Gözleri daha da açıldı ve başını inanamazca salladı, "Sen cidden başkasın, yani nasıl akıl ettin ses kaydı almayı birde şiddet çözüm değil diyor dün gördük sizi Gece hanım." İması karşısında bakışlarım yine burnuna kaydı, "Benim ne suçum var pardon, bir Vaşak'la karşı karşıya gelen sensin ben değil," diyerek omuz silktim hem bu Vaşak kelimesi cidden içimde farklı bir anlamı var gibiydi sanki ama ne? Hevdem ilk söylediğindede aklım karışmıştı. "Hem bence sen kesin hak etmişsindir, inşallah yine karşı karşıya gelirsiniz." Büyük bir keyifle söylediklerime karşın sesli bir soluk çekti çalan telefonuyla bakışları benden koparken pantolonun cebinden çıkardı telefonunu ama cevap vermeden kapattı. Bende unutmamak için çantamdan telefonumu çıkarım ses kaydını ona attım. Yukarıdaki panelde beliren mesajla ona baktım Serkan atmıştı.
Serkan: Düğünde yeri göğü inletmeye varmısın gulamın, halay halay halay.
Güldüm. Ellerim hızla klavyenin üzerinde gezindi.
Siz: dikkat et yeri göğü inletirken abim seni mendil yapıp sallamasın, malûm düğünlerde pek rahat duran bir tip değilsin.
Serkan: abin kim kızım senin hayırdır yani, ne var iki üç kızdan nasipleniyorsak suç mu! Hem onlar bana kayıyor sen görmüyon.
Siz: keşke abimin yanında da böyle konuşsan.
Siz: hem sorun kızlarla olan münasabetin değilki sorun senin yüzünden milletin daha doğrusu kızların birbirine girmesi. Bir düğünde bir kızla flörtleşirsin 5 kızla birden değil bu kadar değil yani, tamam mı?
Serkan: kızım bu nimetler bir arada zor bulunuyor bende aynı anda bir çok vitamin gurubundan faydalanıyorum işte.
Siz: Dikkat et o vitamin gurubu seni çarpmasın.
Gülmemek için dudaklarımı dişlediğimde;
Masaya değen sert bir şeyle ve sesle irkilerek başımı kaldırdım, elindeki telefonu sertçe masaya koyan Boran Ağa oldukça sinirli bir şekilde duruyordu, kaşlarımı çattım ne zannediyordu bu adam kendini umursamazca göz devirip telefona döndüm.
Serkan: Hevdem halay başını vermem diyor bende sizi kaptırmayıp başınızda durucağımdan oranın anasını ağlatıcaz demektir.
Serkan: hem hissediyorum bu düğün harika olacak.
Bende öyle hissediyordum nedense, Asparşah aşireti dahil doğu genelinde tanıdık olup olmayan herkes davetliydi.
Siz: kimsenin benim başımda durmasına ihtiyacım yok canım. Hadi sonra görüşürüz bay.
Cevabı beklemeden telefonu kapatıp masaya bıraktım, bakışlarım Boran Ağa'ya çıktı karşımda sırtını sandalyeye yaslamış kollarını göğsünde birleştirmiş ve sürekli bacağını sallıyordu, tek kaşım havalandı bu görüntü karşısında. Sonra bugün olanlar aklıma gelince ona doğru masada eğildim.
"Bugün ben oraya gelmeseydim ne karar verecektiniz?" Sorumu beklemiyordu sanırım, kollarını çözdü ve o da benim gibi masaya doğru eğildi şimdi tam olarak karşı karşıyaydık.
"Gereken neyse o tabiki!" dedi duygusuz bir şekilde.
"Ne yani o kızı suçsuz olduğu o pisliklemi evlendiricektin?"
"Tabiki hayır. Şimdiye kadar sen yoktun Gece senden önce nasıl adil davranmaya çalıştıysam yine onu yapıcaktım." Tam olarak anlamamıştım o da bu yüzden sebep devam etti, "Burda işler her zaman istediğimiz gibi yürümez bu yüzden bugünde çoğunluk kızı suçlu buldu bir benle Bahoz bulmadık birde babalarımız tabii. Kızı en yarasız şekilde kurtarıcaktım baktım en olmadı bende evliliklerini onaylayacak ondan sonrada kızı ya buradan kaçırıcaktım ya da kızı tanıdığım başkasıyla evlendirip ona daha güvenli bir yer verecektim tabii bunun yanında o pisliğide gebertecektim." dediklerini saşkınlıkla dinledim resmen, cidden akıllıydı illaki bir yol buluyordu yani. Bana neden yardım etmemişti peki, hiç düşünmeden def etmişti?
"Kızı kurtaracağım derken başkasına vermekte ne demek?"
"Tanıdığım diyorum işte sahte bir nikahla kızı güvenceye alacaktık ve yine gönderecektim onları buradan ondan sonra zaten kimse peşine düşemez kızın, bak buradakiler sözde namuslarına pek düşkündür ama bazıları gözü karadır bu yönden hiç affetmezler direkt öldürürler yani ben bir hüküm veririm karşımda kabul edip arkamdan gidip öldürürler sonrada ortadan kaybolurlar, bu sebeple lütfen sende bir daha böyle bir işe kalkışmadan önce bir kez daha düşün bugün orada ciddi anlamda düşmanlar kazanabilirdin belkide kazandın bilemeyiz ancak korkma çünkü kimse sana dokunamaz ama yinede bir karar alırken bunun sadece seni ilgilendirmediğini bil." Haklı olduğu bir çok yönü vardı evet ama geri durmamı bekleyemezdi ki.
"Bu haksızlık ama namusu kadınlar üzerinde kurmanız!"
"Ben kurmam, zaten bu yüzden Ağalıkta ipleri kimseye vermemeye çalışıyorum beni düşürmeye çalışan çok kişi var Gece, yerime başkası geçecek olursa çok pis hükümler verir onlarca canı acımadan yakabilir o yüzden bu tür konularda ben sana eğer bir şeyi yapma diyorsam yapma olur mu?"
Başımı sallamakla yetindim ve, "Oradan bakınca salak birinemi benziyorum! Ben ne yaptığımı biliyorum sen merak etme." dedim ilk defa çıkışmadan, yinede başarabilmiş değildim.
"Merak etmiyorum ayrıca burdan bakınca neler gördüğümü tahmin bile edemezsin." Bakışlarındaki parlaklığın artması ve gözlerini kısarak beni süzmesi üzerine yerimde rahatsızca kıpırdandım, bu adam beni delirtiyordu.
O da kendini düzeltti yavaşça ve boğazını temizledi kısa bir öksürükle, "Mirzo'nun uyuşturucu satıcısı olduğunu nerden öğrendin?" diye sorması ile bakışlarımı ona çevirdim gözlerindeki haylaz pırıltılar yerini ciddiyete bırakmıştı, "Sana bu konuda hiç bir şey anlatmak zorunda değilim." Dedim net bir şekilde.
"Peki ya Sinan pisliği gerçekleri söylemeseydi o zaman ne olacaktı?" Diye sordum konuyu değiştirmek için.
"Son ana kadar bekleyecektim sonrada o kadar kadının önünde kan dökülmesine izin vermeyip başka yere götürtecektim onları Sinan'ı halledip kızıda kaçırttırdım."
Ciddi ciddi söylediklerini dinledim sabahtan beri söylediği her kelime tarafından bozguna uğramış şaşkınlıkla kalakalmıştım, tek başına bu kadar şey yapıyordu üstüne üstlük bu yaptıkları bir öğrenilirse hayatı büyük bir tehlikedeydi demekti. Kimse Aşireti kandıran birini Ağa yapmazdı onu cezasızda bırakmazdı.
"Peki bana bunları anlatırken seni yakabileceğimi hiç mi düşünmüyorsun?" diye sordum pat diye ama o bunu bekliyor gibi göründüğünden dudağının kenarı yukarı doğru kıvrılıp bakışları yüzümden ayrılmazken, "Yakacaksan sen yak Gece, gıkım çıkmaz çıkarsa adam değilim," gözlerimi kaçırdım hızla. Hayır kesinlikle kızarmamıştım üstelik nasıl bu kadar rahat olabilirdi ve söyledikleri...
Ondan sonrası ise sesizdik tahlil sonuçları alındığında hastaneden çıkmıştık ceketini çıkarmış ve eliyle omuzunda tutarken arabanın yanına varmıştık bile yine arka kapıya yönelmişken soğuk metal hissi veren yüzüklü elini bileğime dolayıp arabanın kolundan çekti parmaklarımı, "Bu sefer arkaya binmek yok, benimle daha fazla vakit geçirmek istemiyorsan öne binmen gerek yoksa seni ne arkaya bindiririm ne de taksiyle falan gönderirim." Evet daha fazla yan yana olmak istemiyordum ve yüzüne bakılırsa ciddiydi ve uzatıcağa benziyordu taksiylede göndermiyeceğine göre bu seferlik ses etmeyebilirdim sanırım biraz daha tölarans göstermeliydim.
Bileğimi elinden çektim ve arabanın ön kapısını açıp bindim o ise memnuniyetle gülümsediğinde arabanın kapısını sertçe kapattım. Arabanın önünden dolaşıp yanımdaki yerini aldığında kemerimi takmıştım. Ceketini arka koltuğa bıraktı, kollarımı önümde bağlarken bakışlarımı cama çevirdim üzerimdeki delici bakışlarını hissetsemde bunların altında bir uyuşma hissine girsemde ona dönmedim.
Geçen zamanda nikah dairesine varmış ve imzalanacak evrakları istemeyerekte olsa imzalamıştım zaten benim için zor olanı nikah masasında olacak olandı bu süre boyuncada mecbur olmadıkça konuşmamıştık mesafeli ve soğuk davranmıştım aynı zamanda telefonu üst üste çalmış ama o hiç açmayıp sonunda kapatmıştı kimin aradığını tahmin etmek zor değildi ve göz ucuylada olsa görmüştüm arayanı, Güneş'ti. Ona diyecek kelimem yoktu malesef. Ve nikah tarihim ise pardon ölüm tarihim ise tam 14 gün sonrasıydı evet evet bu kadar erken bir süre sonra evlenecektik sözde.
Binadan yan yana çımıştık daha doğrusu ben her adımı ondan uzağa attıkça o inadına dibime giriyordu ve bu beni cidden delirtiyordu, "Ben çok acıktım." Sorusuyla sabır çekercesine yumdum ve adımlarımı hızlandırdım o da benimle hızlandı, "Bir yere geçelim mi hem sende sabahtan beri bir şey yemedin kanda verdin."
Cevap vermedim dışarı çıktığımızda ise ilerlemeyi bıraktım ve durdum oda durduğunda çatık kaşları ile bana baktı, "Niye durdun?" etraftan bir kaç kişi bize bakıp önüne dönüyordu, "Çünkü abim almaya gelecek sen artık beni rahat bırakabilirsin." gözleri irileştiğinde, "Hadi ya!" dedi çıkıştı adeta bu haline anlamsızca bakışlar attım, "Ben getirdim ben götürürüm." ciddi bir şekilde söylediklerine şaşkınlıkla baktım.
"Neden!" dedim öfkeyle.
"Ne neden!"
"Neden bu kadar düşüyorsun üstüme, karının telefonlarını bile açmadın yanımda sabahtan beri tuhaf tuhaf hareketler sergiliyorsun, neden niye ya he iki görüşte aşık falan mı oldun o yüzden mi bu kadar acımasız davranıyorsun bana." kehribar rengi gözlerindeki sarsılmayı gördüm ama durmadım üzerine daha da gittim, "Hadi cevap ver deki sana aşık oldum o yüzden canını bu kadar yakıyorum ve senin için zerre kadar çabalamıyorum bunu denemeye bile kalkmadım," yutkundu dediklerim karşısında ama cevap veremedi, "Hadisene!" Diye yükselttim sesimi.
"O kadar insanın hayatını hiç düşünmeden kurtarıyorsun herkesin derdine bir dermanı var bana niye zehirsin!" Omuzlarımda sesim gibi çökmüştü sabahtan beri dik durucam diye her şeyi içime atmıştım ama cidden yorgundum karşımdaki adamın ikinci karısı olma yolunda resmen emin adımlarla ilerliyordum. O kadar zoruma gidiyorduki son senemde okul sırasında olmayışıma evimde rahatça kafa dinleyemeyişime etrafımdaki onlarca insanlarla uğraşmak istemediğimden, o kadar bitmiştimki görmüyorlardı bari daha da üzerime gelmesinlerdi.
Gözlerine gölgeler düşmüştü tekrar tekrar yutkunuşunu farkettim yüzünde bir acıma duygusumu bilinmez bir ifade belirdiğinde ondan kendime karşı en ufak duygu bile istemiyordum helede şefkat hiç, bu sebeple ondan uzaklaştım ve gözlerimi üzerinden çektim.
Yaklaşan arabayı farketmemle rahat bir nefes aldım sonunda gelmişti abim arabayı kaldırımın kenarına yaklaştırdığında durup inmesini bile istemiyordum o yüzden hızlı adımlarla ona doğru yürümeye başladım beni farketmişti bile arkamdan gelen hızlı adım seslerini umursamadan ilerledim ve araba durur durmaz ön kapıyı açarak kendimi koltuğa attım adeta abim ters bakışlar atarken, ama kapıyı kapatmam ile Boran Ağa'da camın öteki tarafında belirdi o da bana ters bakışlar atıyordu üstelik.
Abim benden taraf olan camı indirdi, ikiside birbirine baş selamı verdiler, "Hadi eyvallah Boran Ağa." dedi abim hiç konuşma çabasına girmeden, o da başını salladığında oradan uzaklaşmaya başladık dikiz aynasından baktığımda elleri öylece iki yanında arkamızdan bakıyordu.
"Hayırdır ters bir hareket falan yapmadı değil mi!" Abimin sorusuyla ona döndüm, "Hayır tabiki abi." Cevabım karşısında çatık kaşları düzeldi, yanağımdan makas aldı ve önüne döndü, "Ee nereye?" diye sordum.
"Sizin için diktirdiğim elbiseleri almaya." dedi.
"Umarım güzellerdir abi yoksa seni elbise yapar giyerim haberin olsun." dedim dan diye.
"Nasıl konuşuyorsun kızım sen benimle." Omuz silktim sadece.
Ara mahelle olan bi yere girdik güzel şirin bir evin önünde durduk ikimizde indiğimizde eve doğru döndük ufak bir bahçesi vardı tahta kapının ardında iki üç merdiven sonra giriş kapısı vardı eve doğru yarısı camdan pimapenden olan kapının içinden evin iç kapısı görünüyordu, sorarcasına abime döndüm arabaya yaşlanmıştı bende yanına gidip aynı şekilde yaslandım, "Ne iş, terzici buradamı?" Kafasını salladı onaylarcasına.
Camdan göründüğü kadarıyla bir kadın belirdi içerden elinde bastonu olan yaşlı bir kadın pimapen kapının kolunu yanlış anlamıyorsam yoklayarak açtı yavaşça, bir elinde büyük bir poşet ki taşırken zorlanıyor gibi görünmüyor diğer elinde baston vardı ve bastonla yoklayarak merdivenleri inmesiyle kadının kör olduğunu anlamıştım, "Abi inanmıyorum sana yaşlı dahası göremeyen bir kadına mı yaptırdın elbiseleri, günah diye bir şey var bilirsin değil." dedim sitemle, şivem niye araya giriyorsun!
"Kör olmam duymamı engellemez küçük hanımağa." İşittiğim esle utançla yanaklarım kızardı resmen, abim bana sırıtarak bakarken yanımıza varmak üzere olan kadından poşei aldı, "Ben çok özur dilerim sadece ayıptır yani yorulmanızı istememiştim aslında." Mahçubiyetle kurduğum cümleye gülümsedi yumuşak bir yüzü vardı gözleri bembeyazdı ak düşmüştü, başında beyaz bir yazma ve sadece yüzü görüncek şekilde sarmıştı, "Takılıyorum evladım hem haklısın, bu insafsız oğlan heç acımadı bana kiras fistan yaptırdı." sitem eder gibi söylesede hiçte şikayetçi değil gibiydi, abim poşeti arabanın arka koltuğuna bırakmıştı bile ve kolunu kadının omuzuna atarak kendine çekti abime göre kısa olan kadının başı abimin göğsüne denkti, "Senden daha iyi dikebilecek kimse yoktu tanıdığım, hem ben seni zorlamadım iftira atma o kadar namaz kılıyorsun, ben bahsettim sen yaparım dedin." abimin dedikleri ile elini abimin göğsüne vurdu, "Ne yapsaydım ya çiçeklerime benim elimden daha güzel kimse dikemezdi, izinmi verseydim." Kadının içten yumuşak bir tınıdaki sesi içime dokunmuştu adeta.
Abimden ayrıldı kadın ve elini uzattı bana doğru bende elimi uzattım avucuna anında sardı elini elime, "Pek yorgunsun sen, sıkmışlar çekiyorlar ruhunu sanki." dedikleriyle bir el kalbimi sıkıştırmaya başladı sanki, eski toprak kadınlar helede içi temiz olanlar hemen anlar derlerdi bazı şeyleri görmeselerde bilir derlerdi bu kadın onlardan birimiydi yoksa, "Yat kalk Allah'a dua et ondan başkasının hayrı olmaz." Gülümsedim ondan başkası yoktu ki zaten, "Biliyorum sağolun." Dedim elimi elinin uzerine koyarken.
Elimi bırakmadan, "E hadi madem gelmişsiniz bir yemeğimi yemeden bırakmam sizi." dedi. Abime döndüm ama o olumsuzca salladı başını zaten bende eve dönmek istiyordum artık.
"Olmaz Yaren'im benim, bizimkiler akşam yemeğine bize gelecekti herkes konaktadır başka zaman artık." Biraz daha diretmesine rağmen kalamamıştık ve sarılarak vedalaşarak ayrılmıştık oradan.
Araba kullanan abime döndüm, "Nereden tanıyorsun kadını?"
Derin bir nefes aldı, "Baya oldu biz tanışalı biri sayesinde oldu diyelim, zamanla çok iyi anlaştık her şeyimi bilir binevi dert ortağımdır hem bakma kör olduğuna kendini bildi bileli terzicilik yapar bütün evlatlarını böyle büyüttü evine böyle baktı zamanla iki evladıda nankör gibi analarının üzerinde ne varsa alıp çekip gittiler kadında zaten hastaymış gözlerinde böyle kaybetti ama çok şükür şimdi durumu iyi desteğimizi esirgemeyiz zaten ondan."
Çok üzücüydü ama bir yandan böyleleride çok vardı etrafta iki mal uğruna ailesini hiçe sayan, Allah hepsinin belasını verirdi inşallah.
Konağa gelmiştik ama abim akşam yemeğine yetişiceğini söyleyip gitmişti elimdeki poşeti zor bela taşıyarak konaktan içeri girmiştim, o kadın nasıl pamuk var gibi taşımıştı ya!
🔗🔗
Herkes masada yerini almıştı ve akşam yemeğini yiyecektik Kubar amcamlar ve Jiyan amcamlarda buradaydı, babam Kubar ve Jiyan amcam kendi aralarında konuşurken Nüvit yengem Leyla yengem ve Annem kendi aralarında konuşuyordu ki anladığım kadarıyla yarınki kınayla ilgiliydi çünkü gece burada kalacaklardı ve yarın Kiraz'ın kınasıda yarın burada olucaktı başka türlü o kadar kadını bi yerde toplayamazlardı, ben kucağımda ağzında emiziği başı göğsümde duran Rona'yla otururken Hevdem ve Serkan Serkan'ın telefonundan bir halayı çözmeye çalışıyorlardı sanırım Cidaydı bu, Fisun'da telefonuyla ilgileniyordu. Babaannem ise geldiğimden beri suspustu çünkü Hevdem'in başına gelenleri öğrenmişti üstelik senelerdir doğru dürüst görmediği oğlu Agit Riva'dan şüphelendiğimizide biliyordu.
Cırcır böcekleri yavaş yavaş çıkmış olsa gerek ufak tiz ama huzurlu sesleri akşamın ses dolu bu ortamında bile hissettiriyordu kendilerini, son tabaklarıda getirdikten sonra geri çekilmişti Zehra'lar, Konağa geldiğimden beri sürekli olarak Asparşah konağında olanlar konuşuluyordu tüm Mardin'e bugün olanlar yayılmıştı bile Zeynep'i okuması için güvenli bir alan oluşturucaktık ve sadece annesiyle görüşücekti dediğimiz gibi himayemiz altında olduğundan da kimse dokunamayacaktı yanına adamda vericektik hem kimse zaten nerede olduğunu bilmeyecekti, ve çekinsede onun için bir psikolog ayarlayacaktım bunu ona da söylemiştim şu anda ise ona verilen bir odada. dinleniyordu. Ama henüz hakkında tam olarak ne yapacağımız üzerinde konuşuyorduk hâlâ, hiçbirşey tam olarak net değildi.
"Nerede kaldı bunlar onları mı bekleyelim bu kadar insan." babamın sert sesiyle dalgınlığımdan kurtuldum. Mustafa ve abimden bahsediyordu hâlâ ortalıkta yoklardı, bacaklarını karnımın iki yanından sarkmış ve kendini bana yaslayarak ses çıkarmadan sanki en huzurlu kişi oymuş gibi olan Rona'nın saçlarını okşadım bu hareketiyle gözleri mayışmış gibi kapanmıştı.
"Bilmiyorumki abi dur hele ben bir arayayım." dedi Jiyan amcam.
Bir süre sonra, "Açmıyorlar." Dedi amcam, "Benimkinide açmıyorlar." diyen Kubar amcamdı.
"Başlarına bir şey gelmiş olmasın torunlarımın." diye endişeyle konuşanda babaannemdi. Hiçbir halt olmazdı onlara.
"Neyse ya biz yiyelim onlarda gelselerdi." diye fütursuzca olaya karışan Serkan'a babaannem tarafından gözleriyle sertçe uyarıldı bunu anlayan Serkan sesizce arkasına yaslandı, "Açım be kardeşim onlardan banane." diye söylendi sessizce, karşımda olamasına rağmen duymuştum daha doğrusu dudaklarını okumuştum. Bu konuda iyiyimdir.
Telefonumun ekranı yanıp sönmesiyle mesaj geldiğini anlamıştım alıp baktığımda bilinmeyen bir numara olduğunu görmüştüm açtığımda ise şoka uğrayacağım bir şeyle karşılaşmıştım;
'İstediğin an seni bu diyardan alıp kimsenin sana ulaşamadığı bir yere götürebilirim kimsenin sana dokunamayacağı kimse için kendini yakmayacağın bir yere, kimseden korkmana gerek yok, en ufak bir zarar görmene dahi izin vermem. Sadece tren garında olman yeterli yarın akşam prangalarından kurtulabilirim seni.'
Henüz mesajda yazanları bile algılayamadan işte o sırada konak kapısı sertçe açıldı tüm bakışlar oraya dönerken abim kolundan tutarak tabiri caizse resmen sürükleyerek Mustafa abimi konağın ortasına fırlatırcasına itti Nüvit yengem çığlık atarak ağzını kapattı, bunun nedeni ise yüzü gözü kan içinde darmaduman olan oğlu olduğundandı tişörtünün yakası yırtılmış saçı bası dağılmış Mustafa abi ile kalbim ağzıma gelmişti resmen bu sebeple korkuyla herkes gibi bende ayaklanmıştım zavallım Rona ise dalıcağı uykudan sıçrayarak uyanmıştı.
"Bu ne hal oğlum kim yaptı bunu sana, elleri kırılsın onlar-" Nüvit yengemin sözünü abim büyük bir öfkeyle kesti.
"Kimseye beddua etme Yenge haketmezse bu durumda olmazdı." Sözleri büyük bir etki yaratırken kafam allak bullaktı abim Mustafa'yla çok iyiyken ona neden böyle şeyler söylüyordu ki dahası neden her an onu öldürecekmiş gibi duruyordu.
Babaannem dahil kadınların hepsi Mustafa abimin etrafina üşüşmüştü onun bakışları ise sık sık bana değip duruyordu sanki çekinir gibi, kaşlarım çatıldı bu durum karşısında tuhaf olmuştum.
"Ferman oğlum noldu anlat hele." babam gayet sakince söylemişti anlamıştı abimin öfkeli olduğunu, zaten hızla kalkıp inen göğsü buna delaletti üstelik onunda gördüğüm kadarıyla parmaklarının sırt kısmı kandı ancak abim neden Mustafa abimi bu derece ileri bir sekilde dövebilirdiki.
"Bu şeref-" diye büyük bir öfkeyle konuşan abim son kelimeyi tamamlamadan sakin kalmak adına yuttu o kelimeyi herkes pür dikkat korkuyla ona bakıyorken.
"Bunu bugün sadece, saniyelerle Boran Asparşah'ın gazabından kurtardım sadece saniyelerle ölümün pençesinden aldım!"
°°°Bölüm Sonu°°°