"Komutan"
Herkes büyük bir zelzeleye uğramış gibiydi bunun tek suçlusu ise Boran Asparşah'tı ve şüphesiz abimin dedikleri.
Etrafı büyük bir sakinlikle ve kim konuşsa ona dönerek geçiren Rona'yı poposundan destekleyerek kaldırdım biraz kucağımda.
Abim, Mustafa abime baktıkça daha da deliriyordu bunu bir tek ben görmediğime emindim, Mustafa abimi sandalyeye oturttular ve onunla ilgilenmeye başladı annesi.
"Ne demek kurtardım! Onlar kim oluyorda Mustafa'ya bunları yapabiliyor!" Babamında abimden kalır yanı yoktu. Abim sinirden güldü.
Sonra bana döndü, bana baktı, hayır hayır inceledi bir şey arar gibi, tek kaşımı kaldırarak baktım ona, "Abi neler oluyor anlatacak mısın artık." Sabahtan beri konuşmayan ben konuşmuştum.
Bakışları diğerlerinin üzerinde gezindi, "Tek seferde söyleyeceğim herkeste anlasın, Mustafa başına gelen her şeyi haketmiştir ve hiç kimse tek bir söz bile söylemeyecek Boran Ağa'ya!" Dedi. Neden? Niye böyle davranıyordu Mustafa abim ne yapmıştı anlamıyordum.
"Bu da ne demek kimse benim oğluma bunları yapamaz." diye atıldı öfkeyle Nüvit yengem Kubar amcamda fazlasıyla öfkeliydi. "Ferman iki gün sonra düğünü var bu adamın bu yapılanlar hak mı?!" doğru söylemişti Kubar amcam.
Abim ise alayla, "Düğün mü? Bu adam düğünü olduğu halde..." devam ettiremedi sanki bir el boğazını sıkıyormuş gibi gömleğinin yakasını çekiştirdi yetmedi sinirle elini saçlarına geçirdi, "Deliricem vallaha da billaha da deliricem." diye söylendi.
Serkan abimin omuzuna elini koyarak sıktı, "Abi bir sakin ol bak yaşlı insanlar var etrafta." abimin odağı yine ben oldum öfkesi bu sefer bana döndüğünde olduğum yerde buz kestim adeta.
Sezgilerime güvenerek söylemeliydimki ortada beni Boran Ağa'yı, abimi ve Mustafa abimi ilgilendiren bir şeyler dönüyordu.
"Mustafa, Boran Ağa'nın damarına bastı adamı delirticek şeyler söyledi o da dayanamadı ağzına sıçtı bu pezev- yani bu gerizekalının." Ne demiş olabilirdiki öldüresiye dövücek kadar?
"Değilmi Mustafa!" Sesi uyarır gibi çıkmıştı ve Mustafa abimde gözleri anlık bana değdikten sonra ateşe değmiş gibi kaçırdı gözlerini, "Evet, ben rahat durmadım olanlar benim suçum." dedi, ancak bunun yalan olduğuda belliydi çoğu kişi ona inanmasada ses edemedi.
Abimin yanıma gelmesiyle yutkundum istemsizce, bakışları soğuktu ve içimi sıkmıştı bu durum. Rona'yı belinden destekleyerek kucakladı bu durumdan hoşnut olmayan Rona ise kollarını bana doğru uzatıp dururken abim başına öpücük koyup Hevdem'e verdi, bakışlar üzerimizdeydi ancak ses edemiyorduk çünkü hâlâ kimse tam olarak neyin ne olduğunu anlamamıştı, "Sofraya geçin, biz geliyoruz, hem o arada Mustafa'da size bir şeyler anlatır belki... Rahat olun sıkıntı yok." Dedi ve elini omuzuma atarak konağın arkasına yönlendirdi beni.
Koca ağacın yanına yaklaştığımızda karşı karşıya geldik, "Şimdi sana sadece kısaca anlatıcağım sende zorlamayacaksın tamam mı, bundan sonra Mustafa'yla mecbur olmadıkça konuşmayacaksın yan yana gelmiyeceksin, biraz olsun hatrım varsa bir şeyleri sorgulama sadece bana güven yeter Gece, tamam mı?" Gözlerim şaşkınlıkla irileşirken aynı hızla kaşlarım çatıldı ama bildiğim bir şeyde vardıki abim boşuna böyle konuşmazdı. Ama Mustafa'da yakınımdı akrabamdı sonuçta ama yinede abimin öfkesine ve bende olan sonsuz hatrı için onu sorgulamayacaktım.
O yüzden, "Nasıl istersen öyle olsun ama sonradan canımı sıkacak bir şey olduğunu öğrenirsem hiç sakin kalmam bilesin." Sözlerim karşısında omuzları rahatlamış gibi çöktü dudağında bir gülümseme peyda olurken beni kendine çekip sıkıca sardı kolları bedenimi, bende aynı karşılığı vermede geç kalmadım, "Bir daha bana soğuk soğuk bakma." diye söylendim başım göğsünde yaslıyken, saçlarıma dudaklarını bastırdı. Ne olursa olsun abimi kimseye tercih edemezdim asla sanırım.
El ele tekrar avluya döndüğümüzde herkes yemeğe başlamıştı Mustafa abi ise ortada görünmüyordu bu iyiydi benim için her ne kadar neler olduğunu deli gibi merak etsemde. Onunla bir geçmişimiz vardı benim çocukluğum sayılırdı ama aramızda hep bir mesafe doğuştan vardı gibi, yinede abimi tanıyordum o uzak durmamı söylüyorsa bir bildiği var demekti, ancak tek dilediğim altından kötü birşeylerin çıkmamasıydı ve kısa sürede aralarındaki bu husumeti çözmeleriydi.
Aklıma mesajın gelmesiyle elimdeki çatal tabağa düşmüş kısa süreliğine bakışlar bana dönmüştü, hemen topladım kendimi. Kim olduğu hakkında en ufak bir tahminim yoktu, okul hayatım boyunca elbette teklifler almıştım ancak hepsinide nazik bir şekilde reddetmiştim zaten fazla sosyal biri olmadığımdan pek kimse yaklaşmazdı bana bu durumdan şikayetçi falanda değildim elbet ve bana takıntılı olabilecek kimse yoktu demekti bu, yani en azından bana göre ki hayatım boyuncada ilk defa böyle bir mesaj alırken bu kişinin hayatıma müdahil olduğu belliydi. Beni, aşiretleri bile tanıyordu belliki, kimsenin beni bulamayacağını yazmıştı ve bu beni korkutmaya baslamış iştahımıda kesmişti.
Öteki yandan dışarda tam olarak belli olmasada bir katil dolaşıyordu beni öldürmek isteyen ve bu mesajı tuzak olarak atmadığı ne mâlumdu.
Kafam laçka olmuş gibiydi.
Herkes yeterince tatmin olmadan kafalarındaki sorularla odalarına dağıldığında bende odama girmiştim, Kubar amcamlar kalmamıştı bizde, sanırım oğulları ile ilgileneceklerdi. Karnımda ufak ufak yoklayan sancılar canımı yakıcak türden değildi yani alışkın olduğum türdendi, telefonu alıp tekrar tekrar okudum mesajı sonra kaydedip whatsapta fotoğrafına baktım ama yoktu aradım ama kullanılmadığını söyledi.
Kimdi bu?
Mesajlar kısmındaki Boran Asparşah'a kaydı bakışlarım ve anında bugün olanlar düştü hatrıma, aklıma gelenle yatağın başlığına yasladığım sırtımı ayırdım, kimliğim onda kalmıştı, onu vermemişti!
Bilerek mi vermemişti acaba!
O an nasıl oldu bilmiyordum lakin elim arama butonuna çarptı telefonu canlı bomba misali yatağa attım ekranda çalıyor yazısı geçiyordu hâlâ kapatmak için şansım var demekti bu, telefonu aceleyle aldım kapatacakken açıldı ve tok sesi doldu etrafa en azından benim duyucağım kadar.
"A-alo" diyebildim sadece.
"Yanlış oldu herhalde Zara'nın numarası değil bu! Onu ara." Pat diye yüzüme bunu söyledi ve kapattı.
Benim.
Benim yüzüme telefonu kapattı.
Hemde mantıklı hiç bir açıklama yapmadan!
Öfkeyle geri aradım ancak müsait olamayacağı ve Güneş'in yanında olduğu için öyle konuşmuş olabilme olasılığı gelince kafamı duvarlara vurmak istesemde telefon tekrar açıldı.
"Hayırdır Gece, gece gece ne iş?!" dediklerindeki absürtlükle kaşlarımı çattım adım Gece olunca başıma gelen tek şey bu olmuyordu zaten çoğu zaman.
Telefona ses gitmesin diye sesli bir soluk verdim, "Ben seni sadece bug-" sözümü sert bir şekilde kesti, "O it yüzünden aradın değil mi! Zaten başka neden arayacak Gece hanım bizi, hesap mı soracaksın yoksa ha!" Kulağımın içine kadar giren sesiyle yüzümü buruşturmuştum. Hem bu adam ne diyordu böyle beni konuşturmuyordu bile üstelik.
"Bana bak Asparşah aksam akşam senin karga torba sesini dinlemek için aramadım!" sinirden ayaklanmıştım bile, karşıdan şaşkınlık dolu bir "Ha!" nidası yükseldiğinde susmadım, "Sadece kimliğim sende kalmış onu bana göndert diyecektim o kadar, önce dinlemeyi öğren sonra konuş." göğsüm hızla inip kalkıyordu zaten burnum boktan kurtulmuyordu her anım ayrı bir entrikaydı birde bunların tripleriylemi uğraşıcaktım.
"Sen şimdi Mustafa'nın ağzına sıçtığım için hesap sormayacak mısın?" Kalın ve sert ses tonu hayretle çıkmıştı.
"Bir kerede basmıyor mu sizin kafanız ben anlamıyorum ki."
"Gece!" Yüksek sesle uyarması ile irkildim, tamam az önce içimden söylemek istemiştim.
"Bak sen Mustafa a-"
"ALMA SAKIN BİR DAHA O PİÇİN ADINI AĞZINA!"
"Düzgün konuş." diye uyardım dişlerim arasından.
Sert ve sesli bir soluk çekti, "Anmayacaksın adını Gece, yemin ederim bugün yarım bıraktığım işimi tamamlarım bu sefer kimse durduramaz beni." Tehlike ve öfke kokan sesi ile durmam gerektiğini anlamıştım aralarında geçen şey zannettiğimden de büyüktü anlaşılan, sorsam söyler miydi acaba?
"Neler olduğunu anlatsan?" Dememle anında, "Bu işe sakın karışma." diye keskin bir şekilde cevapladı.
"Peki tamam, sen onu dövdüğünde abim sana bir şey yapmayıp söylememişse zaten sen suçsuzsundur muhtemelen o yüzden sana tabiki hesap sormayacağım bunu aklıma dahi getirmedim ve dediğim gibi kimliğimi göndert yarın." dedim usulca, bir süre ses gelmedi.
Telefonu kulağımdan çekicektim ki sesinin gelmesiyle, "Gece," Derin çıkmıştı sesi, tekrar kulağıma yasladım sesli bir soluk verdiği esnada. "Kendine iyi bak, iyi geceler." Cevap vermedim ve kapattım direkt.
🔗🔗🔗
13 gün kalmıştı düğünüme ve sabaha gözlerimi inanılmaz ağrılarla açtım regl olmuştum, henüz sabah ezanı bile yeni yeni okunuyordu ve karnımdaki ağrı beni yokluyup duruyordu biliyordum ki ilerleyen saatlerde can alırcasına yakıcaktı canımı, banyoda zorlukla işlerimi halletmiştim yeni iç çamaşırları giyip ped taktıktan sonra pijamalarımı giyindim uykum çok fazla vardı ve henüz idare edebilecek derecede olan ağrımın üzerine zorda olsa gözlerimi yumdum biraz daha yatmalıydım.
Sabah olduğunda ise keşke gözlerimi açmaz olaydım dedim.
Keşke gözlerimde ultra çapaklanma olsaydıda hiç açılmasaydı diye bir sürü beddua okumuştum kendime çünkü gözlerimi araladığımda görüş açıma girmesini istiyeceğim şey kısacık bir havluyla duran Leyla yengem değildi, havluyu açtığında gözlerimi anında yumarak yastığa gömdüm aynı anda çığlık basarken.
"Ne yapıyorsun yenge ya." dedim.
Telaşla arkasını döndüğünde sanırım ona bakmasamda yeni fark etmişti uyandığımı, "Ay sen uyandın mı... ne bağırıyorsun hem, sanki hayatında görmedin."
"Giyindin mi?" Dedim. Sesim yastıktan dolayı boğuk çıkmıştı.
"Evet, evet korkma aç gözlerini." Hırsla başımı yastıktana kaldırdım, üzerini neredeyse giymişti, "Yenge Allah'ıma kuranıma tercihlerim erkeklerden yana nolur bana bacak açıp durma ya!" Sitemle söylendim o ise kahkaha attı, "Hem ben seni görmek zorunda mıyım git kocana göster."
"Kız zaten her gece görüyor daha dün akşam bile gördü hat-" lafını hızla kestim gözlerim irileşirken etrafımda edepli bir tane karı yoktu.
"Yenge! Bana ateşli gecelerinizi anlatma Allah aşkına, birde utanmadan dün gecede yaptık diyor ya." sırıtarak kırıttı ve elbisesini üzerine giymeye başladı, "Kaldığımız odada banyo yoktu o ortak banyoya girdi aslında ben dedim birlikte girelim diye ama yok beyfendi çıkamayız sonra ayıp olur dedi." kulaklarımı kapatmak istiyordum, "Neden çıkamayalım ayol, e tabi adam dayanamıyor işte naparsın, güzel olmak her türlü dert valla." O konuşurken onu duymamazlıktan gelmek en iyisiydi ağrım vardı ama üzerine yattığımdan uyuşmuş gibiydi yine ağrımaya başlamadan değiştirsem iyi olurdu. Banyoya yönelirken.
"E birde çürük vişneyide kakaladık babaanneye bizden rahatımı var sabaha ka-" kapıyı sertçe kapattım. Hevdem bir bu iki, tamam bende yerine göre pislikleşmesini bilirdim tabikide, masum biri değildim elbet ama yinede banane onların münasebetinden zaten âdet olmuşum her yerim ağrıyor sinir kat sayım her seferinkinden daha fazla birde bunlar ağğhhh!
Yatağıma geri döndüğümde yengem odada yoktu neyseki dağıttığı etrafı toplamıştı birde bununla uğraşamazdım. Kasıklarımda baş gösteren batma hissi ve sancılar yükseldikçe inlememek için zor tuttum kendimi sırtımı kapıya doğru dönük şekilde yatakta cenin pozisyonu aldım sanırım bugün kınaya katılmayacaktım, reflekstenmi bilmiyordum ama kendimi bir öne bir arkaya doğru yavaş bir şekilde sallayıp durmaya başlamıştım aynı zamanda karnımada baskı uyguluyordum.
"İnşallah bütün erkekler çektiğim ağrılar kadar acı çekersiniz."
"İnşaalah sizde adet ağrısı neymiş 1 ay aralıksız yaşarda görürsünüz."
"Hepinizden nefret ediyorum."
"Hayatta neden en çok acı çeken bizleriz ki, her ay bunları yaşarken birde hayata hiç birşey olmamış gibi devam etmemizi bekliyorlar."
"Acılarımızı görmezden gelen inanmayan bütün erkekler inşallah kat be kat daha fazlasını yaşarsınız."
Acı içinde söyleniyordum bu bir rutin haline gelmişti artık benim için.
Sanki böyle söylerken rahatlıyormuş gibiydim bir çeşit paradoks gibi, odamın kapısı yine pat diye açıldı büyük bir gürültüyle.
"İşev mevane teme yar yeman yar yeman edle yeman yar yeman." Bağıra bağıra şarkı söyleyerek giren Hevdem'di tabikide onu uzun süre sonra yine eskisi gibi görmek o kadar iyi hissettirmiştiki.
Yatağımın yanı çöktüğünde arkada yerini almıştı, "Şev tari bu kes naye, yar yeman yar yeman, dine alem raziye dilo dilo dilocan"
'gece oldu kimse gelmiyor sevgilim Yaman sevgilim dünya alem uyumuş gönül gönül gönlümün canı'
Yüzümü ona çevirdim omuzumdan sarstı beni güler yüzüyle, "E hadi kaksana abla bugün tonlarca iş var hem kahvaltı yapacağız daha hadi."
"Ben yemeyeceğim Hevdem adet oldum ağrım var o yüzden hiç çıkamam yataktan."
"Nasıl ya tam zamanıydı." Dedi, büyük bir hezeyanla.
"Napayım Hevdem Allah Allah, ana vatan kan ağlıyor diyorum kalkmış tam zamanı mıydı diyorsun." Diye tersledim onu.
"Tamam ya bir şey demedik, ağrı kesici getireyim mi ya da başka bir şey." diye sorduğunda başımı yastığa gömdüm, "Hayır ama abimi çağır kahvaltıdan sonra hatta sende gel." Sesim boğuk çıksada anlamıştı beni. Bir kaç şey daha söyledikten sonra gitmişti.
Sonrada odama babaannem geldi tabii yüksek ihtimalle hasta olduğuma inanmamış bu yüzden gelmişti ama beni gördükten sonrada gerisin geri gidiverdi. Aradan geçen yaklaşık bir saatin ardından abimde Hevdem'de geldi odama, sırtımı yatak başlığına yaslamışken abimde yanıma oturmuş Hevdem ayak ucuma yakın bir şekilde bağdaş kurmuştu derin bir nefes aldım bedenime ateş basmış gibi hissediyordum.
"Yüzün çökmüş bile, çok mu ağrın var?" diye sordu abim, kolunu omzuma dolayıp kendine çekti başım göğsüne dekti, "Her zamanki gibi yarına geçer," diyebildim sadece, eli omuzumu okşuyordu, "Sende Hevdem gibi değilsin ki anasını satayım, çikolata falanda yemiyorsun," başımı ona doğru kaldırdığımda Hevdem'e göz kırptı. Abimden utanmıyordum yani bence utanılacak bir şey yoktu, ben zaten hiç bir zaman âdet oldum demezdim hastayım der çekilirdim odama bu sürede de en çok abim ilgilenirdi benimle. Zaten sadece ilk gün çok fazla ağrım oluyor ve yürüyemeyecek kıvama geliyordum ondan sonraki günlerde uyuşup yok oluyordu artık.
Başımı göğsünden kaldırarak tamamen ayrılırken yüz yüze gelmemizi sağladım "Şimdi abi sana bir şey diyeceğim ama nolur fevri davranma olur mu?" Söylediklerimle kaşlarını yavaşça çattı yüzü ciddi bir hâl aldı, "Şimdi dün akşam bana bir mesaj geldi ama kayıtlı değildi numara," gözlerim hem Hevdem'de hem abimde geziyordu abimin bedeni gerildi Hevdem ise bariz bir merakla bakıyordu, "Ne mesajı ne yazıyor ki?" diye de konuştu.
En iyisinin mesajı göstermek olduğunu anladım bu sebeple yastığın altındaki telefonu aldım ve mesajı açıp abime uzattım Hevdem anında zıplayarak telefonun tepesinde yer aldı mesajı okuyan abim telefonumu öyle bir sıkmaya başladı ki parmak boğumlarının beyazladığı anında belli oldu Hevdem tedirgin bakışlarla bana baktığında kaşlarını kaldırarak sordu ben ise 'bilmiyorum' diye kıpırdattım dudaklarımı sessizce.
Ferman abim bana baktığında öfkeli bakışlarının aksine korkuya rastladı birden bire yüzümü avuçlayınca afalladım, "Bizi bırakacak mısın? Kaçmak ister miydin gerçekten gider misin kim olduğunu bilsen güvensen." Sesi zorlukla çıkıyordu, elimi anında ellerine attım ve avucuma aldım, "Abi ben sizi bırakabilir miyim hem kaçmak çözüm olsaydı beni en önceden sen göndermez misin?" Bakışları ellerimize düştü, "Bitik bir adamım zaten, en azından seni bu durumdan gebererek kurtarabilirdim." Çaresiz çıkan sesiyle gözlerim dolmuştu Hevdem çoktan akıtmaya başlamıştı incilerini.
Ellerini daha iyi kavradım ve gelen göz yaşlarımı iteledim, "Senin ölümün kimsenin işine yaramaz ki, buna ölsem izin vermem kimse vermez sen sanıyor musun ki ölünce durulacak ortalık. Ben artık kabullendim sizde anlayın bu konuyuda açıp durmayın." Net bir şekilde konuşmuştum.
Özür dilerim abi ama ölecek biri varsa o da ben olacaktım zaten, istedikleri kansa benden daha iyi kurban bulamazlardı.
Alnıma dudaklarını bastırdı sıkıca, "Bu it kimmiş bulacam, bir daha gelirse haber ver tamam mı hem ne zaman geldi bu mesaj." Sorduğu soruyla düşündüm dün akşam abimler gelmeden hemen önceydi.
"Sizin konağa gelmenizle aynı zamanda." Dediğimde zaten telefondan atıldığı saate baktı kaşları çatık bir sekilde.
"Şüphelendiğin biri var mı peki?" Hevdem kızarmış gözleriyle sorarken ona, "Hayır kimse yok zaten anladığımız üzere içimizdeki olaylara neredeyse hakim olan biri kimseden korkmana gerek yok diyor, kimsenin seni bulamayacağı diyor, bana böyle mesaj atabilecek kimse yok etrafımda."
Başını salladı daha sonra ise ayaklandı, Hevdem'in yanağından makas aldı, "Ağlama kız artık sende sümüklü hayır evde kalacan sonra başıma bela." dediğinde Hevdem gözlerini kaçırdı ve göz göze geldik, "Sen merak etme abicim herkes evde kalır Hevdem kalmaz ben kefilim." dedim gülerek. Ters ters baktı ikimizede.
O çıktıktan sonra, "Ah abi ah bir bilsen başımı çoktan bağladığımı napcan o zaman." diyen Hevdem söylediklerini anca idrak edebilmiş gibi direkt bana baktı, "Hakikatten ne yapıcam ben!" Ağlamaklı çıkan sesine karşı sırıttım.
Elimi saçlarına attım okşar gibi yaptım, "Üzülme canım benim alt tarafı evlenmeden dul kalırsın o kadar."
"Ay ağzından yel alsın abla biz daha boy boy çocuklar yapacağız ben boşuna mı gecelik prova-" kafasına yapıştırmamla acıyla inleyip vurduğum yeri ovaladı, "Bi bitmediniz sabahtan beri önce yengem sonra sen noluyor kızım size hayırdır!" Dediğimde örtümü üzerime çektim.
"Aa yengem sana anlattı mı bana neden anlatmadı o zaman. Gerçi anlatmasına gerek yok maşallah sabaha kadar duvara çarpan yatak yüzünden uyuyamadım, buna gerekde yoktu yanisi."
"Hevdem siktir git!"
"Ne oldu ki ya," diye anlamazca konuştu.
"Zaten ağrımdan delirecek konumdayım birde seninle uğraşmayayım çık git hadi." Ama Hevdem bana dil çıkartıp koşarak çıkmıştı odadan.
Zaman hızla geçerken akşam olmuştu neredeyse, sabahtan beri ise dışarda ses kesilmemişti öğlen bir ara bana bir tepsi yemek getirdi Zeynep böylece onunlada konuşma fırsatım olmuştu çok ama çok naif bir kızdı başına gelenler berbat olsada ayakta durmasını bilen pes etmeyen biriydi onun zorlamasıyla bir şeyler yemiştim sonrasında ise Fisun bir ara yanıma uğramıştı tabii her zamanki gibi rahat durmamıştı ancak yine istediğini alamayıp gerisin geri gitmişti. Niye böyleydi anlamıyordum çocukluğumdan beri aynı ve benden zerre haz etmeyen biriydi ancak artık takılmıyordum buna o kadar.
Onun yanı sıra bir de Aysun'un oğlu vardı tabi, kısa süre önce onunla vedalaşmıştım ancak içim gitmişti ona, çünkü o cok ufaktı daha ve anne babası yoktu artık yinede babamın en doğrusunu yaptığına inanıyordum, onu tanıdık akrabalarımızdan çocukları olmayan evlat hasreti çeken bir çifte vermişti çocuk esirgeme kurumunda kalmasından iyiydi en azından aile ortamında büyüyecekti üstelik bir gözümüz hep onun üstünde de olucaktı, umarım hayat ona hakettiği gibi davranırdı.
Kına çoktan başlamıştı şarkılar burada çalıyormuş gibiydi sanki odamın içi gümbür gümbürdü, erkekler sıra gecesi yapacak son saatlerde buraya katılacaktı yataktan sarkıttım ayaklarımı, istemsizce ağlamakla doluyordu içim rahmimden karnımın iç kısımlarına vuran ağrı beni öldürecekmiş gibiydi ayağa kalktığımda yan tarafta kalan boy aynasına düştü bakışlarım saçlarımı ördüğümden sadece bir kaç tutam vardı yüzümde ancak fazla beyazlamış ve solmuştum. Odadan yavaş adımlarla çıktım biraz hava almak için, üzerimde sabahki pijamalarım vardı bu sebeple balkona fazla yaklaşmadan etrafa aşağı baktım.
Avlu konak tıklım tıklımdı ortada başı olan sonu olmayan bir halay vardı halayın başını ise Nüvit yengem çekiyordu bizimkilerin hepside halaydaydı gözüm yemek masasının kaldırıldığı kısma kaydı oraya gelin ve damat için yer yapmışlardı ve Kiraz kırmızılar içinde orada müstakbel kocasını bekliyordu, etraf cümbüş cümbüşken çalan halay şarkıları yüzünden içimde ağrılarıma rağmen halay çekme isteği oluştu ama tabikide yapamazdım bu hâlde.
Odaya geri döndüm banyoda işlerimi hallettikten sonra yatağıma yönelirken odanın kapısı açıldı ve içeriye hiç beklemediğim biri girdi.
Zara.
Bildiğim kadarıyla onlar da düğüne gelecekti.
Zümrüt yeşili payet bir diz üstü elbise giymişti tek kolu olmayan, saçını lüle lüle yapmış öylece salmış hafif makyajı ile çok güzel olmuştu.
"Zara?" Dedim saşkınlıkla, o ise çekinerek alt dudağını dişledi, "Ben kapıyı çok çaldım da duyulmadı galiba." Dedi.
Ona doğru yöneldim, "Önemli değil bu seste duymam mucizeydi zaten, gelsene." Utangaç bir sekilde gülümsediğinde sarıldık birbirimize, "Hoşgeldin Zara, sadece sen misin yoksa diğerleride geldi mi?" Sordum ayrılırken.
"Hoşbuldum evet sadece ben varım Hevdem davet ettiğinden."
"Otursana." dolabın yanındaki sandalyeyi gösterdim, oturdu. "Ben aslında seni merak ettim, Hevdem rahatsız deyince, âdet olmuşsun. Kötü olmuş yani şimdi düğünde de mi olmayacaksın?" Sesi üzgün çıkmıştı.
"Yüksek ihtimalle evet, ama yapacak bir şey yok." Kafasını salladı, "Peki çok ağrın var mı hastaneye felan mı gitsek." Kaşlarımı çattım hayatta regl ağrıları için hastaneye gitmezdim gidersem daha kötü oluyordum tuhaf şekilde hem çekiceğim varsa çekerdim ağrı kesici bile kullanmazdım çünkü sonra ki ay daha beter oluyordum.
"Gerek yok normal bir şey bu endişelenme sen."
"Aa birde kimlik vardı asıl onun içinde gelmiştim ama unuttum, dur hemen vereyim." dediğinde elini ufak çantasına attı ve kimliğimi bana verdi.
"E peki tamam, ben gideyim sende kendine iyi bak o zaman, bir şeylere ihtiyacın olursada olacağını sanmıyorum ama lütfen ara beni." dedikten sonra gülümsedim çok samimi biriydi art niyetli olmayan, vedalaştıktan sonra gitti Mara gibi kibirli gözlere sahip değildi en önemlisi. Gözlerim oturduğu sandalyeye kayınca alt tarafında bir parlaklık vardı ilerleyip aldığımda bu bir bileklikti kesin Zara'dan düşmüştü çıkalı cok olmadığından seri adımlarla çıktım odadan balkona yaklaşmadan ince holü geçerken sırtı dönük şekilde konuşan Zara'yı gördüm biriyle konuşmaya çalışıyordu ancak etraftaki sesten dolayı sesini iyice yükseltmişti bir kulağınıda kapatmıştı ve henüz beni farketmemişti, "Abi duymuyor musun ya ne yapacaksın sen onun nasıl olduğunu!" demesiyle geriye doğru bir adım attım.
"Tamam işte... Yok o kınaya inmedi hastaydı bir görsen var ya yüzü bembeyaz kesilmiş birde zayıflamış görmen lazım yarın ki düğünede katılamayabilir galiba." Zara biraz abartıyor olabilir misin acaba?!
Beynimden aşşağı kaynar sular dökülüyordu sanki. Boran Asparşah ile konuşuyordu.
"Ya abi! Kızsal mevzular bunlar karıştırmazmısın lütfen!" Sitemi ile utançla yüzümü ekşittim. Bu adam neyi merak ediyordu Allah aşkına, günde kaç litre kan boşaltığımı mı?!
"Baktım dedim ya abim benim yine niye gideyim yanına hem ben ona söyledim hastane falan diye ama reddetti bir şeye ihtiyacın olursa ararsın dedim ama koskoca Hanımağa kız bizden ne isterki Allah'ıma." Diyede söyleniyordu birde.
"Tamam abi ben yine bakarım bir şey olursada ararım görüşürüz."
Beni görmemesi için hızlı adımlarla odama döndüm. Neyin peşindeydi anlamıyordum niye böyle davranıyordu kavrayamıyordum, Boran Asparşah umarım bana karşı sadece basit hisler besliyordur yoksa kaybedecek olan tek kişi o olacaktı çünkü ona verecek tek bir duygu kırıntısı bile olmayacaktı bende! Odanın kapısını kilitledim astım ilacımdan bir kaç kez sıktım ağzıma sonrasında ise kulaklıklarımı takıp yatağa uzandım bu gece en erkenden bitmeliydi. Bilekliğide Hevdem verirdi artık.
🔗🔗🔗