Anka'nın Anlatımından Devam
Benimkisi uyku sayılmazdı, camış gibi uyumuşum resmen... Belki de ilacın etkisinden, gözlerimi açtığımda hastane odası fazla karanlıktı çünkü.
Ofladım, başım da çatlıyordu yetmezmiş gibi... Her şey üst üste gelmişti. Elimde de bir ağırlık hissediyordum, başımı eğdiğimde Serdar'ı gördüm. Elimi sıkıca tutmuş, başını da eğmiş elimin üzerinde uyuyordu.
Kurtarabilir miyim diye denedim ama kurtaramayınca oflayıp başımı yastığa bıraktım tekrar. "Başım ağrıyor ya..." diye mırıldandığımda odada bir takırtı duydum.
"Verdikleri ilaçtandır." başımı çevirdiğimde karanlıkta gizlenmiş, odanın köşesinde duran Yaman'ı gördüm.
"Sen neden oradasın?"
"Uyanmanı bekliyordum." kollarını açıp adımladı. Yatağın diğer tarafına geçtikten sonra alnımı kaşıdım.
"Sen..."
"İyi misin?" dedi lafımı kesip.
Başımı salladım. "Ben iyiyim ama sen?" kaşlarımı kaldırdım. "Şu an üstüme düşmezsin değil mi?"
Gülüp başını iki yana salladı. "Düşmem. Panzehir bulunduğu için..."
"Ben buldum." deyip lafını kestim. "Ben buldum değil mi?"
"Sen buldun Anka." deyip yatağın kenarına oturdu. Sessiz sessiz konuşuyorduk. "Teşekkür ederim, bir kez daha hayatımı kurtardın."
"Bitti mi artık? Tamamen kurtuldun mu?"
"Kısmen. Bir kaç doz daha alacağım, tedavi süreci bir kaç gün daha sürer. Sonra tamamen iyileşirim."
"Sana verdikleri şey neydi peki?"
"Karaçök otu."
Kaşlarımı çattım. "O ne?"
"Dağların yamacında yetişen zehirli bir ot. Genelde akşam açar, sabah solar. Nadiren görülür, bunlar da dağda hayvan gibi yaşadıkları için gördüklerinde bu bitkiyi alırlar."
"Ya panzehiri?"
"İlkdem diye geçiyor, daha doğrusu asırlardır böyle geçiyor." nefesini bıraktı. "Panzehiri de karaçök otudur. Karaçök otunu demlerler, ilk demi de panzehir etkisi gösterir."
"Yani derdin de devan da aynı şeydi."
Başını salladı. "Derdim de devam da aynı şeydi."
"Bulunmaz mıydı bu karaçök otu? Denerdik."
"Zordu Anka, büyüyecek gelişecek de biz de göreceğiz. Benim o kadar zamanım yoktu."
"Ama şimdi kurtuldun."
"Senin sayende." işe yaradığım için mutlu olmuştum.
"Bana bir can borçlusun."
"Ben de seni kurtardım ya işte."
"O sayılmaz. O senin görevindi zaten. Bana bir can borcun var üsteğmenim. Unutturmam sana bunu."
Güldü. "Peki, öyle olsun. Zamanı geldiğinde hesaplaşırız."
"Hesaplaşırız." diye fısıldadım. Aklıma mağarada konuştuğumuz şeyler geldi ona uzun uzun bakınca. Sanırım onun da aklına gelmişti.
"Anka ben dün gece için özür dilerim. Yaptığım şeyin ne olduğunu bilmiyordum."
"Sorun değil." dedim. Bir yandan da sorundu aslında, onunla konuştuğum şeyler büyük sorundu. Beni yanlış anlar mıydı acaba? "Yaman ben bu konuyu kapattım, konuşmak da istemiyorum."
Başını salladı. "Zaten sevdiğin adamın elini tutarken seninle bunu konuşmak saçmalık olur." dediğinde elimi hızlıca çektim.
Serdar da bu vesileyle uyanmıştı.
Yaman ayağa kalkarken o da doğruldu. "Anka? Canım..." elini yanağıma götürüp okşarken Yaman'a baktım göz ucuyla, başını çevirmişti.
Off, neden bu kadar rahatsız hissettim ki bir anda? Öpüştüğümüz için mi? Kafayı yiyecektim.
Öpüşme de sayılmazdı, o öptü. Hem ben öpmedim ki... Ama neden bu kadar utanıyorum, Serdar'a karşı. Yaman'a karşı...
"İyi misin Anka?"
Başımı sallayıp yana doğru eğdim kafamı. Elini de yavaşça ittirdim. "İyiyim."
"Ben sizi yalnız bırakayım." dedi Yaman. Serdar onun sesiyle ona döndü.
"Sen neden buradasın ki zaten?"
"Serdar karışma." dedim Yaman'dan önce. "Arkadaşım o benim, elbette yanımda olacak."
"Peki hayatım." deyip nefesini bıraktı. İkinci şansını da kaybetmemek için her dediğime tamam diyordu ama istediğim bu da değildi.
"İyi geceler Anka." Yaman sessizce çıktı odadan, olay çıkarmadı.
Bir süre kapıda kaldı bakışlarım. Sonra Serdar'ın elini hissettiğimde başımı çevirip ona döndüm. "Çok korktum sana bir şey olacak diye."
"Eminim korkmuşsundur." deyip güldüm. "Serdar sen beni o adamlara teslim ettin, farkında mısın?"
"Özür dilerim Anka. Ne yaptığımın farkındayım ama mecburdum. Başıma silah dayamışlardı, onlar ne dediyse onu söyledim sana."
"Serdar bak anlıyorum, sen bir öğretmensin. Silaha kafa tutmanı da beklemiyorum senden. Benim için hayatını tehlikeye atmanı da... Ama bana bir işaret çaksan, ne bileyim..." deyip duraksadım. "En iyi arkadaşına gelmeyecek misin desen ya da ne bileyim yarın kız arkadaşımı ailemle tanıştıracağım ya da..." elimi salladım. "Bana bir tuhaflık olduğunu bir şekilde belli etsen konuşurken ben oraya yalnız başıma gelmezdim. Seni de kurtarırdım."
"Anka aklıma gelmedi, kafana silah dayanırsa anlarsın beni. O an aklıma hiçbir şey gelmedi."
"Kafama silah dayansa..." dudaklarımı birbirine bastırdım. Ki dayanmıştı da... "Ben seni çağırmazdım Serdar. Beni buna zorlasalar bile yapmazdım."
"Canından daha mı önemliyim ben?"
"Benim canım o kadar önemli değil çünkü." dedim, sesim titredi. "Ama ben artık birinin benim de önemli biri olduğumu hissettirmesini istiyorum. Aşık olursam değerli olurum belki diye düşündüm ama öyle değilmiş. Sen sadece iyi bir arkadaşsın Serdar."
"Anka ne?" kaşlarını çattı. "Anka ben korktum, sadece korktum."
"Ben de çok korktum ama..." deyip doğruldum. Yatmaya gerek yoktu artık. "Ama kimsenin hayatını tehlikeye atmadım. Yapmayacağım da. Bence hayatımda olmaman da işine gelir." deyip ayaklarımı sarkıttım. "Bu kez gerçekten bitti Serdar."
"Anka saçmalıyorsun. Silahtan korkmak normal bir şey değil mi?"
"Evet normal! Çok normal bir şey, seni asla bunun için suçlamıyorum ben zaten!" ayakkabılarımı ayağıma geçirip bağcıklarını bağlamadan ayağa kalktım. "Ben bunu istemiyorum sadece. Hayatımda bir kez olsun biri de beni düşünsün istiyorum ya, zor bir şey mi?"
Yüzü gerildi. "Aylardır peşindeyim, sana söylemediğim tek güzel söz kalmadı. Üç tane silahlı adam ne dediyse onu yaptım, başka çarem yoktu! Ne yapabilirim Anka, ne yapabilirim ben başka!"
"İltifatların senin olsun, ben sevildiğimi duymak değil hissetmek istiyorum!"
"Hissetmek mi istiyorsun?" dediğinde başımı salladım.
"Evet, aynen!"
"Hisset o zaman." yatağın etrafını döndüğünde ona baktım.
"Ne yapıyorsun, gelme üstüme." dediğimde aramızdaki mesafeyi kapattı. Kollarımı tutup kendine çektiğinde dudaklarını dudaklarıma bastırdı.
Başımı arkaya atıp geri çekildim. "Serdar bırak!"
"Hissetmek istemiyor musun Anka, hisset işte. Seni seviyorum ben, seviyorum." tekrar eğildiğinde başımı çevirdim.
"Bırak, bırak istemiyorum ben!"
Kollarımı sıktı. "Sen sevmiyor musun Anka?"
"Sevmiyorum!" kollarımı kurtarmaya çalıştım. "Sevmiyorum, ben seni tanımamışım bile!" gözlerim yanmaya başladı. "Bırak beni!" Bu kez daha yüksek sesle bağırdığımda kollarından kurtuldum. Hızlıca ondan uzaklaştım.
Dehşete kapılmış gibi bakıyordu yüzüme. "Bir daha sakın yaklaşma bana, evime de gelme, okulda da çıkma karşıma!" diye bağırıp kapıya doğru koştum.
"Anka!" koridora çıktığımda etrafıma bakındım. Koridorda bir kaç kişi vardı. "Anka?"
Hızlıca adımladım. "Serdar gelme peşimden."
"Anka dur konuşalım." dedi sessizce arkamdan gelirken.
"Serdar git başımdan, istemiyorum seninle konuşmak."
Hastaneden çıkana kadar peşimden geldi, dışarı çıktığımda kollarımı bağlayıp etrafıma bakınırken Serdar yine kolumu tuttu. "Anka?"
Ona döndüğümde kolunu ittirdim. "Laftan anlamıyor musun ya! İstemiyorum diyorum, istemiyorum!"
"Anka senin de istediğini biliyorum, benden hoşlandığını söyledin. Biz iyi anlaşıyorduk, bir şey oldu..." dedi çaresiz bir şekilde. "Bir şey oldu ve biz dağıldık. Farkında mısın?"
"Olan şey ne biliyor musun?" deyip nefeslendim. "Ben seni arkadaşım olarak seviyormuşum Serdar. Sen bencilsin, sen kadına değer vermiyorsun. Sen ihtiyaçlarını giderecek bir kadın arıyormuşsun ve beni seçmişsin. Ben istemiyorum. Ve istemiyorum demişsem bunun anlamı istemiyorumdur!"
"Böyle bir meseleden bunu çıkardığına inanamıyorum. Korktum ve hata yaptım!"
"Az önceki de mi korktuğun için oldu?!"
"Sen benim sevgilimsin, seni öpemez miyim?"
"Hayır diyorsam beni öpemezsin, gelme üstüme dedim!" gözlerim doldu. "Ben de çok korktum Serdar, yemek için gittiğimiz o gün de çok korktum. Bugün de!"
Geçmişte de... Üç gün babamı bekledim ben. Gelir diye... Kafama silah dayandığında, babamı çağırmam gerektiğinde ben üç gün onu bekledim.
Gelmedi. Adamlar bıraktı beni. Beni kullanamayacaklarını anlayıp bıraktılar beni.
Bir kere ya... Bir kere de biri beni düşünsün, çok mu?
"Serdar benim başıma gelse ben seni böyle bir tehlikeye atmazdım. Bizim aramızdaki fark bu. O yüzden rahat bırak beni. Ne demek istediğimi biraz anladıysan gelmezsin peşimden." deyip hızlıca adımladım. Kollarımı bağlarken arkamda adım sesleri duymamıştım bu kez. Belli ki kafası çalışıyordu da bu kez anlamıştı beni.
Sinirimden ve belki de soğuktan titrerken Yaman'ı görünce durdum. İleride gri bir op3l astr@'nın içindeydi. Dalmıştı, bu tarafa döndüğünde şaşırıp arabadan indiğinde kendime çeki düzen verip derin bir nefes aldım.
"Anka?"
"Selam..." sesimin titrememesine dikkat ettim.
"Ne yapıyorsun dışarıda? Taburcu oldun mu?"
Başımı iki yana salladım. "Çıktım ben, eve gitmek istiyorum."
"Doktorunla konuşmadan?" dedi kaşları kalkarken. Bakışları ayaklarıma kaydı. "Hem de bu halde?"
Aramızdaki mesafeyi kapatırken başımı eğip ayakkabılarıma baktım. Bağcıklarım açıktı. "Aceleyle çıktım, fark etmedim." eğilecekken benden önce davranıp eğildi. Ayakkabı bağcıklarımı bağlarken onu izledim.
"Belli ki kaçmışsın."
"Nereden anladın?"
"Anladım işte." deyip diğer ayakkabıma geçti.
"Sen neden bağlıyorsun, ben yapardım."
"Bir can borcum var ya sana, böyle böyle öderim belki." dediğinde güldüm.
"Bir can borcunu hemen kapatamazsın ama."
Başını kaldırıp gülümsedi. "Denerim en azından." Gülümsediğimde ayağa kalktı. "Eve mi?"
"Eve."
"Serdar nerede? O mu bırakacak seni?"
"Ha yok, ben kendim gideceğim."
"Bana borcumu ödemem için bir fırsat daha. Ben bırakayım seni."
"Sorun olur mu?"
"Yolumun üstü, gel hadi." dediğinde başımı salladım.
"Teşekkür ederim."
"Rica ederim." dediğinde beraber arabasına doğru adımladık. Benim için kapıyı da açtıktan sonra arabaya binip kemerimi bağladım.
Yaman da binip arabayı çalıştırdı. "Araba senin mi?"
"Benim adıma ama timle beraber aldık. Herkes kullanıyor."
"Ne güzel, işe yarar baya."
"Öyle." dedikten sonra ana yola çıktık. "Senin var mı ehliyetin?"
"Ehliyetim var, arabam yok. Köyde pek lazım da olmuyor zaten."
"İhtiyacın olursa araman yeterli."
"Numaran yok ki." dediğimde telefonunu çıkardı cebinden.
"Kaydet."
Telefonu elinden aldım. "Olur."
Numaramı yazıp kendimi çaldırdım. "Benim telefonum nerede bu arada? Çantamdaydı."
"Onu Ela almıştı, bir yerde düşmüştü. O da çantasına attı. Askeriyede yani. Getiririm sabah sana."
"Sevinirim." deyip telefonu ona uzattım. "Çaldırdım."
"Kaydetsene, araba kullanıyorum. Karışmasın."
"Tamam." deyip hızlıca Anka Soydere yazdım.
"Anka kuşu diye kaydet."
Güldüm. "O neden?"
"Anka kuşu güzel, yakışır."
"Tamam o zaman." deyip hızlıca düzelttim. Anka Kuşu yazdıktan sonra telefonu ona uzattım.
Cebine yerleştirip yola devam etti. Pek konuşmadık, daha çok o konuştu. Operasyonun detaylarını anlatmaya başladı birden. Neden anlattı bilmiyorum, ben de dinledim. Bezra kaçmış, kaçmasa peşinden gidermiş.
Yolun sonunda fark ettim. Tüm bu saçma konuşmalar kafamı dağıtmıştı. Bir asker benimle neden bunları paylaşsın ki? Kafam dağılsın istemişti, başarmıştı da.
Arabadan indikten sonra evimin bahçe kapısının önünde karşıma geçti. "Yarın telefonunu getireceğim."
"Teşekkür ederim." deyip gülümsedim. "Yaptığın her şey için teşekkür ederim." kollarımı boynuna dolayıp parmak uçlarımda yükseldim ve ona sıkıca sarıldım.
Bir an tereddüt etse de o da kollarını belime doladı. "Rica ederim." diye mırıldandıktan sonra geri çekildim.
"Sonra görüşürüz o halde Yaman."
"Görüşürüz Anka." dediğinde gülümseyip kapıyı açtım. Ben eve girene kadar kapının önünde bekledi.
İçeri girip kapıyı kapattıktan bir dakika kadar sonra arabasını çalıştırdı ve uzaklaştı.
Ben de salona geçtim. Bugün fazla yorucu bir gündü ve saat de neredeyse bir olacaktı.
Dünden yarım bıraktığım çalışmalar sehpanın üzerindeydi. Neyse ki yarın cumartesiydi. Biraz dinlenir ve buna devam ederdim.
Ama şimdi uykum yoktu ve kafamı açmaya ihtiyacım vardı. Sanırım bir kahve bir de kitap beni kendime getirirdi. En sevdiğim kitabı tekrar okumak için kitaplığıma uzandım.
Umay - Böke Yazar
Kitabı kolumun altına alıp mutfağa geçtim. Bir de kahve yapıp tekrar salona geçtim. Bağdaş kurup kitabımı açtım ve kendimi Umay evrenine ışınlayıp kendi dünyamdan uzaklaştım.
~ ~ ~ ~ ~ ~