O Askeri Ben Kurtardım!

2008 Kelimeler
Anka'nın Anlatımından Devam Elimi yanağına götürdüm, buz gibiydi. Bakışları gökyüzünde ama yine gözünü bile kırpmıyordu. "Kriz geçiriyorsun." diye mırıldanıp arkama baktım. Kamptan yeterince uzaklaşmış sayılmazdık. Bu yüzden gitmemiz gerekiyordu. Tekrar askere döndüm. "Yapma bana bunu, hadi kendine gel." deyip onu dürttüm. "Ne olur kendine gel!" diye bağırdım dayanamayıp. Tabi, istediğim olmadı. Bir de bağırdığım için yakalanacağımdan korkup ağlamaya başladım. "Seni bırakıp gidemem de artık." dedim titreyen sesimle. Ama yardım çağırmam gerekiyordu. Dediği askeri üssü bulursam eğer yardım çağırabilirdim. "Ne yapacağım?" Onu böyle ortada bırakamazdım sonuçta. "Sen de benimle geliyorsun." deyip koltuk altlarından tuttum. "Umarım yuvarlanmayız." deyip derin bir nefes alıp onu biraz kaldırdım ve sürüklemeye çalıştım. Kayalara sürtünüyor ve onu taşımamı zorlaştırıyordu. Ama kararlıydım, onu buradan çıkaracaktım. Tabi eşşek ölüsü gibi olmasa işim daha kolay olabilirdi. Sıkıntıyla nefesimi bıraktım, çok ağır olduğu için sinirlendim. Bir yandan da onu bırakabileceğim bir yer aradım. Aşağı kadar çekebilirsem eğer oradaki mağaralardan birine saklayabilirdim. Sonra da gider yardım çağırırdım. "Dayan kızım, dayan... Sen çok güçlüsün, sen annenin kızısın. Bunu asla unutma." Sen üsteğmen Yaren Soydere'nin kızısın. Dayan. Aşağı kadar onu çekmeyi başarabildiğimde bırakıp ellerimi belime götürdüm ve nefeslendim. "Ohh..." nihayet bitmişti. "Amma da ağırmışsın." son bir kez daha taşıyıp mağaraya bırakacaktım da umarım kurt falan çıkmazdı. Kusura bakma işte o zaman asker adam, seni bırakıp kaçarım. Korka korka tekrar koltuk altlarından tutup mağaranın içine doğru sessizce soktum onu. "Bitti sonunda." ellerimi çekip ona baktım. Hâlâ gözleri açıktı ve ay ışığı yavaştan içeri süzülüyordu. "Neyin var bilmiyorum ama umarım iyisindir." deyip eğildim. Elimi gözlerine götürüp kapattım. "Yardım çağıracağım." deyip cebinden bıçağı aldım ve tekrar çıktım mağaradan. Önce etrafıma baktım ve uzaktaki patikayı gördüğümde o tarafa doğru arkama bakmadan koşmaya başladım. Koşarken de sürekli aynı şeyi tekrar edip duruyordum. Kendime annemin kızı olduğumu hatırlatıp koştum. "Lütfen... Lütfen ikimizi de kurtarabileyim buradan..." "Dur!" Biri bağırdığında olduğum yerde kalakaldım. Hayır, bu kadar erken değil. "Ellerini başının üzerine koyup arkanı dön!" Gözlerimi sıkıca kapattım. Anne, şimdi ne yapacağım? "Söylediğimi yap!" diye bağırdığında ellerimi kaldırıp arkamı döndüm. Korktuğum olmadı, karşımda askerleri görünce ellerimi indirip adımladım. "Ben..." "Olduğun yerde kal!" diye bağırıp silahını doğrulttuğunda tekrar ellerimi kaldırdım. "Dinleyin, beni kaçırdılar. Ben köyden kaçırılan öğretmenim." Karşımdaki asker kaşlarını çattı. "Anka Soydere sen misin?" Başımı salladım. "Evet, evet benim. Lütfen yardım edin." dediğimde silahını indirdi. Ben de aceleyle ona yaklaştım. "Beni götürdükleri yerde bir asker vardı, durumu hiç iyi değil." Yüzü gerildi, kaşları daha çok çatıldı. "Nasıl bir asker?" "Karanlıkta yüzünü pek seçemedim. Uzun boylu bir adam. Gözleri..." Ay ışığı gözlerine vurmuştu da kahverengi mi siyah mı anlamam mümkün değildi. "Siyah ya da kahverengi." dedim. "Biraz da aksi biri." dedim. Adam arkadaşlarına döndü. "Yaman komutanım olabilir mi?" "Bakmalıyız komutanım." "Onunla beraber çıktık ama kriz geçirdi sanırım. Onu bir mağaraya kadar sürükledim, sizi ona götürebilirim." Karşımdaki asker başını salladı. "Götür. Ama eğer bu bir oyunsa..." "Ne oyunu?" dedim sıkıntıyla. "Oyun oynadığım yok. Hatta bende bu var." deyip bıçağını çıkarıp onlara uzattım. "Kendimi korumak için o askerin botundan almıştım." Elimdeki bıçağı alıp bakındı. "Yaman komutanımın bu..." deyip arkasını döndü. "Gidiyoruz Azrail!" diye bağırdıktan sonra tekrar bana döndü. "Bize yolu tarif et." başımı salladım. Neyse ki çok uzaklaşmamıştık. Onu bıraktığım mağaraya yakındık. "Bu taraftan." deyip kendilerine azrail diyen askerlere yolu tarif edecektim ama benimle konuşan kişi kolumu tuttu. "Önden biz gideriz. Sen aramızda kal. Sadece yolu göster." Başımı salladım. "Tamam." deyip gideceğimiz yeri elimle işaret ettim. "Şurası işte." "Gidiyoruz." Önden üç kişi yanımda bir kişi ve arkadan bir kişi yola koyulduk. Yanımdaki kişinin ise bir kadın olduğunu sonradan fark ettim. "Şu mağaranın içinde!" dedim heyecanla. "Onu oraya götürdüm." "Sessiz ol!" diye bağırdı en öndeki. Bu da ne ters çıktı. Yürümeye devam ederken yüzüm düştü, olduğum yerde durdum. "Bakma ona, gergin biraz." dedi yanımdaki kadın. Başımı salladım, işleri zordu ne de olsa diye düşünüp yürümeye devam ettim. Mağaraya yaklaştıkça bizden uzaklaşıyordu sanki ve yürümekten bacaklarımda derman kalmamıştı, askerler de çok hızlı yürüyordu zaten. Yoruldum diye sızlanacaktım ki silah sesiyle irkildim. Yanımdaki asker kadın hiç vakit kaybetmeden kolumdan tutup beni koşturdu. "Ya!" Bir kayanın arkasına geçtik. "Burada kal ve sakın çıkma!" deyip ateş ederek uzaklaştı. Aptalım sanki ben, bu kurşun yağmurunda dışarı çıkacağım? Bu delilik. Sıkıntıyla nefeslenip yerime iyice sinerken bakışlarım mağaradaydı. Umarım o asker iyidir diye geçirdim içimden. Tam bu esnada mağaraya doğru giden teröristi gördüm. Elinde silahıyla mağaraya gidiyordu. Etrafıma bakındım. Askerler biraz ileride çatışıyordu. "Buraya bakın!" diye bağırdım. Kafamı çıkardığım gibi kurşunların isabet etmesinden korkup tekrar eğildim. "Hayır ama ya!" Bir şey yap Anka, duyur sesini. Derin bir nefes alıp avazım çıktığı kadar bağırdım. Birinin dikkatini çekmek istedim. Tek amacım buydu ama çaktırmadan başımı uzattığımda hiçbirinin dikkatini çekememiştim. "İnanamıyorum ya!" diye bağırdım. "Ben o askeri zorla taşıdım!" Başımı hızlıca aşağı yukarı salladım. Evet, o askeri oraya götürene kadar canım çıktı. Şimdi ona bir şey olmasına izin veremezdim. Hareket eden bir hedefi vurmak zor olur Anka. Koş... Olabildiğince hızlı koş! Aniden hissettiğim patlamayla ayağa kalktım. Ne yaptığımın farkında bile değildim, sadece koşmaya başladım. "Koş!" Yerdeki taşlara, engebeli araziye rağmen olabildiğince hızlı koşuyordum, terörist ise çoktan mağaraya girmişti. "Hayır, hayır!" Ayağım taşa takıldığında yere kapaklandım. Dizlerim ve bileklerim süzülürken acıyla inledim. Yüzüstü düştüğüm için göğsüm bir taşa çarpmıştı ve bir anlığına nefesim kesilmişti. Yetmezmiş gibi yanımdaki kayaya ateş ettiler, yayılan ışıkla korkup ellerimden destek alarak ayağa kalktım. Eğilip yerden büyük bir taş aldım. Duraksamadan koşmaya devam ederken acıyan bacağımı tuttum. "Off!" Mağaranın girişinde durdum. Delirdin Anka sen! Delirdin, buradan kaçıp gitmen gerekiyor! Ama hayır, o askeri ben kurtardım. Ölmesine izin vermeyeceğim. "Hayır!" diye bağırıp içeri daldığım gibi teröristin kafasına taşı geçirdim. Kıpırdamadı, bir şey olur sandım. En azından bayılabilirdi değil mi? Ama olmadı. Bayılmadı. Korkuyla bir adım geriye attığımda terörist yere yığıldı ve az önceki askeri gördüm. Yine kendine gelmişti ve elinde sivri bir çubuk tutuyordu. "Ne yaptın sen şimdi?" dediğinde kalbim yerinden çıkacaktı ve ona bir şey olmadığı için sevinmiştim. "Off!" elimi kalbime götürüp dizimi tuttum ve gözlerimi kapattım. "Öleceksin sandım!" Hızlı hızlı nefeslendim. Sanırım o elindeki çubukla çoktan adamın işini bitirmişti. Gelmesem de olurmuş yani. "İyi misin sen?" Başımı kaldırıp yüzüne baktım, ifadesiz görünüyordu. "Dışarıda askerler var, çatışıyorlar." Mağaranın çıkışına doğru ilerlerken önüne geçtim. "Nereye? Başına bela açmadan duramaz mısın şu an!" "Başıma bela açsam sen mi engel olacaksın?" "Yalnız haberin olsun diye söylüyorum, tepedeyken seni aşağı kadar ben taşıdım. Ölme diye uğraşıyorum. O yüzden çatışma bitene kadar çıkma buradan." "Yalnız haberin olsun diye söylüyorum, üsteğmenim ben. Yıllarca eğitim aldım, sekiz yıldır da askerim. Bana verdikleri sikik ilaç olmasa bayılıp kalmam." "Ama bayılıyorsun. Bu yüzden çıkma, ben bir kez daha taşıyamam seni." "Bana bak, adın ne senin?" deyip başını eğdi. "Adımın bir önemi yok." ürkütücü bakışlarından kaçınmak için başımı çevirdim. "Artık benim sorumluluğum altındasın. Ben kurtardım seni, bir şey olmasına da izin vermem." "Mağaradan seni çıkaran bendim." Tekrar ona döndüm. "Evet ama seni buraya kadar taşıyan da bendim. Biraz müteşekkir olamaz mısın? Çıkma diyorsam da çıkma. Dışarıdaki askerlerin silahı var, senin yok." "Yani?" "Demem o ki! Burada dursan iyi olur!" "Başka bir emriniz var mı küçük hanım?" "Sensin küçük hanım!" deyip parmak uçlarımda yükseldim. "Bak zaten gerginim ve kötü bir gün geçiriyorum, benimle uğraşma. Hastasın, bir yere gitmeyeceksin!" kolundan tutup mağaranın içine doğru sürüklediğimde aklımı kaçırdığımı falan sandım. Ve aniden kendimi gözü kara da hissettim ama bu bir kaç saniye sürdü. Dışarıdaki çatışmayı hatırlayınca yine içimi bir korku kapladı. " Off." Sıkıntıyla nefeslenip askere baktığımda bakışlarının üzerimde olduğunu fark ettim. "Ne var?" Başını çevirip nefesini bırakırken silah sesleri kesildi. O da merakla mağaranın girişine yaklaştı. Ben de arkasından ona doğru... Dışarıyı izlerken parmak uçlarımda kalkıp omzunun üzerinden ne olduğunu görmeye çalıştım. "Bitti mi?" "Yeni başlıyoruz." diye mırıldandı. "Anlamadım, ne?" Bana cevap vermek yerine dışarı çıktığında arkasından adımladım. Çok hızlı yürüyordu. "Acaba biraz daha yavaş mı yürüsen? Hastasın ya, düşersin." dedim. "Bana hasta demeyi kes." "Peki." dediğimde askerlerden biri koştu. "Komutanım!" hızlıca ona sarıldı. "Komutanım, iyi misiniz?" "İyiyim Barış." deyip ona kısacık bir an sarıldı. "Aklımız çıktı komutanım." deyip geri çekildi Barış. "Korkmayın, kötüye bir şey olmaz." dedi dalga geçerek. "İyiyi Allah korur komutanım." dedi içlerinden biri ve yaklaşıp komutanına sarıldı. "Geçmiş olsun komutanım." "Sağol Cihan." "Geçmiş olsun komutanım." dedi timdeki tek asker kadın. "Sağol Ela." "Korkuttunuz hepimizi komutanım." "Siz mi korktunuz lan?" deyip güldü. "Ne o Murat? Özledin mi beni yoksa?" "Sizi özlemeyen ölsün komutanım." deyip şakalaştılar. Tam ağzımı açacakken diğer asker de konuştu. "Hem de ne özledik be!" diye bağırıp öyle bir sarıldı ki benim bile nefesim kesildi bakarken. "Lan Yunus! Bırak!" "Emredersiniz komutanım." deyip geri çekildiğinde hepsi mutlu görünüyordu. "Komutanım, her şeyi anlatmanız gerekiyor. Bize her şeyi anlatın." "Sonra anlatırım da bu bela kim?" Başıyla beni işaret ettiğinde gözlerimi kocaman açtım. "Bir kere ben senin hayatını kurtardım." "Bunu başıma kakıp duracağını bilsem oradan seni çıkarmazdım." "Sen çıkardın ama ben taşıdım seni mağaraya kadar. Yoksa seni çoktan öldürürlerdi." "Biz ölmeyiz." dedi bana bağıran asker. Sanırım adı Barış'tı. "Şehit oluruz." "Biliyorum. Sadece lafın gelişi işte..." deyip başımı eğdim. "Senin ne bildiğin tartışılır." dedi Yaman komutanları. Önüne döndü. "Gidelim. Burada durmanın bir anlamı yok, destek itler gelmeden geri dönelim." "Emredersiniz komutanım." Hepsi toplanıp yürürken arkalarından adımladım. Yine o kadın asker yani Ela yanıma geçmişti. Ama gözü de kulağı da arkadaşlarındaydı. "Pardon?" deyip Ela'ya döndüm. O da sesimle bana dönmüştü. "Köye gitmiş miydiniz?" "Gittik." "Benim arkadaşım yaralandı da, onu gördünüz mü? Durumu iyi mi?" Sorumla bir kaç kişi daha bana dönmüştü. Şu özellikle bana bağıran ama şimdi yumuşayan asker de. Barış yani. "Sevgilinden mi bahsediyorsun?" dedi. "Sevgilim değil o benim. Arkadaşım." "Arkadaşın ortada bağırıp duruyordu, sevdiğim kadını kaçırdılar diye." tekrar önüne döndüğünde utanmıştım. Serdar, yani sen de... Herkesin içinde bağırmak zorunda mıydın? "Durumu iyi mi? En son bayılmıştı da..." "İyi, merak etme. Burnu kırılmış sadece." Bununla atlatmamız bile iyiydi. Dahasının olmasından korkmuştum bir ara. "Seni ne diye kaçırdılar?" Yaralı olan asker, yani Yaman başını çevirip bana baktı. "Ne diye aldılar seni yanlarına?" "Şey için..." hepsinin odağı üstümdeyken söyleyemedim. Utandım, şu asker olmasa kim bilir neler olacaktı? Haklıydı, o bıçağı almıştım da saplayabilir miydim emin değildim. "Sonra söylerim." deyip hızlandım. Ela da bana ayak uydururken bir yandan da elbiseme bakıyordu. "Elbisen kan içinde." "Önemli değil. Sadece dizlerim kanadı." "Kötü kanatmışsın. Bir baksam iyi olur. İlk molada kontrol edeceğim." "Peki." deyip gülümsedim. "Teşekkür ederim." Cevap vermedi. Hepsi yürümeye devam ederken etrafıma bakınıp durdum. En son bakışlarım yine o askere kaydı. Yalpalamaya başlayıp başını eğdiğinde bir kaç adım atıp aramızdaki mesafeyi kapattım. "İyi misin?" dediğimde başını çevirip yüzüme baktı. "Sakın kimseye bir şey söyleme." diye fısıldadı. "Kriz geçirdiğini biliyorlar." dedim utana sıkıla. "Nereden bileyim ki saklamam gerektiğini?" "Şu an iyiyim. Belli etme." "Sanki daha kötü gibi görünüyorsun. Diğerinde titremiyordun, doğrudan bayılmıştın." "İyileşiyorum, bu yüzden..." deyip başını bana çevirdi. "Sen neden her şeyi gözlemleyip duruyorsun? Ela'nın yanına geç." "İyi bir gözlemciyimdir. Kanaman da var." deyip bakışlarımla karnını işaret ettim. "Orada." Ay ışığında parlıyordu. "Dikişim patladı, önemli değil." "Sen bilirsin." deyip kolumu gösterdim. "Başın dönüyorsa koluma girebilirsin." dediğimde durup dişlerini sıktı. "Laftan anlamıyor musun kızım? İyiyim ben dedim." "Aman, sana da iyilik yaramıyor." deyip bir adım attığım sırada göz ucuyla gözlerinin kaydığını gördüm. Başımı çevirip ona döndüğüm gibi üzerime doğru gelmesi de bir oldu. "Hayır, hayır...!" Yaman üzerime yığılırken belini tuttum ama çok ağırdı taşıyamadım. Popomun üzerine düştükten sonra sırtım yerle buluştu. "Komutanım!" Başı boyun girintime yaslandı. "Alır mısınız şunu üzerimden!" Ela yere çömeldi. "Bir dakika, dokunmayın." deyip başını eğdi. "Krizden kastın bu muydu?" Başımı salladım. "Evet. Gözleri açık. Duymuyor ve konuşmuyor. Az önce vücudu titriyordu." Söyleme demişti ama şu an önemliydi. Ela çantasından çıkardığı fenerle iyice eğilip göz bebeklerini kontrol etti. "Göz bebekleri küçülmüş." "Yani? Artık alabilir misiniz şunu üzerimden." "Dur be kızım." dedi Barış. Ela komutanının kollarını kontrol etti. "Gevşek. Alabilirsiniz." dedi. Barış ve ismini hatırlayamadığım bir asker Yaman'ı üzerimden aldığında doğruldum. "Nesi var da böyle oldu birden?" deyip onu yere bıraktılar. Gözleri yine açıktı. "İlaç vermişler sanırım. Bana öyle söyledi." "Sence ne olabilir Ela?" "Bilmiyorum komutanım. Daha önce bu tarz belirti gösteren kimseyle karşılaşmadım." "Murat sırtlan oğlum." dedi. İri cüsseli bir asker çantasını çıkarıp Yaman'ı sırtına almadan önce elimle gözlerini kapattım. Murat onu sırtına aldı. Diğerleri de etrafı kolaçan ederken ben de ayağa kalktım. "Temkinli bir şekilde... Zorgeçit üssüne gidiyoruz." Herkes nizami bir şekilde kontrol ederek adımlarken ben de bu kez Murat'ın yanında yürüyordum. Ve gecemiz sanırım olaysız bir şekilde bitmişti nihayet. ~ ~ ~ ~ ~
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE