Bir Hafta Sonra - 2 Ekim Perşembe -
İlahi Bakış Açısından Devam
Ruşan Bezra'nın istediği bilgilere ulaştıktan sonra tekrar yanına döndü. "Geldim heval." dedi. Elindeki kağıdı uzattı. "Kaçırdığımız kızın kim olduğunu buldum."
"Kimmiş?"
Ruşan yanlışlıkla ağzından onun asker kızı olduğunu kaçırınca Bezra araştırmasını söylemişti.
"Yarbay Bekir Soydere'nin kızı. Anka Soydere."
Bezra'nın kaşları çatıldı. "Bizim yarbay mı bu?"
Ruşan başını salladı. "Keşke onu teslim etmeseydik heval, kızını kullanarak istediğimiz şeyi alırdık ondan."
"Belki de başından beri aradığımız şey kızındadır. Yarbayın ne dediğini hatırlasana." dedi, kendisini zorladı. "Bizi yakamazsınız, yaksanız bile biz anka gibi küllerinden doğmasını iyi biliriz."
Ruşan hatırlayamadı ama başını salladı. "Yani heval?"
"Yanisi mi var Ruşan! Getirin bana o kızı, bir de onu sorguya çekelim bakalım!"
"Anlaşıldı heval." dedi Ruşan, geri geri adımlayıp mağaradan çıktıktan sonra iki kişi seçti.
"Hazırlanın, gece köye gideceğiz. Sivil olun."
"Anlaşıldı heval."
Gece olmasına daha vardı, bu yüzden hepsi dağıldı ve geceyi beklemeye başladılar.
~ ~ ~ ~ ~
Anka'nın Anlatımından Devam
Çocuklar için güzel bir etkinlik hazırlamaya ara verip sırtımı esnettim. Dışarıda yağmur yağıyordu ve bu ses eşliğinde miniklerime eğlenceli bir etkinlik hazırlamaya çalışıyordum. "Bittim ya." diye mırıldanıp ayağa kalktım.
Bir kahve daha almaya mutfağa geçtim. Sıcak su koyup buzdolabına yaslanıp kollarımı bağladım.
Gözümden de uyku akıyordu ama bitirmeden uyuyamazdım.
Bir hafta olaysız geçmişti, Serdar da beni kıracak hiçbir şey söylememişti. Hatta eğlenmiştik de biraz. Neyseki bu ikinci şansını gerçekten de iyi kullanıyordu.
Öte yandan Yaman'ı da merak etmiyor değildim, bir haftadır görmedim onu. Durumunu merak ediyordum, hatta askeriyeye de gitmeyi düşündüm ama çok abartı olurdu.
Ne diye gidecektim ki sanki?
Ofladım. Su kaynadığında toz kahvenin üzerine döküp karıştırdım ve mutfaktan çıktım.
Koridordan geçerken kapının oradan sesler duyduğumda duraksadım. Sanki biri kapıyı zorlar gibi ya da...
Anlamak için kahvemi salondaki sehpaya bırakıp kapıya yanaştım. Kapıyı zorlamak gibi de değildi aslında, sanki biri parmak uçları ile kapıyı tıklatıyor gibi.
"Kim o?"
Kimse eğer cevap vermedi. Ben de merak edip kapıyı araladım. Tamamen açmadım ama Yaman'ı görünce kapıyı açtım. Açtığım gibi üzerime yığıldı. "Hop hop!" Onu zorla tuttum, düşmekten kurtulduk. "Sakın bayılma!" dediğimde kollarıma tutundu.
Baygın değildi. "Anka?"
"Ne var?" deyip onu içeri çekmeye çalıştım. "Yaman off, çok ağırsın. Yürü biraz." deyip kolunu omzuma attım.
"Anka yardım et." diye mırıldandı. Kapıyı kapattım. Sırılsıklam olmuştu. "Bitti, hepsi bitti. Ver onu bana."
"Neyi?"
"Ver şunu." dedi, üzerime eğildi. Başını omzuma yasladığında başımı eğip yüzüne baktım. Gözlerini kapattı. "İlacı ver Anka."
"Veremem dedim ya. Neden geldin evime?"
"Çok kötüyüm, ağrım var." derin bir nefes alıp fısıltıyla konuştu. "Ver bana onu."
"Veremem. Gel."
Onu banyoya doğru götürdüm. Belki bir elini yüzünü yıkarım diye düşündüm ama yeterli olmayacaktı.
Yağmura rağmen teni sıcacıktı, yanıyordu. Gözlerini de açamıyordu. "Gel buraya." küveti gözüme kestirdim, onu sürekli taşıyamazdım. "Gir şuna." kollarını tutup onu içine bıraktım. Bacaklarını içine soktuğumda kendini arkaya doğru bıraktı. "Hayır hayır!"
Kafasını vurduğunda başını tutup kontrol ettim. "İyi misin?"
Neyse ki bir şey olmamıştı... Soğuk suyu açtım. Başından aşağı dökülüyordu. "Soğuk su seni kendine getirir. Bir daha da evime bu şekilde gelirsen..."
Sayıklamaya başladığında başımı eğip ona yaklaştım. "Canım çok yanıyor Anka."
"Neren ağrıyor?"
Elini göğsüne götürüp gözlerini araladı. "Burası."
Gözlerimin içine baktı bir kaç saniye, sonra gözleri tekrar kapandı. "Bitti, hepsi bitti." dediğinde başımı salladım.
"Tamam, bak ben senin için ne gerekiyorsa yapacağım. Ama bu şekilde değil. Böyle olmaz Yaman. Daha da kötü olmana izin veremem."
"Anka." gözlerini açıp elini kaldırdı. Kolumu tutup beni kendisine çekti. Kolumu sıkıca kavradı. "Anka getir onu bana."
"Veremem dedim ya."
"Anka..." kolu kasıldı, titremeye başladı. "Anka ver şunu."
"Yaman kolumu bırak, hiç iyi değilsin. Bırak kolumu."
"Ver, ver onu bana artık." dedi. Aniden doğruldu. Diğer elini belime atıp beni kendisine çektiğinde üzerine aldı. "Ver şunu!" diye bağırdığında başını arkaya attı, kasıldığını görebiliyordum. "Kalmadı, hiç kalmadı." diye fısıldadı.
"Biliyorum, bak tamam biliyorum şu an çok zorlanıyorsun ama tekrar onu alırsan bağımlı olacaksın. Geri dönüşsüz bir yola sokuyorsun kendini."
"Anka... Lütfen." dedi, elini kolumdan çekip ıslanan saçlarıma götürdü. "Lütfen." deyip okşadığında gözlerini kapattı. Başını bir kez daha küvetin kenarına yasladığında derin bir nefes aldım.
Bir doz daha bağımlılığa bir adım daha yaklaşması demekti. Ben elimden geldiğince buna engel olacaktım. Ona bu konuda yardım edemezdim.
Saçlarımı okşayan eli kasıldı, saçlarımı çekmeye başladığında yüzümü buruşturdum. "Yaman yapma, saçımı çekiyorsun!" geri çekilmeye çalıştım ama daha çok acıttı bu canımı. Ona yaklaştım. "Yaman!" deyip göğsüne vurdum. "Yaman bırak saçımı!" diye bağırdığımda başını kaldırdı. Gözlerini aralayıp yüzüme bakarken sarhoş gibiydi.
Daha çok bağımlı. "Anka?" parmakları gevşedi, eli hâlâ saçlarımdayken bakışları kaydı. Yine bir kriz geçirecek diye düşünürken yüzüme yaklaşıp dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Gözlerimi kapattım, az önce kriz geçirip kasılıyordu. Şimdi ise beni öpüyordu. Niye?
Alt dudağımı emerken elini yanağıma götürüp okşadı. Ne oluyor bu olmamalıydı.
Olmamalı.
Elimi göğsüne bastırıp kendimi geri çekip derin bir nefes aldım. "Ne yapıyorsun sen ya?" Göz kapakları ağırlaştı.
"Öptüm."
"Farkındayım!" dedim, çenem titredi. "Aptal, şimdi sana ilacını vereceğim. Sonra defol evimden!"
Kolundan kurtulup küvetten çıktım ve suyu kapattım. Hızlıca yatak odasına geçip çekmeceden morfini aldım. Bir tane de enjektör bulup morfini enjektöre çekip tekrar banyoya geçtim.
"Al işte!" deyip yanına oturdum, gözlerini açamıyordu. "Ne yapacaksın?" dediğimde doğrulmaya çalıştı, ceketinin tek kolunu çıkardı. Bu soğukta bir de tişört giymişti ve kolu mosmordu, iğneler yüzünden.
"Ver."
Umarım yanlış yapmıyorumdur. Ama bu kadar kötüyken yapılacak başka bir şey de yoktu. Kendine geldiğinde onu aldığım gibi doğrudan şikayet etmeye gidecektim.
Enjektörü aldı, damar yolundan kendine enjekte ettikten sonra yere bıraktı. Aynı şekilde kendisini de suyun içine bıraktı. Başı dışarıda kaldı yalnızca. "İyi misin şimdi?" dediğimde cevap vermedi. Gözleri kapalıydı. Belki de uyudu diye düşünüp ayağa kalktım.
"Üzerimi de ıslattı, aptal." banyonun kapısına doğru yaklaştığımda duyduğum sesle yerimde durdum.
"Sessiz olun lan." dedi bir ses. "Ürkütmeyin kızı." sessizce konuşmaya çalışmıştı ama evde kimse olmadığı için sesini duyabilmiştim.
Banyonun ışıklarını kapattım hemen. Kapıyı da sessizce kilitledim.
Kim bu adamlar? Evimde ne işleri var?
Panikle arkamı dönüp Yaman'a yaklaştım. Kolunu tutup vücudunu sarsttım. "Yaman uyan." dedim sessizce. "Yaman evde birileri var. Uyan."
Nafile, ne yapsam da açmadı gözlerini. "Hadi Yaman, Yaman n'olur uyan." dedim çaresizce.
Banyonun kapısı zorlandı. Korkudan ne yapacağımı şaşırıp küvete girdim. Yaman'ın yakalarını tutup onu kendime çektim, onu görüp giderler diye düşünüp altına girdim resmen. Yüzüm suyun üzerindeydi ama Yaman'ın yüzü de üstümdeydi. Dudakları yanağıma temas ediyordu. "Yaman?" diye fısıldadım. "Yalvarırım uyan. İlacını da aldın işte."
Öpmeye gelince gözlerini açarsın ama!
Ofladım. "Hadi Yaman ya, korkuyorum." kapı bir kez daha zorlandı.
"Kız içeride, kaçamaz. Kırın kapıyı." dedi az önceki ses.
Gözlerim doldu... "Yaman?" omzunu sarstım. "Yaman uyan."
Ne yapsam ne desem boşaydı, çaresizdim. Ben ona yardım etmiştim ama o gitmişti. Beni yalnız bırakmıştı. Bir kez daha o cehenneme sürüklenecektim.
Gözlerimi sıkıca kapatıp başımı göğsüne yasladım ve dua ettim. Bu adamlardan kurtulmak için dua etmekten başka şansım kalmamıştı.
~ ~ ~ ~ ~