Yengem acıyan bakışlar atarken derin bir nefes aldım ve ayaklandım eteğimi düzelttim altın kemerimide çekiştirip düzelttikten sonra anneme baktım gergin duruyordu, "Aferin git ellerini öp güler yüzlü ol birde soğuk davranma." Sadece göz devirerek arkamı döndüm.
Tamam kimseyle ilgilenmeme gerek yoktu sadece el öpüp geri dönecektim o kadar.
Adımlarımı yavaşça onların masasına yönlendirdim duruşumu her adımda dikleştirdim. Halay çeken zincir takım masalara yakındılar, eteğimi tutarak kaldırmıştım hafif her adımımda dönüp bir daha bakıyorlardı sanki, bakışlarım masada dolaştığında istemeden ilk olarak Boran Ağa ile kesişirken yerinde dikleşmişti gözlerimi hızla çektim ondan zoraki bir gülümseme yerleştirdim yüzüme ve masada Bertan Ağa'nın yanına kadar vardım arkası dönük olduğundan fark etmemişti ama Lalezar hanımın dürtmesiyle başını arkaya çevirdi ve beni gördü saşkınlıkla dolan bakışlarını ardında bıraktı hızla ve ayağa kalkmak isterken, "Lütfen oturun," desemde dinlemedi, "Hoşgeldiniz sefalar getirdiniz Bertan Ağam." Memnuniyetle gülümserken eline uzandım öpmek için, uzattığı eli öpüp alnıma koydum doğrulduğumda elini omuzuma koyarak iki kere vurdu hafifçe, "Sağ olasın gelin kızım benim." Samimiyetle dile getirdiklerine kendimi bozmadan gülümsedim.
Ardından Lalezar hanıma yöneldim kendisi çoktan ayağa kalkmıştı başına örttüğü yarısı görünen şalı ve kırmızı boydan elbisesiyle kilolu olsa bile çok tatlı ve güzel duruyordu, elini bilerek geride tuttuğunu farketmiştim bu sebeple ona sarıldım o da zaten bunu bekliyormuş gibi beni karşılayınca yanak yanağa tokalaştık, geri çekilirken, "Sizde çok hoşgeldiniz." Bu kadına karşı içten gelen istemsiz bir gülümsemem vardı. "Hoşbuldum. Maşaallah pek güzel olmuşsun kızım benim." Ellerini omuzuma koymuştu benimkilerde onun dirseklerine yakın duruyordu o kesmedikce kesemiyordum sanki. Ve cok utanıyordum hareketlerimi belirleyemiyordum sanki. "Sağ olun."
Ondanda ayrıldığımda bakışlarım yanındaki sandalyeye kaydı Gurbet hanım ellerini önünde birleştirmiş bana bakmıyordu bile onun yanındaki Mara'da ters ters bakıyor daha doğrusu süzüyordu. Onları yavaşca es geçtim yüzüme bile bakmayanlarla uğraşıcak değildim, Gurbet hanımı geçtim Mara'yı da Güneş'i de geçtim yanındaki ayaklanan Boran Asparşah ile kalbim sıkışsada yanından seri bir şekilde sıyrılıp Zara'ya can simidi gibi yapıştım adeta arkada sap gibi kaldığını hissedebiliyordum ama kimin umurunda karısının yanında bana yönelmesi bile yanlıştı. Zara ile sarılırken, "İyi misin?" diye söyledi kulağıma, "Asla, ayakta zor duruyorum buradan uzaklaşmam lazım." Dedim bende onun kulağına arkasındaki Merih, Sanırım sarışın olan Özgür'dü Bahoz'da ayakta dikilmiş beni bekliyorlardı sanırım saygıdandı, ayıp olmaması için.
Ayrıldığımızda, "Sakin ol ve sal gitsin rahat ol." sadece gülebildim ona diğerleri ile karşı karşıya geldiğimde Merih elini uzattı el ele tokalaştım diğerleriyle de baş selamı verdim sadece, "Sizde hoşgeldiniz." Hep bir ağızdan hoşbulduk dediklerinde sarışın olan yani Özgür siyah kot pantolon ve lacivert polo yaka ve spor ayakkabı kombiniyle diğerlerine daha yakın durarak karşımda yerini aldı sırıtarak, "Her hareketini büyük bir alkışla izliyorum," dedi heyecanlı bir şekilde, "Acaba karakter açısından sana benzeyen bir arkadaşa sahipmisin müstakbel yengeciğim, ya da baldızmı demeliyim," dediğinde tuhafca baktım ona neden bahsediyordu bu, "Höst ulan kime baldız diyorsun lan sen." Merih Özgür'e adım atıcakken yanımda bir hareketlilik oldu bu kişinin Boran Ağa olduğunu anında hissetmiştim, "Merih!" diye uyardı sadece bizim duyacağımız şekilde neyseki diğerleri duymamıştı Merih'i bu çıkışından bile yanlış anlaşılabilirdi, "Sende ağzını topla gevşek." diye onuda sertce uyarırken kolum göğsüne değdi, ateşe değmiş gibi öne doğru adım attım. Allah seni bildigi gibi yapsın Babaanne yaktın sen beni yaktın.
"Ne dedim ben sanki çöpçatanlık yapmak çok bol sevaplı bir iştir, hem adıda Fisun'muymuş ne o sana büyük gelir Merih, kendine göre olanları bul koçum." Demesiyle.
"Fisun mu?" Dedik aynı anda Merih'le ve yine aynı anda göz göze geldik.
Fisun ile Özgür ha?
Yinede otuz iki diş sırıttım adeta, "Ya senin istediğin Fisun olsun ayarlanmış bil kedine," dediklerimle Boran Ağa'yı görmesemede şaşkınlıkla karşıladılar, "Yanlız geri iadesi falan yok bilesin, sonra ben aldığımda böyle değildi falan hiç kabul etmiyorum. Sen yeterki tamam de." Özgür korkuyla geri adımladı, kaşlarım havalandı, "Yok kalsın sen böyle diyorsan kesin bir şeyi vardır hata bende kitabı kapağına göre yargıladım." Deyişiyle yok oluşu bir oldu, bu haline gülerken, sandalyede oturan başka biri çekti dikkatimi böyle en yakışıklı olanında hemde ve anında kendimi onun yanında buldum zaten benim gelmemi bekliyormuş gibi ayaklandı o da.
"Gece," dedi güller açan yüzüyle onunla aynı boya gelmek için çöktüm hafifçe ve sıkıca sarıldım, "Asparşah aşiretinde tanıdığım tek yakışıklı erkek sensin Renas." dedim kulağına. Geri çekilirken, "Valla mı." Diye sordu hülyalı hülyalı.
"Valla ya." Doğruldum elini tutarken, "Gözlerine bakmak bile yetiyor." dediğimde utanmıştı, ona da takım elbise giydirmişlerdi. Tam o sırada elinde ikinci bir torbayla Cahit geldi yanımıza elinde neredeyse dolan torbayla, "Hanımağam, insanların bazıları karşı çıkıp söylensede verdiler diğerleride anlayışla karşıladılar, şimdide son kişiler Asparşah'lar." Dediğinde masaya bir bakış attım, "Ne o bendendemi alıcaksın silahımı." diye sordu Boran Asparşah ciddiyetle, arada Merih Bahoz ve Özgür var sayılırdı ama yinede karşı karşıyaydık.
"Nasıl ki diğer aşiretlerden de aldıysak silahlarını sizdende alıcağız kimsenin kimseden farkı yoktur ben adil bir insanım. Ama yok sen ben silahım olmadan güvende hissetmiyorum diyorsan," dedim hafif alaylı bir ifadeyle masadaki herkes dikkatle izlerken, gözlerimiz birbirimize meydan okurken devam ettim sözlerime dudaklarım yukarı kırılırken, "Cahit." Diye seslendim, "Boran Ağa'nın Silahını almayın, koskoca Doğu aşireti Ağası Boran Ağa'mız kendini savunmasız hissediyor yoksa." Bozguna uğramış suratına dişlerim görünecek kadar iyi gülümsedim.
"Tekrar hoş geldiniz." dedim ve oradan uzaklaştım yüzümde sönmeyen gülümsemem ve dik duruşumla.
Halaya göz attığımda bizim tarafın erkekleri komple halaydaydı, erkeklerin neredeyse hepsi mankenlik ajansından çıkmış gibi giyinmiş kadınlar ise çoğu yöresel giyinirken çok şıklardı. Kimseye çarpmamaya özen göstererek Gelin Damat masasına ilerledim Nüvit yengem ve Fisun da oradaydı yanlarına gittiğimde beni farkeden Mustafa abi baştan aşağı süzdü beni bu durum karşısında çekinsemde dik durdum, gözlerindeki morluğu olabildiğince kapatmaya çalışmışlardı ama hâlâ belliydi dudağıda patlamıştı elmacık kemiğide morarmıştı fazla sırıtmıyordu, aslında hâlâ iyi görünüyor demek isterdim ama fena haşat etmişlerdi, kendi düğününe bu halde girmekte ne bileyim. Nüvit yengem hoşnutsuz bakışlar atarken umursamadım Mustafa abi kalkmak istediğimde elimle işaret yaptım, "Lütfen otur abi. Bir bakayım dedim." Gözlerini fazla gözlerimde tutmuyordu tuhaf şekilde ancak üzerinde durmadımda, Kiraz'a döndüm pek memnun olmasada burada olamamdan yinede, "Hayırlı olsun tekrar umarım bir yastıkta kocarsınız artık." dedim Kiraz bakışlarını benim üzerimde gezdirmekten çekinmiyordu gözlerinde kıskançlığın tohumları vardı pek çok kişi gibi
Masaya geri döndüğümde annemde dahil herkes halaya girmişlerdi sadece ben babaannem ve Leyla yengem vardı. Leyla yengemin yanına attım kendimi karşı masada Bertan Ağa yukarı yaşlıların yanına çıkmıştı sanırım onun dışında Bahoz Ağa Özgür ve Merih'te halaydaydı, Boran Ağa dışında, sanırım masada olanları unutmamıştı hâlâ aksi halde sinirinin başka anlamı olamazdı.
Rona'yı koltukaltından tutarak masaya oturttum, "Ne bu surat kız görende kocası düğün gecesi ölmüş de dul kalmış sanır." diye dalga geçtim Rona'yla tabiki anlamadı. Yengem, "Elbisesi yüzünden huysuz böyle." Kaşlarımı çattım pembe pembe bir gelinlik elbiseydi neyini beğenmemişti pardon. "Neyi varki, çok tatlı olmuş, yani biraz boğucu ama."
"Kız yok sevmiyor hiç böyle şeyleri azıcık premses ol diyom hiç bakmıyor bile suratıma anca tayt tişört. Erkek fatma olucak başıma valla." Diye dert yandı resmen.
"Desene tam amcama göre." Diye cevap verdim gülerek elbisesinin eteğini tutarak gösterdim, "Bu elbise çok güzel dimi." Dediğimde, "İğençç." diyerek yüzünü buruşturdu bu haline güldüm, babaannem yanına gelen başka bir yaşlıyla muhabete girdiğinde daha rahat bir nefes aldım. "Hayır bu çok güzel."
"İyeenç!" diye bağırmaya çalıştı eteğin tülünü çekerken, "Yok yok bu çok güzel tamam mı?" diye direttim gıcığına girerek yüzü resmen sinirden kırmızıya dönüştü yengemin uyarılarını dinlemiyordum bile, "hayıyy, senşin güzeyy!" Diye bağırdığında kahkaha atmaya başladım.
Ağlamaklı suratına ve yengemin benden almasına karşın geri çekip kucağıma aldım Rona'yı, "tamam, tamam, çıkaralım mı bunu." dedim sırtını sıvazlarken ama anlamamış olamlıydıki tepki vermedi. Boynuna dudaklarımı bastırdım kokusu enfesti. Tekrar masaya oturttum, "Yenge günahtırda sevmiyorsa giydirme." Dedim.
Burun kıvırdı, "Aman al çantayı giydir o zaman ben halaya giricem sabahtan beri zor dayandım zaten." Dedi ve aradan sıvışarak kaçtı adeta. Arkasından bakmayı kesip bebek çantası gibi olan çantayı masanın üzerine koydum bir yandan karnından destekleyerek tutuyordum Rona'yı zaten rahat durması gereken anları biliyor gibi davranıyordu gözlerim istemsizce karşıya gittiğinde Boran Ağa'nın biriyle sohbet ettiğini gördüm ayakta, bakışlarımı anında çekerken Güneş'in keskin bakışlarını üzerimde farkettim ama anında ondanda çektim bana bulaşmazsa hiçbir zaman sorun olmazdı.
Bol siyah bir tişört çıkardım Rona'ya sadece altında külotlu çorap vardı ve hava sıcaktı zaten, sürekli gözlerinin önüne gelen saçlarını çekmesi o kadar tatlıydı ki ısıra ısıra yemek istiyordum bu kızı. Renas'ta burada edindiği arkadaşları ile oynuyordu ondan da gözlerimi ayırmıyordum hatta bana doğru koşarak gelmesini fark ettiğimde bile görmüştüm, "Gece!" diye soyledi nefes nefese, "Biliyor musun bir kız bana çok yakışıklı olmuşsun dedi, gerçi düzgün bile konuşamadı ama bende ona teşekkür ettim sonra başka bir erkek geldi kıza bende daha yakışıklıyım salak gel buraya diyerek uzaklaştırdı benden." Dedi nefes nefese, "Şimdi bu neydi ben hiçbir şey anlamadım." Bakışları Rona'ya kaydığında saçlarını okşadı.
Oha! Rona! Sabahtan beri gülmeyen Rona resmen Renas'a sırıtıyordu, gecmiş olsun Amcam.
"Renas'cım dediğim o kadar doğru çıkmışki insanlarda söylüyor bak hem sen onları boş ver eğlenmene bak takma bunları bu yaşta kafana." Daha 7'ne bile haftalar sayıyorsun yavrum.
"Renas!" Diye seslenen kişiye baktığımda Güneş'ti bu sabahtan beri kalkmadığı sandalyesinden buraya bağırmıştı adeta, "Buraya gel yengecim." Diye tekrar seslendiğinde Renas kaşlarını çattı. Ayakta adamlarla konuşan Boran Ağa'da buraya döndü, bakışları bir bizde bir Renas'ta geziyordu, sonra Güneş'e doğru eğilip bir şeyler söyledi Güneş'in rengi degişirken yerine sindi, "ne istiyor ufacık çocuğun eğlencesinden sanki, sırf kıskançından yapıyor ha böyle." Diye söyledi Babaannem kadın ne ara gitmişti yahu.
"Gelme Renas eğlencene bak amcam." Diye seslendi buraya Boran Ağa, Renas tekrar gülümsedi, "Ben arkadaşlarımın yanına gideyim o zaman." Diyip hızla gidicekken kolundan tutup yakaladım alnına düşmüş saçını geriye doğru attım elim yavaşça yanağını buldu ve avuçladı, "fazla koşup terleme tamam mı sonra hasta falan olursun Allah korusun." Bir elime bir yüzüme baktı sonrada bir anda boynuma sarıldı tek elimle ufak belini sardım, "Seni seviyorum Gece."
"Bende sizi beyfendi." Sonra utanarak gitti. Babaannemin memnun bakan suratına fazla bakmadım.
"Gelelim size hanımefendi," sırtındaki fermurı tek seferde açtım altında atleti vardı, "bu gelinde de kafamı yok el kadar bebeye böyle şeyler giydiriyor çocuk nefes alamıyor tabi huysuz olur sonra." Diye söyleniyordu.
Elbiseyi kalçasından yukarı çıkararak çıkardım yüzü anında parladı tabi az önce olan gülümsemesinide saymazsak, "Sen büyüdünde kendine erkekmi kesiyon kız." Olduğu yerde sallanmaya başladı bir ileri bir geri, Tişörtü kafasından geçirdiğimde kollarını kendi soktu içine yanaklarına öpücük bıraktım masanın üzerinde ayağa kaldırdım ve dizlerine kadar gelen tişortü düzelttim sonra tekrar oturttum çantasından çıkardığım lastik tokaylada saçını topladım ve bunu yaparken başını hiç oynatmadı bile sonunda tamamen rahatlamış bir ifadeye girmişti tamamen kucağıma aldım ayakları bacaklarımın üzerinde olucak şekilde ayakta durdu kucağımda, ellerini tuttuğumda dizlerini kırıp çalan şarkıyla uyumlu şekilde gülerek oynamaya başladı, bu haline bolca gülerken ona ayak uyduruyordum babaannemde dudaklarındaki tebessümle bakıyordu torununa.
"E sen ne zaman kalkıyorsun halaya." Diye arkamda beliren abim sordu masadaki sulardan açılmamış olanı alıp kafasına dikti.
"Ne bileyim kalkarım bi ara," diye söylendim, "tamam ama kalk kesin hatta birlikte başını çekelim ya da Cida oynayalım." Dedi hevesle.
"Hayırdır abi git Hevdem'le çek işte bana niye taktın şimdi." Belim ağrıyordu onu geçtim regli'dim nasıl gümbür gümbür halay çekecektim ben.
"Yaw o zaten durmuyorki beni deli etti sabahtan beri." Güldüm nasılda kıskanıyordu.
"Kıskanma Ferman bey olacak olanın önüne geçemezsin." Başını onaylamazca salladı ve karşımdaki sandalyelerden birine oturdu ceketinide sandalyesine astı.
"Versene sen şunu biraz, hanımefendiye bak halayda çekiyor he." Rona'yı dizlerinin altından ve belinden tutarak masanın üzerinden uzattım, abimde aldığı gibi gıdıklamaya başlamıştı bile.
Hevdem başı çekerken onu amcam Jiyan leyla yengem annem serkan Fisun Nüvit yengem ve karışık kadın erkek takip ediyordu halayda, hakikaten düğünün anasını ağlatacak gibi duruyorlardı, aslında annemle kolkola bir halay çekmeyi çok isterdim ama bunu hiç kimseye söylememiştim şimdiye dek ve söylemiyecektimde.
Biten müzikle herkes yerine geçmiş soluklanıyordu bizmkilerde tabi. Herkes bir sohbete dalmışken bende Leyla yengemle konuşuyordum, ancak bir anda etraf sanki fısıltılar dolmuş gibi hissetmiştim ki abimlerinde dahil herkesin avlunu kapısına baktığını gördüm orkestra yeni şarkı seçerken hafif ses çıkarıp duruyorlardı etrafta koşturan çocuklarda normaldi ancak normal olmayan şey bir asker üniformasıyla sert ve baskın adımlarla masamıza doğru gelen bir askerdi.
Gördüğüm hayal miydi bilmiyordum ama anında ayağa fırlamıştım, "Komutan!" Diye şaşkın bir şekilde çıktı ağzımdan, etrafta fazla ses olmadığından sesim duyulmuştu, postalları hızlandı yüzündeki gülümseme büyürken bende ona adımladım ve aynı anda birbirimize sarıldık kollarım boynunda daha da sıkılaştırdım, burada olduğuna inanamıyordum. Onun kollarıda bedenimi tamamiyle sarmıştı.
Bir süre oylece sarıldığımızda, "Kızım şehit olmayı tercih ediyorum bok yoluna bir sarılmayla ölmeyi değil." Diye gülerek konuşmasıyla kollarımı gevşettim o da belimdeki ellerini kollarımız ayrılmadan çekildim, ama hâlâ boydan boya inceliyordum gerçekmi diye. Çok uzun zaman olmuştu görmeyeli.
"Nasıl ya, niye hiç haber etmedin geliceğinden, cidden buradamısın sen." Hayretle konuşurken hâlâ daha inanamıyordum.
"Buradayım tabi kızım, hayır yani bu güzellik karşısında benim kafamın karışması gerekirken senin söylediklerine bak," dudaklarımdaki gülümseme büyüdü.
"Hadi gelde diğerleriyle de selamlaşayım." dediğinde elini sırtıma kaydırarak masaya ilerletti üzerimde hissettiğim delici bakışların farkındaydım lakin karşılık vermedim. Adar yani genel olarak Komutan diye seslendiğim Adar annemin eline gitti ancak annem onu büyük bir sevgiyle kucakladı adeta, "Teyzem, nasılsın çok özlemişim sizi." dedi aynı zamanda süt annesine. Yani namı diğer süt kardeşim. Kendisi şu çok yıldızı olan konutanlardandı ve görev yeri Hakkari'ydi, buraya nasıl gelebilmişti anlamamıştım hâlâ çünkü görevleri sebebiyle aylarca telefonda bile görüşemiyorduk babasıda onun gibi bir askerken şehit olmuştu ve sadece annesi vardı yani teyzem.
Uzun bir sarılma tanışma faslından sonra babamı görmek için yukarı çıktılar abimle, "Çok iyi oldu bu ya, hem sende çok sevindin." diyen Hevdem'e güldüm valla yalan yoktu mutluydum çünkü özlemiştim kendisini sayılı yakınlarımdan biriydi o, "Sevindim tabiki uzun zaman oldu görüşmeyeli, napayım." Sonra ise ona doğru yaklaştım sandalyede eğilerek, "Yanlız seninki hiç iyi bakmıyordu bir ara gördüm, halayda da iyi bakmıyordu. Sinirlenmiş galiba." Dedim sessizce.
Omuz silkti nazlı bir edayla, "Serkan'ı kıskanıyordu beyfendi, o kadar dedim abimden farksız diye ama anlamıyor şimdide muhtemelen Komutan yüzünden böyledir." Daha sonra o masaya bir bakış atıp bana döndü iyice yaklaştı kulağıma doğru, "Bana diyorsunda Boran Ağa'da Komutanla sarıldığında resmen kıpkırmızı oldu." dediğinde bakışlarım masaya gitmemesi için direndim.
Kısa süre sonra indiklerinde masada yerlerini aldılar tabi Komutan özel olarak yanıma oturttum kolundan tutarak, sohbeti çok iyiydi hem hasret giderirdik işte.
"Neden haber vermedin bize alırdık seni." Dedim uzun boylu yapılı ve sinek kaydı tıraşlı olan Komutan şimdiden bir çok kizin dibini düşürmüştü bile, "Sürpriz olsun istedim çünkü." diyerek göz kırptı.
Masaya yaklaşan Fisun ile annesi ile gözlerim yanımda sohbet eden Adar henüz farketmemişti gelenleri, tekrar Fisun'a baktığımda henüz yeni fark ettiği adam yüzünden adımları duarksadı yüzünün rengi gitmişti sanki birden, yengemde geleni farketmişti Fisun'a bir şeyler söyledi sonrasında ise hiç birşey olamamış gibi masaya yaklaştıklarında Adar'da gelenlere döndü yüzüne dikkatle baktım Fisun'u gördüğünde yüzü ifadesiz sayılırdı.
"Aa, senin ne işin var, senide davet ettiğimizi hatırlamıyordum," dedi iğneleyici ifadeyle yengem, "ama neyse misafire kapımız hep açıktır." dedi ve kızıyla yuvarlak masada karşımıza geçtiler. Bu kadar patavatsız konuşması cidden çok fazlaydı bir insan hepmi böyle olurdu anlamıyordum cidden.
Adar yerinde rahatca gerindi, "Madem öyle e biraz daha ağırlayacaksınız beni o zaman," dediklerine kaşlarını çattı anlamazca, "Yakında görev yerim Mardin olucak çünkü." dedi sırıtarak, yengemin gözleri irileşirken ben şaşkınlıkla döndüm Adar'a, "Ciddi misin?"
"Ay inşaallah gelirsin kardeşimi özledim bende." dedi annem teyzem oğlu nereye oraya giden bir insandı kocasıda emekli bir astsubaydı ve Adar'da babasını örnek almıştı o cidden vatanı için canını vericek biriydi, bunun yüzünden canı çok yanmış bile olsa.
"Allah izin verirse evet, yarına kalmayacam ama yakın bir zamanda buraya çıkacak görev yerim." Herkes bir şey söylüyordu bende olabildiğince katılıyordum, Nüvit yengem tekrar kalkmış masadan ve Fisun'u da götürmüştü ve o da yine sesini bile çıkarmamıştı. Adar kimsenin görmediğini düşünsede arkasından bakmıştı kısa bir süre. Zamanında onu sevmişti hatta bildiğim kadarıyla bir süre konuşmuşlardıda, onu istemeye bile gitmişlerdi ama o gün çok kötü bir sekilde geri çevirmişlerdi, 'bizim asker yolu gözetliyecek kızımız yok' diyerek evden içeri bile almadan göndermişlerdi ve Fisun yine annesine tek laf söylememiş babasınada istemediğini söylemişti aradan uzun zaman geçsede onu arkasında bıraktığını söylesede Adar, ben pek öyle zannetmiyordum sanırım.
"Oğlum lan ne akıllı adamsın bilerek böyle geldin de mi." diye sordu Abim Adar'a. Halaylar yine başlamış Babaannem dahil kimse kalmamıştı masada büyüklerden, sadece ben Serkan abim Adar vardı şuan.
"Niye öyle dedin abi?" diye sorduğumda Serkan atlamıştı lafa, "Valaha doğru söylüyorsun Ferman abi, adam resmen işini garantiye almış bu şekilde." dedikleriyle kaşlarımı çatıp yanımdaki Adar'a döndüm ve inceledim asker üniformasıyla duruyordu buna mı laf ediyorlardı yani?
"Gece bakasana şuna, kendiside biliyor tek başına kimse bakmaz bilerek üniformayla gelmiş," diyerek güldügünde benimde dudaklarımda bir gülüş belirdi, "Biliyor tabi kızların üniformalılara zafını, kullanıyor böyle."
"Saçmalama Ferman ne işim olur benim kız tavlamakla!"
"Niye, hem zaten ben anlamıyorum bu üniformanın içine bizim Abos girse ona bile aşık olurlar." Dediğinde herkes kahkaha atmaya başlamıştı, çünkü Abos diye bahsettiği kişi buranın delisi sayılırdı ve o kadar çirkindiki insanların rüyasına bile giriyordu. Şimdi tabiki Allah'ın yarattığına lafımız yoktu ama adamda hem tam bir şerefsiz hemde meymenetsizin önde gideniydi.
"Ulan, salak mısın, ne yapayım seviyorlarsa benim her türlü giderim var. Hem vallaha görev yeri Mardin'e yakındı iş bittiğinde karargaha bile gitmedim de buraya sürdüm, yolda da değiştiremezdim zaten rahatım ben böyle insan alışınca yadırgamıyor."
"İstersen ayarlarız sana bir şeyler." Dediğimde elini sandalyemin arkasından attarak uzattı, "Yok yok iyiyim çok kalmayacağım konağa dönerim birazdan." Dedi, bizim konakta kalırdı genelde ki zaten kalacaktıda.
"Ee Ferman senin evlilik ne zaman?" Diye sorduğunda abim gerildi, "Hiçbir zaman!" Dedi umursamaz bir şekilde.
"Niye lan. Hem vardı senin bir ara anlatıyordun çok seviyorum diye ona noldu." Dediğinde abim daha da gerildi Serkan'da öylece döndü abime.
Serkan, "Hadi canım, vay be sen ne yere bakan yürek dağlayanmışsın." dedi gülerek. Hevdem'de şaşkındı beklemiyordu böyle bir şey belliki, gerçi onun gibi herkese hakim biri abimin medeni durumunu nasıl atlamıştı ya da görmezdenmi gelmişti.
"Eskide kaldı o! Açıp durmayın artık. Hem illede evleniceksem zaten zamanı gelince olur. Kimsenin peşine düşemem herhalde." Her ne kadar umursamaz bir şekilde konuşsada inanmamıştım bunca zaman onu aldatan onu bırakıp başkasıyla kaçan biri için harcaması cidden sinir bozucuydu ama ona bir şeyde söyleyemezdim çünkü anlamadığım bir konu hakkında yorum yapmak çok yanlıştı bana göre. Ona hesap soramazdım.
Sabahtan beri güldüğümüz masa birden sesizleşince Adar ortamı ayaklandırmak ister gibi konuştu, "Oğlum lan kalkın bir halay çekek canım çok çekti birde Mustafa'yıda görmedim daha." Dedi Mustafa abimler halaya bile kalkmamıştı sanırım o kalkmadığı için Kiraz'da kalkmamıştı fazla durgun görünüyordu açıkçası.
Abimler onu onayladığında Hevdem yine herkesten önce kalkmıştı, yorulmuyordu anasını satayım, gerçi bende bu halde olsam durmuyacaktımda neyse.
Adar sandalyeden kalktıktan sonra elini omuzuma koyarak eğildi bana doğru, yüzümü yukarı kaldırmıştım bakmak icin, "sen niye kalkmıyorsun." Diye sordu çatık kaşlarıyla, elimi omuzumdaki elinin üstüne koydum, cevap vericekken yine Serkan girdi araya, "Oho bırak onu sen o halaya bir girse hepimizi sollar vallaha, zaten gözler üstünde nazara gelmesin gider ayak." ona sadece göz devirdim ve Adar'a, "Yok Komutan siz gidin ben pek iyi hissetmiyorum." Kaşları daha da çatıldı.
"Hayırdır?" Diye sordu ciddiyetle.
"Yok bir şeyim ya iyiyim karnım ağrıyor o kadar." Tatmin olmasada kafasını salladığında diğerlerinin arkasından gitti.
Lavaboya gitmem lazımdı bu sebeple hemen çantamdan bir ped çıkarıp kimse görmeden kolumun içine sokmuştum, ancak lavabo nerde vardı bilmiyordum.
Masadan uzaklaşmadan bir kızı koluna dokunarak durdurdum, "kusura bakma lavabo nerde biliyor musun." Diye sordum genç kız ise etarfına bakmıştı hatırlamak ister gibi, "Hanımım, sol tarafta konağın arka tarafında kalıyor yakın aslında isterseniz sizinle geleyim." Dediğinde hemen cevapladım onu, "Yok yok sağol ben hallederim." Diyerek gülümsedikten sonra tarif ettiği yere ilerlemeye başladım.
İnsanların bakışları altında kızın tarif ettiği yöne gittim.
Lavabonun olduğu taraftan kadın sesleri geliyordu o tarafa doğru dönecektimki kolumdan tutulup çekilmem ile neye uğradığımı anlamamıştım.
Çığlık atıcağım esnada ağzımın üstüne bir el kapandı, karanlık bir odaya çekildiğimi kapanan kapı ve beni karşılayan karanlıktan anlamıştım, sadece camdan yansıyan bir ışık vardı ortamın karanlığını kıran o kadar ve ben bunları saniyeler içinde anlarken kalbim depara çıkmıştı adeta korkudan, ağzıma kapanan ele elimi attım çekmek için aynı zamandada çırpınıyordum sürekli, çıkardığım sesler eli yüzünden boğuklaşarak silikleşiyordu. "Şşsht, tamam sakin ol." Gelen sesle dona kaldım.
Sırtım ani bir hareketiyle kapanan kapıya yaslandı karşı karşıya geldiğimizde omuzundan ittirmeye çalıştım ama bir halta yaramıştı, "Dursana kadın! Ne güç varmış sendede incecik görünüyorsun halbuki." Kafamı çekmeye çalıştım ancak kurtaramadım avucundan, buna nasıl cüret edebilirdiki bu adam.
"Elimi çekicem ama ses çıkarmayacaksın." diye uyardı kısık sesiyle nefesi yüzüme vururken Boran Asparşah'ın! Bu anı daha öncede yaşamıştım, üstelik uyarmıştımda.
Kurtulamayacağımı bildiğimden hızlıca onayladım onu başımı aşağı yukarı hafifçe sallayarak.
"Güzel," dedi ardından elini bariz bir şekilde dudaklarıma sürterek indirdi, bu hareketi sık olan nefeslerimi tekletti sanki.
Göğsünden sertçe ittim pek yararı olmasada, "Ne yaptığını zannediyorsun sen." Dedim hiddetle, ancak o, "Sessiz ol." Dedi baskın bir şekilde.
Sinirli bir gülüş attım, cidden ne sakin olmasından bahsediyordu bu adam. "Dalgamı geçiyorsun benimle! Hayırdır Boran Ağa son uyarım işe yaramadı herhalde."
Yüzü net olmasada dışarının yansıyan ışığı sayesinde birazda olsa görünürdü. "Amacım sadece konuşmak, sakin kalırsan konuşur ve en erken şekilde gidebilirsin." dedi soğuk bir sesle.
Derin bir nefes verdim, "Ne diyeceksen de o zaman, uğraşamam seninle." Dedim ters bir şekilde.
"Kiminle uğraşırsın o göt yüzlü herifle mi yoksa." Diye çıkıştı bir anda, bu haliyle gerilemek istesemde öyle bir alanım yoktu, hem kimden bahsediyordu bu adam?
Bir anda geri çekildi iki elini kafasına attı hırslı bir şekilde, "Aklım almıyor lan, o herif kimde onunla bu kadar yakın davranabiliyorsun!" bağırmak istiyor ama son demlerinde duruyor gibiydi öfkeden kıpkırmızı olduğunu net bir şekilde görmesem de hissediyordum, "Ben kime nasıl davranıcağımı biliyorum kimseye hesap vericek değilim yanlış bir şey yapmadım!" Diye diklendim. Zehir sarısı gözlerinide anında bana çevirdiğini net bir şekilde gördüm, "Sana ben bile öyle sarılmadım, elin piçi nasıl sarılabilir sen beni fitık mı ediceksin!" Diye bağırdı daha fazla dayanamayarak.
Neydi bu kıskançlık krizi falanmı geçiriyordu şimdi?
"O dediklerine dikkat et Boran Ağa, haddini aşıcak şeyler söyleme." Dedim inadına dikleşerek, kimse Komutan'a bu şekilde hakaret edemezdi, buna izin vermezdim.
Dediklerim onu daha da öfkelendirdiğinden üzerime attığı hızlı adımlarla beni kapıyla arasında sıkıştırdı ve ben öylece bakakalmıştım sadece, iki elinide başımın iki yanından kapıya sertçe yasladı öyleki kapıdan çıkan tiz ses içimi daha da ürpertti. Yüzümüz fazlasıyla yakındı. Ellerim refleksle omuzlarının üzerine gitmişti.
"Asıl sen haddini aşıcak şeyler yapmayı kes!" diye karşılık verdi buz gibi bir sesle, "Parmağında benim yüzüğümü taşıyorsun, tıpkı benim seninkini taşıdığım gibi. Bu yüzden abin dışında hiç bir erkekle o derece yakın olamazsın! Ben gavat falan değilim anladın mı?!" dedi öfkeyle.
"Kiminle istersem onunla yakın olurum." Dedim pat diye yüzüne umursamazca şuan neler yapabileceğini kavrayamacağım adama.
"İstediğim ile konuşur istediğimle yakınlaşırım." Diye devam ettim, ay ışığının yansıdığı odada zehir sarısı gözlerinin kademe kademe kırmızılaştığına şahit oldum ancak durmadım, "Kiminle istersem onunla dip dib-" sözlerimi ağzımın üzerine kapadığı eliyle kesti.
Alnını sertçe alnıma yasladı, ellerim omuzlarından kayarak göğsüne yaslandı, "Bunu yapma, bunu sakın yapma yemin ederim bahsi geçen butün erkekleri öldürürüm Gece! Beni sınama." Dişleri arasından konuştu zor duruyor gibiydi ve öfkesini zerre kadar bana yansıtmamaya çalışıyordu bu seçtiği kelimelerden çıkardığı sesten anlaşılırdı, çünkü bağırsa bile gümbür gümbür çalan halay sesinden sesi dışarı bile çıkmazdı yinede bana emir vermesini hazmedemezdim ve üzerimde baskı kurmasına da müsade edemezdim.
Kabul kaşınıyordum ancak kendimede hakim olamıyordum.
Duruşu, bakışı sözleri her şeyi ile farklıydı bana karşı bununda farkındaydım ama yanlış yapıyordu, bende ona verecek güzel hiçbir duygu yoktu bunu anlaması gerekiyordu, beni değil karısını kıskanması gerekiyordu, bana değil karısına böyle bakmalıydı. Belki bakıyorduda bilmiyordum ama sadece bütün güzel şeyleri karısına vermeliydi asla karşılığını alamayacağı birine değil.
Cevap vermek istediğimden elimi avucumun altında çok net hissedilebilir kalbinin üzerinden çekip ağzımdaki eline attım iri kemikli elini çekerken dışardan gelen duyduğumuz sesle ikimizde aynı anda göz göze geldik.
"Sıkıldım artık şu düğünden, hayır geldik gördük daha neyine duruyoruz." Gelen ses Güneş'e aitti, Boran Ağa'nın eli kapının kilidine gittiğinde onu çevirerek kilitledi kapıyı, irice açılmış gözlerim ile ona bakarken, "Ne o karından mı korkuyorsun yoksa seni burda benimle görürse diye ödün mü koptu ha! Bana bağırırken iyidi az önce ama." diye konuştum yüzüne hiddetle, gözlerini yumdu sıkıca.
"Yenge daha düğünün ortasındayız o sebeple olabilir mi?" Bu da Mara'ya aitti sesten dolayı bağırarak konuşuyorlardı ve bizde zorda olsa duyuyorduk seslerini. Sanırım onlarda tuvalet ihtiyacı için gelmişti.
Fazla yakın olsakta umursamadım ve hafif yan dönüp kapının kilidini çevirmeye çalıştım, çalıştım çünkü bileğimi tutarak geri çekti kapının kolundan Boran Asparşah, "Ne yapıyorsun sen!" Dedi kısık sesle, ben ise alayla güldüm, "Ne mi yapıyorum karına bizi göstericeğim işte niye korkuyorsun o kadına da haksızlık yapmana izin vermeyeceğim seni seviyor olabilir ama sana katlanmak zorunda değil!" Alt dudağını öfkeyle ısırdı. Ama umursamadım kapıyı açıcaktım.
"Aptalmısım sen! Seni burada görse düğünü ayağa kaldırır ama bil bakalım niye," dedikleriyle anlamazca baktım, "Kocamı utanmadan kıyıda köşede sıkıştırıyor onunla evlenmeden yakınlaşıyor diye, beni değil seni rezil eder, onu zerre kadar tanımıyorsun bari burnunun dikine gitme." Gerçekten bunu yaparmıydı?
"Ben biliyorum niye böyle davrandıklarını biricik gelinlerini seyretmek hoşlarına gidiyordu ama ne güzel olduda geldi o Asker kollarına atladığında bizimkileri görücektin o çok sevdikleri gelinleri elin adamının koynuna nasıl yapıştı ama." dedikleriyle ağzım açıldı saşkınlıkla. Cidden böylemi düsünmüşlerdi o adam benim abim gibiydi süt kardeşimdi. Hem aksi bile olsa ben elin adamına hiç öyle sarılırmıydım!
"Yenge o adam onun süt kardeşi adam sırf yanlış anlaşılmasın diye o kadar yaşlı adamın Ağaların arasına girdi bile bilede süt kardeşiz dedi yani kimsenin Gece'yi yanlış anladığı falan yok." Sesleri giderek azaldığından Mara'nın dedikleri anlaşılmamış kesilmişti.
Birbirine kenetlenmiş öfke dolu gözler ardında konuştu daha da yakınlaşarak, "O adamda dahil yabancı bütün erkek ırkından uzak durucaksın!" dedi kendini sıkarak bağırmamak için.
"Bana emir verme o adam benim sü-"
"O adam senin hiçbir şeyin değil!" Keskin sesi kullarımdan çınladı zaten çok yakındı. "Bak anlamıyorsun, ben ne yaptığını bilen biriyim. Bana bu şekilde karışmaktan vazgeç o adam benim abimden farksız."
"Umurumda bile değil, yaklaşmayacaksın diyorsam yaklaşmayacaksın." Daha da yaklaştı, eh artık iyice manyamıştı bu ne taşıyordu aklı yerine, ne desem tersten anlıyor ya da hiç anlamıyordu!
Omuzundan itmeye çalıştım, "Eh çekil be seninle uğraşıcak değilim herhal-" bu sefer hiç istemediğim şekilde kesti sesimi hiç olmayacak şekilde dışardan gelen tekrar Güneş'in sesi bile onu durdurmamıştı belliki ve Boran ağa yüzümü avuçları arasına aldığında dudaklarını dudaklarıma daha da kapanmıştı. Kulaklarımda çınlama duyulurken.
Boran Asparşah beni öpüyordu!
🔗Bölüm Sonu🔗