Anka'nın Anlatımından Devam
Kendime domatesli bir makarna yapmıştım. Yanına turşu ve kola alıp sehpaya bıraktıktan sonra televizyonu da açtım. İzleyebileceğim bir film ya da dizi aradım ama bulamayınca belgesel kanalı açıp koltukta bağdaş kurdum.
"Günün en sevdiğim saati." tabağımı ve çatalımı alıp makarnama gömülürken köpekbalığı belgeselini de izliyordum bir yandan.
Kapım çaldığında kolamdan bir yudum alıp ayağa kalktım. "Geliyorum!"
Kapıya koşup açtığımda Serdar'ı gördüm. "Hoşgeldin!"
"Sen gelmeyince ben geldim, rahatsız etmiyorum değil mi?"
"Gel gel, ne rahatsızlığı?" ayakkabılarını çıkardığında önüne terlik bıraktım. "Aç mısın, yemek yer misin?"
"Seni beklerken uyuya kalmışım. Bir uyandım akşam olmuş. Yemek yemedim anlayacağın, açım." dediğinde kapıyı kapattım.
"Ben de tam yemek yiyordum."
"Kaynanam seviyormuş desene." deyip gülümsediğinde burukça tebessüm ettim.
Dün akşam söylemiştim ona annemin öldüğünü oysa, asla bir kaynanası olmayacaktı. Tabi benimle ilişkisi devam ederse...
"Sen salona geç, ben tabağını alıp geliyorum."
"Tabi." O salona geçerken ben de mutfağa geçip makarnadan bir tabak kendime ayırıp bir tabak da Serdar'a doldurdum. Çok açtım diye bir paket yapmıştım resmen. Yerdim ama ya, oturup yavaş yavaş yerdim.
Bir bardak kola da alıp salona geçtim.
"Makarna mı yiyordun?"
Başımı salladım. Tabağını önüne bıraktım. "Yorgun gelince en sevdiğim makarna koladır." gülümseyip koltuğa oturup kornişon turşusunu aldım. "Bir de bu." deyip ısırdıktan sonra belgeselin sesini kıstım.
"Ben seni hamaratsın sanıyordum aslında." deyip tabağına uzandı.
"Niye canım, zaten öyleyim ama hani bugün kendime makarna yapmak istedim. Bol domatesli makarnaya bayılırım."
"Ha yani biz evlenirsek güzel yemekler yapacaksın?"
"Yani..." deyip güldüm. "Beraber güzel yemekler yaparız bence."
"Hiç bana bakma Anka, yemekten hiç anlamam. Muhtemelen zehirlenirsin." dediğinde güldüm.
"Kendine haksızlık etme, çok yetenekli bir adamsın bence."
"Evimi görsen bence böyle söylemezsin. Temizlik yapmaktan bile nefret ediyorum. Haftasonları topluyorum evi."
"Hadi ya, hiç de bilmiyordum. Dışarıdan bakınca titiz birine benziyorsun."
"Evimi göstermek isterdim ama muhtemelen sen gelmeden önce temizlerdim." küçük bir kahkaha atıp televizyona baktı. "Belgesel mi izlemeyi seviyorsun?"
"Bazen." deyip tabağımı elime aldım. Soğuyunca hiç sevmiyordum. "Sen ne izlersin?"
"Maç takip ederim. Süper lig, premier lig, laliga, bundesliga falan..."
"Ben futbolu sevmem. İzlemekten de hoşlanmıyorum. Çok kaba bir spor dalı bence, içinde şiddet olan hiçbir şeyi sevmiyorum."
"Ben fanatik fenerbahçeliyim. Hiçbir maçını kaçırmam."
"Hımm..." kolamdan bir yudum aldım.
İşte tam olarak Serdar'ın bu yönlerini de bilmek istiyordum. Arkadaşken bana bunlardan hiç bahsetmezdi. Şimdi sevgili olduğumuz için her şeyi söyleyecekti.
"Yemek yapmayı öğrenecek misin peki?"
Yüzünü buruşturup başını iki yana salladı. "Hiç anlamam o işlerden."
"Biz de zaten annemizin karnından yemek yapmayı bilerek çıkmadık ki Serdar. Sen yemek yapmayacak mısın evlenirsek?"
Hayat müşterek sonuçta ve ben öğrenmesini isterdim. "Sen yaparsın diye düşünmüştüm aslında. Ben gerçekten bizi zehirlerim."
"Öğrenebilirsin ama. İkimiz de çalışıyoruz ya hani, eve yorgun argın geleceğiz. Beraber yemek yapıp beraber oturacağız masaya ya hani?"
"Canım benim dördüncü sınıfların sınav kağıtları falan okurum, sınavlar olacak. Etkinliklere de dördüncü sınıflar katılıyor."
Tabağımı sehpaya bırakıp kaşlarımı kaldırdım. "Yani?"
"Yani sevgilim, dörtlerle uğraşmak birlerle uğraşmaktan zor. Bak sen bugün bir yerlere gittin, ben yorgunluktan direkt bayılmışım."
Dudaklarımı birbirine bastırıp başımı eğdim.
Az önce görevimi mi küçümsedi o? Evet evet, kesinlikle onu yaptı.
"Yanlış anlama beni, sadece bizimkiler şu aralar çok yoruyor beni. Yemek yapamam ama çamaşırları makineye atarım mesela."
Başımı salladım. "Tabi, neden olmasın." tabağımı tekrar elime aldım. Hepsi bahaneydi. Çalışmıyor olsam yemeğini de yapar ev işini de hallederdim ama ikimiz de çalışıyorsak bu tek benim sorumluluğum olmamalıydı.
Üstelik birinci sınıflara okuma yazma öğretiyordum, onlara sil baştan bir şeyleri öğretmek hiç kolay değildi. Altı ve yedi yaş grubundan oluşan çocuklara iyi örnek olmaya çalışıp onlara güzel şeyler öğretmeye çalışıyordum. Bazen çok yaramazlaşıyorlardı, her şeye rağmen onları kırmadan uyarıyordum. Bazen onlarla bile oynuyordum.
Her neyse, önemli değildi. Zamanla değişirdi belki diye düşünüp makarnamın tadını çıkardım. Bir yandan da televizyona bakarken doğruldu.
Bakışlarım ona dönerken üzerime gelmesiyle geriye doğru çekildim. "Ne oluyor?" derken panik olmuştum.
"Şurada bir şey kalmış." dediğinde sırtım koltukla buluştu.
"Ben alı..." baş parmağını dudağımın kenarına götürüp yanıma oturdu. Yavaşça parmağını üst dudağımın üzerinde gezdirirken nefesimi tuttum. Alırken üstüme geldi, heyecandan kalbim üç yüzlerdeydi, yemin ederim öyleydi ama geri çekildi.
"Ne oldu?" dedim panikle.
"Rahatsız gibisin, istemiyor musun?"
"Rahatsız gibi mi duruyorum?"
Başını salladı. "Yemek yediğin için mi? Ağzının turşu kokması umrumda değil." dediğinde hem övmüş hem de yermişti. Ağzımın koktuğunu söylemişti ya resmen.
Dur sen... Bir turşu alıp ağzıma attım, çiğnerken elimle ağzımı kapatıp konuştum. "Öp beni Serdar, çabuk." deyip elimi çektim. Öpmesini bekledim.
"Emin misin Anka?" deyip dudaklarını ıslattı.
"Ben çok eminim." dedim. "Ama ağzım kokuyor diye öpmüyorsun beni değil mi? Yemek yerken öpmeyi düşünme o zaman." deyip omzuna vurdum.
"Hayır hayır Anka, olur mu öyle şey?"
"Kadınlarla nasıl konuşman gerektiğini bilmiyorsun."
"Anka sadece senin rahatsız hissettiğini düşündüğüm için geri çekildim."
"Rahatsız değilim diyorum, öpsene hadi." yüzüme aval aval bakıyordu. Ama madem iğreniyor beni öpmeye bile kalkışmayacaktı. "Ben öperim o zaman." deyip yakalarını tuttuğumda kapı çaldı.
Sinirle alt dudağımı ısırıp Serdar'ı bıraktım. "Unut beni öpmeyi." deyip ayağa kalktım. Bu buradan dönmezdi, bir daha beni öpmek isterse de avucunu yalardı.
"Geliyorum." deyip kapıya yanaştım. "Kim o?"
"Benim." diyen tanıdık bir ses duydum. "Yaman."
Yaman? Benim evime mi gelmişti? Evimi nereden biliyordu ki?
Kapıyı açıp da onu elinde mor ortanca çiçekleri ile görünce çok şaşırdım. "Yaman?"
Elindeki saksıyı uzattı. "Sana." dedi düz bir sesle. "Kendimi mahcup hissettim. Ben de sana küçük bir teşekkür hediyesi aldım."
"Ne gerek vardı?" deyip gülümsedim. Düşünüp çiçek almasını asla beklemiyordum ve açıkçası son görüşmemiz olduğundan da emindim.
"Vardı." dediğinde ona döndüm. "Sen de hayatımı kurtardın sonuçta. Orada beni bırakıp gitseydin tekrar onların eline düşerdim."
"Doğru, seni ben kurtardım." dediğimde güldü.
"Hep bunu hatırlatıp duracaksın değil mi?"
Başımı salladım. "Seni her gördüğümde söyleyeceğim inan."
"Pişman olmak üzereyim."
"Olma." ayakta kaldığını fark ettim. "Hadi içeri gel, yemek yeriz."
"Hiç zahmet etme, gideceğim zaten. Bizimkiler beni bekler."
"Ne zahmeti ya, hadi gel. Göndermem seni böyle." deyip kolunu tutup içeri çektim. "Kriz geçirmeyeceksin değil mi? Taşıyamam yine bak."
"Daha var." dediğinde başımı salladım.
"Gel o zaman. Harika bir makarna yaptım, seveceksin."
"Makarna mı?" dediğinde ona döndüm. Başımı salladım.
"Evet, sevmez misin?"
"Severim. Makarna sevilmez mi?"
"Sevilir." domatesli makarna özellikle... Bayılırım.
Kız gecem iki erkek tarafından mahvolmuştu ama Yaman'ın düşünüp çiçek getirmesi çok hoşuma gitmişti. Hem de saksıda...
Salona geçtiğimizde Yaman Serdar'ı gördü. "Ben yanlış bir zamanda geldim sanırım."
"Hayır, hiç de yanlış bir zamanlama değil. Biz de Serdar arkadaşımla oturup bir şeyler yiyorduk."
Arkadaşım kelimesini bilerek bastırmıştım. Sinirlenmesini istemiştim, çünkü o da az önce beni çok sinirlendirmişti.
"Sen otur, ben sana tabak hazırlayıp geliyorum."
Başını sallayıp benim oturduğum koltuğa oturduğunda ikisini salonda bırakıp mutfağa geçtim. Makarna da ne bereketli çıktı, iyi ki fazla fazla yapmışım.
Tabağa doldurup turşu kavanozunu da çıkardım. "Ağzım turşu korkuyormuş, ayıp ya ayıp. Gerçekten ayıp." küçük bir tabağa turşu koyup bir de bardak çıkardım. Kolasını da doldurduktan sonra tabakları bir elime, bardağı diğer elime alıp salona geçtim.
Yaman ayağa kalkıp elimden tabakları aldı. "Teşekkür ederim." dediğinde gülümsedim.
"Afiyet olsun."
Yanına oturup kendi tabağımı önüme çektim ama ikisi de yemiyordu. Serdar rahatsızca Yaman'ı süzüyordu, Yaman da bakışlarını ona dikmişti. Ne var der gibiydi.
Ortamdaki gerginlik uçup gitsin istedim. "Bence aceleyle yiyin yemeklerinizi."
Yaman başını çevirip tabağını aldı. Çatal unuttuğumu fark edip ayağa kalktım. Hızlıca mutfağa geçip çatalı aldıktan sonra tekrar salona geçtim.
"Teşekkür ederim." dedi Yaman sessizce.
"Rica ederim."
Oturdum. Tabağımı elime aldım ve artık bitirmek istedim. Yemeye devam ettim ikisini de umursamadan. Serdar tabağına hiç dokunmadı ama yemeğim soğumadan yemek istediğim için dert etmedim. Yaman ise aç olsa gerek makarnayı iştahla yiyor bir yandan da belgeseli izliyordu.
Neye bu kadar kilitlendiğini görmek için televizyona döndüm. Köpek balığı irice bir balığı parçalıyordu. "Ay hayır ya... Yedi balığı."
"Doğanın kanunu bu." dedi Serdar. "Güçlüler zayıfları ezer."
"İyi ki bir balık olarak doğmamışım." diye mırıldandım. Düşünsene kıvıra kıvıra yüzdüğün yerde bir köpekbalığı gelip seni yiyor...
Gerçi düşününce insanlar da aynıydı. Evden çıkıyorsun, her şey yolunda. Sonra psikopatın biri keyfine seni öldürüyor. Ya da silah kullanıp havalı olduğunu düşünen bie magandanın kurşunu seni hayattan koparıyor. Ya da alkol içip kendini dahil kimseyi düşünmeyen bir ayyaş yaya geçidinde yürüyen sana çarpıyor...
"Keşke balık olsaydım..." dedim sonra sessizce. İnsan olmak çok daha zormuş, fark ettim.
"Bir şey mi dedin sevgilim?" dedi Serdar.
Başımı iki yana salladım. "Hayır demedim." kısa bir sessizlik oluştu. Yemeğimi bitirmiştim. Bizimkileri bekledim. Yaman da bitirdiğinde tabaklarımızı aldım. O da bardakları arkamdan getirdi.
"Eline sağlık." deyip elini ensesine götürdü. "Banyoyu kullanabilir miyim?"
"Tabi." dedim. "Mutfaktan çıkıp sola dön. Koridorun sonunda."
Başını salladı. "Sağol." mutfaktan çıktıktan sonra tabakları makineye dizdim. Serdar da içeri girdi.
"Demek arkadaşız ha?" tabak ve bardağı tezgaha bıraktı.
"Serdar git başımdan, sinirliyim."
"Beni yanlış anladığının farkındasın değil mi?"
"Ağzın kokuyor dedin. Bunu mu yanlış anladım? Çok kabasın."
Onun tabağını da makineye yerleştirdim. "Anka, onu demek istemedim." deyip nefesini bıraktı. "Hem bu adamın evinde ne işi var? Nereden biliyor evini?"
"Öğrenmiştir bir şekilde." deyip ellerimi yıkadım. "Adam asker. Ayrıca bana teşekkür etmek için gelmiş, çiçek de almış."
"Hiç sevmedim bu adamı."
"Uğraşma sakın onunla. Misafirim o." deyip ona döndüm. "Salona gidelim."
Başını salladı, ben mutfaktan çıkarken o da beni takip etti. Biraz sonra Yaman da geldi. Ayakta dikildi. "Ben gideyim artık, yemek için teşekkür ederim Anka."
"Afiyet olsun." deyip ayağa kalktım. "Gidiyorsun ama kriz saatin geliyor mu?"
Başını salladı. "Geliyor. O gelmeden ben gideyim."
"Sonra yine üstüme düşersin falan." dediğimde güldü.
"Düşmem artık." dediğinde Serdar boğazını temizledi. İkimiz de ona döndük.
"Görüşürüz." deyip ayaklandı. "Son kez." deyip gülümsediğinde Yaman yumruklarını sıktı.
Bana döndü. "Görüşürüz Anka." dedikten sonra gözleri kaydı yine.
"Hayır, hayır!" dediğim gibi üzerime geldi ama Serdar kolumu tutup beni kendisine çekti. "Yaman!"
Adam yüz üstü yere düştüğünde gözlerim kocaman oldu. "Ne yapıyorsun Serdar ya?" kolundan kurtuldum ama bileğimi tuttu.
"Ben seni o adamdan kurtardım farkındaysan. Üzerine düşecekti."
"Ben onu tutardım. Gerçekten şunu yapmana gerek yoktu. Kaldıralım bari." bileğimi kurtarıp Yaman'ın yanına gittim. Onu sırt üstü çevirirken deri ceketinin cebinden düşen şırıngaya baktım. Bu neydi ama ya?
Sabah da görmüştüm. Neden cebinde boş şırınga taşıyordu ki? Kullanılmamıştı aslında bu. Ceplerinde acaba bir ilaç falan olabilir miydi?
Serdar buradayken bakmadım. Şırıngayı saklayıp Serdar'a döndüm. "İzlemeye devam mı edeceksin? Koltuğa alalım onu."
"Evinde mi kalacak?"
"Başka ne yapacağım? Sokağa mı atayım?"
"Bana götürürüm ben." deyip eğildi. Yaman çok iri yarıydı, kaslıydı da. Serdar onu evine kadar taşıyamazdı.
"Burada kalması sorun teşkil etmiyor."
"Benim için ediyor. Sevdiğim kadının evinde kalamaz bu adam."
"Hasta o."
"Gidip kapının önünde bayılsın bir dahakine o zaman Anka." başını eğip Yaman'a baktı. "Zaten ne diye evine geliyorsa?"
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. "Çık evimden Serdar."
"Ne?"
Gözlerimi açıp ona döndüm. "Adam hasta diyorum, anlamıyorsun. Yersiz kıskançlığın sırası değil. Çık evimden."
"Sevdiğim kadını kıskanmam normal değil mi?"
"Daha dün bir bugün iki. Neyi kıskanıyorsun ya?"
"Anka?"
"Serdar çık git evimden. Sana ihtiyacım yok, çık artık."
"Bu adam için beni mi kovuyorsun cidden?"
"Evet! Çık evimden!"
Kaşlarını çattıktan sonra başını salladı. "İyi peki. Sen bilirsin Anka." deyip ayaklandı. Evimden çıkarken kapıyı çarptı.
Başımı eğip Yaman'a baktım. "Sen de hep benim yanımda kriz geçiriyorsun."
Gözlerinin açık olmasından korkup elimle kapattıktan sonra ceketinin diğer cebini kontrol ettim. Bir ampul bulunca cebinden çıkarıp ne olduğuna baktım. İyi ki düştüğünde kırılmamıştı.
Bakalım neymiş bu?
Işığa tutup üzerinde yazılan şeyi okuduktan sonra kaşlarımı çattım.
"Morfin mi?" cebinde neden morfin taşıyordu ki?
Bunun bağımlılık yapma etkisi yok muydu? Vardı, kesinlikle vardı. Morfin mi kullanıyordu?
Başımı eğip Yaman'a baktım. Ne yaptığının farkında mıydı acaba? Bağımlı olursa askerliği bile yanardı.
Nefesimi bıraktım. " Ne yapıyorsun sen ya?" uyanınca sorardım. Şimdi ne yapıp edip onu koltuğa almalıydım.
~ ~ ~ ~ ~