"Zihin Karmaşası Son Karar"
Hiç bilmediğim sularda bilmediğim hislerde bilmediğim daha önce hiç yaşamadığım bir an içindeydim.
Ne tepki vericeğimi ne yapıcağımı zerre kadar bilmediğim aklımı düşünce yetimi yitirdiğim bittiği bir andaydım.
Neredeyse karanlık bir oda da ölümüne kaçtığım bir adamın bedeni altında esir, nefesi hapsedilmiş bir bedevi gibi hissediyordum. Bir damla su gibi bir parça nefese muhtaç ancak ölümüne almayacak kadarda inatçı gibi.
Ellerim göğüsünün üzerindeydi avucum altındaki kalbin atışı ona mı aitti yoksa yanlış mı anlıyordum bilmiyordum tek anladığım deli gibi attığıydı, yinede benimkiyle yarışamazdı.
Sıcak elleri yüzümü sıkıca kavramış ve dudakları dudaklarımın üzerindeydi ya da üst dudağım iki dudağı arasında, tek bir milim dahi kıpırdatmadım dudaklarımı tıpkı onun gibi, hafif kirli sakalı yüzünden dudaklarım etrafında az da olsa bir batma hissi vardı dahası bunları kavrayacak kadar ne kadar zaman geçti bilmiyordum, kalın dudakları benimkileri örttüğünden beri benim gözlerim irice açılırken onunkiler örtünmüştü.
Nefes almaya ihtiyacım vardı! Bu biraz olsun aklıma dank ettiğinde öfkemin gün yüzüne çıkmaya başladığını hissediyordum beni ben istemeden öpmüştü rızam dışında, peki ne için?! Ya da çok mu büyütüyordum bilmiyordum tek bildiğim içime bir öküzün oturduğuydu.
Parmaklarım göğsüne yaslıyken açarak gerdim onu itmem gerekiyordu uzaklaşması kendine gelmesi için bunu yapmam lazımdı bunun için harekete geçtiğimde ise kalbimi durduracak başka bir harekette bulundu, emdi.
Benim üst dudağımı zevkli bir mırıltıyla emdi! Gözlerim yuvalarına dar gelmişcesine açıldığında dudaklarını tekrar hareket ettirdi sanki zaten yeterince yapışmamış gibi daha da yapıştı dudaklarıma ve tekrar alttan üste doğru olucak şekilde emdi dudağımı. Daha yenimi dank ediyordu bilmiyordum ama ben ona irileşmiş gözlerle bakarken birden durdu ve onunda açıldı gözleri ve gözleri gözlerimle birleştiğinde onunkilerde farkındalıkla büyüdü.
Şaşırmış mıydı? Niye beni öpen o değil miydi, istemeden bana dokunan!
Tek seferde geri çekildi.
Gözlerim dolmuştu, görmüş müydü bilmiyordum ya da görüyor muydu. Üst dudağıma değen ılık hava ıslak olduğundandı silmek istiyordum ama elimi kaldıramıyordum da.
"Özür dilerim." diye döküldü dudaklarından acıyla bezenmiş bir ses tonuyla. "Yemin ederim sana bu şekilde dokunmak istemedim. Ne olursa olsun yapmamam gerekirdi bunun affı yok ama, Allah belamı versin bir anda oldu." Kendini açıklamasınamı şaşırsam yoksa olanlarımı hazmetsem bilmiyordum.
Dut yemiş bülbül gibi öylece kalakalmıştım kapının önünde, bir kaç adım atarak bana yaklaştığında geriye gitmek yerine yana kayarak uzaklaştım ondan yüzüne bakmadan, "Çık dışarı." Dedim. Buz gibi sesim ne olduğu belli olmayan odada ona ulaştığında gerildi iyi görünmediği aşikardı, "Gece," dedi ihtiyaçla yine adımladı üstüme doğru uzaklaştım anında, "Lütfen çık dışarı. Bu konağı başına yıkmamı istemiyorsan çık." Sakin kalmak için çabalıyordum.
"En azından bir kere yüzüme bak." Diye konuştuğundan az öncekine nazaran daha ihtiyaç dolu ve yumuşak bir tondaydı sesi.
Bakmadım tırnaklarımı avucuma batırdım nefeslerim sıklaşıyordu, pes etmiş gibi geriye doğru adımladı, "Ne yapsan hakkındır sana dokunmamalıydım. Gözüm döndü Gece, kendimi savunmuyorum sadece nolur bir daha adın dahi olsa bir erkekle yan yana getirme, beni bununla kışkırtma." Benden cevap bekliyor olmalıki bir süre daha durdu. Onu kışkırttığımı kabul ediyordum ama hiçbir şey bilmeden yanımdaki erkeklere laf yapıyordu henüz evlenmemişken bile bu şekilde yönetmeye kalkıyordu üstelik ben kiminle ne çeşit konuşucağımı nasıl yakın olup olmamam gerektiğini biliyordum!
Beni biraz bile tanımadıysa ona da lafım yoktu.
Arkasını döndü çöken omuzlarıyla, kapı kilidini çevirdi arkasına bakmak istediğini anladığımda onu umursamadan dudaklarımı koluma sürttüm sertçe bunu gördüğünü biliyordum bu sebeple kapıyı sertçe değil hiç kapanmamış gibi yavaşça kapattı.
Üst dudağım bir cansız varlığa dönüştüğünü hissetmem normal miydi bilmiyordum ama sanki karıncalanıyordu. Dudaklarımdaki kalan ruj elbisenin koluna bulaşmıştı bunu tam olarak göremsemde anlamıştım.
Yaşadıklarına bakıyordum da sadece on dakika bile gülemiyordum. Sonunda ağlıyacaksam zaten gülmiyeyim ben, az öncesine kadar enerjim biraz olsun yerindeyken gördüğüm muamele sayesinde yerin dibine girmişti resmen. Dahası bana bu şekilde dokunamazdı buna hiçbir yönden iznim yokken birde! Ne kadar özür dilesede umurumda değildi.
Cansız adımlarımı kapıya kadar ilerlettim kapının kolunu tuttuğumda içimde zorlukla bastırdığım ağlamam beni zorluyorken alnımı kapıya yasladım akabinde bir kaç damlada peşi sıra akmıştı. Etrafımdaki insanlarla uğraşmaktan bıkmıştım artık.
Bir hıçkırık kaçtı dudaklarımdan, daha fazlası olmaması ve dağılmamam için alt dudağımı sertçe dişledim doğruldum ve sert bir soluk eşliğinde göz yaşlarımı sildim.
Dışarı çıktığımda buraya neden geldiğim doldu aklıma, lavabonun olduğu kısma gittiğimde boştu şansıma, işlerimi hallettikten sonra yüzümü ıslattım hafifçe makyajım dağılmayacak şekilde, çünkü dakikalar içinde esmer tenim bembeyaz kesilmişti bile.
Düğüne tekrar döndüğümde masaya geçmek isterken halaydakilere göz attığımda Güneş, Mara ve Zara'da dahil herkes oynuyordu bir tek o yoktu o kadar, nerdeydi bilmiyordum çünkü gözlerim onu aramadı. Bir yandanda Güneş'in bu hareketlerine anlam veremiyordum yani kocası üstüne kuma getiriyordu tamam mutlu olmak hakkıydı ama yinede biraz ses çıkarması gerekmiyor muydu ya da neden katlanıyordu ki bu duruma, istese gidemez miydi? Yoksa Boran Ağa onu da zorla kendine mi hapsediyordu?
Masaya döndüğümde Nüvit yengem annem ve babaannem vardı masada, sadece bana baktıklarını biliyordum ama karşılık vermeden oturdum sandalyeye, çalışanlar yemek servisine yavaş yavaş başlamışlardı bile.
Bakışlarım dalgınca halaya takıldı sadece izliyordum öylece ve en tabiki bu anı bozan kişi Nüvit yengem oldu, "Gece, hayırdır sen niye hiç kalkmadın halaya." Diye sordu sanırım ilk defa laf çarpmadan konuşmuştu benimle. Ancak sorusuna benim yerime Babaannem cevap verdi, "O ne demek Nüvit! Tabiki kalkmayacak. Hanımağa o bir ağırlığı var hele de gözler üstündeyken." dedi işte yine karışıyordu hareketlerime ve bana, hem kimsenin bana baktığı yoktu herkes kendi halindeydi, yani en azından çoğu.
Güldüm. Sinirlerim mi bozuluyordu bilmiyordum ama güldüm, tuhafça baktılar bana, "Cidden hoşuna mı gidiyor babaanne." Beyaz kaşlarını çattı, "Canım şuan deli gibi halay çekmek istiyor benim ne yapacağız." diye sordum ciddiyetle.
Yerinde dikleşti rahatsızca kıpırdandı beyaz şalının boynunu düzeltti, "İnatlaşacak durum yok ortada Gece, çok çekiyorsa canın konakta çekersin abinlerle." aynı ciddiyetle karşılık vermişti bana.
"Senin yüzün niye soldu birşey mi oldu." diye sordu annem birden. Ne oldu diye değil ne olmadı diye sormalıydın.
Mesela az önce Boran Ağa tarafından hem tehdit edilmiş hem öpülmüştüm. Neden peki! Kuzenimle sarıldığım onunla güldüğüm için.
Yine de büyük bir sakinlikle başımı olumsuzca salladım, o sırada halay müziği bitti insanlar yerlerine masalarına geçmeye başladılar çünkü birazdan yemekler yenilecekti, erkeklerin büyük çoğunluğu aşiret ağalarıda dahil üst kata çıkmıştı ilk katın avluya bakan korkulukların yanına kurulan masalara oturmuşlardı. Yinede tabiki alt katta kalanlar da vardı.
Abimler masaya yaklaştığında ellerimi masaya yaslayarak sandalyemi ittim ve ayağa kalktım, gözlerim anında sert siyah sürmeli gözlerle çakıştı, o sırada abimler masaya gelmişlerdi, "Şimdide benim sıram, birazda ben halay çekeyim değil mi babaanne." Gözleri kızgınlıkla açıldı.
"Sonunda, bir an hiç kalkmayacaksın sandım kızım." Abimin sitem dolu seslerine anlamayarak baktım, onun gibi kıskanç birinin benim halay çekmeme bu kadar takması normal değildi.
"Tabikide çekmeyecek. Otur yerine Riva!" Babaannemin sert sesini umursamadım, bugün ona inat halay çekicektim, bugün Boran Ağa'ya inat komutanla halay çekecektim. Belki beni tehdit etmemesi gerektiğini anlarlardı elbette her şeyin bir bedeli vardı.
Hevdem tedirgince bir bana bir babaanneme bakıyordu elimi abimin arkasından ona uzattım, "Mendili alayım canım." Dediklerime şaşırsada elindeki mendili tedirgince bana uzattı. Aldım siyah parlak büyük bez parçasını.
Babaannemin deliren bakışları altında annemin yanında ayakta dikilen Adar'ın yanına adımladım ve yavaşça koluna girdim, "Halay başını ben çekiceğim sende benim elimi bırakmıyacaksın kimseyi de araya almayacaksın tamam mı?" diye sordum, "Hem ayda yılda bir zor araya geliyoruz bir halay çekmiyecek miyiz." Dedim gülümseyerek. O da aynı karşılığı bana verirken Fisun'u gördüm süzüle süzüle masaya gelirken gözleri koluna girdiğim için ben ve Adar'a kaydı.
"Böyle bir şansı kaçıracak değilim, bakalım Hevdem kadar güzel oynayabiliyor musun." Diye cevapladı beni gülerek hâlâ Fisun'un geldiğini görmemişti, "Hevdem kadar olamam tabiki saçmalama ama var işte bizde de biraz," Fisun'un geldiğini gördü ama bir yabancıdan farksız bakmıştı ona bunu yakalamıştım.
"Sen ilerle ben bir su içeyim geliyorum arkandan." dediğinde onu onayladım ve kolundan çıkarak elbisemin eteğini hafifçe kaldırdım. Babaannemin uyarıcı ve öfke dolu bakışlarına karşın gülümsedim ona en içten şekilde.
Abimin yüzünde tatminkar bir gülüş vardı, bu niyeydi bilmiyordum. Üstelik halay çekmemi en cok o istiyordu.
"Ne oynayacağız peki, şöyle baya hareketli olsun sen yavaş halaylara gelemiyorsun halaydan kopuyorsun hemen." diyen abime karşın göz devirdim. "Ben gidip şarkıyı seçeyim." Dedi ve saz gurubunun yanına ilerledi.
Neredeyse boşalmış alana doğru ilerledim bende. Üst kat erkelerle doluydu neredeyse, olduğum avluda etrafı yuvarlak masalarla çevrili ve ortası genişce halay için boşaltılmıştı, gelin damat masasıyla kesişti bakışlarım Mustafa abim yerinde dikleşmiş gibiydi, her adımımda tek tek dönüyordu bakışlar bana geldiğinden beri halaya sadece bakmakla yetinen beni görmek onları saşırtıyor olabilirdi özellikle bizim akrabaları.
Halay yerinin ortasında durdum, eteğimi düzelttim aynı şekilde saçlarımın hepsini omuzumdan geriye doğru attım, çalgıcılardan denenme sesleri gelmeye başlamıştı aynı anda çalan sarkıda saniye saniye veriliyordu. Komutan tüm heybetiyle bana doğru gelmeye başladı üniformasıyla, kemerini çekiştirerek düzeltti belinde. Arkasından Serkan onunda arkasından yine duramayan Hevdem, abimde çalgıcıların oradan gelmeye başladığında mendili daha düzgün tutmaya çalıştım. Doğrusu fazlasıyla utanacağım bir andaydım ama içimde hırs ve öfke önüne geçiyordu.
Komutanın elini tuttuğumda sıraya girmiştik bile, "Halay boyunca elimi bırakmak yok araya birini almak hiç yok!" dedim net bir tavırla, tuhafça baktı bana, "Kimi kıskandırıyorsun sen hayırdır." Dedi göz kırparak.
Gülerek önüme dönerken omuz silkmeyi ihmal etmedim, çalmaya başlayan şarkıyla, parmaklarımız birbirine girdi dahası halaya başlamadan bir çok kişi girmeye başladı ıslık çalan gençlerde vardı tabi.
Önce Cida halayı çekiceğimizden kollarımız da iyice birbirine yaslandı ve halaya başladık hızlı olan halaya ayak uydurmakta zorlanmadım çünkü dansın her türlüsünü severdim. Mendili salladıkça oyun daha da hareketlendi etraftan yükselen alkış sesleride ıslık sesleride birbiriyle yarışıyordu sanki, komutanla öne doğru eğildik biraz oynarken sonra doğrulduk cidden fena değildim, halayın çoğunluğunu kızlar kadınlar oluşturmaya başlamıştı ve bu çok güzeldi.
Babaannemin köpüren suratına baktığımda şey geldi aklıma; sana düğünde ağır ol demiştir ama sen halay başına geçmişsindir bile.
Dudaklarıma konan gülümsemeyle onu es geçtiğimde üst kattaki Boran Ağa çekti dikkatimi ellerini önündeki korkuluğa tutunmuş ve dik dik keskin bir şekilde bana daha doğrusu bize bakıyordu deminden beri ayrılmadığım Komutanla bana, geniş gövdesi ve omuzları ile korkuluğa tutunup öne doğru eğilmesi tıpkı bir aslanı andırıyordu her an avına saldırıp avlayacak bir aslana.
Umursamadım hatta daha da inat yapıp bana o yaptığı şey için, inatla güldüm ve Adar'a daha da yaklaştım ve daha hırslı sarıldım halaya ki zaten tüm gözler bu halaydaydı. Bakışlarım tekrar ona çıkacakken Güneş'i gördüm masada bir bana birde hemen üstünde kalan balkondaki Boran Ağa'ya baktı, gözlerimi kaçırdım anında, ah ah sen birde o kocanın yaptıklarını öğrensen ne yaparsın acaba.
Bakışlarım tekrar ona anlık çıktığında korkuluğa sertçe vurdu, buna daha saşıramazken merdivenlere yöneldi, aynı anda halaya ayak uydurup hem ne yapıcak diye ona bakmaya başladım çünkü delirmişti bu durumuma. Bana yan yana bile gelme dediği adamla kolkola bir halay tutmuştum.
Umarım benimle bundan sonra nasıl konuşması gerektiğine ve hareketine dikkat ederdi, o da dahil birilerinin hareketlerime ve neler yapıp yapamayacağıma karışmaları sadece onların boşa nefes tüketmesi demekti.
O sert adımları ile konaktan bir rüzgar gibi çıkıp giderken ailesi ise arkasından şaşkınlıkla bakakalmıştı.
Ve bir daha da gelmedi.
Düğünün ilerleyen saatlerinde yemekler yenmiş takı töreni başlamıştı, kimin ne taktığını sürekli söyleyen adamı es geçtim ve bende takı takmak için sıraya geçtim çünkü babamlar kadar benimde takmam gerkiyordu elimdeki takıyıda babaannem elime tutuşturmuş abimde kolumdan adeta sürükleyerek damat ve gelinin yanına getirtmişti. Abim cidden tuhaftı bu aralar.
Sıra bana geldiğinde elimdeki mavi keseyi açtım çoğu kişi ne çıkaracağıma bakıyordu muhtemelen Mustafa abim çatık kaşları altında bakıyorken ona da şaşırmamak elde değildi sanki düğünü değilde cenazesiydi sabahtan beri ne halaya kalkmış ne doğru dürüst gülmüştü ve bu hareketleriyle Kiraz'ı ne kadar üzdüğünün farkında değil miydi, hayır yani madem istemiyorsun kızın hayatını niye mahfedersin ki, cidden bu erkeklerin durumlarını anlamak mümkün değildi.
Bu sebeple bende ona ters bakışlar attım. Kiraz beyaz gelinlikler içinde cidden çok güzel görünüyordu her ne kadar takılan altınlar ve paralar içinde kaybolsada. Tıpkı bir milli sermaye gibiydi.
Elimdeki keseden 6 tane kalın adana burması bilezik çıkardım.
"Bu kadar doluyken elin rahatsız olursun istersen keseye koyup annene vereyim olur mu?" Diye yüzüne yaklaşıp bağırdım beni anlaması için, sanırım bu durumdan biraz bunaldığı için direkt kafasını salladı, keseye koyduktan sonra yanındaki annesine uzattım. Daha sonrasında Kiraz'a sarıldım tebrik etmek için sonrasında Mustafa abimle ise el ele tokalaştık bunu yadırgadığı yüzünden belliydi ama şaşırmış gibi durmuyordu aksine ona karşı mesafeli oluşumu bekliyormuş gibiydi.
🔗🔗🔗
Düğünden sonra eve geç gelen adamın beyni patlayacak gibiydi, hayır alkol falan almamıştı sadece düşünmekten bitap düşmüş olabilirdi belki, o günün sabahında ise yine uyanmanın verdiği huysuzluk ve baş ağrısı ile terastaydı temiz hava iyi geliyordu hiç değilse biraz olsun.
Ellerini korkuluklara yasladı gözlerini kapattı ama gözleri önünde beliren sahne ile hemen açtı hatırlamak hiç iyi değildi çünkü. Gece'yi her öptüğü zaten gözün önünden gitmezken birde tekrar hayal edemezdi iyi gelmiyordu çünkü. O sıcak teni başlı basına büyük bir dertken birde kendini tutamayıp öpmüştü kızı bunun pişmanlığı içini yakıp kavursada o dudakların tadını yine biraz daha olsun almak için hiç şüphesiz canını bile verebilirdi.
Nasıl böyle bir duruma gelebilmişti bilmiyordu, nasıl bu kadar kilitlendiğini ve basit bir hoşlantı duygusunun bu kadar ileri derece büyüdüğünü de. Neyine bu kadar vuruldum diye düşünüyordu sonra bir bakıyorduki sonu gelmeyen bir liste çıkıyordu önüne hangi birini saymalıydı ki.
O buz mavisi mavişlerinimi yoksa kor gibi yakan tenini mi.
Öldürücü şekilde içine çekildiği cennet kokusu mu yoksa o her bir tel saçını tek tek öpmek istediği o karamelin en güzel tonu olan saçları mı.
Duruşuna mı, Asiliğinemi. Vicdansızım, kötüyüm demesine rağmen zekasınamı yoksa o koca vicdanına merhametine mi.
O kızın çocuklara olan merhametinden sevgisinden biraz olsun tatmak nasıl olurdu acaba diye düşündü, aslına bakılırsa o çocuklara sevdiklerine böylesine dolu doluydu, Gece tarafından sevilmek nasıl bir histi? Bir gün bunu öğrenebilicek miydi peki.
Düşündüklerine kısıkça güldü başını olumsuzca sallarken, Gece Herkesi severdi herkese bir şans verirdi kendi kapılarını açardı da bir bana açmazdı diye düşündü. Haklıydı.
O böyle bir Gece girdabına girmişken yanına kadar gelen babasını fark etmemişti bile.
Omuzuna konan elle irkilsede dışına yansımamıştı, babasına çevirdi başının ağrısından kırmızılaşmış kanlanmış gözlerini.
"Seni böyle göreceğim kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi doğrusu oğlum." Dedi Bertan Ağa. Önüne döndü babası her zaman olduğu gibi yine her şeyi biliyordu, nasıl oluyordu bilmiyordu ama anlıyordu işte.
"Sana da günaydın baba." dedi sert bir soluk verirken, Bertan Ağa'nın dudağı yukarı kıvrıldı, "Bana gün aydı da sana aymamış, hâlbuki Güneş isimli bir karın var." Yüzünü buruşturdu. Babasının bir daha espri yapmaması için ne yapmalıydı şu an.
Güldü üstelik sabahın köründe bu duruma babası, eliyle Boran'ın sırtına vurdu bir iki kez, "Ama sanırım Boran Ağa gecede kalmış, hâlâ ayamadığına göre." İşte o an bakışlarını direkt babasına çevirdi, adını duymak bile nasıl böyle heyecanlandırabiliyordu.
Fena hâlde boku yemişti.
Üstelik hayatındaki iki kadınında ismlerine baktı şöyle bir, biri Güneş'ti biri Gece, bu tesadüfte bir onun başına gelebilirdi zaten.
"Sıkıntın nedir söylede bir hâl çare bulalım, karanlıkta mısın aydınlıkta mı Boran Ağa."
Karanlıktaydı, hem karanlığı hiç bu kadar sevmemişken onun için deliriyordu üstelik.
Bertan Ağa zaten anlamıştı oğlunu Allah aşkına nasıl anlamasındı adı değil onu telafuzu bile gözlerine büyük bir ışıltı yayıyorken üstelik. Bir yandan da üzüldü tabi tek dilediği oğlunun mutlu olmasıydı tek başına yaşamamasıydı bu içindekilerini ama o kızı da iyi tanıyordu, insanın emdiği sütü burnundan getirirdi vallahi.
"Sigara içmiyorsun artık, noldu da yıllardır bırakamadığın günde iki paketi devirdiğin sigarayı bir anda bıraktın, de hele." Aslında tahmini vardı ama bu kadarda olur mu bilmiyordu o sigarası cebinden eksik olmayan biriydi çünkü.
"Zararlı baba ondandır, kurcalama işte." Dedi sakince.
Oda yönünü Boran gibi dışarı çevirdi manzara güzeldi çok ilerde görünen dağlar taş evler hemen alt katlarında bulunan toprak bahçe etrafı çepeçevre saran ağaç ve çiçek kokuları, "Dünkü oğlanı gördün mü hani şu asker olan gerçi Komutanmış diyorlar hatta adı Adar'mış." Tepkisini ölçmek için oğluna döndü gözleri resmen kararmıştı dişlerini sıkmaya da başlamıştı bu da düşündüklerinde haklı olduğunu gösterdi.
"Bizene baba o heriften." dedi bastıramadığı öfkeyle.
"Temiz çocuktu, kızlarım var benim oğlum onların iyi birilerine gitmesini isterim neden olmasın." Dedi ciddi ciddi.
"O herif bu konaktan çöp bile alamaz, aklındaki damat profilini silsen iyi edersin." Dedi hiddetle.
"Sakin ol önce ne bu hiddet sadece düşündük dedik herhalde."
Sakin olamıyordu o adamın kendi bile sarılamamışken sıkıca sarılması ona bu kadar yakın olması Gece'nin inadına onunla halay çekmesini düşündükçe deliriyordu.
Bu kadın bütün ayarlarıyla oynamıştı resmen.
"Ferman'ın teyzesinin oğlu aynı zamanda da süt kardeşi oluyormuş." İşte her şeyin sanki o kelimeye bağlıymış gibi olması tuhaftı çünkü hiç farketmeden içinden büyük bir sıkıntı bir ağırlık kalkmıştı, irice açılmış kehribarlarını babasına çevirdi, onun bu haline olumsuzca başını salladı Bertan Ağa çünkü oğlunu çok üzecekti belliki Gece, hakkıydı da üstelik.
"Çocuk yukarı Kalender'in eline geldi orada da Kalender'de söyledi benim ikinci oğlum diye bunlar süt kardeşi oluyorlar. Çocuklukları birlikte geçmiş birde sen düşün oğlum."
Öyle büyük bir rahatlama oturmuştu ki üstüne baş ağrısı bile gitmişti neredeyse, zaten bir kuzen belasını zor püskürtmüşken birde bu asker çıkmadığı için kurban kesecekti neredeyse. "Kardeşler, hemde süt kardeşi yani kardeş olanlarından sözde değil hakikaten kardeş sü-"
"Boran! İyi misin oğlum hayırdır." Babasının sesiyle kendine geldiğinde sirkelendi, Bertan Ağa başını iki yana sallayarak indi terastan.
Boran Ağa ise hâlâ olanlara inanamıyordu birde utanmadan gidip kızın üzerine gitmişti bunu nasıl yapmıştı ki anlamamış mıydı Gece'nin ne yapacağını bilen biri olduğunu elbette bununda altında bir şey olduğu belliydi niye dinlememişti onu. Bu kadar mı gözü dönmüştü deli gibi kıskanmıştı.
Değişik bir adama dönüştüğünü hissetmeye başladı.
İçine rahatlamanın geldiği hızla aynı şekilde pişmanlık oturmuştu zaten vicdan azabı çekiyorken birde bu gelmişti üstüne şimdide, birde utanmadan dudaklarına yapışmıştı, dudakları ılık ıslak dudağı acaba alt dudağı küşmüşmüdür ona dokunmadı diye.
"Sokayım!" Diye tısladı.
Dağılan düşünceleri yüzünden soğuk bir duşa girse fena olmazdı diye düşündü hem daha mantıklı düşünebilirdi belki.
🔗🔗🔗
10 gün kalmıştı.
Düğünden sonra iki gün geçmişti yani bugün ikinci gün oluyordu.
Hâlâ daha o anı unutamıyorum, öyle bir haldeydim ki dilimle dudaklarımı bile ıslatamıyordum, gözümü her kapattığımda dudaklarım üzerindeki dudakları çarpıyordu yüzüme. Şüphesiz bunun en büyük nedeni böyle bir şeyi hayatımda ilk defa yaşıyor olmamdı. Yinede her defasında unutmaya çalışıyordum.
Ve her şeyde aynı hızda devam ediyordu, düğün biter bitmez daha kendimize gelemişken bu sefer bir diğer düğün alış verişine sürüklenecektik, benim düğün alış verişime. 10 gün kalmışken acele etmemiz gerektiği kanısına varan aileler kendi kendilerine karar almış saati bile belirlemişti bile.
Araba çarşıya ilerlerken kulaklıkları mı takmış müzik dinliyordum, gelmek istememiştim çünkü zaten hiçbir şeyi isteyerek almıyordum ne olurdu sanki benim yerime her şeyi halletselerdi. Ama babaannem buraya geliş sebebini çok iyi yerine getirerek beni zıvanadan çıkarmış ve göndermişti annemlerle, hiç acımadan.
Ben ise sakindim şu an, herhangi bir olay çıkarmadan bitirecektim bugünü sayılı kalan günler yüzünden yeterince gergindim zaten hem olacak olan buydu engellemek saçmaydı alt tarafı bir alışverişti sonuçta.
Araba geliceğimiz noktada durduğunda indik arabadan Hevdem ben annem ve maalesef peşimize takılan Fisun. Ne kadar istemesemde o da babaannem sayesinde gelmişti büyük bir zevkle ve o yüzündeki çıldırtıcı gülümsemesiyle.
Aynı şekilde arkadaki arabalardan adamlarımız inmişti ki elbette Cahit'te vardı, çünkü o benim fedaimdi. Yine de belli bir mesafeyle arkada kalacak takip edeceklerdi bizi.
Lalezar hanımlarla aynı sokakta olduğumuzdan karşılaşmıştık yani burada bizi bekliyorlardı, umarım fazla olmamıştır diye düşünmüştüm o bize doğru gelirken yanındaki siyah lüks minibüs açılmış içinden Zara ve Gurbet hanım inmişti.
Bir bu eksikti resmen.
Sarılma faslı bittiğinde yavaşça yürümeye başlamıştık, üzerimde kalın askılı kırmızı sarı ufak çicek resimleri olan dizimin hemen altında biten bir yaz elbisesi vardı ayaklarımda ise fazlasıyla yürüyeceğimizden beyaz spor ayakkabılar, saçlarımı ise enseden sıkı bir topuz yapmış üzerinede bir plaj sapkası takmıştım sıcaktan beynimizin bulanmasına gerek yoktu. Hevdem'de benimkiyle aynı olan sarı şapkasını takmıştı.
Annemler önde giderken biz kızlar arkadan takip ediyorduk, tabi onlar sohbet ederken arada onlara katılıyordum Fisun'da mesaisine başlamış gibi benimle uğraşmaya başlamıştı her gördüğü ürüne bu sana çok yakışır odanızda giyersin ferah ferah diye bir sürü şey söylüyordu bense sadece başımı sallayıp geçiyordum çünkü umursamamak daha da sıkıyordu onun canını.
İlk durağımız bir gelinlikçi olmuştu zerre kadar heves yoktu içimde aksine her an ağlayacak potansiyele sahiptim. Gurbet hanımın ısrarla önerdiği bindallıya tamam demiştim hemen ancak o direterek bana denettirmişti, denedikten sonra ise beğenmediğini söyleyip burun kıvırınca başkasını denettirmek istedi ancak ben zaten zor dayanıyorken benimle uğraşmasına izin vermek istemiyordum. İlk denediğimi aldırttım beğenmedilerse değiştirebileceklerini ancak denemeyeceğimi de söylemiştim.
Bindallıyı hallettiğimde sıra gelinliğe gelmişti ancak gelinlik olduğuna emin değildim çünkü daha çok kefeni andırıyordu bana. Hiçbir şekilde bana saygısı olmayan Fisun ise bile bile hayallerindeki gelinliği anlatıp duruyordu yanımda, istediği milletin içinde ona sataşmam mıydı anlamamıştım ama fazlasıyla kaşınıyordu. Hevdem köşede Zara'yla sessizce beklerken annem ile Lalezar hanım gelinliklere bakıp duruyorlardı sürekli.
Lalezar hanım hangisini beğendiğimi sorup durduğunda rastgele karşımdaki bir gelinliği gösterdim o da burada memnun olmadığımın farkındaydı diğerleri gibi ancak yapıcak bir şey yoktu. Gurbet hanım gelinliği denettirmek istediğinde yalvarır gözlerle anneme bakmıştım ancak o başını çevirmişti benden, hava çok sıcaktı ve mutluymuşum gibi birde gelinlik provası falan yapmak istemiyordum ben. İşte o anda bana çok büyük şekilde yardımcı olan Lalezar hanımdı ölçülerimi isteyip kızlara verdikten sonra gelinlikçiden en temiz şekilde çıkarmıştı beni. Annemin en azından bunu yapmasını beklerken yapmıştı Lalezar hanım.
Sonrasında ise bir mobilyacıya girdik yatak odası takımı için üst kata çıktığımızda etrafta bir sürü model karşılamıştı bizi, "Bu nasıl kızım güzel midir sence beğendin mi?" diye sordu güler yüzü ile Lalezar hanım kızlarda diğer yatak takımlarına bakıyordu Fisun'da dibimden ayrılmıyordu, gösterdiği takım kahverengi ahşap bir model yatak odası takımıydı ve doğruyu söylemek gerekirse fazla koyu ve iç karartıcıydı ve ben bu tür ortamlarda feci halde bunalıyordum.
Bu sebeple Lalezar hanıma, "Ben kapalı renkleri sevmiyorum aslında," diyebildim biraz çekinerek. Aslında beni bırakıp kendileri istediklerini alabilirlerdi bana bu konuda bir şey sormasa olmaz mıydı. Lalezar hanım, "Tamam o zaman bizde açık renklere bakalım." Dediğinde yanındaki kadının yönlendirmesiyle bir diğer takıma doğru ilerlediler.
Fisun omuzunu bana vurdu, "Naz yapma kız, birde renk beğenmiyormuş ne akıllısın valla en pahalısını kitleyecen demi bunlara, gerçi sende haklısın parasını ezmeyeceksen ne diye evleniyorsun ki bir Ağa'yla." Göz devirdim bu haline, aklı fikri Ağa'da paradaydı, sanki fakirmiş gibi.
Lalezar hanım yanımda yerini aldı güleç yüzüyle, neye bu kadar mutluydu bu kadın anlamıyordum ama ona gücenmiyordum da, "Bak kızım odan çok büyük böyle ufak falan değil, birde balkonunuz var fıstık gibi yeminle, ha birde odanızda şöminede var ona göre bir şeyler seçebiliriz sen görmesende ben söyliyeyim dedim." yanaklarım utançtan kıpkırmızı kesildi herkeste duymuştu hem, odanız neydi ya. Hem, "Şömine mi!" Diye şaşkınlıkla döküldü dudaklarımdan tabi aynı anda Fisun ve Hevdem de söylemişti.
Tamam salon falan anlardımda buralarda şömine ne arasın Allah aşkına bura soba yeridir böyle sıcak sıcağına, hadi tamam şömine olabilir diyelim yatak odası da neydi şimdi?!
"Valla bizde bilmiyozki abim bir haftada odayı öyle bir yaptı ki biz bile anlamadık." dedi yüzüne muzip bir sırıtış ekleyerek Zara. Güneş'i düşünemiyordum hiç mi acımıyorlardı kadına da böyle konuşuyorlardı o da başına gelen hiçbir şeyi tüm kadınlar gibi hak etmiyordu üstelik.
Üstelik daha da utanmam dedikçe sinirden beter bir hâle geliyordum, annemle göz göze geldiğimizde hemen kaçırdım. Bir an önce bitmeliydi bu alışveriş bunalıyordum.
Bur süre sonra uzun uzun bakınmak istemediğimden etrafta onca şatafatlı yatak odalarına rağmen ikinci baktığımız krem rengi tonlarda sade ama şık bir yatak odası takımı seçmiştik, uğraşmak istemiyordum çünkü, bu sebeple karşıma ne çıksa ilk onu seçiyordum. Sıcaktan iyice bunalmıştım kaç şişe su devirdiğimizi hiç birimiz bilmiyordu alınan poşet poşet elbiseler yetmiyordu sanki onlara da dahasını alıyorlardı, hayır hiçbiride diyemedi bu kadarını giyemez hem zaman geçtikçe yenileri çıkıyor diye en önemlisi çoğuda hiç tarzım olmayan ve giymeyeceğim türdendi ve onlarıda hep Gurbet hanım seçmişti. Her ne kadar umurumda olmasada bile bile resmen kocakarı elbiseleri alıyordu ona karşı çıkamamı bekliyorsada yanılıyordu çünkü benim zaten kıyafetlerim vardı onlara kalıcak değildim.
Oradan da çıkıp kumaşçıya doğru gitmeye başladık, bizi gören esnaflar şaşırırlarken çoğuda fısır fısır konuşmaya başlamışlardı bile.
Kumaşçıya girdiğimizde herkes bir köşeye geçmiş kumaşlara dalmıştı bile annemle Lalezar hanım kendi aralarında kumaş seçiyor bizim kızlarda tuhaf bir şekilde bir arada seçiyordu bense elimi attığım lacivert kumaşı ruhsuzca tutup gözümün önünde havaya kaldırdım.
Sıkılmıştım.
Acıkmıştım.
Bunalmıştım.
Yorulmuştum.
Ve en önemlisi burada bulunmak istemiyordum.
Kumaşı bitkinlikle öylece bıraktım, "Zerre kadar hoşnut değilsin değil mi burada olmaktan." Gelen sesle irkilerek yanımda duran kadına çevirdim Gurbet hanıma.
Beyaz şalını alnından geriye doğru çekerek düzeltti, "Cevabını bildiğiniz sorular sormayın lütfen. Severek evlenmiyorum." dedim gayet sakin bir şekilde.
Dudakları bilmişlikle kıvrıldı, "Aslında seninle konuşmak istediğim bir şeyler vardı ama fırsat olmadı," dedikleriyle kaşlarım yavaşça çatıldı, hayırlı bir şey çıkmayacağı belliydi ama ses etmedim. "Güneş... Hamile." dedi büyük bir zevkle. Kulaklarımda bir uğultu belirdi sanki, elimin altındaki kumaşa tutundum sinirle, birde hamile miydi kadın şimdi?!
Şaşırdığım şeye bak, ne bekliyordumki zaten.
Gözümü sakinlikle iki kere kırptım, derin bir nefes aldım içime annemler ve kızlar bizden yeterince uzaktı ve kimsede bize bakmıyordu dikkat çekmiyorduk şuan, "Yani bundan banane, Allah analı babalı büyütsün o zaman."
Kısık bir gülüş kaçtı dudaklarından sürme çektiği gözleri daha da kararmış ve sert duruşuna daha da bir sertlik katmıştı, insanın ister istemez çekineceği bir tipti. "Ama bebeği aldırmayı düşünüyor." Diye konuşunca resmen şoka uğradım.
Bir şeyler söylemek istedim şaşkınlığımı dile getirmek istedim ama ağzım sadece açılıp kapanmıştı, "Şaşırdın biliyorum ama gerçek bu, henüz kimsenin haberi yok zaten."
"Bu nasıl olur neden böyle bir şey yapmak istiyor peki." Diyebildim sonunda konuşabildiğimde, sesimizi oldukça kısık tutuyorduk, yani aslında bende o yapıyor diye yapmaya başlamıştım. "Bir insan neden bebeğini aldırmak ister ki, hele de Güneş." Son kelimelerim birer mırıldanmaya dönüşmüştü. Masumdu o bebek ne suçu vardı her ne kadar ağzı yüzü oluşmasada bir candı o bu kadar basit miydi vazgeçmek, nasıl bir gerekçesi vardı ki?
"Senin yüzünden." Dedi pat diye düşencelerime dalan Gurbet hanım, aval aval suratına baktım resmen, ne diyordu bu kadın, "Senin yüzünden bebeğine masum bir cana kıyacak." Yüreğim sıkışmaya başlamıştı sanki elimin altındaki kumaşı sıkmaktan tırnaklarım avucuma etime geçtiğini hissetmeye başladım.
"Siz neler diyorsunuz böyle, böyle bir şeyde nasıl beni suçlu tutabilirsiniz." dedim hiddetle.
Gözleri hemen etrafı taradı bizimkiler çoktan kaybolmuş reyon değiştirmişlerdi bile. Sonra siyah sürmelerin yönü bana çıktı, "Senin yüzünden işte Boran'ın sana olan ilgisinden tabiki, ne zannediyorsun sen anlamayacağımızımı düğünde sana nasıl baktığına Mardin şahit oldu. O kadını zerre kadar düşünmedin üstelik. Onun suçu ne ha! Sevmek mi?" Neler diyordu bu kadın, beni mi suçluyordu yani, ben onunla doğru dürüst göz göze bile gememiştim ki. Niye her konuda suçlu ben oluyordum. Benim bu evlilik olmasın diye uğraştığım bir diğer kadın oydu oysaki.
"Beni mi suçluyorsunuz yani. Durduramadığı mı göremiyor musunuz, ben bunun için Boran Ağa'nın ayağına bile gittim." Dedim içimden taşan sıkıntıyla.
"Durduramıyorsan gidersin o zaman Gece!" Dedi bastıramadığı öfkesiyle. Bana karşı bariz bir nefrete sahipti bunun en önemli nedeni ölen nişanlısı ve kardeşi olmalıydı ama bilmeliydiki onları ben oldürmemiştim.
"Nereye gitmeliyim peki onuda söyleyin o zaman." Diye diklendim ona, bundan memnun olmamıştı şüphesiz. "Ben bunları hiç düşünmedim zaten öyle değil mi?!"
Aramızdaki boşluğu hızla kapattı kolumu tutarak bana iyice yaklaştı "Korkun ailense eğer korkma. Sana yemin ederim kan dökülmesini engelleyebilirim." Sesi netti. Resmen benden kaçmamı istiyordu. Ve ben bir kumara yatırım yapmayacaktım çünkü biliyordum ki bu kadın öyle bir şey yapamazdı.
Alayla gülümsedim, "Korkuyorsunuz hemde deli gibi," yüzü kaskatı kesildi dediklerimle, kolumu ellerinden çektim bu durum karşısında yutkundu, "Boran Ağa'nın bana olan ilgisini kullanıp konağınızın da Aşiretinizinde Hanımı olucağım için. Söz haklarınızın yitiriliceğinden korkuyorsunuz, sizin tek derdiniz bu öyle değil mi?!" dedim tiksinerek.
Gözlerini kaçırdı ve geriledi, "Öyle bir şey yok çünkü böyle bir şeyi asla yapamazsın. Tek derdim kanlılarımızın konağıma girmemesi!" Başımı olumsuzca salladım ama devam etti, "Güneş kararlı, eğer o konağa adım atacak olursan masum bir canada kıymış olursun Riva." Vicdanıma oynuyordu resmen ama bilmesi gerken bir şey vardı ki ben salak değildim, akılsız hiç değildim.
Gözlerimi öfke ateşi bürümüştü artık.