17. Bölüm Part:2

2124 Kelimeler
Bedenimi saran öfke içimde yoğrulmaya başladı buz mavisi gözlerim öfkeyle koyulaştı karşımdaki kadının üzerine hiddetle bir adım attım, "Siz beni salak mı zannediyorsunuz! Oradan bakınca gerizekalı birine mi benziyorum ben! Güneş'in bebeğini ortaya koyması ondan çoktan vazgeçtiğini gösterir ve ben bunun vebalini hayatta üzerime almam!" Sesim kulakları çınlatıcak cinstendi ve annemlerde duymuş olmalıydı ki ayak sesleri gelmeye başladı karşımdaki kadın o öfkeli ve korkusuz hallerini yavaş yavaş kaybetmeye başladı iyice, "Resmen karşıma geçmiş benimle oynuyorsunuz neden?! 21 yaşında olduğum için mi? Sizin yaşınız kadar yaşanmışlığım var benim! Etrafımda kaç kadın var böyle olan biliyormusunuz siz. Nasıl yetiştirildiğimi ya da sizin gibi kaç kişiyle muhattap olduğumu." diye sesimi bastıramadan konuştum annemler kızlarla telaşla yanıma geldiklerinde hiç birsey anlamamışlardı. Annem kolumu tuttu, "Noluyor Riva bir sakin ol." Diye uyardı. Kolumu hızla çektim ve boğazıma attım ortam ya çok sıcaktı ya da çok basık bilmiyordum ama boğuluyormuş gibi hissediyordum. Gurbet hanımın bembeyaz kesilmiş yüzüne baktım korkuyordu, çünkü kimsenin haberi yok demişti, acaba Güneş'in bu tür düşünceleri olduğunu bilseler ne yaparlardı,"Bir şey olduğu yok Gurbet hanımla laflıyorduk öyle, törelerden falan konuşuyorduk." dedim sık nefeslerim arasında biraz hızlı nefes alıp veriyordum sanki. Lalezar hanım diğerleri gibi anlamayarak bakıyordu, "Gurbet hanım birinden bahsetti, bir kadın babasından habersiz bebeğini aldırmak istemiş, bende töre böyle bir şeyi kabul etmez diyordum, hani biz töreye bağlıyız ya genel olarak." Sonu alayla söylemiştim biraz, herkes biraz şaşkınlık birazda merakla bakarken devam ettim, "İşte bende ona hele birde bu bir ağa bebeği ise bir aşiret mensubuysa daha kötüdür diye dedim. Yanlış mıyım." Gözlerini kesinlikle bana değdirmiyordu anlamıştı çünkü. Güneş'i biraz olsun tanımışsam hatta tanımasam bile o aileye Boran Ağa'dan hamile olduğu için Mardin'i bile ayağa kaldırırdı şimdiye kadar. Kocasına olan kızgınlığından canını yakmak istediği için böyle yapıcağını söylemişti değil mi, ne saçmalık ama. Düğün boyunca bile Boran Ağa'nın dibinden ayrılmamış beni izlediğini göre göre ona daha da sırnaşmıştı bunun için onları izlememe gerek yoktu ki Gurbet hanım kendi söylemişti herkes gördü sizi diye o halde ben Güneş'in yerinde olsaydım ki asla olmam ama olsaydım eğer bırakın Boran Ağa'nın yanında olmak yüzüne dahi bakmaz yerimi yönümü değiştirdim ölesiye aşık da olsam gururumu bir yere kadar ezebilirdim bir yerden sonrası önüme altınlar serselerde kabul etmezdim olanları. Ortamda daha fazla duramayacağımdan kendimi dükkandan dışarı attım. Ve bunu yaptığım esnada öyle büyük bir ferahlama gelmişti ki üstüme aldığım havayı hisseder olmuştum içerde ne konuşuyorlardı duymuyordum ama umurumda da değildi. Cebimdeki telefon titreyerek varlığını belli ettiğinde onu çıkardım ve baktım bilinmeyen bir numaradan mesajdı; 'Evleneceğin güne kadar bekleyeceğim seni asi kız. Elbet doğru kararı verir ve etrafındaki onca yalan dolandan kurtulmak istersin, yapman gereken tek şey tren garına gelmen seni bulurum her daim.' Kafayı yiyecektim başımdaki sorunlar resmen bitmiyor birde bu çıkmıştı başıma, kimdi neyin nesiydi belli değil. Gerçekten beni kurtarabilir miydi buradan da kendine bu kadar çok güveniyordu? Neden herkes ben gidersem refaha ericeklermiş gibi davranıyordu! Şapkamı sinirden titreyen elimle çıkardım daha sonra ise elimi çıplak boğazıma yerleştirdim çenem titriyordu, iyi değildim. Yan tarafımdaki kumaş portallarının üzerine dayadım elimi destek almak istercesine, biraz nefeslenmek iyi olurdu sanırım ama beynimdeki sesler durmuyordu. 'Güneş hamile!' 'Senin yüzünden bebeğini öldürecek' 'Kaçman için her şeyi yaparım, kaçman için her şeyi yaparım.' 'Yapman gereken tek şey tren garına gelmek.' Beynimde dönüp dolaşan sesler o kadar çoktu ki sanki herkes beynimin etrafında bir çember oluşturmuş ve her biri bir tokmak vurup konuşuyordu. Sokakta insanlar sürekli gidip geliyordu elleri poşetlerle doluydu çoğunun gülüp eğleniyorlardı. Mutlu oldukları içindi değil mi? Ben ne zaman mutlu olucaktım peki? Ya da olacak mıydım? Düğüne sayılı günler kalmıştı ve acilen bir karar vermem gerekiyordu bu gece kararımın son gecesi olacaktı daha fazla kimseye tahammül edecek gücüm yoktu çünkü. Yanımda bir hareketlilik hissettim biri bana sesleniyordu, "Abla noldu! Beni duyuyor musun?" Hevdem'in sesi kulaklarımı çınlatıp başıma ağrı sokmuştu adeta. Bir rüyadan çıkmış gibi sarsılarak ona döndüm endişeliydi. "İyiyim." Diyebildim çıkarabildiğimi umduğum sesimle, arkasından annemlerde dükkandan çıktı berbat görünüyor olmalıydım ki annemin bile yüzü endişeyle kasıldı, "Hepsi benim suçum soktum seni kapalı ortama ondan böyle oldu değil mi, ama sen pek etkilenmezdin ki." Dibimde bitmişti bile, ama dokunmadı. Önceden çok etkilenmezdim ama artık yaşadıklarım dolayısıyla beter bir duruma girmiştim. "Tamam oturalım bir yere en iyisi." Lalezar hanım telaşla konuşurken etrafında tabure aramaya koyuldu bense hemen dikleştim sadece bir anlık fenalaşmıştım o kadar. "Hayır hayır lütfen durun sadece biraz bunaldım o kadar." Alt tarafı görümceniz beni uyardı tehdit etti buradan göndermeye çalıştı tabi sonra bir bebeğin vebalini boynuma dolamaya çalıştı o kadar e tabi üstüne aldığım mesaj cabasıydı. Dükkan sahibi elinde suyla çıkıp suyu bana uzattığında hemen içmiştim. Gurbet hanım direkt olarak, "Bugünlük bu kadar yeter, kalanları aldırtırız artık sonra, herkes yoruldu hem." Dedi herkes onun bu haline şasırsada ben saşırmamıştım panik olmuştu çünkü, olanları anlatmamdan korkuyordu ama buna gerek yoktu bu yaptığını anlatmayacaktım çünkü zerre kadar umurumda değildi kimin ne yaptığı beni ilgilendirmezdi kimi istiyorsa öldürebilirdi kendi canından olanı bile beni ırgalamazdı. Ondan sonrası her şey hızla gerçekleşti kısa bir vedalaşmanın ardından hepimiz konağa dönmüştük. Ben kendimi hızla duşa atmıştım başka türlü rahatlayabileceğimi düşünemiyordum çünkü. Duştan çıktıktan sonra üzerime rahat bir elbise giymiş ve saçlarımın nemini aldıktan sonra taramış Hevdem'in kapısına dayanmıştım akşam üzeriydi sofra hazırlanıyordu Babaannem ile annemin sesi alt katta konuştuklarından konaktaki tabak çatal sesine eşlik ediyordu, bu ses güzeldi bana iyi hissettirmişti nedensizce. Kapısını bir kere tıklattıktan sonra içeri girdim. Beni görünce yavaşça yatağının üstündeki kitapları toplamaya başladı, "Bende iniyordum zaten, daha iyi misin peki, Zara soruyordu da." dediğinde kitapları almış masaya koymuştu bende yatağın üzerine bıraktım kendimi bacaklarımı bağdaş kurarak oturdum. Zara kendi mi soruyordu yoksa başkasımı sordurtturuyordu acaba?! Hevdem bana döndüğünde şöyle bir süzdü beni, "Durgun görünüyorsun, çarşıda o kadınla ne konuştuysan bir değistin sen sanki." dedi huzursuzca tepesinden topladığı saçlarının bir kaç tutamı yüzüne düştüğünde onları geri itti. Gelip yanıma oturdu, "Neyin var ablam." Yüzüme öylesine bir gülümseme yerleştirdim, "Hiç bir şeyim yok sadece yorgunum o kadar." Dedim ve ona sırtımı döndüm, "Senden saçımı örmeni istiyorum." Saşırdığını hissediyordum, "Biliyorsun ben düz örgü biliyorum ama sen neredeyse hepsini. Balık sırtı yapar mısın bana?" Son sözlerimde gözlerim dolmuş ve sesim hafiften titremişti bu sebeple öksürerek boğazımı temizledim, kendime gelme amaçlı. "Yaparımda, yani birden şey oldum şimdi." Ne diyeceğini bilemez haline karşın derin bir nefes aldım farklılık sezmişti belli, "Hadi Hevdem birazdan yemeğe çağırırlar." Diye direttiğimde birşey demeden dizlerinin üzerinde yükselip durdu ve örmeye başladı. O örmeye başladığında ellerimi arkaya doğru götürüp yatağa yasladım ve gözlerimi kapadım, "Hevdem." dedim mırıldanırcasına. "Hımm." Diye bir ses çıkardı. "Bana sarkı söylesene." Elinin hareketi durdu. "Sesime kuyruğuna basılmış it yavrusu gibi diyorsun abla. Şimdide şarkımı söylememi istiyorsun cidden?" Dedi hayretle. Güldüm dediklerine öyleydi çünkü. Omuz silktim yavaşça, "Kötüde olsa bana kötü. Hadi lütfen söyle bir tane." Diye direttim. Biraz düşündü ne söylemek istediğine sonrada pat diye en olmadık parçayı seçti ve sanki o şarkı şu na benim için yazılmış gibi hissetirmişti.  "Hêjîra çiyayî, Lêlêlê lêlê lêlê," sesi belkide ilk defa bu kadar güzel gelmişti, "Delala çîyayî, Darhêjîrokê, Xemrevînokê." Gözlerimi sıkıca yumdum ardı ardına tutamadığım yüreğimden akan yaşlar aktı. O hem örmeye devam etti hemde söylemeye, ağladığımı anlamıştı ama durmamıştı hatta onunda sesi titremeye başlamıştı işte burada bende ona dahil oldum ve şarkıyı birlikte dillendirdik, içimizi yaka yaka. "Hejîra me reşe, Lêlêlê lêlê lêlê, Delala me reşe Darhêjîrokê, Xemrevînokê Bûk çendî keleşe, Lêlêlê lêlê lêlê, Bûk çendî keleşe Darhêjîrokê, Xemrevînokê" sesimiz odadan dışarı çıkıyordu şüphesiz, Hevdem susmuş şarkıyı tamamen bana bırakmıştı artık ve ben resmen ciğerden söylüyordum, kapının açıldığınıda hissetmiştim ama dönmedim sadece söyledim, göz yaşları döke döke. "Zava yekî xweşe, Lêlêlê lêlê lêlê, Zava yekî xweşe Darhêjîrokê, Xemrevînokê Hejîra latê ye,Lêlêlê lêlê lêlê, Delala latê ye Darhêjîrokê, Xemrevînokê" Şarkı bittiğinde bende bitmiştim aslında, kapıda duran abimdi kollarını göğsünde birleştirmiş başı önüne eğikti, elimin tersiyle sildim göz yaşlarımı Hevdem alnını yasladığı sırtımdan ayırdığında direkt ona dönüp sarıldım, "Sen benim bu hayattaki tek en yakın candan kız arkadaşımsın, kardeşim olmandan bahsetmiyorum bile. Seni çok seviyorum tamam mı." Diye konuştum çatallaşmış sesimle. Ellerini sırtımdan ayırdı, kızaran gözleriyle baktı bana, "Niye böyle konuşuyorsun abla korkutuyorsun beni, " burukça gülümsedim yanağını yerleştirdim avucumu, "Sadece yakında gideceğim buradan o yüzden duygusalım." Başını olumluca salladığında ayağa kalkıp kapının önündeki abime gittim ve direkt boynuna sarıldım o da belimi sardı sıkıca, "Canım abim benim, senide çok seviyorum sakın unutma olur mu." Yine ağlayacağımı anladığımda kendimi sıktım. "Salak salak konuşma gidicende nolucak sanıyorsun bizden kurtulacağını falan mı?!" Sert sesi kullarıma dolduğunda dudaklarımda ölü bir gülümseme belirdi bir daha can bulur muydu belli değil. "Sadece sizi ne kadar sevdiğimi söylemek istedim o kadar." Onunlada öyle böyle konuşmuş anlaşmıştık yemeğe indiğimizde herkesin suratı berbattı beni dinlemiş olmalılardıki sesleri çıkmıyordu, sofraya oturduğumuzda babam, "Ağzınıza sağlık akşam akşam iyi geldi valla." Dedi. Ona sadece baktım, gözlerine baktım, beni anla dercesine ama o yine anlamamış gözlerini kaçırmıştı belkide bilerek görmezden geliyordu, ya da geliyorlardı. Yemekten sonra pek yiyemezsemde, çay tepsisini almış sedirde onların yanına oturmuştum herkes kalkıp yatana kadarda yanlarından kalkmamış hatta sohbete dahil bile olmuştum sürekli, şaşırsalar da ses etmemişlerdi, çünkü ilk defa onlarla bu kadar oturmuş ve kavga etmemiştik. Herkes yataklarında rahat bir uykuya daldığında dışardaki böceklerden gelen huzurlu sesin verdiği hissiyatla başımı yatağımın başlığına yasladım dizlerimi kendime çektim ve üzerine bir defter koydum defterin beyaz sayfasına katran karası siyah rengi yavaş yavaş hareket ettirdim. Gün sabaha kavuşmak üzereyken kağıdı katladım ve düzelttiğim yatağımın üstüne koydum, onun üstünede parmağımdaki alyansı ve yüzüğü çıkarıp koydum. Elimi yüzümü tertemiz yıkadım ağlamaktan dolmuş boğazımda bir kaç damla su gönderdim sonrasında ilaçlarımı kullandım spreyimide sıktım. Saçlarımı bozmamıştım belimin aşağısına inen örgüme ellemedim üzerime bileklerimin üzerinde biten kollu bembeyaz bir elbise giydim ayaklarımada beyaz sandaletler. Yanıma tek parça dahi almadım sadece nakit para o da bir taksiye yetecek kadar. Henüz hâlâ çok erkendi, sessiz adımlarla Hevdem'in odasına gittim üzerini örttüm ve öperek çıktım odadan abimin odasına girdim yüzüstü yatıyordu oda, saçlarını okşadım yavaşça saçlarından öperek çıktım odadan, sonra babaanemin yanına gittim onunda yanağından öptüm yavaşça babam ve annemede gittim onlarıda öptüm huylandırmadan en çok onları öperken yandı canım, annemin beni saran kolları nasıl hissetirirdi acaba diye düşunmeden edemedim, "Özür dilerim, ama yapamıyacağım." Diye fısıldadım. Ordan da çıktıktan sonra konağa göz attım son kez ve arka bahçedeki ahıra yöneldim arka kapıdan çıkacaktım küçükken burada bulunan bir duvar oyuğunu çok kullanmıştım evden kaçmak için şimdi kapısını kullanıcaktım bir daha dönmemek için, ne tuhaftı. Ancak Asi'nin kişnemesiyle duraksadım, atlar getirilmişti ve Asi'yide görücektim, onu nasıl unutabilmiştim ki, ahıra girdim diğer atları es geçtim huzursuz görünen ve üzerinde durmadan hareket eden Asi'nini yüzünü kavradım, "Şişşt sessiz ol." Yavasça sevdim yelelerini, öptüm yüzünü. "Senide çok seviyorum tamam mı bunu unutma, kendine dikkat et Asi'm." durmadı hissediyor muydu bilmiyorum ama yerinde kıpırdanıp kişnemeye başladı, daha fazla burda kalmam iyi olmayacağından son bir kez öpüp çıktım oradan sonrasında konaktan. Sokaklar bomboştu tek ses ayaklarımdan çıkan sesti. Bir kaç mahalle sonra zorda olsa bir taksi çevirmiştim, umarım gideceğim yere kadar yeterdi param. Adres zaten belliydi. Klasik olucak ama sanırım bu mektubu okuduğunuzda ben yanınızda olmayacağım kesinlikle. Hanginiz ilk buldu bilmiyorum ama özür dilerim. Ben yapamayacağım. Çok dayandım, yemin ederimki çok dayandım. Ama olmuyor, yapamıyorum. Hakkımda ne düşünürsünüz bilmem ama ilgilenmiyorum, çok abarttığımı düşünebilirsiniz alt tarafı bir evlilik diyedebilirsiniz ama öyle değil, benim için hiç bir zaman öyle olmadı. Korkuyorum çünkü, deli gibi korkuyorum hemde evlenmektende o insanlar arasına girmektende. Zerre kadar güçlü falanda değilim ben hâlâ ufak bir düşüşte dizlerim kanasa gözlerim doluyor ağlıyorum. Büyük falanda değilim! Her ne kadar çocukluğumun tadına varamasamda büyük falan değilim 21 yaşında olmamda buna yetmiyor üstelik. Ufacık yaşta zaten anne baba sevgisi alamadan büyüyorken birde üzerine bu evliliği çıkardınız, hiç bir zaman özgürce hareket etmeme izin vermediniz her hareketime bir laf buldunuz sizin yüzünüzden konağın dışına çıkıp o çocuklarla oynayamadım ben, hoş çıksamda onlar almadı aralarına zaten. Ya abim vardı ya Hevdem onlar tabiki yeterdi ama siz benim heveslerimi aldınız elimden, bari babam kucağına alsaydı annem saçımı tarayıp örseydide bu kadar yanmasaydı canım. Öyle ya da böyle siz benim ailemdiniz ve keşke beni göndermeseydiniz buradan evimden ve topraklarımdan tek varlıklarım abim ve kardeşimken onlarıda almasaydınız! Yıllarca sizden uzak bırakmasaydınız. Ben gün geçtikçe özledim sizi gün geçtikçe hasretle boğuldum, bir iki gün yetmiyordu sizinle olmama çünkü, babaannemin yanında bile evimde gibi hissediyordum azıcık ama Ankara'da değil. Kimsenin hakkını yemem bana bir kötülükleri olmadı ama evimde değildim ben, kendimi hep bir yabancı hissettim hep bir fazlalık, öylede oldum. Ve ben bu sefer size boyun eğmeyeceğim yıllarca beni bugün için yetiştirmeye çalıştınız ama yapmayacağım! Özür dilerim ama ben bu oyunda yokum, ama merak etmeyin sizi yüzüstü bırakmayacağım gidişimde kurtuluşunuz olucak ben sadece her gün ölmektense bir gün ölmeyi tercih ettim, abi ve Hevdem sizden bu şekilde gittiğim için özür dilerim ama yapıcak bir şeyim yoktu nolur affedin, ve diğerleri sizde affedin hepinizi çok sevdim ben, siz benim ailemsiniz, ne olursa olsun hakkım sizde varsa helal ettim hepinize sizde hakkınızı helal edin. Ve son kelimeleri okuduğun an benimde ruhumun bedenimde ayrıldığı andır. Elveda Gece Riva... •••••Bölüm Sonu•••••
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE