"Geçmişin Kara Tozları 2"
Sıcağın esiri altındaki şehirde mahalle aralarında sürekli olarak yükselen hayvan sesleri eşlik ediyordu. Başını ve sırtını tutan ellerden kurtulmaya çalışan bir koyunun mee'lemeri hemen çaprazında ki çimenlik arsadaki keçi ve büyük baş hayvanların durmaksızın hareket halinde olması ve bir diğerlerinin ise kabullenmişlikle seslerini bile çıkarmadan oturan inekleri ağırlıyordu. Belkide Allah yolunda kurban olucağının farkındalardı.
Kesilmeye başlanıcak hayvanın eli ayağı bağlanırken karşılarındaki çocuk gurubuda rahat durmaksızın etrafta dolaşıp duruyor oyunlar oynuyordu, tabii bir kaçı hariç. Kesilen kurbandan çıkan kanı parmağı ile çocuklarının alnına birer nokta şeklinde vuran kadını gören, gözleriyle aynı renkte masmavi tül bir elbise içersinde olan ufak kızın dikkatini fazlasıyla çekmişti, sıraya giren yaşıtlarının her biri alnına kırmızı boyadan sürüp duruyordu, şüphesiz eğer üzerini batırıcak olursa babaannesi tarafından iyi bir azar çekicekti, kürtçe küfürlerin kesilmediği küfürler, fakat mavi gözleriyle çipil çipil etrafı süzen kızın zerre kadar umrumda değildi bu ondan korkmuyordu aksine gıcığına gidiyordu habire kadının, belkide konak içinde ona hem katı hem en yakın hisseden kadın olduğu içindi çünkü bugün Kurban Bayramı olduğundan o giydirmiş o taramıştı saçlarını.
Koyu altın sarısına benzer beline değin uzanan saçlarını habire yürürken bilerek savurarak yürüyordu, istiyorduki iyice karışsın ve babaannesi saçlarını tararken yorulsun annesine taramasını söylesin diye, belki bir ihtimal annesinin elleri saçlarını bulur okşardı. Yengesi Fisun'a hep öyle yapıyordu çünkü onu yıkıyor giydiriyor kucağına oturtup kendisinin bayıldığı siyah saçlarını tarıyordu sapsarı bir tarakla.
Onun gibi olan çocukların yanına gitti onu gören kızlar ve erkekler şöyle bir süzdü bir kaçı ufak kızı tanımıştı hemen, zaten aralarındaki en farklı kız olduklarından kolay kolay unutulmuyordu siması, bir kaçı ile arkadaş olmak istemiş ama aralarına bile almamışlardı kızı, Gece dışlandığı için ne kadar üzülsede pes etmiyordu hiç bir zaman, bazen bakkaldan aldığı fazladan cipsleri ve çikolataları onlara götürüyor çocuklar alıcaklarını alıp yedikten sonra tekrar dışlıyorlardı kızı 6 yaşında olan kız sürekli olarak dışlanmak tek bir arkadaşı bile olmamasına o kadar üzülüyordu ki her gününü ağlayarak kapatıyordu.
Yine o çocukların yanına geldiğinde başörtüsünü tepesinden bağlayan kadının önüne geçti. Neden hiç arkadaşı olmadığını bilmiyor ve ondan nefret etmelerini anlamıyordu, hâlbuki çok sevecen insanın yanaklarını sıktıkça sıkasının geleceği bir çocuktu, tüm diğer çocuklar gibi dünyanın en masum varlıklarıydı.
Kadın önündeki kendine istekle bakan ufak kızın tertemiz oluşuna şaşırmıştı sonra ise üzülerek bakmıştı nasılsa bir kaç dakika sonra her taraflarını batırırlardı, çocukların doğası buydu ve şüphesiz en tatlı oldukları halleri berbat şekilde kirlendikleri hallerdi. Ona istekle bakan mavi tül elbisesinin eteklerini tutmuş utangaçlıkla oynayan kıza gülümsemiş ve arkasındaki taşa sıçramış yoğun kana parmağını hafifçe batırıp kıza dönmüştü alnına değdireceği parmağı kaynanasının sesiyle havada kalmıştı, "Dokunma ona Buke!" Duydukları ile kaynanasına döndü anlamazca, "Kalender Ağa'nın kızıdır karşındaki. Hiç kimse dokunmasın kıza, başına bir şey gelse iflahımızı kuruturlar Allah korusun." Duydukları ile kaşlarını çatan kadın ufak kızın dolan gözlerine baktı, "Hadi yürügit sende." diye bağırdı sert sesiyle ufak kıza acımayarak, "Başımızı belaya sokma, çocuklara da yaklaşma bir daha." Daha fazla dayanamayan Gece yanında alayla konuşan dalga geçip gülen çocuklara bakmadan geldiği gibi kaçarcasına kaçtı oradan, girdiği sokakta koşmasını yavaşlatıp durdu gözlerinden akan yaşları iki avucunu gözüne sıkıca bastırarak sildi, "Abim gitmeseydi gelmezdim zaten yanınıza," bir hıçkırık koptu boğazından, yine o nefessizlik hissi yokluyordu boğazını, "Oyun oynamasını da bilmiyorsunuz zaten," bir yandan gözünden sürekli yenisi gelen incilerini silerken diğer yandan durduğu dar sokak arasında söyleniyordu ağlayarak, "Daha gol atmasını bile bilmiyorsunuz ben şimdiye kadar kaç kere yendim abimi bilmiyorsunuz ki..."
"Yine ağlıyor lan bu," gelen sesle olduğu yerde sıçradı kız gözlerini hızla silerken arkasını döndü onunla dalga geçen çocuklar yine karşısındaydı, "şaşırdın mı sende, oğlum bu hep böyle." Diyerek güldü diğer oğlan çocuğu arkasındaki kızlarda onu süzüp duruyorlardı, "zaten hiç güzel falan da değilsin eziğin tekisin. Kimse seninle konuşmak bile istemiyor." Dedi ondan daha uzun olan ve büyük olan kız.
Onunla böyle konuşmalarına alışkındı her zaman çok daha ılımlı yaklaşırdı bunlara rağmen ancak şu an hiçte müsamaha göstericek gibi değildi, "kim istesinki zaten, annem hep o kızdan uzak dur diyor, demek ki şeytan gibi birşey ondanda uzak durun diyor çünkü." dedi biri daha ufak ama çok bilmiş gibi konuşan arabalı bir şortlu takım giyen çocuk.
Eteğini avucunda sinirle sıkmaya başlayan kız, "hiçte bile ben seytan değilim!" Diye bağırmasıyla ondan bu çıkışı beklemeyen çocuklar şasırdı ancak geri durmayıp hepsi gülmeye başladı, "Şeytansın kızım sen gözlerinde kedilerin gözlerine benziyor zaten onlarında içinde cinler vardır hep." Diye cevap verdi arkada kalan o büyük kız.
Tekrar ağlamak istiyordu ama dalga geçmesinler diyede sıkıyordu kendini, "hiçte bile işte hiçte bile. Artık sizin yanınıza gelmiyeceğim zaten kendime başka arkadaşlar yapabilirim hem!" Diye diklendi onlara Gece hiddetle.
Çocukların hepsi bir ağızdan gülmeye başladı, "sen öyle san kızım kim oynar seninle annelerimiz doğru söylüyor sende ailen gibi uğursuzun tekisin, ölenler ölene... Şeytansın işte." Dedi yine o uzun boylu büyük olan kız.
"Evet hem Fisun'da demişti değil mi bundan uzak durun pis böcekler var kafasında bitli demişti değil mi?"
Gözleri dop doluyken bir kaç damla aktı kıpkırmızı olan yanaklarından, "al işte yine ağlamaya basladı, hüü hüü hüü." Diye hep bir ağızdan gülüp dalga geçmeye başlamalarıyla gözlerinde yaşlar dondu adeta ilk defa bu kadar tuhaf ve sinirli hisseden kız karşısındaki ondan çokta olmayacak şekilde olan oğlan çocuğunun inek yalamış saçlarına hızla atıldı ve iki ufak elleriyle tuttuğu gibi aşşağı doğru eğerek çekmeye başladı, çocuk acıyla çığlık atmaya başlamasıyla diğerleri donmuş gibi ufacık kızın çocuğun saçlarını bir anda etrafında tur ata ata dönmesine korkuyla baktılar.
"Aağğhh, bırakkk! Bırak!!" Diye sokağı doldurucak şekilde bağıran çocuğu duysada bırakmadı, şimdiye kadar o kadar çok dalga geçmiş ve ona zarar vermeye kalkmışlardı ki artık dayanamamış ve saldırıya geçmişti. Diğer kız ve iki oğlan kızı dövmek için atıldığında saçlarına uzanan kızın bileğini sertçe kavradı biri, "dokunmayın lan kıza!" Diye bağırdı uzun boylu bir erkek saçlarında mavi bir şapka vardı, esmer kız korkuyla diğer iki oğlan gibi geriledi karşılarındaki ondan yaşça fazla büyük olan biriydi sonuçta.
Mavi şapkasını ters çevirerek taktı ve deminden beri her şeye sahit olan çocuk kızın arkasına geçip omuzundan yakaladığında etrafında daire çizmesini engellemiş ellerini çocuğun üzerindeki ellerinin üzerine attı, "tamam bırak artık çocuğu, saçlarını kopardın artık." Dediği doğruydu yaşına göre fazla güçlü çekiyordu, ama kızın elinin üzerinde tuttuğu çocuğun tırnaklarını batırmasını fark ettiği gibi ellerini oğlanın bileklerine atıp tüm gücüyle sıktı bileklerindeki ağrı yüzünden ve deminden beri salya sümük ağlayan çocuk anında tırnaklarını kızın derisine acımasızca saplamaktan çekmişti. Can havliyle yaptığı bu hareket aslında kızın canını fazla yakmış ve bu sebeple onun saçlarına daha da asılıp bırakmamıştı, elindeki baskının azalmasıyla ve arkasındaki uzun bedenle ellerini çekti çocuğun saçından.
Saçının bırakılmasıyla geriye doğru sendeleyerek kıçının üzerine düşen çocuk hiç durmadan zırlıyordu. Sonunda ayrılmaları ile doğruldu onları ayıran çocuk şapkasını tekrar düzeltti sonra yere düşen çocuğun üzerine adımlayıp diğerlerininde karşısına geçti, ondan diğerlerine göre daha uzun esmer kızın ona hayranlık dolu bakışlarını göz arda etti, "Bir daha bu kıza böyle davranıcak olursanız bunu görücek olursam! Hepinizin demir tellere asarım ona göre!" Diye bağırdı, arkasında kalan ufak kız ise şaşkınlıkla bakıyordu olanlara, "o içinde cinlerin olduğunu söylediğiniz kedileride size bağlar sallandırım sizi! Duydunuz mu?" Diye tekrar bağırdı.
"Zaten bir daha yanlarına gitmiyeceğim oynamak için, asıl siz eziksiniz hiçbir şey yapmayı bilmeyen sizlersiniz daha top oynamasını bile bilmiyorsunuz hem." Diye diklendi arkasındaki kız öfkeyle, buna karşı gülmek istesede durdu ve karşısındaki çocuklara bakmasıyla hepsi korkarak kaçtı, esmer kız hariç hâlâ ona hayranlıkla bakıyordu.
Kıza bakmadan arkasındaki ufaklığa döndü, gözleri kıpkırmızı olmasına rağmen ağladığı için cam gibi parlayan gözleri ile buluştuğunda baştan aşşağı süzdü nerdeyse karnına kadar uzanıyordu boyu ufacıktı zaten, "senin adın ne bakalım küçük Vaşak." diye sordu kıza.
Kaşlarını çatan Gece kullandığı son kelimeyi anlamamıştı odamı onunla dalga geçiyordu yoksa, "Sensin Vaşak, benimle dalga geçme yoksa senin saçlarını çekmem yumruklarım." Dedi diklenerek.
Yani aşağıdan yukarı o ufak tefek hâliyle olduğu kadar.
Çocuk onun bu haline karşın gülümsedi ve dizlerinin üzerine çöktü hafifçe tam oturmadan, "seninle dalga geçicek kadar aptal değilim ben, hem lütfen beni yumruklama sonra her yerim şişer, kardeşim benden korkar yanıma gelmez bak." Duyduklarına şaşırdı kız, "Senin kardeşin mi var? " dedi şaşkınlıkla keşke onunda olsaydı.
"Tabiki de benden büyük bir tane abim var dört tanede benden ufak. Üç kız üç erkek kardeşiz biz." İyice irileşen gözleriyle baktı çocuğa, bu şekilde gözlerinin güzelliğini ortaya kattığının farkında mıydı acaba bu ufaklık, diye geçirdi içinden çocuk.
"Yaaa," dedi hayranlıkla küçük kız, neye bu kadar şaşırmıştı ki. Arkadan gelen arabaya yol vermek için kızın kolundan tuttuğu gibi kaldırıma geçip oturdular. "Ne güzel, hiç sıkılmazsın sen, hep biriyle oynarsın bir sürü arkadaşın olmuş olur değil mi?" Dedi önüne düşen saçlarını alnından iki tarafa doğru geriye attı.
"Evet ama neden bu kadar şaşırdın ki." Diye sordu ona.
"Çünkü sadece abisi var, kimse onunla arkadaş olmuyor ve seni kıskandığından böyle şaşırdı." Dedi deminden beri öfkeyle ikiliyi izleyen esmer kız ve oturan ikilinin karşısına dikildi.
"Hayır kıskanmadım bir kere." Diye çıkıştı kıza Gece.
"Yalanm-" kızın sözünü hızla kesti çocuk, "Sanane kızım yürü git sen. Asıl seninle kimse konuşmaz arkadaş olmaz."
"Niyeymiş o ben ondan büyüğüm bir kere." Çocukta kızın karşısına sinirle ayaklandı, "belli boyu uzun aklı kısa olanlardansın." Kız yediği lafla vericek cevap bulamazken Gece onları arkasında bırakıcak kadar hızlı bir şekilde koşmaya başladı, bugün yaşadıkları fazlaydı çünkü kimseyle uğraşmak istemiyordu ve konaktan yeterince uzaklaştığından dolayı artık geri dönmesi gerekiyordu, "hey, hey dur!" Diye bağıran çocuğu duysada gözündeki yaşlar yüzünden buğulaşan görüşünü gözünü kırparak geçirdi, birer damla gözlerinden süzülerken o sokağı arkasında bırakmış konağa kadar durmadan koşmuştu.
Konağın kapısına geldiğinde dinlenmek için durdu kapıdaki abileri görmediği için şaşırmıştı onlara görünmeden konaktan çıkana kadar canı çıkmıştı, çünkü kolay kolay dışarı salmıyorlardı o da kapıdaki abilere görünmeden çıkmak için konağın arkasındaki duvarın ufak bir oyuğundan girip çıkıyordu hep. Ama bu sefer unutkanlığına denk gelmiş Konağın ön tarafına gelmişti.
Acaba yokluğumu fark edip aramak için çıktılarda o yüzden mi yoklar diye bir sürü düşünce beynini kollarken konağın kapısı kapalı olduğundan tekrar konağın arkasına geçti. Ayağındaki siyah babetleri ayağına vurmaya başlamıştı artık ve canı yanmaya başlamıştı, arka taraftaki arsaya girmiş duvara yaklaşmıştı oyuğun önündeki alçak taşa çıkmış ardından oyuktan rahatça ufak bedenini geçirip çimlerin üzerine atlamıştı. Arka bahçede gördüğü ailesiyle gözleri korkuyla büyüdü topraklanan elerini elbisesine vurarak silkti. Babası amcası Kubar ve Agit büyük bir hayvan kesiyorlardı beton olan yer kan olmuş anneside hortumla su tutup süpürgeyle yıkıyordu oraları. Babaannesi ortada görünmüyordu kendini hızla yanında kalan ağacın arkasına attı.
Başını hafifce kaldırıp etrafa baktı buradan çıkacak olursa fark ederlerdi onu hem yerini bulurlarsa iyi olmazdıda hemen kapatırlardı burayı bu sebeple hep yaptığı gibi bir örtü misali yaptığı çalıyı o oyuğun önüne koydu, bu çalıyı yapmak için yeterli zamanı hep vardı. Onlara görünmeden çıkmak zordu ancak yapıcak bir şeyde yoktu, "etrafıda hep batırmışlar, iyi temizle anne yoksa nenem sana sütünü helal etmez." Dedi kısıkça gülerek, saklandığı ağacın arkasında, "ya da ceza olsun diye bütün konağı o iğrenç kokulu suyla yıkar temizletir." Bir yandan onları izlerken birden havalanmasıyla korkuyla çığlık attı.
"Napıyorsun kız sen burda cimcime." Jiyan amcasının sesiyle rahatlamıştı biraz, "amcağ." Diye cırladı adeta, Jiyan onu omuzlarına oturtup ellerini tutunca abilerinin yanına doğru adımlamaya başladı.
"Ya amcaaağ bırak düşücem." Dese de Jiyan dinlememiş bile bile zıplatarak ilerledi.
Onları fark eden Kalender Ağa başındaki kurbandan doğruldu ve kızına baktı, "Gece, senin ne işin vardır burada bizi mi izledin yoksa." Babasının her zamanki sert sesiyle derin bir nefes aldı bir elini çekti amcasının elinden ve saçını geriye doğru atmaya çalıştı, "hayır baba daha yeni geldim vallaha." Lakin Kalender Ağa pekte inanmış gibi bakmadı kızına, "Niye öyle diyorsun abi kıza, ne var sanki izlese, keşke en başında yanımıza gelseydinde boğazını nasıl kestiğimize baksaydın" Dedi Agit ve bıçağı kurbana sapladı Gece'nin gözüne sokmak istercesine, Kalender Ağa, "Agit!" Dedi uyarır gibi.
Gece zaten bakmıyordu bile oraya tam olarak, hem zaten sabahtan beri kaç tane kurban kesimini gördüğünden haberleri bile yoktu ki sırf arkadaşları korkusuzca izliyor diye o da kendini sanki kanıtlamak istiyor gibi izlemeye çalışmıştı ama yinede tam olarak bakabildiği söylenemezdi tabii.
"Anne benim başımada sürsene ondan." Dedi birden, herkesin alnında olan kırmızılığı göstererek. Sokaktaki onu koruyan o çocukta da vardı adını söylememiş ve onunkinide öğrenememişti ama zaten o da sonradan diğerleri gibi kötü davranıcağından çokta önemsemedi.
Sultan hanım kaşlarını çattı kıza, "Olmaz Gece mikrop falan kaparsın zaten çok hassasın bu ara, gözlerinde sürekli bir yaşlılık var umarım grip falan olmazsın bu sıcakta. Birde hastalığınla uğraşamam." Diyen annesiyle omuzları düştü, zaten şimdiye kadar istediği ne olmuştu ki.
"Yenge biraz sürsen nolur sanki, hele sür hiçbir şey olmaz, hayde." Diyen Jiyan amcası biraz eğildi annesinin önünde başını olumsuzca sallarken biraz kan sürdü kızın alnına, "biraz kalsın sonra yıka tamam mı." Dediğinde Gece hevesle başını salladı.
"Amca indir beni kendime bakmam lazım, indir, indiirr." Diye hevesle konuşup bağırdığında Jiyan gülerek indirdi kızı omuzlarından, koşarak giden kızın ardından Jiyan, "Allah sizi ıslah etsin ben daha diyecek bir şey bulamıyorum size." Dedi, Kalender ve Sultan Gerilirken, Kalender Ağa, "Sen karışma bize, sende hareketlerine dikkat et." dedi, soğuk bir şekilde ve tekrar döndüler işlerine.
Merdivenlere yöneldiğinde sedirde oturan Babaannesinin sesi duyuldu, "Kaç kere koşma dedim sana gejik bir yerlerini kıracaksın şimdi." Ancak onu dinlemeden hızla karşısından geçerken Bababannesi onu kolundan tutmuştu anında. Gece korkuyla ona bakarken karşısındaki kadın hiddetle bağırdı, "Ne bu halin böyle. Sana kaç defa dedim biraz ağır ol diye şu haline bak her tarafını batırmışsın yine." Elini alnındaki kana silmek için uzattığında eliyle engellemeye çalıştı kız;
"Babaanne dur daha bakmadım bile!" Diye çığırdı.
"Ne diyorsun sen, sabahtan beridir seni arıyorum konakta, kaçtın gene demi, amma bulurum ben o deliği... Anan nerde senin hep o yapıyor demi böyle!" Diye hiddetle bağırıp o sürmeli gözlerini dikip kıza baktıkça korkuyordu deli gibi.
Mutfak kapısına çıkan hizmetliler de korkuyla seyrediyorlardı hanımlarını Buke Riva herkeste aynı duyguyu uyandırıyordu, korkuyu. Bu yüzden kimse ses edemezdi ona.
"SULTAN GEL BURAYA!" diye bağırdığında Gece'de titreyerek baktı karşısındaki kadına. Eli tekrar alnına çıktığında dolu dolu olan gözlerini kırpıştırdı kolunu çok sıkıyordu babaannesi ama izin vermemeye kararlıydı bir kere bakmasına izin vermeden silmezdi kesinlikle. Bu defa olmazdı.
Arkadakiler avluya doğru yöneldiklerinde Gece babaannesini uzattığı eli büyük bir hırsla dişlerini geçirdi. Kadın acıyla bağırırken Gece bırakmamaya kararlıydı herkes şaşkınlıkla bakarken Gece kadını hırsla bırakarak geri çekildi. Eli kurtulan kadın büyük öfkeyle tekrar kıza atılırken elini altından eğilerek kaçtı Gece, sedirlerin olduğu yöne koştuğunda henüz yeni konulmuş çay tepsisini gördü. Gözlerindeki yaşları umursamadan tepsiyi ufak elleriyle tuttuğu gibi çekerek kendisine doğru gelen babaannesi ve annesinin ayakları dibine fırlattı. Bardaklar kırılırken demlikteki çay yere dökülmüştü hep. İki kadın öylece inanamazca bakarken birbirlerine kız konuştu.
"Bir daha sakın bana dokunmayın anladınız mı?! Nefret ediyorum sizden!" Gözünden akan yaşı elinin tersi ile sildi.
Birbirlerine öylece bakan insanları umursamadan abisinin odasına çıkmıştı bile, kendi odası olmasına rağmen abisinin koynundan çıkmıyordu hiç, zaten nasıl tek başına koca odada yatabilsindi. Odaya girdiği gibi dolaptaki aynanın karşısına geçti koyu sarı saçları bir kaç tel kana yapışmıştı ama yinede fazla beğenmişti, heves etmişti hem. Üstelik dışarda olanları kafasına takmaması gerektiğini de biliyordu bunları her gün yaşıyordu neticede.
Saat dörde doğru yaklaştığında yatağın üzerinde uyuyakalan kız birden bire sıçrayarak uyandı yatakta, son zamanlarda genel olarak uyku halindeyken ani sıçramalar hep yaşıyordu, hatırladığı kadarıyla babası bir kaç kere elinin nabzını tutmuş ve bilmediği bir kaç dua etmişti, uzun süre uykularını yoklamayan korkulu sıçrayışlar tekrar gelmişti demek. En son abisinin boya kalemlerini ve resim defterinde boya yaptığını hatırladı ancak uyandığında ne resim defteri ne de boya kalemleri etrafında değildi hem üzeride örtülmüştü. İçinden abisinin geldiğini düşündü sabahın köründe dışarı gezmeye çıkmıştı ve kendisinide götürmemesi yüzünden ona kızgındı.
Sanırım uyuduğum için götürmedi diye düşünsede götürmemiş olması ona küsmesi naz yapması için yeterliydi. Hem belki istediği kadar çikolata da alırdı ayrıca artık çocuklarada vermeyeceği için istediği kadar yiyedebilirdi.
Yataktan yüzüstü döndü ve ayaklarını sarkıttı yataktan, üzerinide değiştirmişlerdi, böylece abisinin olmadığını anladı üzerinde beyaz gül desenli bir tayt ve dizlerine kadar gelen bir tişört vardı ayaklarının üzerine bastığında dışarı çıktı esen hava üstüne vurmasıyla terleyen sırtı yüzünden ürperdi.
Çıplak ayakları üzerinde ilerledi, merdivenleri bitirdiğinde avluda kimseyi görmedi mutfağa yöneldi gelen seslerle annesinin ve babaannesinin orda olduğunu anladı ve kapıdan geri döndü karnı acıkmıştı ancak mutfak kapısından yayılan o pişen kurbanlık et kokusu hiç hoşuna gitmemişti. Karnıda acıkmıştı üstelik ama boş verip salona yöneldi tamda tahmin ettiği gibi Hevdem çizgifilmin açık oldugu televizyon karşısında uyuyakalmıştı. Televizyonu ortasında bulunan yuvarlak büyük düğmeye iki parmağınıda bastırarak kapattı büyük gri televizyonu, sonra koltuktaki kıza baktı daha iki yaşına yeni girmişti yanındaki yastığı çekip düzeltti ve kolundan tutarak yatırdı, alnına ve yanağına ufak öpücükler bıraktı annesiz olan bu kızı çok seviyordu onun abisinden sonra ikinci en yakın arkadaşı sayılırdı ama inşallah büyüdüğünde o da Fisun abla gibi benden gıcık olmaz dedi Fisun'u çok sevmesine rağmen o hiç yaklaşmıyordu ona Mustafa abiside hiç konuşmaz sadece Ferman abisiyle oynardı kendisiyle konuşurdu ama Serkan öyle değildi en azından yengesi ona kızsada kendisinden uzaklaşmıyordu o.
Battaniye getirmek istediği için tam çıkıcakken salona hızla giriş yapan Agit amcasının bacağına çarparak geriye doğru sertçe sendeledi, "Dikkat etsene lan!" Diye bağırmasıyla amcasına baktı hiç Jiyan ve Kubar amcası gibi bakmıyordu ona onlar yumuşak ve sevimli bakıyorlardı ama Agit amcası ona tıpkı dışardaki arkadaşı olmayan o çocuklar gibi nefret kızgın ve tiksinircesine bakıyordu. Hevdem'i bir kere bile kucağına alıp sevdiğini hatırlamıyordu, yoksa oda babası gibi birimiydi diye düşünsede içinden, Allahım lütfen babam gibi olmasın, onun annesi bile yok onu çok ama çok sevsin Amin, diye dua etmişti içinden, ufacık bedenine yaşına göre oldukça zeki ve fazlaca merhametli biriydi.
"Amca, özür dilerim ama sende suçlusun." Dedi kendini toparlayabildiğinde alnı biraz acımıştı.
Agit duydukları karşısında daha da sinirlendi zaten barut gibi girmişti konağa birde bu baş belası ile uğraşıyordu. Ancak kıza, "kusura bakma yeğenim göremedim seni," dedi hissettiklerine tezat. Ona şaşkınca bakan ufak kıza doğru eğildi ve kolunu tutup kendine çekti biraz, "sana çikolata almamı ister misin? Hem bende özür dilemiş olurum böylelikle ne dersin." Çikolata kelimesini duymasıyla gözleri parladı adeta zaten acıkmıştı, "Gerçekten mi?" Diye sordu hülyalı bir şekilde, abiside gelmemişti daha eve, ondan da istemiyeceğine göre amcasının dedikleri cazip geliyordu.
"Benim zaten bir sürü param oldu ama onu harcayamam çünkü sonra anneme birmilyoncuda gördüğüm yüksek terliklerden alıcağım paramın yetmesini bekliyorum." Sabah kalkar kalkmaz herkesin elini öpmüş ve harçlıklarını koparan çocuğun hevesle kurduğu kelimelerine bıkkınlıkla nefes aldı bu kız niye hep çok konuşuyordu ki, ona çikolata alıcam dedi zaten napayım sendeki üç kuruşluk parayı ben, diye geçirdi içinden.
"Tamam sen harcama paranı ben sana bir sürü çikolata alırım hem o çok sevdiğin sürpriz yumurtalardan da istersen nazoda alırım. Ama önce bakkala gitmemiz gerekiyor." Sonra ise salonda çıkıp avluya baktı henüz kimse görünmüyordu o girdiğinde de kimse görmemişti onu zaten. Yanına kadar gelen kızın elini tuttu, "Hadi gidelim." Deyip hareket etti ancak kız adım atmayıp elini çekmeye çalıştı, "Hevdem'i de alalım amca o da gelsin olmaz mı?" Diye sormasıyla sert bir soluk bıraktı Agit o da tam bir baş belasıydı başına, "Yok o uyuyor boşver onu sen."
"O zaman ona da alalım mı bir şeyler?"
"Tamam alırız yürü hadi." Ancak kız yine kendini geriye çekti.
"Amca terliklerim yok." Diye çıplak ayaklarını gösterdi ancak Agit bunu umursamayıp kızı koltuk altlarından tutup kucağına aldı, "Boşver şimdi onları yeğenim, ben seni taşırım." Konuşup merdivenlere yöneldi kızda ellerinin birin omuzuna koyup tutundu amcasına.
Mutfağın yanından geçerken kimsenin onları görmemesi işine gelmişti abileri zaten ziyaretlerdeydi daha gelmemişti adamlarda değisim vaktinde olduğu için kapı boştu kimse görmemişti onları, "Anneme haber vermedik Amca! Sonra çok kızıcak bana." Diye sesini yükseltmeye başlayan kıza, "Ses yapma Gece, haberleri var zaten onların."
Kızın içi rahat etmezken amcasının beyaz Kartal arabasına bindirildi, o da öne bindiğinde kız tuhafça amcasına bakıyordu, "İyide zaten bakkal çok yakınki niye arabaya biniyoruz." Dedi mahzunca.
Dikiz aynasından kıza baktı aynı anda arabayı çalıştırmıştı, "Seni daha büyük bir bakkala götürüceğim çünkü." Ardından sokaktan çıktı, camdan etrafına bakınan kız heyecanla büyük bakkala hemen varmayı hayal ediyordu, tabii birde aldıklarını.
Ancak bir sürü büyük bakkal geçmelerine rağmen hiçbirinde durmamıştı amcası, açlıktan karnı ağrımaya başlayan kız, "Amca yeter artık karnım acıktı duralım bir yerde." Ancak adam cevap vermedi.
"Hem bir sürü şey almaktan vazgeçtim, sadece çikolatada olur valla." Yine cevap vermeyip ona bakmayan amcasıyla gözleri dolmaya başlamıştı, "Vazgeçtim amca istemiyorum hiçbir şey eve gidelim artık." Diye huysuzlandı hem karanlık neredeyse çökmek üzereydi.
"Amca." Diye seslendi.
"Amca karnım acıktı benim." Diyen kız öndeki iki koltuk arasından başını amcasına uzattı gözleri yoldan ayrılmıyordu eliyle omuzunu dürttü ve, "Amca eve gidelim istemiyorum çikolata falan." Der demez yüzüne yediği darbeyle başı geriye düşmüştü.
"Kes lan sesini küçük pislik!" Diye bağırdı kıza, elini tersiyle yüzüne vurmuştu.
Koltuğa düşen kız acıyla burnunu tuttu yüzü çok kötü bir şekilde acıyordu, ağlamaya başladı, "Eve gitmek istiyorum." Diye söylenip acıyla ağlıyordu avucunda hissettiği ıslaklıkla elini uyuşmuş burnundan çekti göz yaşları değildi bunlar. Kandı koyu kırmızı kan acıdan doğru dürüst hissedemediği burnundan dudaklarının üstünde yol yapıp avucuna damlamıştı hep.
Arabanın koltuğuna cenin pozisyonunda hıçkıra hıçkıra ağlayarak uzandı, ufak meleğin sesi arabayı dolduruyordu insanın içini acıtıcak şekilde, "Yemin ede-ederim özrünü kabul ettim hem ben sana kız- kızmamıştım bile amca." Diye konuştu hıçkırıkları arasında ancak sesi boğuk çıktığından zor anlaşılmıştı.
"Neyin özrü lan bu!" Diye bağırdı Agit, "pis böcek senin yüzünden hayatım mahvoldu lan benim! Bütün planlarımın içine ettin sen!" İçinde biriktirdiklerini öfkeyle bağıra bağıra kusuyordu adeta. Ancak durmadan ağlayan kız hiç birşey anlamıyordu.
"Doğman bile hata!"
"Her boku hesaba kattım seni katamadım!" Öfkeyle direksiyona vurdu, "Ananla birlikte daha doğmadan gebertmem lazımdı ikinizide. Belki o zaman Kalender Ağa'mız ölümden kurtulamazdı da ben ağa olur onun yerine, sahip olduğu herşeyi alırdım!"
Göğsü hızla kalkıp iniyordu hıçkırıkları soluklarını kesip göğsüne iğne gibi batıyordu canı yanıyordu bu yüzden ağlamasını durdurmaya çalıştı ama canı cok yanıyordu, niye ona böyle davranmıştı amcası anlamamıştı ama babasının onu çok kötü dövüceğini biliyordu.
Mardinde bir arabadaki kızın ağlama sesleri birde Riva konağında ki sesler yükseliyordu karanlık gökyüzüne ağlayan her iki kişininde umudu Kalender Ağa'daydı.
Araba iki tarafıda ağaçlarla kaplı orman yoluna girdi sık ağaçlar yoktu fazla, ilerledikçe dağlık bir bölgeye girdiler, bozuk yollar yüzünden çok fazla sarsılıyorlardı sonunda araba tahta bir küçük evin karşısında durdu dağların eteklerinde olan ev fazla ürkütücüydü. Arabanın kontağını kapattığı gibi arka kapıya geçti, un ufak olmuş kız elini hâlâ burnundan çekmemiş ve hâlâ ağlıyordu sessiz sessiz. Kızın kolundan sertçe tutup çekti ve kucağına aldı, etrafın karanlığından hiçbir şey anlamayan kız, "Evemi geldik amca?" Diye sordu boğuk sesiyle ağlamaktan burnu tıkanmıştı. Agit sadistçe güldü sesi büyük bir yankı yaptı dağlık bölgede.
"Yakında çok daha güzel bir eve göndericeğim seni merak etme." Dedi ve evin tahta kapısının kilidini açtı yanından bir yere dokunarak etrafı aydınlattı anında, gözü ışığa daha alışamamış kızı koltuklardan birine fırlatırcasına bıraktı adeta, kız korkuyla gerilerken amcası kapıyı kapattı ve başka bir odaya girdi. Kısa süre sonra çıktığında elinde ipler vardı gözleri korkuyla büyüyen kız deli gibi annesini istiyordu o sarılmasada kendisi sarılıcaktı ona hem çok güzel kokuyordu annesi.
Geriye doğru kaçtı gıcırdayan koltuktan korkuyla, amcasını hiç böyle gördüğünü hatırlamıyordu, "Gel buraya böcek gibi ezeyim seni." Dedi nefretle, ondan kaçan kızın saçını tuttuğu gibi çığlıklarını umursamadan arkasından çekerek başka bir odaya gitti acıyla arkasından adeta koşarak ilerliyordu kız yeniden ağlamaya başlayarak canı çok yanıyordu ilk defa çocuklardan başka birisi ona zarar veriyordu ve amcasının yaptıkları çocuklarınkinden cok ama çok daha fazla acıtıyordu. Onlar itip kakıyor amcası sürüklüyordu resmen.
Kızı saçlarından iterek yere düşmesini sağladı sonrada tüm çırpınmalarına rağmen elini ayağını bağlamış sonrada onu minderlerin üzerine bırakıp bir yazmayla geri dönmüştü onuda ağlamaktan kuruttuğu gözlerine bağlamıştı, her hareketinde bir tane vuruyordu o ağır elleriyle ufacık bedene. Kızın kulağına doğru yaklaştı ve, "Eğer böyle ağlamaya devam edersen birazdan bütün kurtlar Ayılar buraya gelir ve senin gibi bir pisliği yerler." Diye acımasızca konuştuktan sonrada acılar içinde kızı bırakıp çıktı odadan ve evden.
🗝️🔗🗝️
Acı, öfke, yıkılmışlık ardı ardına yaşanan onca duygu içersinde en ağır basanı kalpte hissedilen ağırlık boğazda hissedilen yumrulardı. Sultan hanım ve Kalender Ağa kadar acı çeken'de yoktu tabiki şuan Riva Konağında kimileri ağıtlar yakarken kimileri sessizce köşelerine çekilmiş dua ediyorlardı... Ufacık bir beden için.
Göz yaşları durmak bilmeyen Sultan hanımın içi yanıyordu ama neye yarardı, etrafta onca insan vardı hepsi onu anladığını metanetli olmasını söyleyip duruyorlardı ama kadının durumunu zerre anladıkları yoktu ve sürekli ağlamamasını söylüyorlardı dinç durmasını sağlam durmasını...
Bir anne nasıl evladı yokken metanetli sağlam durabilirdi ki? En azından Sultan hanım yapamazdı hele de kızının kokusunu bile içine doyasıya çekememişken onu doya doya sevip sarmalayamamışken... Peki neden! Sırf güçlü olsun diye bu yaşta kendi ayaklarının üzerinde dursunda büyüdüğünde onca insana karşı dik durabilirsin ezdirmesin güçlü olabilsin diye. Oysa ne büyük yanlıştı ve bunu bile bile devam ettiriceklerdi, canlarından öte sevdikleri kızlarını doya doya sarılamasalarda doğru düzgün sevmelerini gösterememeleri o küçük kızı güçlü değil aksine fazlasıyla kırılgan ve güçsüz yapıcak dışına vurmasada içten içe çürütücekti o masum bedeni ve bunu anladıklarında herşey için çok geç olucaktı belkide.
Sultan içli içli ağlarken salona Buke hanım girdi gelinini bitik görmek içten içe çok üzsede dışına vurmadı, ketum ve soğuk duvarlarla çepeçevredi yüzünü gelinin yanına oturmak istediğinde diğer gelini Nüvit Sultan'ın yanından kalkmış kaynanasına oturması için yer vermişti. Sultan yanına oturan kadının farkındaydı lakin başını kaldırıp bakmadı elinde tuttuğu hırkaya dahada sarıldı burnuna yaslayıp derin derin kokladı kızının cennet kokusunu alabilmek için biraz olsun acısı dinsin diye.
Buke hanım gelinin sırtını sıvazladı ardından, "biliyorum ne desem boş ama ağlama artık, Gece'ye heç bir şey olmadı Allah'ın izniyle. Hem bilmez misin sen kötü haber tez yayılır. Bizde en yakın zamanda sağ salim kavuşacağız Riva'mıza inşallah." Sultan kaynanasının dediklerini duymuş ardından göz yaşlarına tezat alaylı bir gülümseme yerleştirdi yüzüne yaşlı ama öfke dolu gözlerini Buke hanıma çevirdi, "hiç bir şey olmadı tabi! Ama benim yandığım o değil, benim ciğerimin yanması sizin yüzünüzden kızıma yaklaşamamam onun yanında olup sarılamamak saçma sapan nedenleriniz yüzünden evladımı doya doya koklayamadım ben!" sesi yükselmeye başladığında Buke hanım ses etmedi neticede hem haklı hem acılıydı. "Bunlar için hep uyuduğu anı kolladım ben, uyurken iki evladımıda sevebiliyorum sadece ben." Diye mırıldandı acıyla.
"Haklısın ama buna mecburduk." dedi kısıkta olsa net sesiyle. Sultan kocaman olmuş gözlerle baktı kaynanasına, kızı ortada yoktu iki gündür ve kalkıp nasıl hâlâ mecburduk diyebilirdiki, "Benim kızım yok kızım, mecburduk diyorsun neyin mecburiyeti bu ya!" Sesi iyice yükseldiğinde Nüvit ayağa kalkmış salonun kapısını kapatmıştı dışardaki kalabalık içerdeki sesleri duymasın diye, "doğar doğmaz kurban ettiniz kızımı ben o büyüdüğünde ne diyecem ona he!" Sesi salon duvarlarına çarptı ve büyük bir öfkeyle Buke hanımı buldu elindeki hırkayı daha sıkı kavradı biricik cennet kokusuna öldüğü kızı yoktu, hergün onlarca şey duyuyordu etrafta küçücük kızlara tecavüzmü dersin şiddetmi dersin zevk uğruna kaçırıp öldürüp bir çöp konteyner köşesine atanmı dersin onlarca kötü ihtimal beyninde dolanırken nasıl sakin kalabilir susabilirdiki.
"Acını anlarım ama Gece benimde torunum tamam mı bizde burada gülüp eğlenmiyoruz." Diyen Buke hanıma baktı alev saçan gözleriyle.
"Ben kızım daha fazla yanmasın diye oğluma bile dokunamıyorum! Bunların ne demek olduğunu biliyormusun sen!" Diye bağırdı. Yaşadıkları az değildiki, "Sen ömrünü verebileceğin evladını kucağına alıp sevememek onunla oyunlar oynayıp birlikte yatamamak ne biliyormusun!" Diye yükseldiğinde ayaklandı kaynanasıda onun gibi dikildi ayağa.