Bu sefer odak Boran Asparşah oldu son sözü onun demesi bekleniyordu ama zaten verilecek kararda belliydi, "En uygunu budur." Dedi tamda düşündüğüm gibi.
Arkamda kalan Cahit'e döndüm Zeynep'i kolundan tutarak ona yönlendirdim, Cahit kıza dokunmadan ama elini bel çevresinde mesafelide olsa doladı kötü göründüğünden düşecek olursa müdahalede bulunmak için.
Tekrar ağalar heyetine döndüm, öldürmek için gelen adamlar geri çekilerek silahlarını bellerine yerleştirdiler, "Ben avlumda kolay kolay kan dökmem, hele senin gibi bir halsiyetsizin asla. O sebeple seninle özel ilgileneceğim." Diyen Boran Ağa ile bu pisliğin burada öldürülmeyeceğini anlamıştım.
"Her şey senin yüzünden oldu lan." Diye birden bire bağıran Sinan'la irkilerek ona baktım oturduğu yerden hızla ayağa kalktı zayıf ve fazla boylu biriydi yani baya drejdi. Bana atılmasıyla kimse ona engel olacak kadar yakın değildi, "Geberticem lan seni." öyleki her şey sanki ağır çekimdeymiş gibi ilerlemeye başladı aramızdaki kısa mesafeyi iki adım kadar bile olmadan kapattı yerinden hışımla kalkan insanları seçemesemde yüzüme doğru sallanan yumruğu ters bir hareketle yakaladım yüzüme inmeden.
Sinan bile ne olduğunu anlamadan bileğini tuttuğum gibi beline doğru çevirip bükerken tüm gücümle kolunu dizime geçirdim bir odun gibi kırılmasına neden oldum, tüm konakta yankılanan çığlığı ile onu sertçe yere doğru ittim bir put gibi yapıştı yere acılar içinde kıvranmaya başladı, "Bir daha hiç bir zaman bir kadını kendinden güçsüz zannetmeye kalkmazsın umarım," dedim hiddetle ve acı içinde yere yasladığı elinin üzerine bastım, "Yoksa bir bakmışsın kalkan ellerin yok olmuş." Acı dolu inlemelerini takmadım bile, az bile yapmıştım.
Koluma değen elle sağıma çevirdim başımı, "Güzelim iyisin değil mi." Diye endişeyle soran abimdi, basımı salladım hızla.
"Ulan ecdadını siktiğim sağlam kalan yerlerinide ben kırmaz mıyım lan!" Diye bağıran ve Sinan pisliğinin üzerinde ard arda yumruklarını indiren Boran Ağa ile şaşkınca bakakalmıştım. Adam keserle çivi çakar gibi adama yumruk indiriyordu.
Abim hızla benden ayrılırken, "Hay ben böyle işin." Diye söylendi ve o da Boran Asparşah'ı adamın üzerinden almaya çalıştı. Bahoz, abim ve bir kişi daha Boran Ağa'ya asılmıştı diğerleri ise şaşkınlıkla izliyordu.
Sanırım yukarıdaki kadınlara ömür boyu yetecek dedikodu malzemeleride kazanmışlardı, "Birde utanmadan gelmiş kızla evlenecem diyo, dağlara siktirdiğimin piçi, lan ben seni yaşatır mıyım zannediyordun sen ha!" lügatımda hiç duymadığım tuhaf küfürleride sıralıyordu, başımı sol taraftaki ilk kata çıkardım ilk göz göze geldiğim o kadar kişi arasında sadece Güneş'ti gözlerindeki o harlı ateş buradan bile kendini belli ediyordu öfke ve nefretini gözleriyle üzerime kusuyordu adeta.
Kolumdan tutulmamla tekrar abim olduğunu düşünücektim ama abim hâlâ Boran Ağa'yı ayırmaya çalıştığından bunu elemiş ve kolumu tutan kişiye dönmüştüm. Babamdı. "Aferin sana, her yeri birbirine kattın şimdide get haydi konağa." Dedi kızgınlıkla, kalbim bu durumda yine kırılmıştı ne durumda olduğumu bile sormamıştı üstelik. Gözlerimin dolucağını hissettiğimden bakışlarımı kaçırdım ondan, kolumuda çektim aynı esnada, "Annen ile birlikte üzerime yıktığınız sorumlulukları yerine getirdim az önce şimdi kalkıpta bana ortalığı dağıttın deme Kalender Ağa." En az onun kadar sert ve soğuktu sesim.
Yanakları dalgalandı söylediklerim hoşuna gitmediğinden bu sefer o kaçırdı benden gözünü zaten babam şu ana kadar benimle hiç bir zaman sağlıklı bir göz teması bile kuramamıştı, bana bakamıyordu, "Siz dua edin bu kapıdan girer girmez o pisliğin beynini dağıtmadığıma. Az bile yaptım kimin ne düşündüğüde umurum değil." Dedim sonlara doğru diklenerek.
"Alın lan bunu burdan!" diye bağıran Boran Ağa ile ona döndük aynı anda yerde cansız gibi yatan Sinan'ın inip kalkan göğsü olmasa döverek Allah'ına kavuşturduğunu zannederdim, "Ölmek için hakkını kaybetti şimdi ölmek için yalvartma vakti." Dedi, ürkütücü sesiyle. Üzerini düzeltmeye çalışırken üzerindeki lacivert takım elbisesinin sadece ceketi eksikti pantolonun kemerini düzeltirken yeleğine vurarak üzerindeki tozu temizledi kendince ve fakat ondan çok onu ayırmaya çalışanlar dağılmış durumdaydı.
Sinan'ı ayaklarından ve kollarından tutarak kaldırıp çıkardılar Boran Ağa'nın bana dönen bakışları ile anında kaçırdım bakışlarımıda başımıda üzerimdeki bakışlarının farkında olsamda bakmadım ona.
"Ulan bu adam ne böyle o kadar adam fayda etmedi, kendi istemesede kimsede alamazdı, daha önce böyle güçlü bir ayıyla karşı karşıya gelmemiştim doğrusu." dedi üzerine çeki düzen verirken abim. Haklıydı sanırım.
İnsanlar yerlerine otururken aralarında konuşuyorlardı, Boran Ağa ise direkt yanımıza gelmişti, "Ne biliyorsun Mirzo iti hakkında." Diye sordu direkt ancak gözleri bedenimde gezindi hızla sanki sormak yerine bakarak ölçmek istemişti bir şeyimin olup olmadığını.
Babam ve abimde bana döndü derin bir nefes aldım önce, "Uyuşturucu kaçakçılığı yaptığını biliyorum mesela." dediklerimle hepsininde kaşları çatıldı, "Yuh nerden biliyorsun," derken abim, araya Boran Ağa girdi, "Delilin var mı?" Dedi ciddi bir tonda. Şaşırmamıştı.
Delilim yoktu sadece biraz araştırmıştık onu daha doğrusu buradaki söz hakkı olan herkesi, "Yok ama yaptıklarını biliyorum." Üçümüzden başka kimse bizi duymuyordu ancak herkesin bakışının bizde olduğu aşikardı, "O zaman bu konu hakkında tek kelime etmeyeceksin, sizde etmeyeceksiniz." dediğinde kaşlarımı çattım ne saçmalıyordu bu adam?!
"Yok ya, bırakayım da zehir mi satsın millete!" dedim diklenerek bakışları sekteye uğradı sert bakışlarının anlık olarak koyulaşacakken tekrar topladı kendini, "Elinde delil yok bir şey yok şimdi boşa konuşursun sadece, sonra ortada olan delilleride yok eder şerefsiz," dedikleri ile geri adım attım mantıken doğru söylüyordu, "Ben zaten onların ne yaptıklarının farkındayım sadece zamanını bekliyorum kimseye zarar falan veremezler yani." İşte şimdi içim rahatlamıştı belkide son sözlerinin nedenide buydu.
Abim, "Boran Ağa doğru söylüyor ve bunları nerden öğrendiğinide sonra konuşucağız şimdi git arabama bin bizi bekle geliyoruz birazdan." dedikleriyle mecburen onayladım onu sessizce ve ona ne diyecektim bilmiyordum ama Cahit'in benim için çalıştığını ve bir nevi gizli ajanlık yaptığını anlatmayacaktım tabikide. Uzattığı arabasının anahtarını avucuma bıraktı Passat'ın anahtarıydı bu, O kadar olandan sonra gözlerim anahtara düşer düşmez parladığında, "Anahtarı açmak icin kullan Gece! Sakın çalıştırma." sert sesi hayallerimi yıkarken göz devirdim ona baka baka, hayallerimi saniyeler içinde yıkmıştı. Göz devirmemden, bundan hoşlanmadığını biliyordum ve konaktan sert adımlarla topuklarımı vura vura ayrıldım.
Kendimi Konağın önündeki Arabanın Şoför koltuğuna bıraktım başımı koltuğa yasladığımda arabanın camı tıklandı bizim konağın adamlarından biriydi bu Camı aşşağı indirdiğimde çantamı uzattı, "Cahit giderken size vermem için bıraktı," çantamı aldığımda teşekkür etmiştim ve camı tekrar kapatıp klimayı çalıştırmıştım.
Bir süre sonra herkes tek tek dağılmaya başladı, en sonunda abiminde çıkmasıyla araçtan indim bende kapıyı kapadıktan sonra yanıma gelmesini bekledim, "Ee gitmiyor muyuz artık." diye sordum babam henüz çıkmamıştı konaktan.
Abim gergince ensesini kaşıdı bu hareketi tuhafıma gitmişti, "Gidiyoruzda öncesinde senin bir yere gitmen gerek." Dedi sıkıntıyla, kaşlarım havalandı dedikleriyle, "hayırdır nere-" dememe kalmadan Boran Ağa üzerine giymeye çalıştığı ceketiyle geldi, üzerine geçirdi koyu lacivert ceketini, "Benimle geleceksin Gece Hanım uygunmudur, tabi siz emrivakileri daha çok seversiniz değil mi." Yüzüm kızarmıştı dedikleri ile abim ise gerilmişti sinirleniyordu.
"Nereye gelecekmişim ben pardon." Dedim tersçe.
Ellerini rahatlıkla ceplerine yerleştirdi, "Nikah tarihi almaya." Demesiyle beynimden aşşağı kaynar sular aktı resmen, zorlukla yutkunurken abime döndüm. Yüzünde mahçup bir ifade vardı, "Babam izin verdi nikah işlemlerini halletmenizi istiyor Gece." Sesi fazlasıyla kısık çıkmıştı.
Dudaklarımda burukça bir gülümseme belirdi, karşı çıksam da işe yaramayacak bir kısımdaydım bu sebeple sadece başımla onayladım onları Boran Ağa'nın gözlerindeki şaşkınlık belirdiğinde abimde ondan farksızdı. Aslında fazlasıyla acınası bir durumdaydım ve boğazım dügümlenmişken gözlerim dolmaya meyilliydi. Onlara tekrar bakmadan arabanın kapısını açtım ve koltuktaki çantamı aldım.
Kapıyı kapattım, abim, "Gece istersen Hevdem'i de al yanına." Yönelttiği teklifi hemen reddettim elimi omuzumdaki elini üzerine atarken, "Gerek yok daha tam toparlanmadı zaten." sessizce onaylarken bir şey diyemedi.
"İşlemleri halleder halletmez kardeşimi konağa bırak Boran Ağa!" Diye uyardı abim. Onayladı anlayışla Boran Ağa.
Eliyle yürümemi istediği yönü gösteren Boran Ağa'ya bakmadan önünden geçtim arabası konak kapısının ilersindeki park halinde olan siyah BMW olmalıydı. yürümeye başlayacağımız esnada karşımıza çıkan adamla duraksadık bu tanıdık gelen adamdı, fazlasıyla esmer tenli olan adam iri bir yapıya sahipti, "Ben içerideki olay yüzünden geçmiş olsun diyecektim hanfendi." Hanfendi kısmına baskı uygulamıştı yanımdaki adam ise fazlasıyla gerilmişti, "Sağ olun." Diyebildim sadece. Canına mı susamıştı sürekli bir konuşma çabası içersindeydi.
Abim de yanımdaki yerini aldığında karşımızdaki adama bakıyordu memnuniyetsizce, "Geçmiş olsununu diledin şimdi de git." Dedi sert bir ifadeyle Boran Ağa karşımızdaki adamsa ukalaca güldü, "Heçte centilmen değilsin hanfendilerin yanında bu şekilde konuşulmaz," şivesi vardı ve her konuştuğunda harflerin çoğu gırtlağından çıkıyordu adeta ve bu simayı nerde gördüğümü hatırlamaya çalışıyordum.
Boran Ağa tamamen dibime girdiğinde bedenlerimiz yan yana temas ediyordu resmen ve karşımızdaki adam bunun farkındaydı, rahatsızca kıpırdandı, "Beni tanıdınız mı hanfendi?" diye sormasıyla kaşlarım çatıldı hızla, bide nolur hanfendi demesindi artık. "Tanımam mı gerekiyor!" Dedim terşçe.
Abimle Boran Ağa'da bana dönmüştü, "Tanımamanız normal neredeyse 3 hafta falan önce size çarpıcaktım arabayla hatırladınız mı?" Demesiyle beynimde şimsek çaktı adeta ağzım hatırlamışcasına açılırken onaylar ifadeyle mırıldandım.
"Ne arabası kime çarpıyordun sen hayırdır." Abim yerine Boran Ağa'nın verdiği tepkiler beni yavaştan çileden çıkarıyordu, "Benim adım Derzan İlbay. O gün için tekrardan özür dilerim sağlıcakla kalın Gece hanım." dedi kimseyi takmadan ve yanımızdan geçip gitti.
"Neyden bahsediyordu bu adam nerde gördünüz siz birbirinizi." Diye sordu abim ama Boran Asparşah'ında deli gibi cevap beklediği sıktığı çenesinden sorgulayıcı gözünden belliydi.
"Yengemde kaldığım gün var ya o gün işte bakkala gitmiştim dönerkende neredeyse çarpıyordu bana işte neyseki bir şey olmadı." diye çarçabuk bir cevap verdim.
"Bunu şimdi mi söylüyorsun."
"Çarpmadı abi diyorum farkındaysan ne anlatıcaktım." Derin bir nefes aldı, "Tamam gidip halledelim şu işleri hemen." diyen Boran Ağa ile abim daha da sıktı çenesini en iyisi bir an önce ayrılmaktı buradan.
"İyi hadi o zaman." dediğimde yürümeye başladı gidicekken kolumu tuttu abim, "Telefon açık olsun." Başımı salladım ve hızlı adımlarla ilerleyen adama yetişmeye çalıştım seri hareketle.
Siyah arabasının yanında durduğunda arabanın kilidini açtı şoför koltuğuna yerleştiğinde bende arka koltuğa yerleştim sesli bir soluk verdiğini duydum ancak bakmadım, ilk defa arabasına binmiştim ve arabada onun gibi toprak kokuyordu resmen onunla dikiz aynasında bile göz göze gelmek istemediğimden şoför koltuğunun arkasına geçtim.
Homurdanmasını duydum ama anlamadım, arabayı hareket ettirip konağın olduğu sokaktan ayrıldı çantamı yan koltuğa koydum fazlasıyla gergindim ve şuan ne yapacağımı bilmiyordum o yüzden cama çevirdim bakışlarımı. Ancak çok ilerlemeyen araba yol kenarında aniden durdu birden, kaşlarımı çattım anlamazca ve ortaya doğru kaydım koltukta, dikiz aynasından Boran Ağa ile göz göze geldim, "Öne geç Gece!" sesinde sabırlı bir ton vardı adeta, hem ne fark ederdi arka ya da ön.
"Devam et Boran Ağa, bak ben sorun çıkarmadan nasıl geliyorsam sen de öyle devam et, en erkenden bitirelim şu günü." dedim, soğuk bir tonda. Gözlerini yumdu sıkıca, elini yanındaki koltuğun başına atınca hızla arkasına dönerek benimle yüz yüze geldi o kadar hızlı hareket etmiştiki bu kadar yakın olmamız bozguna uğratmıştı beni, "Oradan bakınca özel şöforüne mi benziyorum ya da adamın Cahit'e." yüzümü geri çekerken ona keskin bakışlar attım, Cahit'e bu kadar takmasını anlamıyordum, "Hadi öne geç." Son söyledikleri fazlasıyla yumuşak ve istekli çıkmıştı.
Sıkıntıyla bir nefes aldım bu adam şansını fazlasıyla zorluyordu şimdi arabasında olduğuma bile şükretmeliydi üstelik, "Arabayı hareket ettiriyor musun, yoksa ineyim mi?!" dedim inatla, mesafeli ve soğuk çıkan sesim arabaya yayılmıştı, yanındaki koltuğa koyduğu elini daha da bastırdı koltuğa dişlerini sıktı, en sonunda pes etmişlikle, "Öyle olsun bakalım." dedi elini koltuktan çekip önüne dönücekken tekrar konuştu, "En azından seni görebileceğim şekilde otur." çıkan aksi sesle gözlerim irileşti.
Bu adam neyin peşindeydi, ne demek görebileceğim şekilde otur ben onun sesine bile dayanamıyorken birde sürekli dikiz aynasında flörtleşicekmiydik!
Tıpkı nenemin dediği gibi, Be namuse, be şeref!
Hırsla ters bir bakış atıp tam olarak arkasındaki koltuğa yerleştim şimdi omuzumu bile zor görürdü. Sesli bir nefes bırakırken homurdanarak döndü önüne ve arabayı sürmeye başladı tekrar.
Elimi saçlarıma geçirirken dirseğimi camın önündeki çıkıntıya yerleştirdim sonra arabanın içinden gelen toprak kokusuyla içimi sıkıntı kapladı bu nasıl parfümdü Allah aşkına tıpkı yağmur toprağa yağdığında etrafa yayılan o ıslak toprak kokusu gibiydi, ferahlatıcı bir kokuydu ama bunu istemiyordum o yüzden camı açmak istedim, indiricekken, "Açma camı!" diye bağırmasıyla irkilerek çektim elimi nerden anlamıştı açıcağımı?
Daha sonra hemen, "Yani açma camı klimayı çalıştırdım şimdi serinlersin." Az öncekine nazaran daha yumuşak bir tınıyla.
Pozisyonumu bozmadan tekrar cama yasladım başımı, delimidir nedir. Zaten bizi akıllısı bulmuyorki, beni alıp Mardin meydanına koysalar mıknatıs gibi nerde it kopuk var nerde bir deli var hepsi anında beni bulurdu yeminle.
Ortamdaki sessizliği bölmek istercesine Radyoyu açtı anında Kürtçe bir sarkı çalmaya başladı, zaten nerdeyse herkesin radyosu Kürtçe kanalda kalıyordu hep. Biten şarkı kendini başka bir şarkıya bıraktı ve bu şarkıyı seviyordum çalan şarkı,
'esmer eman'dı' ve o da sesini yükseltti. Anlamıda her sözüde insanın içine işleyecek kadar anlamlı ve çok içtendi öyleki insanın tüylerini diken diken ederken inanılmaz bir huzurda bahşediyordu. Gülümseyerek başımı cama yasladım.
"Bu şarkının hikayesini bilir misin." Şarkının arasından duyduğum sesi ile şaşırdım hikayesini bilmiyordum çokca dinlemiş olsamda. "Bilmek istemiyorum." diye cevap verdim keskin sesimle, anlatmasını da istemeyerek, başını geriye doğru koltuğa vurdu sert bir şekilde, sonra ise hiç konuşmamıştı amacı neydi anlamıyordum ama ona harcayacak biraz bile olsun beynim yoktu şu an.
Kısa süre sonra Mardin Şehir Hastanesi önünde durmuştuk hızlı manevralarla arabayı park eden Boran Ağa arabadan inerken bende çantamı alıp indim ikimizde karşı karşıya geldiğimizde bakışları yüzümde geziniyordu ve hiç çekinmiyordu, "Neden direkt hastaneye geldik." dedim çantamı omuzuma takarken, "Ben evrakların çoğunu hallettim bir tek sağlık raporları var sonrada belediyede bir kaç evrak imzalamamız gerekiyor kısa sürecek merak etme." dediklerini yüzüne bakmadan sadece başımı sallayarak cevapladım, yanından geçerek yürümeye başladığımda arkamdan söylendiğini resmen duyuyordum.
Hastaneye girdiğimizde yanımda yerini almıştı, Boran Ağa Danışmaya ilerlerken onu takip ettim, "Sağlık raporu alıcaktık." dedi bilgisayar başında oturan kadına, kadın ikimizide süzmüş ve, "Ne içindi?" Diye bir soru yöneltmişti, Boran Ağa ise, "Evlilik için alıcaktık." demesiyle kadın başıyla onaylamış bilgisayara dönüp bir şeyler yapmıştı sonra bize dönerek, "Kimliklerinizi alabilir miyim?' diye sordu.
Boran Ağa elini ceketinin cebine atarken ben ise içimdeki zoruma gitmişlikle çıkardım çantamdan kimliğimi masanın üzerine bıraktım sert bir şekilde çıkan sesle kaşlarını çatmıştı kadın ama umursamadım.
İşlemleri halleden kadın kimlikleri geri uzattı, "4. Kata çıkın, Murat bey yardımcı olacak." dediğinde kimliğimi alacakken Boran Ağa benden önce davranarak kimliğimide almıştı, "Ne yapıyorsun sen!" sesim fazla sert çıkmıştı. Oysa o umursamadan kimliğimi cüzdanına onuda cebine koymuştu, "Beldiyede tekrar lazım olacak o zaman veririm korkma üzerine tonlarca kredi çekmeye kalkmam." Ciddimisin der gibi baktım suratına.
İkimizde asansöre geçtiğimizde kapanacakken içerisi bir anda dolmaya başladı ben sırtımı asansör aynasına yaslarken demirlerine tutundum Boran Ağa'da bana yaklaştı, diğer yanımda başka bir adam bana yaklaştı iyice asansör dolduğundan, ben ise aynaya iyice yapıştım hem içerisinin havasımı azalmıştı ne, 2.nci kata çıktığımızda dolu olmasına rağmen bindiklerinde daha fazla sakin kalamadım.
"Ablacım göremediğimiz bir boşluk mu var ya, açık gören giriyor." yüksek sesimle herkesin bakışı bana döndü, "Terbiyesiz hastamız var herhalde asansör boş mu geliyorki ne yapalım." Konuştu göremediğim kadın bana bağırarak.
Gözlerimi sıkıca yumdum ve tekrar araladım, "Şimdiye kadar gelenlere nasıl laf etmediysen bizede etme o zaman diliniz anca gücünüzün yettiğine zaten." sinirle karşılık verdiğimde kendime hakim olamıyordum resmen. Önümdeki aralık biraz açıldığında kadın birde içeri tekerlekli sandalyeyle giriyordu, asansörden ayıplayıcı sesler yükselirken avucumu aynaya yasladım sağımda neredeyse dibimde olan Boran Ağa'nın saçlarımda ki nefesleride hiç yardımcı olmuyordu.
"Ayıplayacağınıza bu katta binenler insinde kadın binsin, sizin yüzünüzden yeterince daraldım zaten." diye yükseldiğimde milletin gözleri büyüdü bu katta binen 3 kişi söylenerek inerken kadın tekerlekli sandalyeyle içeri girdi bu sayede yanımdaki diğer adam yanlamasına iyice üzerime çullanacakken kolumdan tutarak çekti beni Boran Ağa önüne, ne olduğunu bile anlayamadım bir anda olmuştu ellerini her iki yanımdan belimle aynı hizadaki demirlere tutundu ve beni kendiyle ayna arasına aldı, "Benim yanımda olmak o heriften daha mı kötü Gece." dediklerini anlamıştım ama yüzümü kaldırıpta bakamıyordumda.
"Bekliyorum, diyorum biraz yaklaşacak ama sanki herkes mükemmel ben vebalıymışım gibi davranıyorsun," Kısık bir şekilde söyledikleriyle nefesini kulağımda hissedebiliyordum gözlerimi çoktan kapatmıştım. Vebalı değildi ama en az onun kadar uzak kalmak istediğim biriydi ona karşı olan öfkem hiç dinmeyecek bir yangın gibiydi, sanki şehrin bütün itfaiyeleri gelse söndüremeyecek gibiydi kalbimin alevlerini.
Aramızda milimlik mesafe bile yoktu ucu ucuna temas halindeydi bedeni bedenime yüzümü yan çevirmiştim ellerim ikimizin arasında göğsüne temas etmekteydi ve nefesini saçlarımın boynuma yakın yerlerde hissederken tek istediğim bir an önce kata çıkmaktı, "Deli ediyor beni kokun," Ensemden terlediğimi hissettim ayak ucuma kadar ürpermiştim. Üzerime iyice abandı, burnunu saçlarımın arasına daldırdığında olduğum yerde sıçradım adeta elimin biri göğüsünün ortasına baskı yaptım refleksle, "Varsa kokunun bir sebebi banada söyle ya da ver bir şekilde. En azından koynumda olmadığın zamanlar soluklanabileyim." dedi derin boğuk bir sesle. Yüzümü dedikleriyle ani bir şekilde çevirerek yüz yüze gelmemizi sağladım burunlarımız bana fazlasıyla eğildiğinden değmek üzereydi zehir sarısı gözleri daha kaç kat koyulaşabilirdi bilmiyordum. Neden tek kelime bile edemiyordum onuda bilmiyordum her halta lafı olan ben neden şimdi nefret ettiğim bir adamın gözlerinde yok oluyordum.
Ancak olduğumuz bu fazlasıyla yakın halimizi ve bizi kendimize getirecek bir ses duyuldu biri konuştu, "Ayıp, ayıp. Bende diyorum bu kız niye asansörün dolmasına laf ediyor, utanmasanız mart kedileri gibi üst üste biniceksiniz... Yazık yazık." Diyen kadınla hızla onu kendimden iterken kadın tekerlekli sandalyedeki bir başka yaşlı kadını iterek bizede söverek çıktı.
Kulaklarıma kadar yandığımı hissediyordum, ensemdeki damlaya dönmüş ter sırtıma doğru yolculuk yaptığında hâlâ daha yanımda olan adam öldürücü bakışlar attım, ruh hastası sırıtıyordu. Üstelik asansörde boşalmıştı bile gözlerim kat paneline gittiğinde gözlerim yuvalarına dar gelir gibi büyüdü, "Ne!" Diye cırladım adeta onunda bakışları baktığım yere gittiğinde kaşları havalandı çünkü olduğumuz katı geçmiş 14.ncü kata çıkmıştık.
O tekrar düğmeye bastığında direkt asansörün ucuna geçtim, en iyisi hiç muhattap olmamaktı. Ama hâlâ bıyık altından gülüyordu resmen!
Hiç konuşmadık zaten kısa sürede 4.ncü kata gelen asansörle hiç ses etmeden indik asansörden. Gittiğimiz doktor bizden kan tahlili isteyince kan verme odasına gelmiştik Boran Ağa önceden verdiğinde içeri girmeyip dışarda bekledim onu o işi bitirip çıktıktan sonra ben girdim bu sefer masanın üzerindeki 4 tüp kan tüylerimin diken diken olamasına neden olurken oraya bakmadım bir daha dişçi koltuğu gibi olan koltuğa yerleşirken Boran Ağa çıkmamıştı ve gözleri benim üzerimdeydi hep olduğu gibi, sağ kolumu sıyırdım dirseğime kadar genç kız lastiği bağladı eline iğneyi alınca korkmasamda bakmak istememiştim bu sebeple başımı çevirdim, iğnenin tiz girişini hissetmiştim ama sonrası pekte hissetmemiştim uzun olmayacak bir süre sonra lastiği çözüp pamuğu bastırınca elimle baskı yapıp ayaklandım sandalyedeki çantamı almak istediğimde Benden önce davranıp almıştı çantamı, "Çantamı ver kolum kesilmedi herhalde." dedim aksi bir şekilde.
O ise çantamı vermeyi bırak elini belime yerleştirip yanına çekti beni aramıza kolum girdiğinde yapışmaktan son anda kurtuldum, "Gel yavrum fazla zorlama beni." Odada hemşire olduğundan kısık söylemişti bunu ve bu adam her yavrum dediğinde onu boğmak istiyordum. Geri çekilmek istediğimde belime baskı uygulayarak izin vermedi ve, "Sonuçlar ne zaman çıkar?" diye sordu kıza.
"Yarım saat sonra doktorunuzun yanına çıkın sonuçlar çıkmış olur." Dedi ve halimize gülümseyerek çıktı. Hırsla geri çekildim bu sefer, "hareketlerine dikkat et dikkat." Pamuğu çekip kolumu düzelttim ve çantama uzandım almak için fazla zorlamadı ve verdi.
"Senin bu inadını kırdığım gün ziyareti İlviliye bir kurban adayacağım." dediği ziyaretliği biliyordum Van Bahçesaray'da bulunan çok önemli bir ziyaretlikti ve anne tarafım Van'lı olduğundan onunla ilgili o kadar çok efsane duymuştumki dayımdan, şimdi Boran Asparşah'dan duymak saşırtmıştı çünkü ne bileyim buradakilerin oradaki ziyaretliği bileceklerini düşünmezdim.
"Desene hiçbir zaman kurban kesemeyeceksin." Dediklerime karsın dudaklarında ukala bir gülüş belirdi. "Ne yani yardıma muhtaç insanların bir gram et yemesine izin vermiyecekmisin." Kaşlarım çatıldı anlamazca, "Sen benim vicdanımamı oynuyorsun şimdi."
"Sen merhametlisin bence buna izin vermezsin ha."
"Seni şu an bir kaşık suda boğmak istiyorum sence vicdanlı bir kadının içinde öldürme isteği olur mu?!" dediğimde odadan çıktım, "Kafetaryaya inelim, hem konu niye buraya geldiki şimdi." Huysuzca çıkan sesine karşın dudaklarımda gülümseme belirdi, asansöre yöneldik o düğmeye basıp asansörü çağırdığında kollarını göğsünde birleştirip omuzunu duvara dayadı ve asansör kapısına bakan bana döndü, ona tersçe bir bakış attım, "Konuyu çarpıtan sensin hem konu sana olan nefret söylemlerine gelince hemen kapatmaya çalışman cidden çocukça..." Asansör açıldığında bozulan yüz ifadesi ile o da bindi, ikimizde bir köşeye çekilmiştik ona doğru döndüm göz göze geldik bu sefer ukalaca gülen bendim, "Hem söylesene biz evlendiğimizde napıcaksın, yine böyle konuyu değiştirip kaçıcak mısın." Kaşları çatılmış ve gerilmişti bu kadar acık sözlü oluşuma. Hem ne zannediyordu her Allah'ın günü sevişip koklaşıcağımızımı bundan daha beter canını sıkıcağım şeylerde olacaktı elbet. Yani evlenirsek tabii.
Gömleğinin bir düğmesini daha açtı esmer teni ortaya çıkmıştı tamamen, "Gece." dedi baskın bir şekilde ciddi ve sert duruyordu ve ne yapacağını kestiremediğimden tedirgin olmuştum, "Senin bu şekilde konuşman ve sabahtan beri olanlara karşı çıkmayışın canımı sıkıyor," gözleri kısıldı ve bana doğru yaklaştı, "Umarım aklından canımı sıkacak şeyler geçmiyordur, umarım artık bu evliliği kabul etmişsindir." Dedi kesin ve net bir tonda.
Gerilsemde belli etmedim aksine söylediklerine karşın tehlikeli bir gülümseme yerleştirdim yüzüme ve cevap vermedim.
Bu onu delirtti bana dokunmaya cesaretmi edemedi bilmiyorum ama adım atmak isterken sert soluklarla geriledi zaten bu sırada asansörde açılmıştı.
Kafetarya'da boş olan masaya yerleştiğimde o büfeye yöneldi, üzerindeki lacivert jilet gibi kumaş pantolon ve beyaz gömlek ceketle kesinlikle iyi görünüyordu ama bu ona olan öfkemi dindirmiyordu maalesef. Elindeki tepsiyle dönüp karşıma oturduğunda tepside bir çay ve bir kutu meyvesuyu ve sandviç vardı. Bakışlarımı gözlerine çıkardım o ise meyvesuyunu ve sandviç'i önüme koyarak, "Kan verdin şimdilik bunu ye, burada yiyecek düzgün bir şeyler yok çıkınca bir yere uğrar yemek yeriz." O kadar normal ve ciddi söylemiştiki bunları ağzım bir parça acılmış ona bakakaldım aval aval.
Meyvesuyunu hırsla alıp açtım, "Aldıkların için teşekkürler ve işimiz biter bitmez gideceğim yemek falan yemeyeceğim, açsan git." meyve suyundan bir yudum aldım vişne suyuydu. Göz ucuyla baktığımda ters bir bakış atarak çayını içti. Burnundaki yarabandı çok yakışmıştı acaba eskimemesi için belli aralıklarla bir kafamı atsaydım. Dudaklarım düşündüklerimle kıvrıldı bakışları dudaklarıma düşünce hemen düzelttim. Dövüşte pek iyi olduğum söylenemezdi sadece savunma hareketlerinde iyiydim sadece o da gücümün yettiğine, mesela Sinan pisliği zayıf yapılı ve attığı yumruğu kavradığımdan çevik davranıp halletmiştim, karşımdaki Ağalar ağası Boran Ağa'mızı ise kesinlikle gafil avlamıştım aksi mümkün olamazdı yoksa. Ha birde çocukluğumdan beri sayısız şekilde kavga ettiğimden de böyle olmuş olabilirdim.
"Neler geçiyor aklından senin, hiç iyi bakmıyorsun." Karşımdakinin sesi ile transtan çıkmış gibi irkilmiştim, çayını bitirmişti bile, "Sanane." dedim ters bir şekilde, 'ya sabır' çekti. Meyve suyundan içmeye devam ettim.
"Dünkü mevzu ne tam olarak ben müdürle konuştum ama pek inandırıcı konuşmadı Renas'ta kimseyle konuşmuyor tek söylediği kimsenin değilde senin onun yanında olduğun." Birden sorduğu soruyla afallasamda kendimi topladım hızla, ciddi duruşuna aynı şekilde karşılık verdim, "Sizi aradığında ulaşamayınca beni aratmış," dememle aynı anda, "Şerefsize bak numara hâlâ aklında." diye söylendi resmen gözlerini kaçırarak.
"Bende endişelendim haliyle gittim odaya giriceğim esnada Renas'a küfür etti o karşı taraftaki kadın, bende tabi sinirle karşılık verdim ama müdür sırf bağış yapıyorlar diye Renas'ı kâle bile almadı bunada delirdim, ayrıca işte ben bir şekilde gerçek yüzünü ortaya çıkardım o çocuk yanlışlıkla yere düşüyor çocukta rezil olmak istemediğinden yanındaki Renas'a suç atıyor." Kehribar rengi gözleri öfkeyle karardı adeta Renas onun kıymetlisiydi belliki, "Bunun bedelini tek tek ödetmezsem o okulu onların başına yıkmazsam." Sert sesiyle bir kaç masa bize dönerken hızla konuşarak müdahale ettim, "Odadaki ses kayıtları elimde var onları dava edicektim aslında ama sana atayım sen hallet en iyisi böyle şiddetle Mardin sınırına varamazsın yoksa." kaşları havalandı.
"Ses kaydı mı?"
"Evet." dedim gayet olağan bir şekilde.