Anka'nın Anlatımından Devam
Çaresizlik nedir uzun uzun oturup anlatmak isterdim ama az önce resmen çaresizliğin kitabını yazmıştım. Sinirimden ağlayacaktım da.
Zar zor Yaman'ı sürükleye sürükleye koltuğa yanaştırdım. Sonra ayaklarını koltuğa dayayıp gövdesini kaldırıp koltuğa bırakmak istedim ama çok ağırdı, çok. Ben bu kadar ağır olacağını tahmin etmemiştim.
Üstelik bunu yaparken bacakları da koltuktan düşmüştü.
Resmen adam dayak yemişti ben onu koltuğa çıkaracağım diye.
En son pes edip odamdan bir yastık ve bir battaniye alıp salona geldim. Başını kaldırıp başının altına yastık koyduktan sonra üzerini de örtüp kendimi koltuğa bırakmıştım.
"Kas yaparken bir gün bayılıp kalmayı da düşünün ya, kim size yardım edecek..." deyip nefeslendim.
Tavana bakarken kollarımı birleştirdim. "Ne yapacağım şimdi? Ne zaman uyanır ki?" başımı eğip Yaman'a baktım. Mışıl mışıl da uyuyordu. Bir sorunu olmadığı sürece istediği kadar uyuyabilirdi aslında ama ilaç falan vermiş miydi acaba doktoru?
Gerçi morfin vardı cebinde ama onu doktorun verdiği muammaydı. Sabah da gizlemişti şırıngasını zaten. Kesin bir şeyler gizliyor ama ne?
Omuz silktim. "Her şeyi merak etme Anka ya, her şeyi merak etme. Sanane, seni ne ilgilendirir?"
Sağ tarafıma döndüm. Yaman'dan bakışlarımı çekip gözlerimi kapattım. Uyanıp gitsin nereye gitmek istiyorsa. Hiçbir şey sormayacağım. Beni ilgilendirmez sonuçta.
Kendime hak verip sabah erken uyanacağım için erkenden uyumaya karar verdim. Zaten çok uykum vardı, iyi bir uyku çekmenin tam sırasıydı.
~
Büyük bir gürültü koptuğunda irkilerek açtım gözlerimi. "Ne oluyor?" deyip döner dönmez kendimi yerde buldum.
Daha doğrusu Yaman'ın üzerinde.
Alnımı çenesine çarparken gözlerimi sıkıca kapattım, iki eliyle sıkıca tutuyordu beni. "Uyanman bile olay oluyor ya!" deyip başımı kaldırdım. "Ne diye bağırıyorsun?" deyip gözlerimi açtığımda onu ter içinde kalmış bir vaziyette buldum. Hızlı hızlı nefes alıp veriyordu.
"İyi misin sen?"
"Kalk üstümden."
"Ha, pardon." deyip diğer tarafa bıraktım kendimi, sonra da doğrulup oturdum yanına. "Ne oldu, kabus falan mı gördün?"
Doğrulup elini saçlarından geçirdikten sonra ellerini cebine attı. Biraz karıştırdıktan sonra bana döndü. "İlacı sen mi aldın?"
"Ne ilacı? Morfini mi diyorsun?"
Gözlerini kapatıp derin bir nefes alıp bıraktı. "Ver şunu Anka. Ver gideceğim." deyip gözlerini açtı.
"Doktor mu verdi sana morfini? Bu bu kadar kolay veriliyor mu?"
"Herhalde doktor verdi Anka." deyip elini uzattı. "Ver şunu."
"O zaman neydi şu sinirli askerin adı?" kaşlarımı çattım. "Barış, evet Barış. Ben bir ona haber vereyim." dediğimde bileğimi tuttu.
"Ver şunu, sonra siktirip gideceğim. Bir daha çıkmayacağım zaten karşına."
"Çıkmayacağım diyorsun ama evimdesin. Bu nasıl iş?"
"Anka ver şunu."
"Vermem. Sana hiç güvenmiyorum."
"Anka ver." deyip ceketini çıkardı, sıcak da değildi içerisi aslında. "Ver bana şunu, ağrım var. Ver." elini uzattı.
"Yaptığın tehlikeli bir şey veremem."
"Anka bağımlılık yapacak kadar kullanmıyorum. Kullanmayacağım da. Bu sadece ikinci olacak. Ver hadi." ses tonu yalvarır gibi geliyordu.
Bağımlılık yapacak kadar değil diyordu, bu ikinci diyordu ama bana yalan söylediği yüzünden belliydi. "Yalan söylüyorsun. Vermeyeceğim."
"Anka ver şunu, ağrım var diyorum. Neden anlamıyorsun?"
"Ağrın o mağaradayken de yok muydu? Nasıl idare ettiysen şimdi yine idare et."
"Krizler daha sık geliyordu, günün çoğunluğunda baygındım. Şimdi ver şunu bana." deyip üzerime geldiğinde geriye doğru gittim popomun üstüne. Sehpaya çarpınca durdum.
"Gelme üstüme."
"Canını yakmayacağım." aramızdaki mesafeyi kapatıp üzerime eğildi. "Şunu ver de gideyim."
"Vermem. Çık evimden."
"Anka ver şunu." gözlerini kapattı. "Bak... Çok zorlanıyorum ve onu vermezsen..."
"Ne olur?" Gözlerini açtı, biraz daha yaklaştı. Titrediğini yaklaştığında fark ettim. "Yaman yanlış yapıyorsun, bağımlı olacaksın. Askerliğini yakacaksın. Vermem onu sana."
"Kimse bilmezse yanmaz. Sadece panzehiri alana kadar kullanacağım. Yemin ederim." şu an çok ihtiyacı olmasa çıkar başka da bulurdu ama buna ihtiyacı vardı.
"Vermem. Sana zarar verecek bir şey yapmana izin vermem."
"Anka ver şunu. Ver, beni sinirlendiriyorsun."
"Umrumda değil. Çık git evimden." deyip onu üzerimden iter itmez ayağa kalktım. "Çık evimden Yaman, git nerede bayılıyorsan da bayıl."
Ayağa kalktı, yüzüme küfreder gibi baktı ama bir şey demedi. "Tamam, sen de kalsın. Benim olanı almaya bir gün gelirim." deyip kapıya doğru savsak adımlarla ilerledi.
Bir yanım bu şekilde gitmesini istemiyordu ama kalırsa da ne yapar eder benden o morfini alırdı. Yeni başladı, bunu atlatabilir. Bu yüzden gitmesine izin verdim.
Kapı sesini duyduğumda sehpadan telefonumu alıp saate baktım. İkiye geliyordu, iyi en azından biraz da olsa uyumuştu o da.
Benden bu kadar, yine onu gördükçe yardımcı olurdum ama daha fazlasına karışmaya hakkım yoktu.
Yerden yastığı ve battaniyeyi alıp yatak odasına götürdüm. Açıkta duran morfini alıp çekmeceme attım. Sonra da aynı hızla kendimi çaprazlamasına yatağa bıraktım. "Ne çektin erkeklerden be Anka?" şimdi uyumanın tam sırasıydı işte.
~
25 Eylül Perşembe
Saçlarımı at kuyruğu yapıp yüzüme sade bir makyaj yaptım. Tek renk dudaklarımdaki gül kurusu rujdu. Üzerime de bordo bir kazak, altına siyah uzun bir etek ve üzerime kabanımı aldım. Botlarımı da giydikten sonra çantamı alıp evden çıktım.
Kapıyı kilitlerken Serdar'ı kendi evinin bahçesinde dikilirken gördüm. Dün o kadar yorgundum ki hiç düşünmedim kabalık mı ettim diye... Ama hak etmişti. Sabrımı fazlasıyla sınamıştı.
Her şeyi geçtim kaynanam seviyormuş dedi ya, daha bir gün önce oysa onu doğarken kaybettiğimi söylemiştim. Hiç hoş değildi.
"Günaydın." dedi bahçe kapısını açıp çıktığımda.
"Günaydın." diye mırıldandım. Hemen yelkenleri suya indirmeyecektim.
"Beraber yürüyelim mi?"
Başımı salladım. "Olur tabi." okul şurasıydı zaten.
Kollarımı bağlayıp onunla beraber adımladık. "Kızgın mısın bana?"
"Sence?"
"Bak o turşu konusunda..."
Yüzümü buruşturdum. "Açma aynı konuyu Serdar ya. Tamam unuttum ben onu, anladım seni. Ya Yaman'a yaptığına ne demeli?"
"Üzerine düşmesin diye ben..." dediğinde ona döndüm.
"Adam yüz üstü düştü, hasta o. Çok kötü bir şey olabilirdi, neyse ki olmadı. Yani nasıl yapabiliyorsun bunu anlamıyorum."
"O adamın evine gelmesine sinir oldum tamam mı? Düşmesi umrumda değil. Ölmedi ya."
"O adam bana teşekkür etmek için elinde çiçekle gelmiş, ince bir davranış sergilemiş. Yemeğe davet ettim alt tarafı, ne olabilir ya ne olabilir? Üstelik sen de yanımdaydın. Seni rahatsız eden ne? Bakışlarını televizyondan ayırmadı yanlış anlama diye. Sen ne yaptığının hiç farkında değilsin."
"Kıskandım Anka." dediğinde durdum.
"Ya Serdar, iki gün oldu ya. İki gün. Neyini kıskandın? Bak ben kıskançlığa bir şey demem. Yeri gelirse ben de kıskanırım, sevdiğim insana tek bir kadının bakışı değsin istemem. Ama daha ikinci günden bu yaptığın boğdu beni. Üstelik bana da değil, Yaman'a da ayıp ettin. "
"Ha ona da ayıp ettim yani?"
"Etmedin mi? O adam benim hayatımı kurtardı. Sabah ona çiçek götürdüm diye kendisi de bana çiçek alıp gelmiş. Ne güzel işte ya, nesini kıskanıyorsun?"
"Ben kıskanırım Anka, sevdiğim kadını kıskanırım. Erkeklerle bu kadar yakın olmanı istemiyorum. Üstelik seni çekmesem yine üzerine düşecekti."
"Ulan hırt..." dedim sinirlerime hakim olamayıp. "Erkeklerle bu kadar yakın olmak ne lan?" argo konuştuğumu uzun zamandır hatırlamıyordum ama sinirlerim bozulmuştu. "Ne yapmışım ya, adam üzerime düştü sadece. Ne yapmışım da yakınlık olarak gördün acaba?"
"Anka beni yanlış anlayıp duruyorsun. Ayrıca hırt ne demek? Biraz kibar ol, ben senin erkek arkadaşınım."
"Eski erkek arkadaşım!" deyip üzerine yürüdüm. "Yemin ederim rekorlar kitabına girersin be Serdar. Bir günde terk edilen adam görmedi kimse çünkü!"
"Anka saçmalıyorsun."
"Ben mi saçmalıyorum?" başımı sallayıp onu taklit ettim. "Anka saçmalıyorsun, Anka abartıyorsun, Anka yanlış anlıyorsun." Sıkıntıyla nefesimi bıraktım. "Sence sorun ben miyim? Bir kere de sorunun sen de olduğunu düşünsene."
"Hata ettim, ben de hatalıyım tamam. Düzeltirim, ne seni rahatsız ediyorsa hepsini değiştiririm."
"Ben söyleyince değil, benden önce değiştir." deyip nefesimi bıraktım. "Ben işte tam da bu yüzden korkuyordum, deneyelim dedim. Hepiniz aynısınız işte. Her şey beni elde edene kadardı değil mi? Bir günde bu hale geldik."
"Anka hayır..."
"Yine Anka hayır. Anka haklısın yok değil mi?"
Kaşlarını çattı. "Bu kadar mı yani? Bir şans vermeyecek misin? Tek hatamda bitecek mi?"
Serdar kaç aydır hoşlandığım o insandı ve evet tek hatada onu silecek değildim. "Tamam, tamam bir şans daha veriyorum sana Serdar. Tek şans. Bu kez hata istemiyorum."
"Tamam, tamam söz veriyorum bir daha üzmeyeceğim seni." deyip elimi tuttu ve kaldırdı. Öpüp gülümsedi. "Söz veriyorum üzmeyeceğim seni." dedikten sonra elimi çektim.
"Üşüdüm." deyip ellerimi kabanımın ceplerine koyduğumda başını salladı.
Yola devam ettik. Bakalım bu ikinci şansını kullanabilecek miydi?
Çünkü bu ilişki biterse arkadaşlığımız da zarar görecekti. Ben de bunu istemiyordum, bakalım... Yolumuz uzundu.
~ ~ ~ ~ ~ ~