Saat gece 4'e geliyordu ve ben ne yapacağımı şaşırmış halde duvara yaslanmış bu tanımadığım adama bakıyordum. Arada bir kalkıp nefes alıyor mu diye kontrol etmemse tamamen saçmalıktı. Kanı durmuştu ama bu hala daha bana imkansız gibi geliyordu. Benim gibi birinin karşısına çıkan adamdan nasıl bir normallik beklenirdi ki zaten? Yine de ölmediği için ikimiz de şanslı sayılırdık. Onun benim odamda öldüğünü ve babamın gelip bunu gördüğünü düşünemiyordum. Kim bilir başıma neler gelirdi?
Bunalarak camdan tarafa gittim ve perdeleri çekip etrafa bakındım. O an karşıma geçen gün çatıda gördüğüm çocuk çıkınca sertçe yutkundum. Bu çocuğun burada ne işi vardı, daha da önemlisi neden buraya bakıyordu?
Ben çocuğa anlamsızca bakarken bir yerden melodi yükseldiğinde yerimde sıçrayıp hemen arkamı döndüm ve yatağın üstünde duran telefonu elime aldım.
Sesini kısarken uyanmış mı diye bu adamın suratına baktım fakat hala daha uyuyordu. Ekranda 'Lila' yazıyordu, bu kız kimdi ki? Acaba sevgilisi mi?
Bana ne ya, kimse kim. Telefon nihayet sustuğunda tam yerine koyacaktım ki tekrar çaldı. Bende merakıma yenik düşerek telefonu açıp kulağıma getirdim.
"Pars hepimiz seni merak ettik, avcılar Arel'i aldı neredesin sen ya? Ne haldeyiz haberin var mı?" Dedi bağırarak. Ne avcısı? Ne oluyor ya, Arel kim? Avcılar Arel'i niye yakalamış? Avcılar ne avlıyor, insan mı? Tam telefonu suratına kapatacaktım ki bir el telefonu benden çekti.
"Keyfimden gelmiyor değilim ve ben gelmeden de sakın bir şey yapmayın." Dedi ve telefonu kapayıp yan tarafa koydu. Gözlerini üzerime dikmişti fakat ben sanki telefonu açan ben değilmişim gibi etrafa bakınıyorum.
"Telefonumu izinsiz açmak mı?" Dedi tek kaşını kaldırırken.
"Evime izinsiz girmek mi?" Dedim fısıltıyla kendi kendime söylenerek.
"Ne dedin?" Dedi alaycı bir tavırla.
"Hiç yaran nasıl?" Diyerek kendi telefonumun ışığını yarasına tuttum. Gördüğüm şeyle adeta nutkum tutulurken gözlerimi zar zor suratına çevirebildim. O ise her haraketimi dikkatlice izliyor ne tepki vereceğimi merakla bekliyordu.
"Sen? Bu nasıl olur?" Dedim. Yara tamamen iyileşmişti. Sanki oraya hiç kılıç girmemiş, isminin Pars olduğunu bildiğim adam hiç yaralanmamıştı.
"Sana ölmeyeceğimi söylemiştim Mehir."
"Ama bu çok saçma." Dedim ve elimi eskiden yara olan karnının üzerine getirdim. İnanamayarak bakıyordum hala. "Nasıl?"
"Yaralarım çabuk iyileşiyor." Dedi ayağa kalkarken ve devam etti. "Benim yüzümden uykusuz kaldın odanı da mahvettim kusuruma bakma ve beni kovmadığın için teşekkür ederim." Diyerek önceden çıkarmış olduğu tişörtünü üzerine geçirdi.
"Gidiyor musun?" Dedim kaşlarımı kaldırarak.
"Kalmamı mı istiyorsun?" Dedi tekrar alaycı ifadesine bürünerek.
"Hayır git ama bunu bana açıklaman gerekiyor." Dediğimde yatağımın üzerindeki kan olan çarşafı topladı.
"Umarım senin için pek önemli değildir." Dedi beni duymazdan gelerek.
"Farkında mısın sana diyorum." Dedim kolunu sarsarak. Önce koluna sonra bana baktı ve tekrar tek kaşını kaldırdı.
"Hiçbir şeyi açıklamak zorunda değilim."
"Eğer açıklamazsan-" derken beni susturdu.
"Ne o birilerine mi anlatırsın? Git anlat sonun bakırköy deliler hastanesi olur."
"Ha ha ha çok komiksin ve sadece evden çıkartmam diyecektim." Dedim sinirle.
"Camdan atlayacağım zaten."
"Ya buna izin vermezsem?"
"Yine de atlayacağım." Dedi omuz silkerek.
"Bu işin peşini bırakmayacağım haberin olsun."
"Kendi iyiliğin için bırakmanı tavsiye ediyorum." Dedi ve saçımın bir tutamını kulağımın arkasına sıkıştırdı.
"Tavsiyelerini dinlemiyorum."
"Ne yazık." Dedi ve kılıcı da alarak camın önünde durdu. "İyi geceler Mehir."
"İyi geceler." Dedim ve camdan atladı. Evimiz zaten küçük bir evdi ama muhtemelen ben atlasam bir yerlerimi kırardım. Cama yaklaşarak etrafa bakındım ama çoktan gitmişti.
***
Sabah alarmın sesiyle izlediğim diziye son vererek ilk önce lavaboya girdim ve sonra odama tekrar gidip hazırlanmaya başladım.
Kendi kendime verdiğim okula formasız gitme kararıma uyarak siyah kot pantolonumu ve koyu yeşil sweatshirtümü giydim. 12. Sınıfların çoğunluğu forma giymiyordu, benim giymemem çok da göze batmazdı bence. Saçlarımı mısır örgüsü örebilmek için bilerek erkene kurmuştum alarmı kollarımı gerçekten çok yoruyordu bu örgü ve bu yüzden de dinlenerek yapmam gerekiyordu. Telefonumdan Aaron Smith'in Dancin şarkısını açarak işe koyuldum.
Sağ omzumdan sarkıttığım örülü saçıma beğeniyle baktım. Nihayet bitmişti ve iyi iş çıkarmıştım. Her ne kadar bugün hiç uyumamış olsamda zombi gibi gözükmediğim için sevinçliydim. Suratıma krem sürdükten sonra rimel ve dudak koruyucumu da sürdüm. İşte şimdi hazırdım, çantamı ve telefonumu da alıp aşağı indim.
"Baba?" Diye seslendim ama cevap gelmemişti. Anlaşılan bugün erken gitmesi gerekiyordu. Kapıyı açmamla karşımda Can'ı görüp gerilemem bir oldu.
"Günaydın." Dedi gülümseyerek.
"Günaydın." Dedim bende kaşlarımı çatarak.
"Tam kapıyı çalıyordum sen açtın."
"Bende yine beni korkutacaksın sandım." Dedim gülerek.
"Yok canım o bir kere olur." Dedi ve aniden durgunlaştı.
"Noldu?"
"Hiç ya okula gidiyoruz ya ondan." Dedi birden neşelenerek. Servis geldiğinde önüme geçerek ilk o bindi bense tedirgin olsam da düşüncelerini okuma isteğime karşı koyamadım.
'Acaba dün akşam camından birinin atladığını söylesem bana ne tepki verir? Ama söylemesem daha mantıklı sanki boşuna tedirgin etmek istemiyorum onu, ama ya başına kötü bir şey gelirse. Belki de sen uyku sersemine yanlış gördün Can nereden biliyorsun? Zaten o saatte sigara içersem böyle olur.' Diye devam ederken dayanamayıp düşüncelerini okumayı kestim. Canım benim ya benim için endişelenmiş. Bunun bir hayal olduğunu sanması gerekiyordu. Dünki yerlerimize oturduktan sonra aklıma gelen fikirle ona döndüm.
"Dün sabaha kadar dizi izledim biliyor musun?" Dedim gülümseyerek.
"Gerçekten mi?" Dedi şaşkınca.
"Evet neden şaşırdın ki? Çok mu inek bir tipe benziyorum." Dedim bozuntuya vermeyerek.
"Hayır da garip bir şey olmadı mı?"
"Ne gibi?"
"Bilmem bir ses falan duymadın mı?"
"Yoo gece gece ne sesi duyacağım." Dedim gülümseyip sen iyi misin dercesine bakarak. O ise rahatlayarak arkasına yaslandı.
"Ne oldu sen bir rahatladın?" Dediğimde elini boşver dercesine salladı. "Her zamanki ben işte."
"Peki öyle olsun."
"Yasak elmayı izledin mi?"
"İzledim tabi ya o Halit de deli mi acaba? Gül gibi karısını aldatıyor." Dedim ayıplayarak.
"Leyla da güzel kadın şimdi."
"Yıldız çirkin mi?" Dedim inanamayarak.
"Güzel de biraz kilo aldı o."
"Sensin kilolu." Dedim göz devirerek.
"Sana noluyo kızım ya? Sen niye sinirleniyorsun?"
"Sevmiyorum ben o kadını ve ayrıca Yıldız'cığıma laf atamazsın." Dediğimde güldü.
"Sen baya kaptırmışsın kendini?"
"Eh biraz." Dedim gülümseyerek.
"Ama en hoşuma giden çift Lila'yla Yiğit." Dediğinde aklıma dün gece olanlar geldi. O kızın adı Lila'ydı ve avcılardan bahsetmişti. Avcıların bunlarla ne işi vardı ki? Ve ne avcısıydı acaba onlar? Bunların hepsini öğrenmem gerekiyordu.
"Hey sana diyorum." Dedi Can beni sarsarak.
"Ne yapıyorsun ya?" Dedim gülerek. Az kalsın kafamı vuruyordum.
"Düşüncelere daldın yine?"
"Hiç ya." Dediğimde okula nihayet varabilmiştik. Beraber servisten indikten sonra kantine uğradık.
Can gerçekten çok aç bir insandı, öğlen 2 döner yemesine rağmen sabah da 1 tost yiyordu. Yiyip yiyip kilo almaması beni içten içe delirtiyordu.
"Sen de ye bir şeyler." Dediğinde omuz silktim.
"Sen ye ben sabahları yemek yemem."
"Neden?" Dedi şaşkınca bakarak.
"Canım istemiyor."
"Tuhaf gerçekten."
"Hadi şu çantanı bırakta gel." Dediğinde kaşlarımı kaldırıp baktım.
"Neden?"
"Ders boş."
"Sen nereden biliyorsun?"
"Dün dedi ya hoca yarın yokum diye. Aklın nerede senin?" Dediğinde başımı sağa sola salladım. Ah ben bir bilsem aklımın nerede kaldığını.
"Neyse bekle çantamı bırakıp geleyim." Dediğimde "Okey." Dedi.
Sınıfın olduğu kata çıkıp çantamı sırama koydum. Tam çıkacakken biri seslendi.
"Bana baksana sen." Bakıp bakmama konusunda kararsız kalsam da arkamı döndüm.
"Bana mı dedin?"
"Evet sana dedim." Dedi ukala bir tavırla.
"Noldu?"
"Sen ne ayaksın kızım ya?" Dediğinde kaşlarımı çattım.
"Derken?"
"Dün bir bugün iki. Can'dan uzak duracaksın." Dediğinde göz devirdim.
"Ne saçmalıyorsun sen?" Dedikten sonra zihnini okudum. 'Gerizekalı mıdır nedir ya, bir de çok güzel. Can'ı bu yelloza kaybedemem onu mahvetmeliyim.' Diye düşünürken nihayet konuştu.
"Can'dan uzak dur diyorum." Dediğinde gözlerimi tekrar devirdim. Bu kız kesinlikle psikopattı.
"Uzak durmam için bir sebep göremiyorum zamanımı senin boş kıskançlıklarınla da harcayamayacağım. Hadi babay canım." Dedim ve elimi sallayıp samimiyetsiz bir gülüş yollayıp aşağı indim. Psikopat mıdır nedir ya? Senin neyine bakacak Can? Dışın fondötenle bir ihtimal kurtarsa için kurtarmıyor. Aptal vizyonsuz. Sinirli sinirli aşağı inerken belimden çekilmemle duvara yapışmam bir oldu.
"Bak yaa, senin yerine başka kız olsa fena bir uyum yaşardık."
"Can kemiğim kırıldı sanırım napıyorsun sen ya?" Dedim duvardan biraz uzaklaşarak.
"Mükemmel seksi çekişime karşılık veremediysen ben ne yapayım kızım."
"Of sus ya hem madem ders yok, niye erken geldik biz?"
"Yok yazılmamak için."
"Çok saçma."
"Saçmaysa saçma gel bir kantine gidelim." Diyerek beni kolumdan sürüklemeye başladı.
"Off tamam."
"Brom napıyon beya." Dedi Can kantin tezgahına kollarını yaslarken. Brom mu?
"Görüyorsunuz arkadaşlar Can yine kaşınıyor."
"Hahah kaşısana Hakan abi." Dedi Can gülerek. Bu kadar samimi olmalarına şaşırsam da gülerek onları izledim. Kantindeki çoğu kişi gülüyordu.
"Bak oraya gelirim ama kaçıyorsun."
"Kaçmayacağım lan hadi adamsan yakala." Dediğinde Hakan abi olduğunu öğrendiğim kişi tezgahın arkasından gelirken Can hızla masaların tarafına geçti.
"Hadi gel hadi." Derken gülüyordu. Hakan abi bir anda koştuğunda Can da aksi tarafa koştu. Eline süpürge sopasını alarak Hakan abiye baktı. Hakan abiyse gözlerini kısmış bu mu beni korkutacak bakışları atıyordu. Tam üzerine doğru giderken Can sopayı yere atıp kantinde koşa koşa çıktı. Hakan abi gülerken "Eşek sıpası." Dedi ve kantin kapısını kapayıp kilitledi.
"Çocuklar kimse açmasın tamam mı?" Dediğinde herkes başını salladı. Anlaşılan bu Hakan abi baya seviliyordu.
"Merhaba ben Mehir." Dedim gülümseyip Hakan abiye bakarak.
"Sana da merhaba bu eşekle arkadaş mısın sen?"
"Evet yeni tanıştım." Dedim gülerek.
"Kızlar konusunda biraz şerefsizdir dikkat et." Dediğinde kaşlarımı kaldırdım.
"Gerçekten mi?"
"Evet yakında anlarsın sende zaten ama iyi temiz çocuktur. Karşısında ki nasıl davranırsa öyle davranır ama kişinin çıkarcı art niyetli biri olduğunu hissederse karşıdakinin vay haline." Dedi gülümseyerek.
"Baya iyi tanıyorsun he?"
"Evet 4. Yılımız olacak eşekle." Bir anda kantin camının içinden Can fırlayınca ne olduğunu şaşırdık.
"Kapıyı kilitlersin camdan gireriz babbaa." Dedi Hakan abiye gülerek. Hakan abi Can'a doğru koşarken Can aniden girdiği yerden geri atladı. Hakan abi eline geçen su şişesini camdan dışarı attığında oradan bir ses yükseldi.
"Ahhh popom gitti Allahsız."
"Eşeklik yapmaya devam edersen başka yerlerinde gidecek Can." Dedi Hakan abi bağırarak. Sonraysa camı da kapatıp kantin içine geçti. Tezgaha kollarımı yaslamış ben de yaptıklarını izliyordum.
"Bildiğin sıpa ya."
"Kızların gözü de hep onda." Dedim kıskanarak. Aşırı kıskanç bir insandım, birinin ya en sevdiği olacaktım ya da hiçbir şeyi.
"Öyle öyle ama bu okulun kızlarına pek güvenme derim ben." Dediğinde "Hadi." Dedim şaşırarak.
"Valla öyle yani." Hakan abiye de maşallah yani dedikodulara baya baya hakim.
"Neden öyle dedin?"
"Bir gün bakarsın en yakın olarak gördüğün insanlar yarın kanlı bıçaklı olmuş herkes herkesin sırrını birilerine anlatmış sonra ki gün de bir bakarsın yine can ciğerler." Dediğinde başımı salladım.
"Öyle insanlara çok şaşırıyorum ya. Madem tekrar barışacaksın konuşma arkasından tut o dilini. Hem birinin sırrını başkasına söylemek de ne demek? Bu nasıl bir karaktersizliktir."
"Değil mi? Sonuçta bir ara bir şeyler yaşamaşsın."
"Aynen. E abi sen nasılsın?"
"İyiyim sen?" Dedi gülümserken.
"İyiyim ben de. Çocuğun falan var mı?"
"Var tabi senin kadar bir kızım var." Dedi gözleri parlayarak
"Vallahi mi?"
"Evet."
"Ee nerede peki?" Diye sorduğumda biraz önceki gördüğüm parıltıların yerini özlem doldurdu.
"Annesinin yanında."
"Ah öyle mi? Özür dilerim ben bilmiyordum."
"Sorun yok ya." Derken kantin kapısı tıklatıldı.
"Abi aç nolur ya canım çok sıkıldı bak vallahi bir şey yapmayacağım."
"Hadi lan ordan." Dedi Hakan abi bağırarak.
"Abi nolur." Dedi Can kapının arkasından.
Hakan abi bana dönerek. "Sen açsana kapıyı." dedi ve anahtarı elime verdi
"Tamam açıyım." Dediğimde o da peşimden gelip kapının arkasına geçti.
Kapıyı açtığımda Can geriledi. Sonraysa beni görünce kahkaha atıp içeri girerken "Hahah böyle adam ol işte." Diyordu ki Hakan abi Can'ı ensesinden yakaladı.
"Ah ulan kerata."
"Ah Hakan abi dur saçım."
"Adam ol demek ha?"
"Abi ben şeye dedim onu ya kendime dedim."
"Hadi şimdi sen Adam ol bakalım." Deyip Can'ı bıraktı.
"Saçımı yoldun abi yoldun. Neyse böylelikle kimler bizim safımızda kimler dost kimler düşman gördük." Dedi bana gözleri kısık kafasını sallayarak bakarken. Bu dediğinde kahkaha attım.
"Ya Can niye öyle diyorsun."
"Yürü git konuşmam ben senle." Dediğinde dibine kadar girdim.
"Yaa peki ya bir tane çikolata alsam?" Dedim muzipçe gülümserken.
"2"Dedi suratıma bakmadan.
"Tamam 2 olsun." Dediğimde gülümseyerek suratıma baktı.
"Sıkı pazarlıkçıyımdır."
"Belli canın."
***
Nihayet bir okul gününün daha sonuna gelmiştik. Can servise binmişti bense babamın yanına uğramak için yürüyerek gitmeyi tercih ettim. Can'a gerçekten çok alıştım resmen kayıp ikizim gibi bir şeydi o. Beni o kadar iyi anlıyordu ki, aklından geçen düşüncelere bakılırsa beni gerçekten önemsiyordu.
"Selam." Dedi bir kız gülümseyerek bana yetişirken.
"Selam?" Dedim bende kaşlarımı kaldırarak. Bu kız kimdi ki? Aklından geçenleri merak ettim. 'Acaba değişik bir başlangıç mı yaptım? Yok canım selam denir yani başka ne denir ki? Ama kırk yıllık arkadaşmış gibi ben de-' derken düşüncelerini okumayı kestim.
"Şey ben, yani biz aynı okuldayız." Dedi şirince gülümseyerek. Bir insan daha ne kadar pozitif olabilirdi ki? Bende ona gülümseyerek karşılık verdim.
"Ya öyle mi adın ne?" Dediğimde elini uzatarak "Ben Seda." Dedi.
"Memnun oldum Ben de Mehir."
"Bende memnun oldum nereye böyle?" Dedi yolu göstererek.
"Babamın yanına kendileri jandarma oluyor da."
"Ya öyle mi?" Dedi ve kaşlarını çattı. "İşi zor olmalı burada çok olay oluyor."
"Ne olayı?" Dedim az çok tahmin ediyordum ama başkalarından duymak iyi hissettiriyordu.
"İşte çeşitli hayvan saldırılarında ölen insanlar falan."
"Hmm bunlar ne zaman oluyor biliyor musun?"
"Genellikle gece oluyor."
"E o zaman canını seven gece dışarı çıkmasın." Dedim ve aklıma o gün dışarı çıktığım geldi. Harbiden Allah'tan başıma öyle bir şey gelmemişti. Muhtemelen annem delirirdi ve kendini sorumlu tutardı.
"Değil mi? Belki de bilmediğimiz bir yaratık dolaşıyordur dışarılarda." Dediğinde gülümsedim.
"Hayal gücün fazla derin sanırım." Dediğimde omuz silkti.
"Sıkıcı hayata renk katmaya çalışıyorum."
"Kendin zaten rengarenksin." Dedim üstündekilere göz gezdirerek.
"Eh biraz öyle oldu."
Nihayet jandarmalığa vardığımda Seda'ya veda ederek babamın odasına girdim.
"Hoşgeldin kızım." Dedi gülümseyerek bana bakarken.
"Hoşbuldum, nasılsın baba."
"İyiyim seni sormalı?" Dedi ama göz altlarındaki yorgunluğu farketmiştim.
"Bende iyiyim." dedim ve sandalyelerden birine oturdum.
"İyi ol iyi."
"Dün ki olayı naptın?" Dediğimde "Bulduk ya delikanlıyı, elini kesmiş yanlışlıkla ve cama vurmuş dediğine göre." Dedi.
"Elini kesip cama mı vurmuş?" Dedim şaşkınca.
"Aynen kızım sen takma bunları." Dediğinde başımı salladım.
"Nerede o kişi?"
"Az önce buradaydı." Dediğinde başımı sallayıp ayağa kalktım.
"Nereye?" Dediğinde omuz silktim.
"Eve gidip yemek yiyeceğim karnım acıktı."
"Tamam hadi kendine dikkat et." Dediğinde "Sende." Dedim ve hemen dışarı çıktım. Etrafa bakınırken gözlerim Pars'ın gözlerine takıldı. Hızlı adımlarla yanına vardım.
"Elimi kestim mi?" Dedim inanamayarak
"Ya ne deseydim?"
"Gerçekten kimsin sen?" Dediğimde omuz silkti.
"Neden bu kadar merak ediyorsun?"
"Sence de merak etmem doğal değil mi? Sen başımıza gelenlerin kolay olduğunu mu sanıyorsun?" Dediğimde yarım ağız güldü.
"Sen hemen iki günden, başımıza gelenlerin falan demeye başladın yakında dışarı çıkmama da kızarsın."
"Of lak laklığı kes Pars, neyse ya kime konuşuyorum ki? Kimsen kimsin bana ne? Kim olduğundan emin değilim ama nankör olduğun kesin."Deyip yanından geçiyordum ki kolumdan çekip eski yerime geri gelmemi sağladı.
"Öfkeyle kalkan zararla oturur diye bir deyim vardır Alisa." Dedi ismime vurgu yaparak.
"Diğer ismimi nasıl öğrendin?"Dedim göz devirip.
"Pek zor olmadı sen neden sakladın?"
"Saklamadım sadece burada kullanmak istemedim. Her neyse." Dedim ve omuz silktim.
"Kırmızı başlıklı kız masalını biliyor musun?" Dediğinde başımı salladım. Sorudan soruya atlaması tuhafıma gitmişti.
"Herhalde bilmeyen mi var?"
"Yok yok herkesin bildiği değil, orijinal olan hikayesinden bahsediyorum."
"Hayır bilmiyorum."
"Git araştır derim."
"Nedenmiş?"
"Benim etrafımda dolanmaya başlarsan sonun öyle olacak da ondan." Dedi ve gülümseyip devam etti. "Kırmızı başlıklı olmasan da kızıl saçlısın hikayedeki her şey uyumlu." Dediğinde suratımı buruşturdum.
"Sanki sen kurtsun."
"Kim bilebilir." Dedi ve göz kırpıp kafamda soru işaretleri bırakarak yanımdan uzaklaştı.