "Sen de indirir misin artık beni?"
Koltuğa bıraktıktan sonra çantamı da sehpaya bıraktı. "Eşyalarını getirmiştim."
Nefesimi bıraktım. "Sen de kavgamızın arasında kalsın." deyip toparlandım. "Kusura bakma."
"Hep böyle kavga eder misiniz?"
"Çok komik ama ilişkimizde yeni olmamıza rağmen bu kadar ağır bir kavga beklemiyordum hiç. İlk ve son kavgamızdı, terk ettim onu."
"İyi." dediğinde ona döndüm.
"Ne iyi?"
"Yani şey..." elini ensesine attı. "Seni yoran ve üzen bir insanı hayatından uzaklaştırman iyi."
"Anladım." deyip kaşına baktım. "Ben banyodan ilk yardım çantasını getireceğim." ayağa kalktığımda bileğimden tutup oturttu.
"Küçük bir şey, otur."
"Özür dilerim ya, ben taşı alınca hiç bakmadan attım."
"Sorun değil Anka, önemsiz."
"Sen neden halsiz görünüyorsun?"
"Hastaneden geliyorum, ikinci doz ve bir takım zırvalıklar daha."
"Ben sana bir şeyler yapayım mı? Aç mısın, bir şeyler içer misin?"
"Yok yok, hiçbir şey istemem. Gitmem de gerekiyor zaten. İfade vereceğim, rapor tutacağım. İşlerim var."
"Tamamen iyileştin ama ya şu morfin? Etkisi devam ediyor mu?"
Başını iki yana salladı. "İyiyim. Bir etkisi yok."
"Yalan." deyip güldüm. "Hemen etkisini kaybetmesini beklemiyorum. Bunun için biraz araştırma yaptım gece." bilgisayarımı açtım. "Sen bir hafta kadar kullandın yani, atlatman kolay."
"Anka iyiyim ben, hiç eksikliğini hissetmedim. Hissetmiyorum da." dediğinde ona döndüm. Ciddi gibi görünüyordu. "Boşver." deyip ayaklandı.
"Gidecek misin hemen?"
"İşlerimi bir an önce halletmem gerekiyor."
Başımı sallayıp ayağa kalktım. "Tamam, tamam o zaman sonra görüşürüz."
Yani, görüşürüz herhalde değil mi? Her şey bitti ama bir daha görüşür müyüz ki?
"Görüşürüz." deyip gülümsediğinde bir daha görüşeceğimizden emin olarak yolcu ettim onu. Biz bir daha görüşecektik, ben onunla görüşmeyi çok istediğimi fark ettim. Çünkü Yaman beni düşünüyordu ve ben onunla daha yakın olmak istiyordum.
~ ~ ~ ~ ~