Anka'nın Anlatımından Devam
Yaman Serdar'ın ona getirdiği kıyafetleri giymedi, soğukta o ıslak kıyafetlerle bekledi. Sonra askerler geldi. Barış da vardı aralarında, başka da tanıdık kimseyi görmemiştim.
O komutanını ikna eder sandım ama o da giydiremedi Serdar'ın kıyafetlerini. Zaten ağrıları vardı, bir de hasta olacaktı bu gidişle.
Evimdeki teröristler alındı, beni kaçıran adam tugaya götürüldü, ifadesi alınacakmış.
Kan lekeleri ile baş başa kalmadan önce Yaman'a yaklaştım. "Bari önce askeriyeye uğra, üzerini değiştir. Dışarısı da soğuk, hasta olacaksın."
"Böylesi iyi, en azından acımı unutturuyor."
"Çok mu ağrın var? Doktorunla konuşsana."
"Basit ağrı kesiciler işe yaramıyor Anka."
"Anladım, ama merak etme. En yakın zamanda o panzehiri bulacaksın."
Gülümsedi. "Teşekkür ederim." deyip yaklaştı. "Bir de özür dilerim tabi. Eğer sana zorluk çıkardıysam bu gece özür dilerim."
"Biraz." deyip güldüm. "Ama iyi ki geldin. Ben bu adamlarla başa çıkamazdım."
"Kendini küçümseme, dilinle herkesi hizaya getiriyorsun." dediğinde yüzümdeki gülümseme kayboldu.
"Güzel güzel konuşuyoruz, canımı sıkmasan olmaz değil mi?" dediğimde Serdar boğazını temizledi. Onu fark edip lafı hızlıca toparladım. "Her neyse, sonra görüşürüz."
"Görüşürüz Anka." deyip evden çıktığında Serdar ile yalnız kalmıştık.
"Sonra görüşür müsünüz? Bu herifle tekrar görüşmek gibi bir niyetin mi var?"
Başımı salladım. "Evet, sorun mu?" deyip bir yandan da banyoya doğru adımladım.
"Yok, yok elbette sorun değil. İstediğini yapabilirsin." dedi, uyarım işe yaramıştı da en azından bana karışmıyordu artık.
"Off, burayı temizlemem lazım benim ya." yerdeki kan izlerine baktım. Kurumadan silsem iyi olacaktı.
"Ben de yardım edeyim sana."
"Sabah dersin var Serdar, gidip uyu sen. Ben hemen hallederim."
"Olmaz öyle şey. Hem senin de dersin var, beraber hallederiz işte." deyip vileda kutusunu yaklaştırdı. Önce kanı kabasını aldı. Ben de banyo dolabından çamaşır suyunu çıkardım. En iyi bununla temizlerdim.
Yere döküp viledaya temiz su yapıp yerleri bir güzel sildikten sonra bir kaç tekrar daha silip banyodan çıktık.
Saat on ikiye geliyordu. "Yarın kapıyı yaptırmak için birini çağırırım ben."
"Ben hallederdim."
"Lafı olmaz Anka." deyip gülümsedi. "Hemen yatacak mısın?"
"Yok, hayır. Çocuklara etkinlik hazırlıyordum. Uyumayacaksan bir kahve yapayım mı sana?"
"Olur. İçerim."
"Sen geç, ben hemen geliyorum." deyip mutfağa geçtim. Kahve makinesini çıkardım, Serdar filtre kahve severdi. O yüzden filtre kahve yapacaktım.
Hızlıca kahveleri hazırlayıp salona geçtim. Serdar çocuklar için yaptığım etkinliğe bakıyordu. "Beğendin mi?"
Başını salladı. "Güzel görünüyor." dediğinde kahveleri sehpaya bıraktım.
"Bu oyun sayesinde sayıları daha kolay öğrenecekler. Zaten çoğu yüze kadar saymayı biliyor ama işte küçük ve eğlenceli bir oyun olarak düşündüm."
"Güzel düşünmüşsün canım."
"Sen ne yapıyordun, uyuyor muydun?" deyip kahvemden bir yudum aldım.
"Uyuyordum. Silah seslerini duyunca sana geldim işte hemen." güldü. "Doğru tahmin etmişim."
"İnan bilmiyorum, neden böyle hiç bilmiyorum." diye mırıldandım. Kahvemden bir yudum daha aldım. Adamın söylediği şey aklımdaydı hâlâ. Babamla ilgili ne olabilir ki? Ne için geldiler ki evime? Ben ne işlerine yarayacağım?
"Korktun mu?"
"Biraz." deyip kahvemi sehpaya bıraktım. "Yani ister istemez korkuyor insan."
"Neyseki yanında şu asker varmış."
"Neyseki." diye mırıldandım. İlk başta onun baygın oluşu da korkutmuştu beni ama neyseki tam zamanında ayılmıştı.
"Sanırım benim de o askere teşekkür etmem gerekecek." kahvesini bıraktı. "Kadınıma sahip çıktığı için..." dediğinde şok oldum.
"Ne?"
Aramızdaki mesafeyi kapatmaya başladı.
Anka kaç.
"Sevdiğim kadına zarar gelmesine izin vermediği için ona teşekkür etmem gerekiyor." dedi, bakışları dudaklarıma kaydığında artık aramızda neredeyse hiç mesafe kalmamıştı.
Bugün ilk defa biri beni öpmüştü zaten ve ikincisine hazır falan değildim.
Birincisine de hazır değildim! Yaman'ı boğacaktım!
"Serdar benim biraz uykum var." dediğimde dudaklarını ıslatıp geri çekildi. Geri çekilirken de eli bardağına çarptı, kahvem kartonların üzerine döküldüğünde panikle ayağa kalkıp kartonların kurtarabildiklerimi kaldırdım.
"Hayır ya..."
"Anka çok özür dilerim, görmedim ben bir an..."
"Sorun yok, sorun değil." en azından bir kaç tanesini kurtarmıştım. "Zaten daha bitmemişti. Ben haftasonu bitiririm bunları."
"Özür dilerim gerçekten." ayağa kalktı. "Bir an sanırım heyecanlandım."
"Hiç sorun değil Serdar. Önemsiz bu." deyip ona döndüm. "Senin elin nasıl? Yandı mı?"
"Elim iyi, yanmadı."
"O zaman gerisi önemsiz." deyip kartonları bıraktım. "Ben burayı temizlerim, sonra da uyurum artık. Çok yoruldum."
"İstersen seninle kalabilirim. Ne olacağı belli değil sonuçta."
"Yaman bu gece bir daha rahatsız etmezler dedi. Hem yarından itibaren koruma da vereceklermiş. Yani sen gidebilirsin."
"Peki, sen bilirsin." deyip gülümsedi. "Bir sorun olursa haber ver, ara."
"Tamam Serdar. Görüşürüz."
Eğilip yanağımı öptü. "Görüşürüz sevgilim." dediğinde onu kapıya kadar geçirmeyi bile unuttum.
Kapı kapandığında kendime geldim. Sanırım bir sevgilim olduğuna alışmam zaman alacaktı.
Her şeyi boş verip sehpanın üstünü temizledim. Benim etkinlik yalan olmuştu ama sorun değil. Hafta sonu yine yapardım. Daha fazla ayakta durmayacaktım, yarın yine sersem gibi uyanmaya hiç niyetim yoktu. Doğrudan uyumaya gittim işte bu yüzden. Beni anca uyku paklardı...
~ ~ ~ ~ ~
3 Ekim Cuma
Çocuklarımla sarılıp vedalaştıktan sonra çantamı koluma atıp sınıftan çıktım.
Serdar yine beni bekliyordu. "Bu akşam yemeği dışarıda mı yesek?" dediğinde başımı salladım.
"Olur, olur tabi." ama saat daha erkendi akşam içim. "Ama ondan önce benim bir işim var."
"Ne işi canım?"
"Dün ki mesele yüzünden. İfade vermek için askeriyeye gideceğim."
Yalandı. Yaman yanımdaydı, her şeyi o söyleyecekti zaten. Senin ifade vermene gerek yok demişti. Ben sadece gidip onu kontrol edecektim.
"Ben de geleyim seninle o zaman." deyip elini uzattığında kısa bir an için eline baktım.
"Ben tek gitsem daha iyi olur. Askeriyeye giden bir araç var, ona biner giderim."
"Anka seni oraya tek gönderemem."
"Serdar askeriyeye gidiyorum alt tarafı, başıma bir şey gelmez. Hemen gidip geleceğim. Sen de o sırada akşam nereye gideceğimizi düşünürsün hem. Olmaz mı?"
"Tamam, tamam pekala. Buna da tamam."
Sanki ona söylediğim her şeye zoraki tamam diyormuş gibiydi. Zaten öyleydi.
"O zaman ben gidiyorum, akşam görüşürüz." dedikten sonra uzanıp yanağını öptüm. Bu küçücük temas bile onu mutlu etmiştim.
Erkeğin kalbine giden yol midesinden geçmiyormuş demek ki. "Sonra görüşürüz Anka."
"Görüşürüz Serdar." deyip yanından ayrıldım.
Okuldan çıktıktan sonra askeriyeye uğrayan servise binip askeriyeye geçtim. Yaman'ı kontrol etmesem içimde kalırdı.
Servisten indikten sonra askeriyeye girdim. Barış ve yanlış hatırlamıyorsam Cihan kapının önünde konuşuyorlardı. Barış beni fark ettiğinde onlara yaklaştım. "Ooo, hoca hanım? Hangi rüzgar attı sizi buraya?"
"Ben Yaman üsteğmeni görmek için gelmiştim aslında."
"Yaman üsteğmenim dinleniyor, kimseyi görmek istemiyormuş."
"Biliyorum ama kendisi bana gel dedi zaten."
Bu kadar yol gelmişim, onu görmeden gidemezdim. "İyi o zaman, odasını biliyorsun değil mi?"
Başımı salladım. "Evet biliyorum. Teşekkür ederim." deyip içeri girdim. Koridorda adımlayıp Yaman'ın odasını bulduktan sonra kapısını açtım.
Müsait değildir diye gözümü kapatmıştım. "Yaman?"
Ses gelmeyince gözlerimi açtım. Yatağında uzanmış, battaniyeyi de kafasına kadar çekmişti.
Kapıyı kapattım. "Bu şekilde mi kaçacaksın gazabımdan?" deyip yatağın kenarına oturdum. Yakınlaştığımda titrediğini fark edip battaniyeyi açtım. "Yaman?"
Sırılsıklamdı, yatak dahil her yer sırılsıklamdı. "Yaman iyi misin?"
Elimi alnına götürdüm, yanıyordu. Hasta mı olmuştu? "Anka?" gözlerini araladı. "Anka, yardım et bana." diye mırıldandı.
"Nasıl? Ne yapacağım ki?"
"İlaç..."
"Hayır Yaman olmaz. Seni bu hale getiren zaten o. O olmaz."
"Anka, canım çok yanıyor." elini kalbine götürdü. "Kalbimi sıkıyorlar sanki."
"Revire götüreyim mi seni?"
"Fayda etmez."
"Sana fayda edecek sandığın şey seni daha beter bir hale getirecek. Bilmiyor musun?"
"Siktir et." dedi fısıltıyla. "Ona ihtiyacım var." dediğinde başımı iki yana salladım.
"Hayır, hayır onunla daha kötü olacaksın. Sana bu kötülüğü yapamam ben."
"Anka... Lütfen." gözlerini tekrar kapattığında ne yapacağımı bilemedim. İki ucu boklu değnek dediğin buydu işte.
Adama morfin versem zarar görecekti. Vermesem acı çekiyordu, ne kadar dayanabilirdi ki buna?
Bir an önce şu panzehiri bulmaları lazımdı. "Yaman sana bunu kim yaptı? Neden gidip panzehiri almıyorsunuz?"
"Bezra..." diye mırıldandığında ona yaklaştım.
"Kim?"
"Bezra... Saklanıyor it."
"Panzehir onda mı?"
Gözlerini araladı. "Anka, ilaç..."
"Unut ilacı, bağımlı olmuşsun çoktan. Şu haline bak." üstelik dünki kıyafetleri ile duruyordu hâlâ. "Kalk, yıkayacağım seni."
"Derdimiz o mu?"
"Benim derdim seni bağımlı olmaktan kurtarmak."
"Benim derdim de..." derin bir nefes aldı. "Acı çekmeden ölmek."
"Ölmeyeceksin Yaman." dediğimde istemsizce gülümsedi. Tişörtünü sıyırdı, karnındaki siyah damarları gösterdi.
"Yine başladı Anka. Fazla vaktim kalmadı. O yüzden... Getir bana o ilacı."
Yine ikilemde kalmıştım. "Morfin işe yarayacak mı uzun vadede? Bir gün iyileşecek misin?"
"Hayır, sadece belirtiler azalıyor."
Başımı salladım. "Tamam, tamam ben sana yardım edeceğim. Getireceğim."
"Revirde var, kilitli dolapta."
"Oraya giremem. Ben oraya giremem. Ama hastanede arkadaşım var, oradan alabilirim."
"Çabuk ol Anka." deyip gözlerini kapattı. "Çabuk ol."
Başımı salladım. "Tamam, tamam ben hemen gidip bulup geleceğim. İyi olacaksın. Barış'ı yollayacağım. Sana bir duş aldırsa iyi olur. Sakın itiraz etme."
"Tamam." dediğinde ayağa kalktım. Hızlıca çıktım odadan.
"Off, ne yapıyorum ben ya!" bir morfin çalmadığım kalmıştı. Yaman yüzünden onu da yapacaktım.
Kapıda Barış'ı gördüm yine. Yaman'ın ateşi çıkmış, duş aldırır mısın deyince tamam demişti. Ben de gelen başka bir servisle geri dönmüştüm.
Meydanda durduğunda servisten indim. Ne yapacağımı düşünüp dururken telefonum çalmaya başladı.
Serdar arıyordu, kim bilir yine ne diyecekti?
Telefonu açıp hastaneye giden bir servis aramaya başladım. "Efendim Serdar?"
"Anka, yanıma gelebilir misin? Şu yeni yapılan..."
"Serdar şu an hiç müsait değilim inan ki. Daha sonra gelirim."
"Anka bu önemli. Sana ihtiyacım var."
Bana ihtiyacı var, Yaman'ın da. Ne yapacağım ben şimdi?
"Çok mu önemli Serdar? Benim şu an gerçekten acil bir işim var."
"Keşke sana önemsiz diyebilseydim." diye mırıldandı.
"Tamam, peki. Ama sadece beş dakika. Çünkü şu an gerçekten çok önemli bir işim var."
"Tamam Anka. Sadece beş dakika."
"Neredesin peki sen?"
"Şu köye yapılmakta olan yeni ev var ya, hani daha inşaatı sürüyor."
"Biliyorum tamam, yakınım oraya." dedim. "Beş dakikaya oradayım."
"Görüşürüz Anka." dediğinde telefon kapandı.
Belli ki derdi sürpriz yapmaktı, umarım önemli dediği şey bir sürpriz değildir. Şu an Yaman'a morfin götürmem gerekiyordu.
Oflayıp hızlıca adımladım. Serdar'ın bahsettiği evin önüne geldiğimde daha kapısı takılmadığı için içeri girdim. "Serdar?"
Hızlıca adımladım. "Buradayım." sesin geldiği odaya girdiğimde Serdar'ı başına silah dayanmış bir şekilde gördüm.
"Serdar!" bir adım attığımda arkadan biri kollarımı tuttu. "Bırak!"
Üç kişiydiler ve üçü de silahlıydı. "Bırakın bizi!" diye bağırıp arkamdakinden kurtulmaya çalıştım.
"Belki." dedi Serdar'ın kafasına silah dayayan adam. "Uslu uslu ses çıkarmadan gelirsen bu arkadaşına hiçbir şey olmaz." dedi.
"Öldürecekler bizi Anka." dedi Serdar.
Öldüremezler. Öldürmemeliler. Bu adamların istediği benim, beni alıp Serdar'ın kafasına sıkabilirler. Buna da izin veremezdim. "Tamam, bırakın gitsin o. Sessiz olacağım."
"Zeki kadının hali de bir başka oluyor." deyip sırıttıktan sonra Serdar'ın başına tabancası ile vurdu.
Serdar yere yığıldığında adama döndüm. "Neden yaptın bunu?"
"Peşimize mi takılsın?" güldü. "Gerçi fazla pısırık, bu halde takılmaz peşimize."
En azından haber verirdi, askere haber verse iyi olabilirdi.
Yaman... O da beni bekliyordu. Ben de burada bu adamların eline düşmüştüm. Ona umarım bir şey olmaz. Benim yüzümden daha kötü olursa kendimi asla affedemezdim.
"Şimdi sessizce yürü. Tek yanlışında sıkarım kafana."
"Tamam." dedim. Kolumu tutan adam arkama geçip silahı belime dayadığında yürümekten başka şansım yoktu.
~ ~ ~ ~ ~ ~
Yaman'ın Anlatımından Devam
"Şunu da giyin komutanım." Barış'ın elinden tişörtümü aldım.
"Çık sen."
"Şu yatak örtüsünü de değiştirseydim bir komutanım."
"Ben hallederim." başımı dolaba yaslayıp derin bir nefes aldım. Kalbim patlayacaktı sanki birazdan, nefesim kesildi.
"Komutanım bu izler tam olarak ne zaman geçecek?"
"Panzehiri bulduğumuzda."
"Size nasıl bir zehir verdiler komutanım? Neden verdiler, dertleri ne?"
"Dertlerini bilmiyorum. Ayık değildim." göğsüm kalkıp indi. "Yavaş yavaş öldürmek istiyorlar beni işte. Zehrin böyle bir etkisi var."
"Merak etmeyin komutanım, Bezra'yı arıyoruz. En yakın zamanda bulacağız."
"Şüphem yok." O gün geldiğinde hâlâ yaşıyor olsam yeter bana.
Kapı tıklatıldığında geri çekildim. "Gel." tişörtümü başımdan geçirirken kapı açıldı.
"Barış komutanım, önemli bir durum var."
Hasta olduğum için komuta Barış'taydı. "Ne oldu?" dedim araya girip. En azından benimle de paylaşabilirlerdi.
"İhbar almışlar komutanım. Dün evine terörist giren öğretmeni almışlar."
"Anka'yı mı?"
"Evet komutanım, Anka Soydere."
"Siktir, kız daha bir saat kadar önce buradaydı." dedi Barış.
Haklıydı, daha yeni yanımdaydı. Sanki bir kaç dakika geçmiş gibi...
Anka'yı almışlardı, daha o itin sorgusu bile yapılmadan hem de. "Timi topla Barış, çıkıyoruz." dedim aceleyle.
Odadan çıkarken Barış peşimden gelmeye başladı. "Komutanım ayakta zor duruyorsunuz, bu halde nereye gideceksiniz?"
"Cehenneme gideceğim Barış. Topla şu timi."
"Emredersiniz komutanım." dediğinde revirin yolunu tuttum. Haklı, bu şekilde duramam. Kriz geçirmeden duramıyordum zaten. Anka'ya gideceksem önce iyi olmam gerekirdi.
Revirin kapısını açtım. Feridun hoca ve Güliz buradaydı her zamanki gibi. "Dışarı çıkın."
"Sen iyi misin Yaman?" dedi Feridun hoca.
"Dışarı çıkın, ikiniz de."
Güliz tereddütle Feridun hocaya baktığında Feridun hoca başını salladı. El mecbur ikisi de revirden çıktığında kapıyı kilitleyip kilitli ecza dolabının anahtarını aradım. Feridun hocanın çekmecesinde bir yığın anahtarlık bulduğumda ecza dolabına yaklaştım. Boyutuna uygun bir kaç tane vardı. Hızlıca denemeye başladım.
Üçüncüsünde ecza dolabı açıldığında avuç içlerim terlemişti. "Senin için Anka. Son bir kez senin için." diye mırıldandı.
Bu gerçekten sondu. Anka için sondu.