Karşımda oturuyorlardı. Ben akan gözyaşlarımı, elimin tersiyle silip, geri kalanını içime atmıştım. Babam, eşimin sırtını sıvazlıyor, bunca yılın affını diliyordu. Ferhat sessiz, sadece arada bana bakıp, benim için üzülüyordu. Bilge, Buket odanın girişinde şaşkın, babamı izliyorlardı. Bizim için, bugün kıyamet alameti olabilirdi. Annem beni sevmiş, sarmıştı. Babamsa, bugüne dek bilmediği, yeğenine ağlıyordu. "Oğlum bir şey istermisin, rahat otur? " Arkasına yastık koyuyor, eliyle düzeltiyordu. Bu da çok fazlaydı. "Oğlum bir şey söyle, konuş, susma!" Ferhat bu sözle, önce babama baktı. Sonra ayağa kalkıp, bana yaklaştı, yanıma oturdu. Elimi sımsıkı tutmuştu. Gözlerime kenetlenmiş, bakıyordu. Sonra babama bakarak, "Ben bugüne kadar, kendim zaten büyüdüm. Kimse benden af dilemesin! Affe

