Kırılma Noktası

1482 Kelimeler
Büge. Kolum hâlâ o pis adamın elindeydi. Çekiştirerek, hızla ilerliyorduk. Hava çok soğuktu, keşke kabanım üzerimde olsaydı. Ankara'nın düz zeminine o kadar alışmışım ki, buranın dengesiz zemininde yürümekte zorlanıyordum. “Yavaş yürü be! Ankara'dan geliyorum ben, nasıl buranın yollarında sekebilirim?” Yol boyunca bu şerefsizlere de söylenmekten geri durmuyordum. Ve evet onlardan korkmuyorum. “Yavaş yürü diyo bana bak,” dedi yanındaki alayla. Dişlerinin arasından sigara dumanıyla karışık iğrenç nefesini yüzüme çarpıyordu. “Ne nazlı çıktın ha. Ula biz karı kaçırmadık mıydık hiç?” Öndeki, diğerlerinden biraz farklıydı. Gömleğinin yakası açıktı, omuzlarına attığı postalı dağılacak gibi duruyordu. Sırtlan… Biri ona bu lakabı takmıştı. Nedenini anlamak için çok da uğraşmaya gerek yoktu. Arkasına döndüğünde, gözlerini hiç kaçırmadan bana baktı. “Daha varacağımız yere bir saatten fazla var.” Gözleri aşağıdan yukarı beni süzdü. “Ben bu güzelliğin tadına biraz erken bakacağım.” Duyduğum cümle kaskatı kesilmeme sebep oldu. Kendimi geriye çektim, ama hâlâ kolum onun adamının elindeydi. “Sakın bana dokunma!” diye kükredim. O an biraz daha yaklaştı. Tüm pisliği yüzündeydi. “Aman be... Sende amma nazlı çıktın. Dağdayız kızım. Burda yasa yok, burda ben varım. Ne dersem o.” Gözlerinde ki küçümseyici bakışı görmemek imkansızdı. İçim yandı ama dimdik durmaya çalışıyordum. Çünkü ben o herifin sandığı gibi değildim. Çünkü ben korkmayı çoktan bırakmıştım. Çünkü ben… Çocuk yaşta annesini gömen bir çocuktum. Ve babam… Babamın sevgisizliği, bu adamın tehdidinden çok daha beterdi. Babamın sesi kulağımda çınladı, "Ağlarsan zayıfsın, pes edersen ezilirsin. Unutma Büge. Ya güçlüsün ya hiçsin.” Ben sadece bir doktor olabilirim. Ama babam beni öyle büyütmedi. O, bana nasıl savunacağımı, nerden vuracağımı, ne zaman susup ne zaman saldıracağımı kafama vura vura ezberletti. Ve benim ezberlemekten başka çarem yoktu. Küçükken elimde oyuncak bebek yerine sadece silah vardı, sopa vardı. Ve şimdi… Bir saat sonra dağdaki o karargâhlarına varmadan önce, bu fırsatı değerlendirecektim. Kendini bu dağların aslanı sanan Sırtlan’a hayatının dersini verecektim. “Siz burada bekleyin,” dedi sırtlan. "Ben şu kaltağı becereyim bir, yola devam ederiz " Pis bir sırıtışla kolumu daha da sıktı. Adamların hiçbiri sesini çıkarmadı. Bu onlar için sıradan normal bir olaymış gibiydi. Sırtlan beni sürükleyerek kayaların arkasına çekti. Burası soğuk ve sessizdi. Kayaya yasladığında nefesini hissettim. Ağzı iğrenç kokuyordu. Kalbim deli gibi atıyordu ama korkudan değil. “Elini çek...” diye acizce konuştum. “Şşş… sakin ol güzellik canını yakmayacağım. Ayak uydurursan zevk bile alabilirsin.” Sesindeki arzuyu hissetmek midemi daha çok bulandırdı. Yüzünü boynuma yaklaştırdı. Tüm gücümü bastırdım. Bir an için gerçekten korkuyormuş gibi yaptım. Zayıf görünmek, onun bana olan ilgisini güvene dönüştürmesini sağlıyordu. Cebindeki bıçağın kabzası gözüme çarptı. Kısa ama işimi görürdü. Ellerini kalçama attığında irkildim ama ses etmedim. Diliyle ağzımı aralamaya çalıştığı anda sol elimi yavaşça cebine doğru kaydırdım. Bunu fark edecek kadar zeki olmadığını çoktan anlamıştım. Bıçak artık elimdeydi ama saldırmak için doğru an henüz değildi. “Elini… çek lütfen…” Gözlerim yaşarmış gibi yaptım. Kalçamı sıktığı eli tam sabitlendiği anda, dizimi hızla kaldırdım ve tüm gücümle sırtlanın erkekliğine tekme attım. “AHHHH!” Sırtlan yere çöktü, zevkten inlemeleri artık acıyla inlemelerine dönüşmüştü. “Ulan oros… seni geberteceğim!” Acıdan iki kelimeyi bir araya getiremiyordu. Ben nefes bile almadan bıçağı elime tam oturttum. O ayağa kalkmaya çalışırken bir tekme daha savurdum dizine. Ayağımdaki postallar tekme atmamı daha da kolaylaştırıyordu. “Sırtlan değilmişsin, çürümüş bir çakalsın sadece.” Keyfim yerine gelmeye başlamıştı. En son ne zaman biriyle ölümcül bir dövüş yaptım hatırlamıyorum bile. Küfrederek üzerime atılmaya çalıştı ama postalımla yüzüne sert bir darbe indirdim. Yerde kıvranırken karnına sert darbeler indirmeye devam ettim. Göğsüne, tüm ağırlığımla bastım. Elimdeki bıçağı yukarı kaldırdım. “Ögretmediler mi sana sırtlan? Her kuşun eti yenmez. Sana İkinci bir şans vermeyeceğim.” Bıçağı bacağını hedefleyerek savurdum. Dizinin biraz yukarısına, eti sıyıran keskin bir darbe indirdim. “Beni zayıf sandın değil mi? Yazık... Bacağının arasındaki aletle erkek olunmuyor. Piç kurusu!” Tüm öfkemi şuan kusuyordum. Beni hafife alması büyük hataydı. “Senin gibi adamlar yüzünden bu ülkede kadınlar korkuyla yaşıyor!” “Senin gibiler yüzünden ben çocukluğumu kaybettim!” diye adeta tısladım. Bir tekme daha. “O karargâhta öğrendiklerimle büyüdüm ben. Bugün kullanıyorum işte. Şikâyetin varsa git babama anlat!” Kesinlikle gittiği yerde beni babama şikayet edebilir. Sırtlan yerde acıyla kıvranırken, kemerindeki el bombası gözüme çarptı. El bombasını ceketimin iç cebine sıkıştırdım. Sırtlan hâlâ yerde acıyla kıvranıyordu. "Acına son verebilirim. Aslında sana böyle bir iyilik yapmam ama senin gibi bir pisliğin yeryüzünden silinmesi gerekiyor." Sesinde en ufak bir tereddüt yoktu. Bıçağı kaldırıp tam kalbine saplayacağım sırada, sırtını hızla dönüp yandaki yamaçtan kendini aşağı bıraktı. Aşağı baktığımda uçurum değildi., ama en az dört metrelik bir kayalık inişti. “Ne korkak adammışsın be...” Ne içimde bir acıma duygusu vardı, ne de peşinden gitme arzusu. "Bir umut hayatta kalırsan eğer... sakın karşıma çıkma." diye mırıldandım. Tekrar karşıma çıkması onun için hiç iyi olmazdı. Asker kızıyım ben ama tabi bundan gurur duymuyorum! Bakışlarımı uçurumdan çektiğim sırada ayak sesleri geliyordu, sırtlanın adamları merak etmiş olmalıydı. Az önceki bağışları nasıl duymadılar, hâlâ şaşırıyorum. Postallarımın sesi kayaların üzerinde yankılanırken, üzerime çeki düzen verdim. Sırtlan’ın adamlarına doğru elimi kolumu sallayarak yürümeye başladım. Sadece dokuz kişi vardı. Kafalarını çevirdiklerinde suratlarındaki ifadeyi görmeliydiniz. “Yalnız mı geldin. Sırtlan nerede?” diye sordu içlerinden biri. Omuz silktim. “Sizinkini pek sağlam yapmamışlar sanırım. Zevkten bayıldı.” dedim alayla. Adamlar bir an bakıştı. Aralarından biri yanıma geliyordu. Saçları örgülü, bedeni benim iki katımdı. “Sen kimsin lan?!” Şuan burada olanlara bir anlam veremiyorlardı. Umursamazca gayet sakin bir şekilde cevapladım. "Büge Demirağ, doktorum ve yeni atandım." Sözlerimim ardından bacağımı kaldırıp tüm gücümle kasıklarına tekmeyi indirdim. Anında cebimdeki bıçağı çıkardım, şah damarına tek ve net bir kesik attım. Tüm bu yaptıklarım üç saniye içinde yaşandı. Kaldı sekiz kişi. Diğerleri bağırmaya başladı ve silahlar patladı. Ama ben şimdiden ilk adamı kendime kalkan yapmıştım. Bedenini önüme aldım, kurşunlar gövdesine saplanırken ben bir elimle tabancasını aldım. “Babam bana hedef gözetmeyi 12 yaşımda öğretti. Sekizlik tabancayla metal kutuları vuruyordum.” Ölü bir cesede geçmişimi anlatmamda bir problem görmüyordum. Geçmişimden kurtulmak için doktor olmuştum. Hayat ne garip... Tetiği çektim. İki kişiyi diz kapağından, birinin omuzu ve birinin bileği hepsi sırasıyla hedefe oturdu. Yaralamak yerine öldürebilirdim ama hepsi sırayla. Son üç adam kala şarjörüm boşaldı. Adamlar bunu anladığında çakallar gibi saldırmaya başladılar. İlk adam üstüme atladı. Eğildim, yere düştü. İkinci adam beni yakalamaya çalıştı ama ben bileğinden kavrayıp kolunu çevirdim, dizimi böbreğine sapladım. Üçüncü adam saçımı tutmaya kalktı. O an içimdeki tüm öfke kabardı. Kendimi döndürüp kafasına dirseğimi geçirdim. Ardından yere düşen ilk adamın silahını almaya hamle yaptı. Ama ben çoktan arkasına geçmiş, postalımın tabanıyla ensesine indirmiştim. "Demek kadından korkmuyorsunuz ha? Şimdi hepinize nasıl diz çöktürüyorum izleyin" Ellerim kan içindeydi ama yüzümde tek bir ter damlası yoktu. Böyle dövüşmeyeli uzun zaman olmuştu. “Şimdi,” dedim, “Şu aşağıdaki çukura tek sıra hâlinde giriyorsunuz.” dedim ileride ki çukuru göstererek. Hiçbiri hareket etmeden birbirlerine baktılar. Ben de sağda kıvranan birinin bacağına nişan alıp tetiği çektim. “Dedim ya,” dedim soğuk bir sesle, “tek sıra.Hemen.” Çok sabırsız biriyim. Bir an önce şu çukura girebilirler mi?! Birbirlerine çarpa çarpa aşağıdaki doğal çukurumsu alana inmek zorunda kaldılar. Ağaç kökleri arasında sıkışmış, üstü açık ama çıkışı olmayan taşlık bir bölmeydi orası. Elimde hâlâ adamların birinden aldığım tüfek vardı. Tetiği yoklamak için parmağımı oynattım ama ateş etmedim. “Vay be, on kişiydiniz noldu? Gelsin de kurtarsın sizi sırtlan, tabi...kendi parçalarını toplayabilirse." Umarım o da geberip gitmiştir. “Sen... manyak mısın? Kimsin lan sen ?!” diye korkuyla karışık bağırdı içlerinden biri. “Dedim ya… Doktorum. Yeni atandım. Ama muayeneye siz gelmeyin, sizin gibileri sağlam göndermem.” dedim aynı alaycı tınıyla. Adamın biri çömelmiş hâlde ellerini kaldırdı. "Delisin sen. Ne olur abla... ne istersen yaparım." Canı için benimle her pazarlığı yapacak durumdaydı. Şuh bir kahkaha attım. Ne yalan söyleyeyim bu halleri beni çok eğlendirmişti. “Beyniniz mi yok sizin ha? Gerçi beyniniz olsa bu dağlarda ne işiniz olurdu?” İçlerinden daha zayıf olan biri korkuyla atıldı. "Yok vallaha abla! deliyiz biz aklımız yok bizim, sal bizi gidelim." Buraya geldiğimden beri ilk defa bu kadar çok gülmüştüm. Adamların korkuyla harmanlanmış garip bakışlarına rağmen gülüyordum. “Şunu öğrenin,” dedim, “Siz deliyseniz... ben sizden daha deliyim. Üstelik ben akıllıyken de deliyim. Farkımız bu.” Gerçekten de deliyim, raporum ise o karargah... Parmağımı tetiğe bastım, boşta olduğuna emin olmak için bir kurşun havaya sıktım. “Bakın,” dedim buz gibi bir sesle, “eviniz bildiğiniz bu dağlar artık mezarınız." Onları kesinlikle öldüreceğim! Arkamı döndüğümde adamlar gittiğimi sanıyordu. Hiç acele etmeden, çakıllı zeminde iki metre kadar yürüdüm. Cebimdeki el bombasını çıkardım. Sol elimin baş ve işaret parmağıyla pimi çektiğimde metal sesi yankılandı. Tahmini süreyi saydım ve sonra “Gittiğiniz yerde Sırtlan’la karşılaşırsanız… benden selam söyleyin.” Bunu söylemezsem olmazdı. El bombasını tüm gücümle çukurun ortasına doğru fırlattım. Ve olabildiğince uzaklaştım. Üç… İki… Bir— BOOM! Arkamı bile dönmeden geldiğimiz yolu geri yürüdüm. "Kızın bugün ilk defa çakallara karşı öğrendiklerini uyguladı baba. Gerçi sen görsende yine memnun olmazdın değil mi? Bir de bana ceza verirdin kesin."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE