16. Bölüm Part:2

3683 Kelimeler
Sözde düğünüme 12 gün kalmıştı ve günlerin hızlı geçmesi canımı sıkıyordu. Bugün düğün günüydü düğün yarım saate kadar başlardı, ben ise hâlâ konaktaydım çok daha iyi hissediyordum artık kendimi bilerek sona bırakmıştım daha rahat hazırlanmak için hemde daha iyi hissedene kadar durmak içindi, bizimkiler hazırlanıp konvoy halinde konaktan çıkana kadar resmen her yeri alt üst etmişlerdi zavallı kızlarda etrafı topluyordu hâlâ, acelem olmadığından yavaşça hazırlandım hasta olmama rağmen temiz bir duş aldım kişisel ihtiyaçlarımı giderdikten sonra saçımı havluyla bıraktım. Ferman beyin benim için diktirdiği elbisemi askılıktan çıkardım, kısa sürede giydim saçlarımıda kuruttuktan sonra dalgalı bir şekilde yaptım turuncuya yakın saçlarım ışıl ışıl parlarken oturduğum sandalyede kalçama değin uzandı hafif salladım saçlarımı bu hoşuma gidiyordu çocukken çok daha açıktı saçım hatta sapsarıydı ancak büyüdükçe koyulaşmıştı. Kulağımın hemen üstünden iki taraftanda alarak arkadan tel tokalarla tutturdum, makyajımıda toprak tonlarında yaptım ve biraz yoğun yapmıştım bu sefer, bordo renk rujumuda sürdükten sonra platform topuk gümüş grisi tonlarda bir topuklu giyindikten sonra boy aynasının karşısına geçtim. Parlak gümüş grisi renkten oluşan bir boydan yöresel elbise vardı üzerimde eteği yerleri biraz süpürecek kadar uzun aynı zamanda kollarının uçlarıda ayaklarıma kadar uzanıyordu neredeyse, normalde kollarını iki ucunu arkamda bağlamam gerekiyordu ama şimdilik yapmak istemediğimden bağlamadım, belime altın bir kemer taktım boynuma ve kulaklarımada altın takılar taktım parmağımdaki yüzüğün ilginç şekilde herşeye uyması sinirlerimi bozsada güzel duruyordu bileklerimede altın bilezik taktım birine kalın birinede çeyreklerle kaplı bir tane bilezik, adetlere uymak lazımdı zaten hoşumada gitmişti şuan.  (Şu uzun bacağına kadar gelen takıyı ve göğüs kısmındaki altınları saymayalım lütfen. Ayrıca bu karakter değildir, sadece kıyafet tanıtımı.) Ufak siyah el çantamın içine gerekenleri koyduktan sonra ayağımdaki topuklular yüzünden dikkatlice indim, düğün başlamıştı bile, kim bilir ne kadar ayıp olmuştur millette laf yapıp bizim karıları sıkmazlarsa iyiydi. Geldiğimi duyan avluyu süpüren Canan abla Zehra ve Zeynep bana baktı beğeni dolu bakışları buradan belli oluyorlardı, "Kızım pek bir güzel olmuşsun maşallah nazar değmesin inşaallah." dedi dolu dolu Canan abla. "Evet gece'ye doğan ay gibisiniz resmen gümüş gümüş parlıyorsunuz." diyende Zehra'ydı. Gülümsedim, "Çok sağ olun." dedim. Eminim onlar benden daha güzellerdi. Diğerlerinde onayını aldıktan sonra konak kapısından çıktım yavaşça, kapının önündeki adamlar Babaannemin köydeki adamlarıydı bana baktıktan sonra önlerine dönmüşlerdi, "Cahit'e haber edin arabayı getirsin diğerleride hazırlansın." Başını salladı, "Hemen Hanımağam." Akşamın izlerini üzerine salan sokakta elektrik direkleri her yeri yeterince aydınlatıyordu, sol tarafıma doğru iç güdüsel olarak baktım, yolun diğer tarafına baktığımda yolun karşısında ara sokağın başında bir karaltı fark ettim, ayak uçlarından yavaşça yukarı tırmandı gözlerim orta kilolarda kalıplı biriydi, bir adamdı bu daha sonra sokak lambasının yansıttığı yüzünü gördüm. Gördüm. Yüzünü. Simsiyah bakışlarını. Tanıdım. Aramızdaki mesafeden bile onu gözlerinden tanıdım. Zaten siması her gün gördüğüm birine benzerken nasıl olurda tanıyamazdım ki? Bedenim ben ne ara başladığını bilmediğim bir titremeye girdi adeta, nefes alma işlemini bile tamamlayamayacak kadar acemileşti yeni doğan bir bebek kadar savunmasızlaştırdı. Kalbimin atışlarını kulaklarımda ensemde net bir şekilde hissetmeye başladım saysam sayardıma atışlarımı. Bir rüzgar çarptı yüzüme saçım önüme savrulduğunda görebildiğim son karesi kıvrılan dudaklarıydı, iğrenç yüzünden seçebildiğim buydu. Saçlarımı yüzümden çekerken bu sefer orada yoktu. Agit Riva! Amcam. O orada değildi yoktu. Oysa sadece bir kaç saniyeliğine kapanmıştı gözlerim. Adımlarım bedenime ihanet ederek onun olduğu yöne adeta uçarak gitti, koştum babamdan bile korkmayan ben bu adamdan delicesine korkarken arkasından koştum ara sokağa girdim ayağım acısada koştum ama yoktu etrafımda bir kaç tur attım ama yoktu! Nasıl olabilirdi bu! Demek beni öldürmeye kalkan sendin, bu ne akılsızlık bu ne cesaret! Göğsüm hızla kalkıp inerken omuzuma dokunan bir şeyle arkamı döndüm hızla, gördüğüm kişiyle rahat bir nefes verdim bu Cahit'ti. "Hanımağam noluyor niye koştunuz bir şey mi oldu." Oda nefes nefeseydi tekrar arkama baktım. Yok olmuştu sanki bir anda. Yer yarılsındı oda içine girsindi inşallah. "Hemen düğüne gitmemiz lazım hemde acil! Adamları hazırla!" diye bağırdım adeta. Dakikalar içinde arabada yerimi almıştım o adam boşa burada olmazdı inşallah düğün alayına karışmazdı inşallah düğüne yaklaşma gibi bir saçmalık yapmazdı! Stresle bacağımı sallayıp duruyordum. "Düğün alanını gerekiyorsa bir kaç mahalle ötesine bile adam koydurt Cahit tek bir yabancı dahi alınmayacak onu gördüğünüz an tutun!" "Tamam Hanımağam." "Ben size haber edene kadar kimseye bir şey söylemeyin!" Onada tamam dediğinde, "Biraz daha hızlı ol Cahit!" diye baskınlık uyguladım. Nolur kimseye zarar gelmesin. En kötü travmalarıma neden olan adam Agit Riva umarım yine aynı hatayı yapmazsın çünkü bu sefer ne ben ufağım ne de seni bağışlayacak bir Kalender Ağa var. Araba sert bir frenle büyük konağın önünde durdu kimseyi beklemeden indim kapının önü adamlarla kaynıyordu daha doğrusu erkekler sigara içip konuşuyorlardı bütün bakışlar bana döndüğünde onlara bakmadan kapıdan içeri girdim avluya inmek için önümdeki 10-11'lik merdivenlerin inilmesi lazımdı burası genel olarak aşiret düğünleri için kullanılan bir konaktı, merdivenlerin başında durdum, etrafa hızlıca göz gezdirdim ortada bir pist vardı adeta, halka halinde büyük bir halay kuyruğu arkalarında gözünün alabildiği kadar masalar ve sandalyeler doğru dürüst adım atacak yer yok gibiydi ilerdeki köşede gelin damat köşesiydi ve ben Mustafa abiyle göz göze gelmiştim en azından bana baktığını düşünüyordum çünkü merdivenlerin başında kimse yoktu yani arkamdaki adamları saymazsak. Karşımda kalan konağın ilk katında aradığımı bulmuştum babam oradaydı, ayaktaydı yaşlılarla birlikteydi muhtemelen onlar orada ağırlanacaktı eteğımin uçlarını tutup kaldırdım etraftaki neredeyse bütün bakışlar bana dönmüştü. Merdivenleri seri adımlarla indim önüme çıkan insanlara temas etmemeye özen gösterek hızlı adımlarla geçtim bana bakan bir kişi kesinlikle bir şeylerin ters gittiğini anlayabilirdi zaten çoğuda kim olduğumuda tanımıştı bazıları tekrar önlerine dönerken bazıları meraklarına yenik düsüp hâlâ baktığını hissediyordum. Saçlarım geriye doğru her hareketimde savrulurken son anda annemlerin olduğu masanın yanından geçtiğimi fark ettim endişeli bakışlarını hissediyordum ayaklanmışlardı çünkü merdivenlere ulaştığımda onlarıda çıktım şükür ki ayaklarımdaki topuklularla iyi yol katetmiştim. Babamın yanına ilerlediğim de nefes nefese kalmıştım elimi göğsüme yasladım, "Baba!" Diye seslendim. Ortamdaki şarkılara göre yinede tek seferde duydu beni beyaz kaşları çatılırken yanındaki adamlardan uzaklaştı, "Ne bu hâl? Ne zaman geldin sen noldu hayırdır?" O adamlardan uzaktık bu iyidi. "Kardeşini gördüm." Beyaz kaşları dahada çatıldı, babam benden hâlâ bir kaç santim uzundu, neyse bu nerden çıktı. Doğruldum nefeslerim düzelmeye başlarken elimi yanımdaki balkon korkuluğuna yasladım, bakışlarım keskin bir ifadeyle etrafı kırışmış gözleriyle buluştu, "Kardeşin diyorum Kalender Ağa Agit Riva burada!" Arkadaki adamlar uzak olduğundan etrafta gümbür gümbür ses olduğundan dediklerimi sadece babam anlayabiliyordu ve o da duyduklarıyla resmen yüzünün rengi gitti. "Sen ne dersin bu saçmalık, öyle bir şey olamaz!" Diye yüzüme doğru bağırdı hiddetle, gözlerimi anlık kapatsamda o sureti kıvrılan dudakları aklıma gelmişti hemen. "Ne demek olamaz," çıkıştım sertçe, "Gördüm diyorum konağın önündeki sokakta gördüm onu göz göze geldim! Belliki aradığımız cani yine kardeşin işte!" Ellerini seyrelmiş saçlarından geçirdi ve, "Yaw Mardin'e geldiği an haberim olurdu onu görmen imkânsızdır, ortalığı sakın saçma sebeplerle karıştırma yoksa bu sefer çok kotü olur haberin ola." İtiraz istemeyen keskin sesi kulaklarıma doldukça hayal kırıklığıyla doldum, kalbime batan cisimler artık kanatmıyordu bile bu nasıl bir şeydi böyle. Zorlukla yutkundum, "Ben, yani sen bana hastasın mı diyorsun he, hayal mi gördüm ben, niye bana bunu yapıyorsun ya sana kardeşin rahat durmuyor yine gelmiş diyorum sen olmaz diyorsun." Kendimi dizginlemek artık çok zordu, "Neyin koruması bu Kalender Ağa!" Dedim hiddetle korkuluğu daha sıkı kavradım. Öfkelenmişti iyice dişlerini sıkıyordu bu beyaz sakalı dahi olsa görünüyordu sonra bakışları arkamdaki merdivenlere kayınca elini kaldırarak dur işareti yaptı, kim olduğuna bakmak istediğimde bunun Serkan ile Abim olduğunu gördüm henüz üçüncü basamaktayken durmak zorunda kaldılar babam yüzünden, bakışlarım aşağıdaki ailemin olduğu masaya giderken hepsi telaşla bize bakıyordu ama asıl şaşırtan pek mesafe olmayan yan masaydı yuvarlak geniş masa etrafındaki bütün tanıdığım Asparşah ailesi resmen bize bakıyordu ve bunun içinde tanıdığım kadarıyla Kocasının yanında oturan Güneş'te dahildi, dışardan bakan herkes bizim tartıştığımızı anlayacak boyuttaydı ki zaten düğüne girişim bile olaylıydı. "Hem sen nereden tanıyacaksın onu aradan nerden baksan 15 yıl geçmiştir, dünden beri hastasın doğru dürüst hiçbir şey yemedin ondanda olabilir. Kendine gel artık kızım." Dedikleriyle ona dönerken resmen göz devirdim ona, elimi korkuluktan çektim ve saçlarımı omuzlarımdan geri attım sadece daha fazla ilgi çekmek istemediğimden sakin kalmak istiyordum. "Sonrada diyorlar Gece niye bu kadar sinirli!" İçten içe mırıldandım. "Baba bak bir insanı gençken falan gorürsen ancak o zaman farklı bir insan olur yıllar sonra ki bu genel olarak geçerli ben ise adamı 30'larda gördüm değişse değişse ne kadar olur sanki hem ne kadar değişse de senin bir kopyan olan amcamı her türlü tanırım yani." Açıklamam mantıklı gelmiş olmalı ki gözlerini çekti benden sanki beni ikna edebilecek bir şey kalamamış gibiydi. "Bu konuyu kapatıyorsun burada kimseye tek kelime etmeyeceksin ben sana burada değil diyorsam değil!" Cebinden telefonu çıkardı hırsla birini aramaya başladı, ona yaklaştım elimi koluna koydum bakışları şaşkınlıkla koluna döndü uzun zamandan sonra ilk defa onunla temas halindeydim yani buna temas deniliyorsa, "Baba bak benim tek istediğim kimsenin zarar görmemesi Agit Riva sağlıklı bir insan değil her şeyi yapacak kapasitede biri, tamam anlıyorum seninde kardeşin ama yaptıklarıda ortada, ben hayal falan görmedim yemin ederim, arkasından da koştum ama kaybettim onu. Yemin ederimki gördüm onu." Gözlerim dolmuştu bile tek ihtiyacım olan bana şefkatle açıcağın kollar aslında baba. Korkuyordum çünkü. Kulağındaki telefon açılmış olacak ki gözleri kulağındaki telefona kaydı, "Alo!" Dedi sert sesiyle, elimi çektim kolundan bunu farketti. "Bir sorun var mı peşindesin değil mi bir yere falan gitmedi." Diye sordu telefondakine. "Yok ağam. Evden işe işten eve bugünde bir kahveye uğradı bir saattirde evde." Babam tatmin olmuş bir ifadeyle bana döndü kiminle ne konuşmuştu ki bu şekilde gülümsüyordu, "Tamam gözünüzü ayırmayın sakın, hadi iyi akşamlar." Telefonu cebine koydu, rahat bir ifadeyle bana baktı. "Aradığım adam onun peşinde olan adamlardan o yüzden diyorum ters bir durum olsa hemen bilirim diye, daha bir saat olmamış eve gireli. O buraya gelmeye cesaret edemez, hadi in aşağı şimdi kimseye de bir şey deme." Zerre kadar tatmin olmamıştım. O adamların doğru söylediği ne malumdu. Babasının oğulları mıydı?! Babasının oğlunun yaptıkları ortadayken elin oğlu niye doğru söylesin. Benden bir cevap bekliyordu ellerimi korkulukların iki yanına koyarak etrafa baktım abimler oldukları yerdeydi hâlâ düğünün yarısından çoğu halaydaydı bizimle ilgilenenler ise aşağıdaki ailelerimizdi, dış kapının orada yeterince adam vardı etrafada ben adam yerleştirmiştim, derin bir nefes aldım gözlerimi kapattım açtığımda ise ilk karşılaştığım bir çift kehribar gözlerdi dikkati geldiğimden beri bendeydi. Ben ne yapıcaktım şimdi?! Babama geri döndüm kendimi topladım ve dikleştim, "Eğer Agit Riva Mardin topraklarına ayak basacak olursa sana andım olsun onu yaşatmam Kalender Ağa!" Dediklerimle gözleri irileşti üzerine doğru bir adım attım, "O yüzden kardeşinin arkasını iyi kolla." Kaşları çatıldı ama söylediklerimde ciddi olduğumu farkettiğinden miydi bilmem huzursuzlaşmıştı. "Ve gelelim aşağıdakilere söyleyip söylememe." "O ne demek tabikide söylemeyeceksin, hele de Asparşah'ların kulağına gitmeyecek!" Dedi keskin bir ifadeyle. "Bende onu diyorum işte eğer söylemememi istiyorsan dediğimi yapacaksın." Dedim kararlılıkla, gözleri an be an irileşti öfkeyle, "Sen beni, babanı tehdit mi ediyorsun." dediğinde kolumu tuttu hiddetle, korkuyla yutkunsamda belli etmemeye çalıştım. "Tehdit değil, sadece uyarı! Düğündeki herkesin silahı toplanıcak Aşiret Ağalarıda dahil." İnanamazca bıraktı kolumu fazla sıkmasada ovuşturma isteğiyle doldum. "Ne saçmalıyorsun sen!" Öyle bir bağırdı ki geriledim adeta, arka taraftaki yaşlılar bile bize baktı aynı anda, elini yine arkama uzattı durdurmak için, "Ne duyduysan o olanları anlatmamı istemiyorsan herkesten silahını al. Tek amacım daha güvenli bir ortam olması." Geri durmayacaktım. "Ulan deliricem Kuranıma deliricem, yaw ben nasıl milletin belindeki silahları toplatayım şimdi." "Yapman gereken tek şey bana izin vermen ben toplatırım hem bu kötü bir şey değil asıl yapman gerekendi milleti düğüne girmeden önce uyarıp alsaydın silahlarını bunlar olmazdı." Başını olumsuzca sallayıp durdu inanamıyordu dediklerime. "Vallahada billahada ölsem gözüm arkada kalmaz! Ne istiyorsan onu yap sana diyecek heç bir şeyim yok artık." demesiyle avlunun kapısına döndüm hızla Cahit uzak olsada benden emir bekliyordu elimi uzatıp gel işareti yaptığım an ise hemen hareket etti. "Adamlarıda komple kendi tarafına çekmişsin aferin sana." diye söylendi sinirle, "Ben sadece kötü bir şey olmasın istiyorum o kadar." Diye cevap verdim. Cahit abimlerin yanından hızlı bir şekilde çıkarak yanımıza geldi ellerini önünde birleştirdi saygıyla, "Buyrun Hanımağam." dedi babam ise yapmamam için işaret yapıyordu gözüyle. Aldırmadım. "Cahit düğünde bulunan girmek isteyen herkesin silahları toplanıcak buna Aşiret Ağalarıda dahil tek birinde dahi olmayacak! Laf eden olursada düğünü terk etsin kimseyle uğraşacak değiliz." Babam gözlerini belertip bana bakarken ben susmadım, "Birde dediğim gibi konağın etrafını sarın kuş dahil kimseyi uçurtmayın." dedim baskın bir şekilde. "Hemen Hanımağam, gideyim ben o zaman." Ona onay verdiğimde gitti. "E bende gideyim artık millet meraktan çatlamadan." Merdivenlere yöneldim eteklerimi tutarak kaldırdım her adımda abime dahada yaklaştım ama yanında durmadım hatta yüzüne de bakmadım ve masaya yöneldim, "Gece neler oluyor anlat hemen." gözlerine baksam yalan söylediğimi hemen anlardı. Uzak dur benden abi. Yuvarlak masanın yanına vardığımda Serkan'da abimde yanıma gelmişti Babaannem hemen ayaklandı ve karşıma geçti bastonuyla, "De hele o hareketler neydi noldu kıyamet falan mı kopuyor." Dedi sert bir ifadeyle takıldığı tek şey hareketlerim miydi, bu kadın beni deli ediyordu. "Git oğluna sor ne olduğunu!" Sert bir sekilde çıkışmıştım zaten hâlâ olanlar yüzünden sakinleşememişim hâlâ korkuyorum birde senle uğraşıcam öyle mi? "Gülüm öyle bir girdinki düğüne yüreğimiz ağzımıza geldi, birde her an kavgaya tutuşcak gibiydiniz amcamla, o yüzden merak ettik." diyen Serkan'a döndüm etrafımı kuşatmışlardı sanki yengem annem Hevdem ve amcamlarda gelmişti yanıma. Bunaldım, "Ay lütfen uzaklaşın boğuluyorum." Nefeslerim sıklaşmaya başladığını fark ettiklerinden acımışlardı galiba, ama abim dikketle bakıyordu yüzüme tıpkı öteki masadaki kişi gibi. "Bakın babacığımla konuşmam gereken önemli bir konu vardı o yüzden acilen onun yanına gitmem gerekiyordu ve evet tartışsakta hallettik." Kimse tatmin olmamış ve inamazca bakıyorlardı, hadi ama yalan söylememiştim, "Ne konuştunuz peki avlunun metrekareküpünü mü?!" demesiyle Babaanneme döndüm yüzümü buruşturarak. "Kız sen onu nerden biliyon, sende matematik var mıydı." diye eğlenerek konuşan Serkan'a bastonla vurdu koluna. "Özeldi aramızdaydı yani lütfen kurcalamayın artık bir önemi yok." "Nasıl yoksa artık Kalender buraya öfkeden uçacak gibi geliyor." Diyen annemle arkama omuzumun üstünden baktım, yanımıza geldi, "Noluyor burada?" Diye sordu hâlâ sönmemiş öfkesiyle. Gözlerim ilerde elinde torbayla arakasındada iki korumayla milletin silahını toplayan Cahit girdi onu farketmemişlerdi hâlâ. "Hayırdır Kalender ne konuştunuzda bana söylemiyor bu kız tehdit mi ettin yoksa?" diye sordu babaannem. "Yok ana senin torunun beni tehdit etti." Dedi babam homurdanarak. "Allah Allah niye tehdit etmişim acaba ben." Uyarı dolu çıkan sesimle hemen toplamaya çalıştı olayı. "Şaka yapıyorum yaw sizde heç anlamıyorsunuz!" Dedi sinirle, "Kubar, Jiyan sizde benimle gelin herkesle ben mi ilgileneyim." dediğinde daha fazla kurcalamak istemediklerinden babamın yanına vardılar ancak abim Cahit'i farketmişti, "Baba!" Diye seslenmesiyle durdular ve bize döndüler arkasını gösterdi abim amcamlarda bizimkilerde oraya döndü Cahit resmen torbayı doldurmuştu. Kimin adamı be! "Cahit milletin silahını mı topluyor yoksa bana mı öyle geliyor." Herkes şaşkınlıkla ona bakarken ben babamla göz göze geldim, 'açıkla şimdi' der gibi salladı başını. "Evet abi ben dedim toplayın diye, sonuçta hâlâ yakalanamayan tanınmayan şüphelendiğimiz bir katil dolaşıyor etrafta Allah korusun düğünde bir şeyler falan yaparlar kimsenin vebalinin altına giremeyiz. Demi amca." Amca kısmını Kubar amcama bakarak yaptım memnuniyetle gülümsedi bana, "Aferin kızım sana zaten bir akıllı sensin bu ailede." Demesiyle bende gülümsedim. "Aşk olsun baba bende senin evladınım baba." Dedi Serkan yalancı bir kızgınlıkla. Amcam elini Serkan'ın omuzuna koyarak sıktı, "Sen bizim öz evladımız değilsinki biz seni çöpün orada bulduk." demesiyle Serkan şaşkınlıkla bakakaldı bunu beklemiyordu ama kimse buna pekte gülmedi aksine bakışlarını Hevdem'e değdirdiler amcamda yaptığını anlamış mahçup bir ifadeye büründü. "Ama merak etme oğlum bizim aile öksüz bakmaktan memnun olduklarından seni hiç ayırmadılar kendilerinden." Diyen ve ortama adeta saatli bomba koyan Nüvit yengemdi ne ara gelmişti masaya fark etmemiştik kızıda ortada yoktu. Hevdem'in gözleri dolduğunda anında kaçırdı, ben ise diğerleri gibi öfkeyle Nüvit yengeme döndüm ancak ona cevabı anında annem Sultan Riva vermişti oturduğu masadan hiddetle kalkarak, "Bana bak Nüvit bu düğünü başına yıkmamı istemiyorsan rahat dur! HEVDEM hiç olmadığı kadar öz kızım benim tıpkı diğer evlatlarım gibi hele bir dilini uzat bir daha da göreyim seni." Dedi sert bir şekilde yengem korkuyla gerilerken diğerleri memnun olmuş gibiydi. Ah ah Hevdem acaba babanı bugün gördüğümü söylesem ya da öyle olduğunu zannettiğimi ne hissedersin. Amcamlar babamla giderken kadınlarda masaya oturdu tekrar abim ise Hevdem'in yanına dizleri üzerine çöktü, dik dursada çok üzüldüğü belliydi çenesini tutarak kaldırdı başını abim, "Sen niye üzülüyorsun he o kadının her zamanki pislikleri işte, sen benim şu arkamdakinden bile daha öz ve yakınsın hem." Dediklerine üzülmedim Hevdem'i her zaman benden çok sevebilirdi. "Hevdem sende iyice salaklaştın ha hastaneden sonra, bu evde olsa olsa ben olurumda sen olmazsın üvey," bakışlar bana döndü, "Hem bu üvey kelimeside nerden çıkıyorki sen bir Riva mısın ona bak bizim kanımızı taşıyormusun evet e o zaman ne bu özlük meselesi! Kapatın artık şu konuyu." Dediklerimle neşesi yerine gelmiş gibiydi abim çöktüğü yerden kalkarken, "Bakın bu kız ilk defa bu kadar mantıklı konuştu." Dedi alayla abim, Leyla yengem güldüğünde ona öfkeli bakışlar attım. Ben biliyordum niye böyle davrandığını abimin ona anlatmıyorum diyeydi. "Abi ayıp ediyorsun bak." Bana döndü karşı karşıya geldik, o sırada Fisun'cuğumda masaya doğru geliyordu, yan tarafımızda masaya olabildikçe bakmamaya çalışıyordum arada mesafe olsada yinede rahatsızdım bu konuda üstelik Güneş'te buradayken ki o ayrı bir dedikodu malzemesiydi buradakiler için. "Ben mi ayıp ediyorum bir şeyleri saklayan sen bence konuşma." "Sana yalan söylemek istemiyorum." dedim. "Gerçekleri de anlatmıyorsun ama." "Şimdilik söyleyemem nolur zorlama beni yalan söylemektense hiç birsey söylemem daha iyi." Derin bir nefes alıp göğüsünü şişirirken bir kez daha yakışıklılığına baktım koyu kahve bir takım elbise giymiş ve jilet gibi olmuştu daha önce gordüm konakta ama yinede harikaydı. "Öyle olsun bakalım." "A a Gece sen geldin mi." Dedi hoşnutsuz bir ifadeyle babannemin yanına oturuken Fisun. "Geldim kör müsün!" Diye çıkıştım adeta, herkes bana baktı bir anda. O da çok güzel olmuştu o da boydan bir aşiret elbisesi giymişti mavi, Çekik gözlerine sürme yakışıyordu, bana da yakışıyordu! Abim onu beğenmezdi zaten. "Gece! Sakin ol ne bu sinir bu öfke." Diyen abime dönerken daha da yaklaştım ve koluna girerek sardım onu başımıda omuzuna yasladım, buna şaşırdığı belliydi, "Abi ben seni çok seviyorum biliyorsun demi." Dedim sevecenlikle. "Hayırdır diyecemde sende boşuna demezsin simdi." Diye konuştu. "Abi sende beni sevdiğini söyliyeceksin!" Dedim bastırarak sadece onun duyacağı şekilde, "Söylememe gerek var mı geje, seviyoruz işte." Saçımı karıştırmak istediğinde kolunu bıraktığım gibi bana uzattığı eli tutarken çöktüm olduğum yerde ondan kaçmak için, "Abi!" Gülerek geri çekildi, göz devirdim. "Ferman Allah seni bildiği gibi yapsın emi." diyen yengeme ilerledim Rona'yı almak için. "Niye yengem hayırdır." "Nerde diktirdin sen bu kızların elbiselerini, insan bizede söyler o kart karılarla uğraşıp duruyoruz demi, ne hayırsızsın sen ya." Kart karı dediği kendi terzicileriydi hah! Abim serserice güldü bugün ayrı bir havalıydı sanki, "Valla ben terzimi kimseye söylemem istersen sonra size diktiririz." Onlar yengemle konuşurken ben anında kollarıma atlayan prenses elbisesi giymiş Rona'yı kucağıma aldım elini birini havaya kaldırıp oynattım çalan halay şarkısı bitmeden başkası ekleniyordu bizim millet yorulmak ne bilmeden halay çekiyordu, "Sen ne güzel olmuşsun böyle aşkım benim." Diye söylerken karşı masayla karşı karşıya olduğumdan Rona'yla sonra ilgilenmek istedim abimin yanına geri döndüm böylece arkam onlara döndü, aslında Lalezar hanımlarla selamlaşmam gerekiyordu ama ben acayip derecede bakmaya bile utanıyordum. "Sen niye bağlamadın kollarını çok engel olur sana bak." Diyen abim iki kolumunda ayaklarıma kadar inen iki ucunu eğilerek eline aldı, kaşlarımı çattım yaptığına, "Kendim bağlayınca eşit olmaz diye düşündüm burada yaptırıcaktım birine." "Abla benimkinin kollarınıda abim bağladı biliyor musun. Beyfendi pek bir centilmen bugün." dedi Hevdem Serkan yanına oturmuş bir yandan telefonla ilgileniyor bir yandan bize bakıyordu. Abim uçlarını bırakmadan arkama geçtiğinde, "Fark etmedim değil valla, var bir şeyler beyfendide pekte yakışıklı olmuş birde, Hevdem valla kolla kendini pabucumuzun dama atılacağı gün yakın gibi," diyerek göz kırptım. Oda saçlarını su dalgası şekli verip iki yandan bırakmıştı siyaha yakın saçlarını üzerinde mavinin turuncunun yer aldığı karışık reklerde tülden olma bir elbise vardı çok hanım hanımcık ve zarif durmuştu yan yana pek iyiydik.  "Saçmalama Gece!" Diye uyarsada abim, omuz silktim. Uçlarını bağladıktan sonra bıraktı sanki ip atlıyacakmış gibi hissediyordum böyle ama hoştu, "Niye abi sen bir etrafına bak istersen en olmadı akrabalarımıza bak kızların dibi düşecek neredeyse, ilginizi çekecem diye yol arıyorlar resmen. Yani istemiyorsun bari, böyle hareketler niye yapıyorsun." Şimdi Hevdem doğru söylüyordu abimi bakışları ile kesen çoktu. "Yanlışın var Hevdem!" diye uyararak araya girdi Serkan, ceketini yakalrından tutarak düzeltti, "Onlar abin olduğu için değil benim gibi bir aşiret erkeği olduğu için bakıyorlar buraya, görmüyor musun," dediğinde gülmüştüm ayaklandığı gibi yanıma geldi omuzuma elini atıp kendine çekti beni, "Hadi sen söyle gülüm, şu endam şu saka-" kendini gösterere konuşurken lafını kestim, "Sakalın yok senin." diye uyardım. "Her neyse bal gibi yanaklarla koreli erkeklere taş çıkarırım ben, yalan mı var mı benden yakışıklısı bu aşirette?" Yanlız ciddi ciddi soruyordu. Abim yanıma geldiğinde sinirli bakıyordu bu duruma anlam veremezken kolumdan tuttuğu gibi çekti beni, Serkan'da anlam verememişti bu duruma, "Hareketlerinize dikkat edin etrafta millet var yanlış anlaşılmasın şimdi." Kaşlarım çatıldı bu duruma, Serkan bozulmuştu bu duruma ve bir şey diyemeden yerine geçip oturdu ortamda gergin bir hava hakimdi ve konuşmak istediğimde Babannem dahil oldu olaya, "Ferman doğru söyler hareketlerine dikkat Gece zaten gözler üstünde millete laf verme." "Kimseye laf verdiğim falan yok benim babaanne. Kim ne istiyorsa konuşsun umurumda bile değil." Kolumu abimden çekmiş ondanda uzaklaşmıştım. Sadece iki dakika güldüm diye başıma gelene bak. Babannem yerinde dikleşti sert yüz hatları itiraz istemeyen bir kadına aitti ve ben her defasında ona karşı çıkıyordum, bu onun suçuydu dedikleri benim tam tersimdi hep, "Olmalı ama." dedi sertçe elini masaya vurduğunda, "Şimdi gidip Asparşah'lara hoşgeldin diyeceksin neticede gelinleri sayılırsın, ağırlığın olsun." Dedi ciddiyetle. "Abartma babaanne niye gidiyor adamın masasına!" Diye cıkıştı abim. Babaannem bastonunu yere sertçe vurdu tuhaf bir şekilde Rona'da ağlamaya başlamıştı ama kimsenin dikkatini çekememişti yavrucuğum, "Lalezar'la Bertan ağa masadadır, ayıptır görmüyor musun." dediğinde bu sefer ben cevap verdim, "Masada Güneş'in olduğunun farkında mısınız siz o kadın varken benim orada ne işim var." "O onun salaklığı sabahtan beri nispet yapar gibi yapışmış adama benim kocam der gibi sanki bilmiyoruz görgüsüz çöp." Dedi babannem. "Babanne düzgün konuş kadın hakkında." Diye uyardım. "Kumasını savunanda ilk defa görüyorüm ha," dediğinde sabır çeker gibi nefes aldım masanın üzerindeki kapalı suyu farkedince hemen aldım onu sandalyeye oturduğumda suyu içmeye başlamıştım, "Neyse gidiceksen sadece kadınlarla konuş Gece diğerleri ile muhattap olma." diye uyardı Ferman Riva, noluyordu bu adama dünden beri bir farklı hayır bir şey varsa söyle bende bileyim ters ters bakışlar atarken o Serkan'la insanlarla ilgilenmek için gitti. Mesaj atan adamdan bir haber yoktu abimin dediğine göre tek kullanımlık hat almıştı ama peşinde olucağını söylemişti üstelik polislerede iletmişti bunu şimdilik kimse bilmiyordu tabi. Şu an burada bulunan belkide herkes benim için bir şüpheliydi. "Birlikte gidelim istiyorsan abla." diyen Hevdem'e öyle bir bakış attımki yerine sindi, "Sanki ben bilmiyorum niye gelmek istediğini." diye mırıldandım. Korkunun ecele faydası yoktu bu sebeple ayağa kalktım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE