Güneş ışınlarının gözlerimi delip geçmesiyle saçma rüyalarımı geride bıraktım. Gözlerim duvara takılınca saatin henüz sabahın altısı olduğunu farkettim. Başımı geriye doğru atıp tekrar gözlerimi yumdum. Allah'ım neden bu saatte kalkmıştım ki? Kapı çaldığında yataktan hızla kalkıp merdivenleri iniyordum ki babamın çoktan açmış olduğunu farkettim. Oraya baktığımda mavi formalı birinin babama kağıtlar uzattığını gördüm. Faturaları veriyordu sanırım. Biraz dikkat kesildim.
"En kısa zamanda ödemeleri yapmanız gerekiyor yoksa elektriğiniz de suyunuz da kesilecek."
"Çok üzgünüm gerçekten ödemeye çalışacağım biraz daha süre verin." Dedi babam çaresiz çıkan sesiyle. Ah benim güzel kalpli babam, inanamıyorum ya sanırım geldiğimden beri hayatını mahvettim. Üzgünce odama çıktım. Ona fazladan masraf çıkmıştı ve bu kesinlikle benim suçumdu. Annemin yanındayken para derdimiz olmadığı için rahatlıkla istediğimi yapıyordum fakat babamın durumunun o kadar da iyi olmadığı aklımdan çıkmıştı. Bana her gün harçlık veriyordu ve benim için türlü türlü şeylere fazladan para harcıyordu. Yine de nasıl olur da bu duruma düşerdi ki? Maaşı kötü değildi ve yalnızca iki kişi için ideal bir maaştı. Babam parayı ne yapıyordu ki?
Neyse yine de ona yardım etmek için bir işe girmem gerekiyordu ama ne yapabileceğim hakkında hiçbir fikrim yoktu. Daha önce hiçbir yerde çalışmamıştım ki, bir şeyleri başarabileceğimden bile emin değildim. Bir kafede çalışmak muhtemelen bana uymazdı çünkü her gün farklı farklı insan tipi geliyordu ve onların düşüncelerini yanlışlıkla okumak, hele de kötüyse muhtemelen suratlarına yumruğumu geçirmeme sebep olurdu. Nerede çalışabilirdim ki başka?
Odama geri dönerek başımı camdan dışarı uzattım etrafta çok az insan vardı. Yani hafta sonu bu saatte çok fazla insan olacak hali yok ya.
O günden beri Pars'ı hiç görmemiştim. Açıkçası merak de etmiyordum. Kırmızı başlıklı kızın gerçek hikayesini de okumuştum fakat kafam karışmıştı. Gerçek hikaye çocuklara anlatılandan farklıydı. Kurt, kızın büyükannesini öldürüyordu ve etini de kırmızı başlıklı kıza yediriyordu. Kız bunu çok geç öğreniyordu ve maalesef kurt en sonunda onu da yiyordu ve hikaye böyle sonlanıyordu. Bana demek istediği sanırım gerçekleri göremiyor olduğum. Pençeler, kurtadam hikayeleri, yaraların çabuk iyileşmesi, iyi duymak bunlar izlediğim filmlerden yola çıkarsam kesinlikle kurtadam özellikleriydi. Sonra o telefonda konuşulan avcı meseleleri, sahiden kurtadamlar gerçek olabilir miydi? Ama bu çok saçma hemde oldukça. Pars eğer kurtadamsa ben bunu bildiğim için beni öldürmez miydi?
Dışarıdan biri ıslık çaldığında düşüncelerimden sıyrılıp o tarafa döndüm. Can evinin yan tarafından ıslak biçimde çıkmış bana gülümsüyordu.
"Noldu sana?" Dedim şaşkınlıkla onu süzerken.
"Araba yıkadım, gelsene."
Başımı sallayarak üzerimi değiştirmek için dolabıma bakındım. Haki rengindeki kuşaklı tulumum gözüme takıldığına elime alarak denedim ve aynaya geçtim. Gayet hoş gözüküyordum. Saçlarımı da taradıktan sonra tepeden at kuyruğu yapıp telefonumu da aldım ve aşağı indim.
"Baba işe gitmiyor musun?" Dedim koltukta onu oturmuş halde bulunca.
"Bugün izinliyim kızım sen nereye?"
"Şey biraz dışarı çıkıyorum iznin olursa?" Dedim kapıda dururken.
"Olur çık da karnın acıkmadı mı?"
"Hayır acıkınca ben bir şeyler yerim saol baba." Dedim ve onu öpüp evden çıktım. Can beni görünce gülümseyerek yanıma geldi.
"Nasılsın bakalım?"
"İyiyim ne olsun, sen?"
"İyiyim bende biraz solgunsun sanki?" Dedi suratımı incelerken.
"Yok ya kafama bir şey takıldı sadece."
"Neymiş?" Dedi beraber kaldırımda yürürken.
"Çalışmam gerekiyor." Dedim ellerimle oynarken.
"Neden ki?" Dedi anlayışla suratıma bakarken.
"Babama yük oluyorum birazcık yardımcı olmam gerekiyor." Dediğimde aklına bir fikir gelmiş gibi gülümsedi.
"Kütüphanede çalışmak ister misin?" Dediğinde şaşkınlıkla ona döndüm.
"Kütüphane mi? Bilmem ki?"
"Eğer kabul ediyorsun şimdi gidelim halam orada çalışıyor ve bir kişinin gerekli olduğunu söylemişti."
"Ya öyle mi? Beni kabul ederler mi ki?" Dediğimde başını salladı.
"Tabii ki de."
"Tamam o zaman gidip kaçtan kaça çalışılıyor soralım."
***
Nihayet işimiz bitti ve ben de şu andan itibaren burada çalışmaya başladım. Tek katlı oldukça büyük bir kütüphaneydi. Tıklım tıklım dolu olması nedense beni biraz şaşırtmıştı, çoğu kişi ders çalışmak için gelmişti. Hafta içi okuldan çıktıktan sonra akşam saat 8'e kadar çalışacaktım, hafta sonu ise saat sabah 8'den akşam 5'e kadardı. Pazar ise kütüphane açık olmayacaktı. Büyük avantajım ise öğrenci ve son sınıf olduğum için beni fazla zorlamayacaklardı bu yüzden işim olmadıkça bende orada kendi derslerime çalışacaktım.
"E yeni işin hayırlı olsun." Dedi can kolunu omzuma atarak.
"Teşekkürler sen olmasan ne yapardım bilmiyorum." Bu sözleri söyledikten sonra saçlarımı karıştırıp kıkırdadı.
"Şşş fazla ses yapmayın." Dedi Can'ın halası.
"Tamam, çok özür dileriz." Dedim ikimiz adına.
"Benim biraz işlerim var sana kolay gelsin." Dedi Can sırıtarak.
"Kaç tabi hemen." Dedim bende gülümseyerek. "Sonra görüşürüz."
İşe koyulmaya karar vererek raflarda dağınık bir şekilde bırakılan kitapları düzeltmeye başladım.
Gökyüzü çoktan kararmaya başlamıştı ve bir saat sonra eve gidebilecektim Etraftaki insanlara bakarken bir anda kütüphane kapısı hızlıca açıldı. Kaşlarımı çatıp o yöne baktım. Nefes nefese kalmış bir şekilde bana döndü.
"Merhaba görevlisiniz değil mi?" Dedi giysimdeki karta bakarken. Başımı sallayarak onu onayladım.
"Ben bir kitap arıyorum da acaba burada var mı bana yardımcı olur musunuz?" Dediğinde başımı salladım.
"Tabi ki adı ne?"
"Kurtadamın döngüsü." Dediğinde kaşlarımı kaldırıp suratına baktım.
"Tabi hemen bakıyorum." Dedim bilgisayarda kitabın ismini aratırken ama maalesef ki yoktu.
"Çok üzgünüm maalesef yok."
Genç adamın suratı düştü.
"Peki o zaman bilgisayarları kullanabilirim değil mi?" Dediğinde başımı salladım. Sanki bir şeye çok fazla panik olmuştu. Neden böyleydi bilmiyorum ama bir şeylerden fena halde korktuğu belliydi. Sol taraftaki masaların birine oturup bilgisayarı çalıştırdı. Bende sessizce onun yanındaki kitapları düzenliyormuş gibi yaptım. Aslında bu yaptığım ne kadar doğruydu bilmiyorum. Aklını okudum fakat geçirdiği sürekli ama tek söylediği şey buydu. 'Tanrım ne yapacağım ben, onları gördüğümü görürlerse beni öldürürler.'
Kimlerden korkmuştu neyden korkmuştu emin değildim. Google'a giren çocuğun arattığı ilk kelime 'kurt adamlar' oldu. Daha sonra 'kurt adamların özellikleri' ve en son da da 'kurt adamlar gerçek mi' oldu. Neden kurt adamları araştırıyordu ki, yoksa ona da mı?
Aniden etrafını kontrol etmek için başını çevirdiğinde bende hızlıca gözlerimi çevirdim. Boğazını temizledikten sonra tekrar başını bilgisayara çevirdi. Arama geçmişini sildikten sonra ayağa kalkıp yanıma geldi.
"Fantastik kitapları nerede bulabilirim?" Dediğinde onu istediği yere getirdim. Deli gibi bütün kitapları karıştırıyordu.
"Pardon ama her yeri dağıtmanıza izin veremem." Dedim sessiz bir şekilde çünkü bütün kitapları çıkarıp masanın üzerine koyuyordu.
"Ben, ben çok özür dilerim ne yaptığımı bilmiyorum." Dedi ve hızlıca kütüphaneden çıktı. Tam arkamı dönmüştüm ki omzuma biri çarptı. Kaşlarımı çatıp ona döndüm bu geçen gün bana çarpan kızdı. Tam seslenecektim ki o da daha deminki çocuğun peşinden hızlıca çıktı. Burada kesinlikle yanlış giden bir şeyler vardı. Bende dışarı çıktım ve peşlerine takıldım. Kusura bakma Derya hala ama şu an gerçekten bunu yapmam gerekiyor gibi hissediyordum.
Dar bir sokağa girdiğimizde yavaş haraketlerle ilerledim. Bu kızın derdi neydi ki? Neden o gencin peşinden gidiyordu? Kız hızlı bir haraketle o çocuğun önünde durdu. Yüzü benden tarafa çevirilince kendimi kutuların arkasına sakladım. Allah'tan böyle bir yerde kutular vardı da saklanabiliyordum. Gözümün ucuyla onlara baktım. Çocuk neredeyse korkudan tir tir titriyordu.
"Ne yaptığını sanıyorsun?" Dedi kız adeta kükreyerek.
"Ben çok özür dilerim bir şey görmedim, lütfen beni rahat bırak."
"Sırrımızı neredeyse ifşa ediyordun, doğruyu söyle kime anlattın?"
"Ben kimseye anlatmadım, yemin ederim." Dedi ağlayan genç. Kaşlarımı çattım ve düşündelerini okuduğumda doğru söylediğini anladım. Masum birine karşı böyle zulüm ediyordu ve ben ne yapabilirdim ki?
"Sana inanmıyorum ve maalesef ki o güzel canına kıyacağım, bu kadar yakışıklı birine yazık olacak açıkçası."
Hayır buna izin veremem. Tam öne doğru bir adım atıyordum ki biri tarafından geri çekildim. Duvara çarptığımda sırtımı ovalayıp kaşlarım çatılı bir şekilde bana bunu yapana baktım.
"Pars?" Dedim şaşkınca açıkçası ödüm kopmuştu.
"Ne yaptığını sanıyorsun?"
"Ben bilmiyorum, onu kurtarmam lazım." Dedim çaresizce fısıldayarak.
"Kimi?" Dediğinde çocuğu işaret ettim.
"Baksana, kız onu öldürecek."
Kaşlarını çatıp suratıma baktı. "Bu seni neden ilgilendirsin ki? Hadi evine bırakayım seni." Dediğinde gözlerimi kocaman açtım.
"Asla lütfen bana yardım et ben sana etmiştim, hem de iki kere." Dediğimde dişlerini sıktı tam ağzını açıp bir şey diyordu ki başka bir ses geldi.
"Nihayet yakalayabildin mi insanı?" Dedi başka bir adam.
"Bu kim ya?"
"Or*spu." Dediğinde gözlerimi şaşkınlıkla açıp Pars'a baktım.
"Luna!" Dedi sinirli bir ses tonuyla bağırarak ve öne çıktı. Onlara doğru yürürken erkeğin tereddütle Pars'a baktığını farkettim. Kaçmaya hazırlanıyor gibi bir hali vardı.
Tahmin ettiğim gibi de oldu adam tam kaçacakken Pars hızlı bir haraketle onu yakaladı ve boğazını sıkıp duvara dayadı. Sonraysa bakışlarını kıza çevirdi.
"Bana bu soysuzla bağlantın olmadığını söyle." Dedi kıza bakarak. Kız Pars'ı gördüğü için çok şaşırmış görünüyordu. Diğer genç fırsattan istifade benim tarafıma doğru yavaş adımlarla gelmeye başladı. Büyük kargaşadan dolayı kimse onu fark etmemişti.
"Bırak beni Pars."
"Hayatta olmaz!" Dedi Pars sinirle kızı tutarken.
"Viran bundan hiç hoşlanmayacak." Dedi kız sinirle Pars'a bakarken. Viran kimdi?
"Viran'ı s*keyim."
"Duymasın bu söylediklerini, sonra fena ödetir sana."
Diğer genç yanıma yaklaşırken ona el salladım. Tam bağıracakken sus işareti yaptım o da durumu anlayıp yanıma geldi.
"Sen kütüphanedeki kızsın." Dediğinde başımı salladım. "Ne işin var burada?"
"Seni takip ettim."
"Neden? Her neyse buradan hemen çıkmamız lazım canımız tehlikede." Dedi korku dolu bir sesle.
"Bir dakika dur, ne konuştuklarını öğrenmemiz lazım." Dedim onu durdurarak, lanet olsun ki üçünün de düşüncelerini okuyamıyordum.
Aniden yanlarına başka biri geldi ve bu yine o çocuktu. Çatıda ve evimin önünde gördüğüm kişiydi.
"Vay vay vay." Dedi onlara doğru yürüyüp ellerini alkışlarcasına birbirine vurarak. "Parscık büyümüş de benim adamlarımla mı kapışıyor?"
"Sana bunu ödeteceğim Viran!" Dedi Para nefretle adama bakarken.
"Daha önce de ödettiğin gibi mi?" Dedi Viran olduğunu öğrendiğim kişi Pars'a alayla bakarak.
"Kes sesini!"
"Lütfen artık sadece gidelim, yoksa bizi öldürecekler."
Arkamdaki çocuk konuştuğunda istemeye istemeye başımı salladım.
"Peki o zaman gel." Dedim ve beraber koşa koşa buradan uzaklaştık. Nihayet eve yaklaştığımda nefesimi düzene sokabilmiştim.
"Evin nerede?"
"Yok." Dediğinde şaşkınlıkla suratına baktım.
"Ne demek yok?"
"Dükkanda yatarım ben, evim yok."
"O zaman dükkana mı gideceksin?"
"Yapacak bir şeyim yok." Dediğinde kararsız bakışlarla suratına baktım.
"Ya senin için geri gelirlerse?"
"Kapıları kilitleyeceğim." Dediğinde dudaklarımı dişledim. Babam bundan hiç hoşlanmayacaktı ama onun dükkanına gitmesine izin veremezdim.
"Tehlike geçene kadar bizde kalmak ister misin?" Dediğimde şaşkınlıkla suratıma baktı.
"Ciddi misin?"
"Evet sanırım ciddiyim."
"Olur gerçekten çok teşekkür ederim." Dedi bana sıkıca sarılarak. Ne yapacağımı bilemediğim için yavaşça kendimi ondan uzaklaştırdım. Ayrıca düşüncelerini okuyarak kötü biri olup olmadığını anlamaya çalıştım ve aklından hiçbir şekilde kötülük geçmiyordu aksine bana ne kadar minnettar olduğunu dile getiriyordu, bu beni mutlu etmişti.
"Tamam sorun yok, gel hadi." Dedim evin kapısına kadar yürüyerek.
Kapıyı çaldım fakat gelen giden yoktu. Anahtarımla içeri girdikten sonra ışığı açtım. "Baba evde misin?" Diye seslendim fakat hiç ses gelmemişti, sanırım bir yere falan gitti.
"Hadi gel." Dedim kapıyı açıp onu içeri davet ederken.
"Çok teşekkür ederim." Dedi gülümseyerek.
"Babama ne diyeceğim ben şimdi?" Dedim kara kara düşüncelere dalarken.
"Kızar mı?"
"Emin değilim." Dedim dudaklarımı dişleyerek ve devam ettim. "Neyse aç mısın?"
"Oldukça." Dedi başını sallayarak.
"Tamam sen otur ben bir şeyler koyup geleyim."
Nihayet yemek yeme faslı bittikten sonra onu kendi odama götürdüm. "Sanırım bir kaç günlüğüne seni evde saklayacağım."
"Ne delirdin mi sen?" Dedi şaşkınca.
"Delirmedim ama babama ne diyeceğimi bilmiyorum."
"Anlatalım olanları."
"Manyak mısın sen? Daha ne olduğunu biz de bilmiyoruz ki!" Dedim sinirle.
"Sen bilmiyorsun, ben her şeyi biliyorum."
"Anlat o halde."
"Anlatırsam öldürürler." Dedi suratından geçen korku dolu bir ifadeyle.
"Henüz kimseye anlatmadın ama bugün yine de öldüreceklerdi." Dedim ve devam ettim. "Bak bilmediğim şey konusunda sana yardımcı olamam, bana anlatman gerekiyor."
Düşüncelerini okumaya çalışsam da asla ve asla olan şeylerden bahsetmiyordu. Kafasında sürekli kendi kendine konuşuyordu.
"Tamam peki." Dedi tereddüt ederek ama devam etti. "Ben dükkanda kalıyorum biliyorsun ve dükkanım ara sokakların birinde. O gün de geç olmasına rağmen henüz kapatmamıştım dükkanı. Sonra koşarak biri girdi dükkana ve ardından da bugün ki gördüğün kız. Gözlerime inanamamıştım çünkü kız acayip bir şeye benziyordu."
"Acayip derken?" Dedim onu bölerek.
"Anlatıyorum." Dedi göz devirip ve devam etti. "Kulakları uzamış suratı değişik bir hal almıştı, dişleri çok fazlaydı ve sivriydi en önemlisi ise pençeleri vardı."
"Dalga mı geçiyorsun?" Dedim şaşkınlıkla suratına bakarken.
"Hayır yemin ederim dalga geçmiyorum. Bana hırladı ve o diğeriyle ilgilenirken koşarak uzaklaştım."
Şaşkın şaşkın onu dinlerken bir yandan da Pars'ı ve onun yaptığı tuhaf şeyleri düşünüyordum.
"Biliyorum inanması çok güç ama gözlerimle gördüm." Dediğinde kaşlarımı çattım ve başımı ellerimin arasına alıp yatağa oturdum.
"Şaka gibi." Dedim ama maalesef ki doğru söylediğini biliyordum.
"O, kurtadam değil mi?" Dediğinde başımı salladım.
"Sanırım kurtadamlar." Dedim ve aklıma gelen şeyle suratımı buruşturdum.
Taşlar yerine birer birer otururken hala daha kurtadamların varlıklarını sorguluyordum. Pars da kesinlikle bir kurt adamdı. Yenilenme özelliği, o mor çiçeğe karşı kötü olması, o arabanın önündekiler ise kesinlikle avcı olmalıydı. Tabi ya şimdi her şey netleşti, bana da bundan bahsediyordu ona yakın olmamam gerekiyor. Haksız sayılmaz ve sanırım bana zarar vermediği için şükretmem gerekiyordu.
"Bir şey mi oldu?" Dedi adam, o sırada ona henüz adını bile sormadığımı fark ettim.
"Hayır sadece aklıma bir şey geldi, bu arada adın ne?"
"Yusuf." Dediğinde başımı salladım.
"Memnun oldum ben de Mehir."
"Peki şimdi ne olacak?" Dedi korkmuş bir surat ifadesiyle.
"Olacağı şu, kimseye bir şey anlatamayız."
"Biliyorum ama ya peşimize düşerlerse?"
"Düşecekler zaten." Dediğimde inanamayan gözlerle bana baktı.
"Ee o zaman bizi öldürürler."
"Hayır öldüremezler." Dedim kendimden emin bir sesle.
"Ne var aklında?"
"Şu var ki, bu kurtadamlar gümüşten nefret etmiyor mu? Ben ediyor diye biliyorum. Bu yüzden biz de kendimizi korumak için avcılarla iletişime geçeceğiz."
"Ne avcısından bahsediyorsun sen?" Dedi kaşlarını kaldırarak.
"Kurtadam avcısı tabiki."
"Avcı mı olacağız?"
"Hayır, kendimizi korumak için onlardan silah satın alacağız." Dediğimde kaşlarını havaya kaldırdı.
"Ciddi değilsin değil mi?" Dedi ve kararlı suratımı görünce devam etti. "Ah sanırım ciddisin."
***
Sabah olduğunda Yusuf'u dürtükledim. "Hadi kalk, sabah oldu işlerimiz var."
"Ne, noluyor?" Dedi bağırarak. Gözlerimi kocaman açıp ağzını kapadım.
"Delirdin mi sen?" Dedim fısıltıyla. Odama yaklaşan ayak seslerini duyunca babamın buraya geldiğini anladım. Kapı tıklatıldığında hemen ayağa kalktım ve kapıya kadar koştuktan sonra kilidi çevirdim.
"Kızım, bir şey mi oldu?"
"Efendim, yok baba ne olsun?" Dedim gülerek.
"Kapıyı niye açmıyorsun?"
"Üstümü giyiniyordum sen ne diyecektin?"
"Biri bağırdı sanki?" Dediğinde aklıma ilk gelen bahaneyi söyledim.
"He şey film izliyordum da." Dediğimde Yusuf fısıldadı.
"Film izlerken üstünü değiştireni de ilk defa duyuyorum."
Gözlerimi kısarak ona baktım ve elimle sus işareti yaptım.
"Tamam kızım ben bugün evdeyim, bir şey olursa söylersin."
"Tamam baba çok teşekkür ederim." Dedim neşeli çıkan sesimle. Off neden bugün işe gitmiyordu ki? Yusuf'a umutsuzca göz gezdirdim, ben bunu evden nasıl çıkaracaktım?
"Mehir." Dediğinde "Hı?" gibi bir ses çıkardım.
"Ben sıkıştım."
"Nereye?"
"Ne demek nereye?" Dedi gözlerini pörtletip.
"Olamaz ya." Dedim elimle kafama vurup.
"Lavaboya gitmem lazım biliyorsun değil mi?"
"Off tamam gel." Dedim ve kapının kilidini açıp dışarı çıktım. Yusuf arkamda ben önde etrafı tarayarak onu lavaboya götürdüm.
"Hadi çabuk ol." Dediğimde başını salladı ve lavaboya girdi. Bende aşağı babama bakmaya gittim.
"Babaların en muhteşemi ne yapıyormuş bakalım?" Dedim ona sarılarak.
"Dur kızım, sanırım telefonumu lavabonun çekmecesinde unuttum onu bir alayım ben." Dediğinde gözlerim kocaman açıldı.
"Olmaz gidemezsin."
"Neden? Dur iki saniye alayım." Dedi ayağa kalkarak.
"Baba telefonunu ne yapacaksın ya?"
"Kızım belki arayan olur, ne demek ne yapacaksın?"
"Olmaz gidemezsin ya da şey sen otur ben getireyim." Dedim onu itekleyerek.
"Ya kızım gitmişken lavaboya da girerim çekilsene." Dedi hafiften sinirlenmeye başlayarak.
"Şey ben fena sıkıştım ilk ben gireceğim." Dedim geri geri yürürken.
"Allah'ım yarabbim ya iyi hadi git." Dediğinde gülümsemeye çalışarak koşa koşa yukarı çıktım ve hemen kapıyı tıkladım. "Çıkmadın mı daha sen?"
"Off dün yaptığın yemeklerden zehirlendim herhalde." Dediğinde kaşlarımı çattım.
"Kes sesini, onları yediğine dua et sen."
"Tabi tabi bozulmuş midem."
"Çok yediğin için olmasın o. Neyse hadi çabuk ol babam girecek şimdi, Allah'ım ya!"
"Sen kapının önündeyken rahat edemiyorum, gitsene ya!" Dedi sitem dolu sesiyle.
"İçeri girmediğime dua et, babama ben giriyorum dedim ne yapayım."
O sırada aşağıdan babamın ayak sesi duyuldu. Eyvah, çıktım sandı herhalde buraya geliyor!
"Kapı kilitli mi?" Dedim fısıltıyla.
"Hayır açma sakın." Dese de gözlerimi kapatıp kapıyı açtım ve direk içeri girdim. Daha sonraysa arkamı ona dönüp kapıyı kilitledim.
"Manyak mısın kızım sen?" Dedi Yusuf, sesi sinirli çıkıyordu.
"Ne yapayım ya babam geliyor, sus!"
"Sakın arkanı dönme."
"Ay meraklı değilim zaten senin bir taraflarını görmeye!"
Kapı tıklatıldığında biraz geri gittim ve seslendim. "Ee baba birazdan çıkacağım."
"Tamam kusura bakma, çıktın sandım." Dedi ve gitti. O gittikten sonra rahatlayarak derin bir nefes aldım fakat burnuma kötü kokular gelmişti. Neyse Mehir, söylenme.
"Bitir şu işini daha fazla kalmak istemiyorum seninle."
"Ben bayılıyordum zaten senin yanında tuvaletimi yapmaya." Dediğinde başımı olumsuzca salladım.
"Bu iş böyle olmayacak, senin başka yerde kalman lazım." Dedim ve düşündüm. Yusuf nerede kalabilirdi ki? Neyse bunu sonra halledeyim.
Sifonun sesi nihayet geldiğinde "Sonunda." Dedim.
Ellerini yıkarken ters bir ifadeyle bana baktı. "O salak kurt kızın yanındayken bile bu kadar gerilmemiştim."
"Ay bir de bana sor."
Nihayet lavabodan çıktık ve direkt odama geçtik.
"Babam hazır lavabodayken hemen dışarı çıkmalıyız." Dedim ama henüz üstümü bile giyinmemiştim.
"Benim karnım aç." Dediğinde sinirle suratına baktım.
"Ya bir haline de şükret be! Yok acıktım, yok tuvaletim geldi, yok şu, yok bu..."
"Ama ne yapayım ya? İnsanım ben insan."
"Dön arkanı üstümü değiştireceğim." Dediğimde başını salladı ve arkasını döndü.
"Kafanı çevirdiğini görürsem seni öldürürüm bilmiş ol."
"Meraklı değiliz zaten." Dedi kendini beğenmiş bir tavırla. Allah'ım yarabbim gel diyor sık kafama bir tane kurşun.
'Manyak mıdır nedir ya, bu o kurt kızdan da beter. Vır vır vır bir susmadı.'
"Ben mi susmadım, delinin zoruna bak be! Ben olmasam öldüydün sen." Dedim kendimi tutamayarak.
"Ne?" Dedi şaşkınca.
"Hiçbir şey yok dönme sakın."
'Anasını satayım o benim düşüncelerimi mi okudu lan? Duyuyor mu acaba beni, yok canım ne alakası var. Bıcı bıcı yaparım dalinle bıcı bıcı yaparım. Nerden geldi şimdi bu aklıma ya. Aa doğru banyo yapmam lazım.' Diye içinden geçirdi o sırada da üstümü giyinmiştim.
"Benim duş almam gerekiyor." Dediğinde göz devirdim.
"Senin canın kabire girmek de istiyor mu?" Dedim ve derin bir nefes alıp devam ettim. "Farkında mısın bilmiyorum ama 5 yıldızlı bir otelde kalmıyorsun. Her istediğin olmaz."
"Neyse tamam onu da sonra yaparım o zaman şimdi dışarı nasıl çıkacağız?" Dediğinde derince düşündüm, o sırada gözüme yatak çarşafları ilişti.
"Çarşafları bağlayıp camdan ineceksin aşağıya."
"Şaka mı?" Dedi gözlerini büyüterek.
"Yoo ne yapalım başka çaremiz yok. Babam çoktan çıkmıştır." Dedim ve devam ettim. "Ya da istersen tuvalet molasının gelmesini bekleyelim?"
"Çarşafları getir."
***
Çarşafın ucunu yatağın başına bağlamıştık. Yusuf çarşaftan inerken yukarıdan ona bakıyordum.
"Hadi az kaldı hadi." Dedim ona doğru seslenerek. Neyse ki etrafta kimsecikler yoktu.
Çarşafların yarısından azını inmişti ki bir anda yere düştü. Gözlerimi kocaman açıp ona baktım. "İyi misin?" Dedim fazla bağırmamaya dikkat ederek.
"Hay senin bağladığın çarşafa..." diye devam etti. Sanırım güzel bağlayamadığım için kopmuştu ama ne yapayım çok kalındı.
Çarşafları içeri soktuktan sonra babamdan da izin alarak dışarı çıktım. Tam Yusuf'un yanına gidiyordum ki biri kolumu çekti.
"Eve erkek mi attın lan?" Dedi Can şaşkınlıkla. Kolumu çekip inanamayarak suratına baktım.
"Hayır tabii ki."
"E ne bu yaptığınız."
"Of çok uzun mesela ya." Dediğim an Yusuf yanımıza varmıştı.
"Ne meselesiymiş o?" Dedi Can gözlerini kuşkuyla kısarak.
"Kurtadam."
Yusuf'un dediklerine gözlerimi büyüterek baktım.
"Manyak mısın be?" Dedim kızgın bir suratla.
"Kurtadam mı?" Dedi Can hiç şaşırmışa benzemiyordu, hatta sinirlenmişti bile.
"He şey bir tane film izledik de ondan bahsediyor. Değil mi Yusuf?"
"Aa tabii ki."
"Kesin öyledir. Bana bir anlatsanıza şu mevzuyu." Dedi Can ikimizin de kolundan tutup yürütürken.
"Can ne yapıyorsun ya?" Dedim kolumu çekmeye çalışarak ama o bizi bırakmamakta ısrarcıydı. Düşüncelerini okumaya çalıştım.
'İnanamıyorum demek kurtadam gördüler onların yerini hemen öğrenmem gerekiyor'
"Ne?" Dedim şaşkınlıkla gerilerken.
"Ne ne?" Dedi o da mimiksiz bir ifadeyle. Etrafta birinin olmadığını anladığımda "Sen kurtadamları biliyor musun?" dedim fısıltıyla.
"Ortalıkta bunları konuşamayız gelin bir yere götüreceğim sizi." Dediğinde onu onaylayıp peşinden gittik.
Nihayet bahsettiği yere gelebilmiştik. Küçük bir kulübeye benziyordu içeri girip oturduk ve anlatması için Yusuf'la ona baktık.
"Kurtadamlar, öğrenmişsiniz?" Dedi soru sorar bir tonda.
"Öğrendik ama sen önce bize şunu açıkla. Neden onların yerini hemen öğrenmen gerekiyor?"
"Sen bunu nasıl?" Dedi ve inanamayarak bana baktı.
"Evet madem her şeyi konuşuyoruz. Düşünce okuyabiliyorum."
"Hadi canım." Dedi Yusuf şaşkınlıkla.
"Evet ve senin yüzünden yakında tüm dünya öğrenecek kurtadamları. Bir daha sakın onlardan kimseye bahsetme." Dediğimde başını salladı.
"Katılıyorum." Dedi Can.
"Sen ne zaman öğrendin onları?"
"Açıkçası buna hazır olup olmadığınızı bilmiyorum ama tüm bunları öğrendikten sonra pek de şaşıracağınızı sanmıyorum."
"Yoksa sende mi kurtsun?" Dedi Yusuf, Can'a.
"Hayır, hayır ben normal insanım. Sadece dayım, babam ve ailemdeki bir kaç kişi daha avcı."
"İnanmıyorum." Dedim şaşırarak. "Peki ya sen?"
"Pek sayılmaz."
Ben barıştan yanayım." Dedim onun bu düşüncesine katılmadığımı göstererek.
"Ama onlar kötü." Dedi Yusuf kaşlarını çatarak.
"Burada kaç kurtadam var ki?" Dedim şaşkınlıkla.
"Emin değilim benim bildiğim iki sürü ve bir de yalnız takılan bir kaç kişi var."
"Bu olanların hepsi çok ürkütücü." Dediğimde Yusuf'da beni onaylarcasına başını salladı.
"Sen bir de bana sor."
"Senin şu düşünce okuman nasıl oluyor ki?" Dedi Can konuyu bana yönelterek.
"Şey bilmiyorum küçüklüğümden beri var. Arada insanların düşüncelerini okuyorum bazen de onların düşündüğü anlar gözümün önüne geliyor."
"Ciddi misin bu mükemmel bir şey?"
"Muhtemelen çoğu kişiye göre öyledir ama ilk başlarda herkesin düşüncesi beynime doluyordu bu berbat bir şeydi. Şimdiyse kontrol etmeyi öğrendim yalnızca istediğim kişilerin düşüncelerini okuyabiliyorum."
"Benim üzerimde denedin mi hiç?" Dediğinde gözlerimi kaçırdım.
"Çok az."
"İnanmıyorum şu an kendimi çıplak gibi hissediyorum."
"Emin ol ben de dostum." Dedi Yusuf Can'a dönerek.
"Sen hiç konuşma Yusuf. Bir insan aklından neden 'bıcı bıcı yaparım dalinle' şarkısını geçirir ki?"
"İnanmıyorum." Dedi Yusuf utançla. "Çok pis rezil oldum." Dediğinde Can'la kahkaha attık.
"Sorun yok sırrın benimle güvende."
Can'a olan biten her şeyi anlatmıştık ve o da Yusuf'un kendisinde kalmasını istedi. Benim için o kadar iyi olmuştu ki bu anlatamazdım!
"Saol beni çok büyük bir dertten kurtardın." Dedim Can'a gülümseyerek.
"Neden bana dert diyorsun iki şey istedik diye dert oldum ya?" Dedi Yusuf göz devirerek.
Pars
"Luna bize ihanet etti. Onu sürüden attım, burada işi yok." Dedim diğerlerine bakarken. Büyük bir kamp ateşi yakıp ve kendi aramızda toplaşıp oturduk.
"En iyisini yaptın zaten hiç sevmiyordum o yılanı." Dedi Lila koluma dokunarak.
"Selim peki, onu ne yapacağız?"
"Henüz karar veremedim onun cezasını hep beraber vereceğiz."
"Viran-"
"Anma şunun adını!" Diye sinirle baktım suratına.
"Peki öyle olsun anmam." Dedi Arel ve devam etti. "Fakat bizi öğrenen kişi onu ne yapacağız? O iki gerizekalının sorumsuzluğu yüzünden tüm sürü tehlikeye atıldı."
"Ben çocuğun bu olanlardan birine bahsedeceğini sanmıyorum." Dedim sakinliğimi koruyarak.
"Neden bu kadar eminsin ki?"
"Yeterince korkmuştur zaten cesaret edemez."
"Yine de onu kontrol edelim."
"Tamam siz diğerlerinin yanına geçin ben ne olduğuna bakarım." Dedim ayağa kalkarak. Lila da hemen benimle kalktı.
"Bende geleyim mi?"
"Hayır Lila ailenin yanına git." Dedim soğuk bir şekilde o ise başını salladı.
"Peki."
Mehir
Yusuf'la Can'dan ayrıldıktan sonra eve girip kendimi yatağa attım. Allah'ım dünden bugüne yorulmadığım kadar yorulmuş, şaşırmadığım kadar da şaşırmıştım. Aslında şaşırmamam gerekiyordu, dünya sonuçta nereden ne çıkacağı hiç belli olmaz.
Telefonum titreştiğinde elime alarak gelen mesaja baktım.
Bilinmeyen Numara
Dışarı gelebilir misin?
Bu kimdi şimdi ya? Düşünmeme bile gerek kalmadan bir mesaj daha geldi.
Pars.