21. Bölüm Part:2

4209 Kelimeler
Ensemden başlayıp sırtıma kadar soğuk bir hava vurdu sanki tüm tüylerim diken diken olduğunda göz kapaklarım kırpılmayacak kadar kötü bir şoka girdi. Zeynep gözleri yüzüme indiğinde korku peyda oldu yüzünde muhtemelen neler olduğunu kavrayamıyordu. "Amcana merhaba demeyecek misin?!" Gözlerim acıyla yumuldu hemen ardından derin keskin bir yutkunma, kalbim korkuyla kasıldı parmak uçlarım uyuştu ciddi anlamda. Gözlerimi buğulu bir şekilde açtım ne zaman ne de olduğum yerin kavramını tanımlayamıyordum. Bir kıpırtı hissettim hemen ardından sağ tarafımda şakağıma değen bir metal hissi gözlerim korkuyla yavaşça açılırken bunun silah olduğunu anladım. Zeynep dehşet içinde ağzını eliyle kapadığında arkamdaki adam diğer kolunu ani seri bir hareketle boğazıma sararak sırtımın göğsüne çarpmasına neden oldu. "GECE!" Korkuyla çığlık attı Zeynep karşımda ancak sesi ile aynı anda silah sesleri yükseldi konakta ve sesini bastırdı ve çalan davul sesleri de durdu. Neler oluyordu kavrayamıyordum! Elimi boynuma dolanan koluna attım tüm gücümle, "Bırak onu hemen," dedi tireyen sesiyle Zeynep, ona susması için olabildiğince salladım başımı susması için. "Kes ulan sesini!" Diye sert bir şekilde dişleri arasından bağırdı sesini bizden başka kimseye duyurmak istemez gibi. Tırnaklarımı koluna batırdım olabildiğince ama kolunu sıkılaştırarak boğazımı daha da sıktı, nefesimi kesmeye çalışıyordu sanki, "Rahat dur vaktinden önce gebermeyeceksin." Diye tükürücesine konuştu kulağıma doğru. "Ta-tamam," dedim boğazımdan zor çıkan sesle, "Sakin ol olur mu derdin neyse çöze-çözebiliriz lütfen." Silahı sakağıma daha da bastırdı hissettiği öfkeyi duyumsayabiliyordum hiçmi düzelmemişti yani? "Çozeceğim, hemde kökünden çözüceğim, yarım bıraktığım işi tamamlamaya geldim yeğenim." Kulağımın içine bastıra bastıra söyledi tüm kelimelerini. Ona doğru zoraki bir şekilde başımı çevirdiğimde nefretle parıldayan gözleriyle karsılaştım oydu Mustafa abimin düğünün olduğu akşam hayal falan görmemiştim babamın ta İstanbulu arayıp teyit ettirdiği adam hep buradaymış aslında. Ancak başımdaki silah hızlı bir hareketle benden ayrılıp ileriye Zeynep'e doğrulduğunda, arkasını dönmüş koşan kızın sesini, "YARD-" kesti. Susturucu takılmış olan silahdan çıkan kurşun Zeynep'in sırtına saplandığında olduğu yerde kalakaldı. Gözlerim acıyla büyürken çığlığımı eliyle kapattı, elimi direk eline atıp çekmeye çalışırken Zeynep önce dizlerinin sonra da yüzüstü cansız bir şekilde yere yapıştı, acıyla ona doğru adımlamaya çalıştığımda saçımdan tutarak geri çekti, "Bırak beni!" Diye bağırdım olağanca gücümle duvağım ve saçıma yapışan eline tırnaklarımı geçirdim. Telaşla etrafına bakındı. Allah kahretsin ki kimse arka tarafa gelmiyordu yaşadıklarım 5 dakikaya bile sığmazken bir ömürlük acı çekiyordum sanki, "Allah belanı versin, Allah belanı versin." Bir ayak sesleri geldiğinde koridorun başına baktık aynı anda benim içim umutla dolarken bir adam çıktı koridorun başında bizi görür görmez duraksadı, "Yardım et birilerini çağır!" Diye bağırdım hızla. "Kes sesini yürü kimse gelmiyecek buraya aptal onların işleri başından aşkındır." Diyerek elini çektiği gibi koluma attı ve sıkıca tuttu silahı da bana doğrulttu, tekrar adama baktığımda bize doğru geliyordu telaşlı bir hali vardı, "Gelme yardım çağır senide öldürür." Adam beni duymasına rağmen geldi ve Zeynep'in başında durdu. "Al şunu odalardan birine at kimse görmeden!" Diye emir vermesiyle şokla baktım yanımdaki pisliğe bu onun adamıydı. Yüzündeki pis sırıtışla bana baktı, sonrada, "Şimdi yürü işimi zorlaştırma senin için iyi olmaz!" Beni sertçe bu topukluların üzerinde çekiştirmeye başladı bahçedeki karanlığa doğru, bahçe bilerek ışıkları kapatılmış gibiydi. Ayağım sürekli gelinliğe takılıp duruyordu ve ayakta bile zor dururken beni arkasından çekiştiriyordu tüm gücüyle. Arkama baktım gittikçe kaybolan Zeynep'in görüntüsü ile bir hıçkırık kaçtı ağzımdan, "Yalvarırım bırak en azından onun kurtarılmasına izin ver lütfen." Ancak dinlemedi daha da asılarak arkasından çekiştirdi. Ellili yaşlarda olmasına rağmen çok güçlüydü, herşey o kadar hızlı oluyorduki ne ara konaktan çıktığımızı bile anlamamıştım sessiz tenha sokak bizi karşıladığında etrafta ki konağın adamları olduğu belli olan adamların hepsi yerlerdeydi, "Merak etme onlar gebermedi sadece derin bir uykudalar." Dediğinde bel boşluğumdaki silahın ucunu daha da bastırarak çekiştirmeye devam etti. Beni öldürücekti yıllar önce ki kan bürümüş gözleri şimdide vardı ve bu sefer kurtulabilirmiydim bilmiyordum ondan hep deli gibi korkmuşumdur hep, uzun yıllardır görmesemde onu hatırlamak bile yetiyordu şimdi bile bedenimi hissedemiyeceğim bir titreme içindeydi. Allah'ım sana yalvarıyorum yardım et. "Öldürüceksin beni." Dedim gözlerimden yaşlar akarken, Zeynep'te olücekti belkide ölmüştü! Nolur ölmesin nolur dayanamam benim yüzümden birine bir şey olmasını ömrüm boyunca kaldıramam asla. "Bundan zerre kadar şüphen olmasın senin ölümün benim elimden olacak, hem sende günler öncesinde kendi ayaklarınla gitmedin mi ölüme?! Tek şansın konağın arkasından çıkmandı yoksa o gün ölüm günün olucaktı üstelik kimse benden şüphelenmiyecekti bile." Demek öldürmek için an kolluyordu. "Nereye gidiyoruz peki?" "Madem öldürmek amacın niye bir kurşunda orada sıkmadın bana!" Sesimi yükselttim öfkeyle. "KES SESİNİ, ölmen gereken yerde gebericeksin hemde o kocan olucak şerefsiz bir daha seni kurtaramadan!" Neredeyse ikinci başka bir sokağa giricektik ama hâlâ kimse yoktu etrafta yüksek ihtimalle onlarda o lanet düğündelerdi. Hem kocam derken Boran Asparşah'dan mı bahsediyordu? O ne alakaydı?! Üstelik yine oraya mı götürücekti beni! Olabildiğince durdum beni çekiştirmesine rağmen durmaya çalıştım, "Öldür! Beni burada öldür ama oraya gitmeyelim cesedimi bulamayacakları bir yer olsun istemiyorum lütfen dur burada öldür tamam." Kalın kaşlarını çatarak baktı bana babama çok benzeyen siması kesinlikle içindeki kötülüğünün dışına yansıması gibiydi. "Asla, senin kaderin orası orada olacak orada bitecek! Yürü şimdi." Yine tüm gücüyle kesinlikle kemiklerime kadar morartığı kolumdan sürüklemeye devam etti ben adım atamıyordum ama o bir çuval gibi çekiyordu beni gelinliğimin etekleri mahvolmuş duvağım kaymış saçlarımla geriye doğru savruluyordu. Hafif yokuş olan yoldan aşağı çekiştirmeye başladığında ayak parmak uçlarımı hissedemiyordum ve çıkarmam için bile fırsat tanımıyordu, "Az kaldı lan yürüsene." Düğünden ayrıldığımda toplasam 20 dk olmamıştı belkide, her şey hızlı gerçekleşiyordu ancak sesimi duyurmalıydım onlara bir şekilde elimden geleni yapmalıydım. Gözlerim bel boşluğu karnım arası bir yerde bedenimle birleşmiş olan silaha kaydı tuttuğu kolumu kullanamıyordum ancak diğer elimi sol kolumu yani kullanabilirdim, tüm titremelerime ve korkuma rağmen yumruk yaptım tersime gelmesine rağmen yeterli gücü sağlayamayacağımı biliyordum ancak az da olsa bir sarsılma yeterdi. Tüm hırsımla yumruk yaptığım elimi yüzüne geçirdim burnuyla gözü arasına gelen elimle anında sersemledi parmakları gevşediğinde hızla kurtardım ve silahı kaptım direk elinden. Başındaki susturucuyu çevirirken hızla geriledim konaktan çokta uzaklaşmış sayılmazdık. Hemen kendine geldiğinde bana atıldı ancak üzerimdeki gelinliğin kısıtlamalarına rağmen geriye doğru olabildiğince hızlı yürüdüm susuturucuyu çıkarmaya çalışırken, "Ver lan onu bana buraya gel!" Diye bağırdı. Saniyeler arasında daha fazla uğraşmak istemeyerek o üzerime doğru elini uzatıcağı an silahı ona doğru ateşledim can havliyle, susturucu ağzından firlayıp düşerken o yüksek ses tüm sokakta yankılandı kulakları yankılatıcak şekilde. İkinci kere bir insanı vuruyordum ve bu çok acı bir şeydi ben hâlâ o adamı omzundan haketse vurmama rağmen unutamıyorken üzerine birde öz amcamı vurmuştum. Ben resmen bir katildim ölmesede katil sayılırdım. Elini karnından çekerek bana baktı şokla, geriye doğru sarsıldı, "bana bunu niye yaptırıyorsunuz!" Diye feryat ettim bağırarak. Göz yaşlarım yanağımdan aşşağı yuvarlanırken, "Kendimi tanıyamıyorum artık herkese gözünü kırpmadan zarar vericek birine dönüştüm iyice!" Diye bağırdım acı içinde inleyerek. Yuzunde acı çekmesine rağmen bir gülümseme peyda oldu, "Çünkü sen bir Riva'sın gerçek bir Riva'nın eli kanlı olurdu, sen en acısını insanların canını yakarak yapıyorsun o kadar insanın evini barkını yakmak içini rahatlattımı peki? Kim bilir ne zorluklarla sahip oldukları manevi ne hatıralara sahipti o konaklar yılların mutluluğunu yaşanmışlığını insanların ellerinden aldın mutlu musun?" Diye bağırdı o da canımı yakarcasına ben bunların hepsini düşünüyordum elbet hangi uykum deliksizdiki zaten. Ama hakediyorlardı bunuda biliyordum. "Her şeyin bir bedeli vardır onlarda haketiklerini aldılar, düşünsemde acımıyorum." Dedim dürüstçe. Alayla güldü karnından vurulmuş olmasına rağmen zorda olsa ayaktaydı hâlâ. Elimdeki silahı havaya doğrulttum, "Babama seni ilk gördüğümde eğer kardeşini Mardin topraklarında görürsem canını kimseye bırakmaz ben alırım demiştim ve bana bunu yaptırdığın için kendinden utanmalısın!" Üstelik Zeynep'i acımadan vurmuştu o kızın vebalini nasıl üstüme alırdım?! Silahı art arda iki kere daha ateşledim havaya doğru büyük gürültüyle patlayan silahın sesini duyduklarına emindim tek istediğim hemen farketmeleriydi. Agit Riva eliyle karnına baskı uygulamaya devam etti ancak durmadı ve bana doğru adımladığında silahı tekrar ona doğrulttum, "Yaklaşma yine vurmaktan çekinmem!" Silahı iki elimle titremesine rağmen tuttum. Esen hafif rüzgâr saçlarımı önüme savurduğunda bakışlarımı ondan kesmedim, "Ben Agit Riva'yım yıllar önce başladığım işi bitirmeden asla ölmem." Demesinin ardından kaşlarımı çatmama bile izin verilmedi çünkü biri başıma çok sert bir şekilde vurdu. Acıyla inlediğimde buruştu yüzüm gözüm karardığında silah elimden kayıp düştü bende düşücekken Agit Riva vurulmamış gibi beni düşücekken omzuna attı basitçe. Bilincim tam anlamıyla kapanmadan önce tek isteğim acısız ölmek ve cesedimin çürümeden bulunmasıydı. 🔗🗝️🔗 Yaralı adam belli etmesede canı yanıyordu ancak acele etmek zorundalardı omzundaki kızı bir kere zıplatarak tam olarak omuzuna oturttu karşısındaki adama ilerlemesi için gözüyle yolu işaret etti, "Yürüsene hadi, buradan çıkamadan yakalanıcağız." Adam başıyla onayladığında ilerlediler hızlı adımlarla, kamyonetin yanına doğru ilerlediler orta yaşlardaki adam seri bir şekilde kamyonetin kasasının kapağını açtı kamyonete çıkan adam kızı belinden tutarak zorlanarak geriye doğru çekti ve saman yüklü kamyonetin içindeki saman yığının üzerine attı cansız bir bedenden farksız bembeyaz olmuş kızı. Sonrasında ise Agit'i de çekerek bindirdiğinde kendisi aşşağı indi. "Kızı hallettin mi? Yaşıyor muydu?" Diye sordu yarasına baskı yaparken oda Gece'nin yanına oturdu. "Vallahi ben baktığımda nabız alamadıydım, kalbi atmıyordu galiba." Diye cevap verdi adam. "Yazık oldu kıza desene neyse üzerindeki ğömleği bana ver sen." Adam üstünde tişört olduğundan onun üstündeki açık gömleği çıkarıp aceleyle uzattı adama, "Kötü görünüyorsun çok kan akıyor dayanabilecek misin bana böyle olacağından söz etmemiştin sadece kız kaçırıcaz dedin ama biri öldü farkındamısın anlaşma da bu yoktu!" Adamın söylediklerine karşın yüzünü buruşturdu nefretle. "Kes ulan sesini paranı peşin verdim yamuk yapmaya kalkma senide gebertirim acımam." Dedi acımasızca. Adamın bakışları baygın yatan kıza değdi, "Bana Gece Riva demedin sen, basit bir düğün sandıydım ben ama sen Riva aşiretinin hanımını, Boran Ağa'nın karısını kaçırttın bana!" Diye yükseldi adam o uzak bir köydendi buradakileri tanımasa da bilirdi ve deli gibi pişmandı. Agit Riva cevap vericekken çok ilerde sokağın başında adamlar gördü ve anında önündeki adama döndü, "Hemen kapat kapağı ve sakın çaktırma yoksa o köydeki çoluğun çocuğun geberir yapamayacığımı sakın zannetme." Dedikten sonra adam ecel terleri dökercesine hızla kapattı kasanın kapağını Agit Riva da geriye doğru uzandı görülmemek için. Adam arabanın şoför koltuğuna doğru yöneldiğinde duyduğu yüksek sesle durmak zorunda kaldı, "Dur bakalım!" Geriye doğru döndü soğuk terler içinde. "Buyur beyim bir sorun mu vardı?" Ferman adamı inceledi iyice, "Buradan gelen bir silah sesi duydun mu ateşleyeni gördün mü?" Diye sordu sert bir şekilde o sırada Serkan'da kamyonun etrafına bakıyordu, "Bu saatte burada ne işin var senin?" Diye sordu o da sinirle hiç kimse kendinde değil gibiydi. "Silah sesi duydum ancak düğünden geliyordur diye önemsemediydim." Diyen adama gözlerini kısarak baktı Ferman, "E birde misafirlikteydim evim uzaktır köyde kalırım ben geri dönüyordum işte bir sorun mu vardı beyim." Ferman allak bullak olmuş beyniyle ne yapıcağını bilemez haldeydi, "sen işine bak kardeş tamamdır." Dediğinde hızla onaylayıp arabaya bindi aynı hızla çaktırmadan ilerlemeye başladığında Agit Riva rahat bir nefes vermişti yeğeni Ferman'ı görmeyeli epey olmuştu ve neredeyse katili olyordu bulsaydı. Yerinde doğruldu ve baygın yatan kıza baktı yüzüne düşen şaçları geriye itti, "Tıpkı çocukluğunda ki gibisin rahat durmaz uslanmaz dik başlı o asi kız, sonunda kanımızı da akıttın." Diyerek güldü. İlerleyen vakitte yolda durmuş ve öne binmişti o da gömleği yarasına bastırdı neyseki karın boşluğuna gelmişti ancak milimlerle kurtarmıştı kendini, kan kaybetse de dayanacak gücü vardı henüz. Taşlı, yıllar geçmesine rağmen düzelmeyen yolda ilerlediklerinde yol artık bir arabanın geçemeyeceği darlığa ve engebeye ulaştığında kamyoneti durdurdu adam. "Kanaman durdu galiba ama yinede kurşunun çıkarılması gerek." Dedi elindeki gömleği ve üzeri kıpkırmızı olmuş adama. "Çıkarırız önce şunu halledelim." Diyip arabadan aşşağı indi ikiside, adam kamyonet kasasını açtığında kızın hâlâ öylece baygın yattığını farketti. "Çık uyandır şunu hemen!" Diye bağırmasıyla Agit'in irkilerek kendine geldi ve yukarı çıktı. Kızın üzerine doğru eğildi yüzüne gelen samanları eliyle iteledi ardından omuzlarından dürttü onu, "Hey kalk artık uyan!" Dedi dürtmeye devam ederken. Ancak kız uyanmıyordu. "Karı gibi dokunmalan çarpsana bir tane yüzüne!" Diye hiddetle konuşan Agit'e baktı. Çok büyük bir işin içine fena halde düştüğünü düşündü. Kızın çenesini tuttu sertçe ve, "kalk be artık kalk." Diye çenesinden sarstı kızı. Çok üşüyordum bedenime çarpan soğuğu hissedebiliyordum, "Kalk be kadın kalk!" Diye seslenirken biri çenemde hissettiğim ağrı ile gözlerimi kırpıştırarak açtım. Çenemden tutan yabancı o adam karşımdaydı dibimde. Korkuyla dirseklerim üzerinde doğrularak geriledim. Can havliyle etrafıma bakındım ancak yerden yüksekte kapkaranlık bir yerdeydim gökyüzü üzerimizde yıldızları ile parlıyordu. "Oo, güzellik uykunuzumu böldük yeğenim." İşittiğim sesle direk o yöne baktım ben bir arabadaydım dahası bir kamyon kasasında ve karşımdaydı o pislik herifte. Ölmemişti henüz, ölmemiştim henüz ancak neredeydim ne oluyordu anlamlandıramıyordum yine. Çenem titriyordu, dudaklarımı ıslattım refleksle, yanımdaki adam bana dokunmak için hareketlendiğinde, "YAKLAŞMA BANA!" diye bağırdım. "İndir şunu hemen lan." Diye emir verdi Agit Riva yanımdaki adama. Çırpınışlarımı aldırmadan beni çekiştire çekiştire kamyonetten resmen asşağı attı. Dizlerim ve ellerimin üzerine çok sert düştüm. Avuçlarımın içinin yandığını hissettim. Agit Riva bunu aldırmadan kendime gelememe bile izin vermeden elindeki kanlı bir bezi öylece bir köşeye attı karanlık yolda ve kolumdan tutarak kaldırmaya çalıştı küfrederek. Sanki onu yaralayan ben değilim o hiç yaralanmamış gibi hareket ederken belindeki silahı çıkarıp bana doğrulttu bir yandan da tutarken, "Zorluk çıkarmayı kes ve kaderine boyun eğ!" Yanaklarım ıslanmaya başladı göz yaşlarımla, başımı hızla iki yana salladım. Ama o aldırmadı benide arkasından çekiştirerek ilerletmeye başladı o adam da tam arkamızdan geliyordu. Ayaklarım altına batan taşlarla ayakkabıların olmadığını anladım beni bindirirken mi yoksa kasadan atarken mi, hangi ara ayaklarımdan çıkmıştı bilmiyordum ayakkabılar ancak şu an deli gibi batıyordu taşlar ayağıma mahvolmuş bir halde sürükleniyordum arkasından, "Pişman olucaksın, bana bu yaptıklarını beni öldürdüklerini anladıkları an sizi öldürmekten beter edicekler." Diye tükürürcesine konuştum. "Evet kesinlikle gebertirler beni ama işte ben olduğumu anlarlarsa." O pis gülüşüyle konuşması delirtmişti beni. "Ne yazık! Sen onların hiç bir zaman akıllarına gelmedin hele annenin hiç babaannem bir kere bile senin adını anmadı almadı ağzına! Çünkü sen yoksun hiç birimiz için. Haklısın onların aklına gelmen çok zor." Alayla kurduğum çümlemi kolumu koparırcasına sıkarak dibine çekerek verdi cevabını. Öfkeli sert solukları yüzüme vururken silahı başıma dayadı vururcasına, "Gebertirim lan seni!" Diye suratıma bağırdığında nefesim tekledi. Bir araba sesi girdi araya o hızla arka tarafa baktığında bende yavasça çevirdim başımı ancak görünen o ki adamı sanırım topuklayıp kaçmıştı. Ve o bu durumda delirmiş gibi bağırdı, sesi görebildiğim kadarıyla dağlarla çevrili olduğumuz yolda yankı buldu defalarca. Öfkeli gözleri beni buldu anında, "Senin yüzünden oldu lan kaybettim adamı," elini kolumdan çekip saçıma attı ve başıma geriye doğru yatırdı nefesi rüzgarla eşit boynuma vurdu, "eğer o salak olur da öterse ya da sizden birilerine giderse yemin ederim soyunuzu kuruturumlan yemin ederim!" Tükürük saça saça konuştu. Elimi karnına attım anında, yarasına denk gelmesiyle bir yaralı köpek gibi inledi eli saçlarımdan kayarken sertçe duvağı tokayla sökercesine çekmişti ve silahıyla birlikte karnına bastırdı anında beyaz tülü. Diğer eli geriye doğru kaçıcakken zaman kaybetmeden tekrar saçımı tuttu ve geriye doğru çekerek ilerledi. Ben acıyla inlerken bunu duymadı tamamiyle ayın yansıttığı kadar aydınlık olan yolda ilerledi ilerletti beni, ayaklarım altı parçalandığını hissediyordum bastığım her adımda kanımdan bir iz bırakıyordum bedenimde zerre kadar güç kalmamış gibi hissediyordum ayaklarımın altında parçalanan diğer şeyse gelinliğimdi sanırım gerçekten kefenim oluyordu. Dağların arasındaki o tanıdık engebeli yolu tırmanırken sonunda düzlüğe çıktık her adımda söylenip duruyordu ancak tam anlamıyla anlamıyordum sonra orayı gördüm tamamiyle aydınlık olan düzlüğe çıktığımızda geçmişte yaşadığım o kötü bütün anlar bir film şeridi misali gözlerim önüne serildi beni saçlarımdan iterek uçurumun dibine fırlattı, dizlerimin üstüne büyük bir haykırışla düştüm. Burası kurtuluşum ve çocukluğumun öldüğü yerdi beni hayatın en acımasız anlarıyla karşılaştıran ve o gün büyüten o uçurumun kenarındaydım yine. Bu sefer beni kurtarıcak o çocukta yoktu üstelik. "Öldür artık, tamam, anladın mı yeter bitir şimdi!" Diye bağırdım yere tırnaklarımı hırsla geçirerek. "Sen tanıdığım en aciz insansın." "Evet öyleyim ve evet kalan son dakikalarını da sıfırlayacağım şimdi." Başımı ona kaldırdım, "Yazık ne uğruna yapıyorsun peki bunu söylesene niye yapıyorsun beni öldürünce insanlar birbirine girince eline ne geçicek konuşsana!" "Sen en başında o ananın karnındayken gebermeliydin bunu hep söyledim kendi kendime ama birincisi olmasa da ikinciye kısmetmiş gördün mü?!" Tekrar konuşucakken bir şey farketmiş gibi duraksadı sonrasında elini pantolonun cebine koyarak yokladı daha sonra da telefonu çıkararak ekrana baktığında kaşları daha da çatıldı ve kulağına dayadı sert bir şekilde, "Ne var konuş hemen!" Diye bağırdı telefondaki kişiye. "Ne diyosun lan sen ufacık bir işi nasıl beceremezsin sen!" Diye silahın kabzasını kafasına hırsla vurdu. Her kimse hoşuma gidicek kadar iyi sinirlendirmişti karşımda ki adamı. "YAPMAN GEREK TEK ŞEY BENİM YERİME GEÇİP YÜZÜNÜ GÖSTERMEDEN DAVRANMANDI BUNU BİLE NASIL BECEREMEZSİN SEN HA!" Ne diyeceğimi şaşırmış durumdaydım demek ki Mustafa abimin düğününde babam beni ikna etmek için konuştuğu kişi İstanbul'dan bir adamıydı Agit Riva'yı takip ettiğini söylüyordu fakat demek ki büyük bir aldatmaca dönüyordu ortada buraya gelirken kendini takip eden adamdan haberdardı belliki ve yerine ona çok benzeyen birini almıştı belliki ve foyası ortaya çıkmıştı Bu da demek oluyordu ki herkes şuanda beni kaçıran kişinin kim olduğunu anlamıştı. Acıdan karnına sıkıca bastırırken telefona doğru hiddetle bağırdı, "Bittin lan sen geberticeğim seni! Söyle, söyle ne zaman anladılar konuş!" Kemiklerimin sızladığını hissediyordum babamlar anlamışsa bile beni bulmaları uzun sürücekti en azından kaçırıldığım zaman anlamadılarsa ben kurtulamayacaktım ellerimin tersine düşen sıcak göz yaşlarım ile burnumu çektim boğazımda bir yumru baş gösteriyordu yaşadıklarım ağırın ağırıydı, "Allah kahretsin gelmek üzeredirler!" Sesi ile nefretle baktım yüzüne, yüzüme düşen saçlarımın ardından, "En azından katilimin kim olduğunu biliyorlar ve senide en erkenden öteki tarafa yollarlar ve biliyormusun bu defa kurtuluş şansın hiç yok galiba." Dedim ve bir kahkaha atmaya başladım. "Zavallı Agit Riva arkandan ağlayacak kimsen yok, öyle pislik ve sevilmeyen bir köpeksin ki annen ilk defa ölen bir oğlu için yasını tutmayacak?" Der demez yüzüme bir tokat indirdi. "Kalk lan Orospu, senin yüzünden karardı hayatım benim!" Beni yine ayağa kaldırdı zorla ona uydum ve aniden geriye doğru itti uçurumun dibinde son anda dengede kaldım, kalbim yerinden çıkıcakmış gibi çarpmaya başladı heyecan ve korkuyla. Bakışlarımı hızla ona kaldırdım silahı bana doğrultmuştu, "Şimdi, kendini atıcaksın buradan aşşağı bedeninde birleşik tek bir yerin kalmayacak anladın mı?" Bir psikopat gibi gülümsedi bunları söylerken. Hızla ağlayarak başımı salladım olumsuzca. "Bunu yapma önce silahla vur öldür sonra at." Diye yakardım ona acıyla uçurumdan uzaklaşmak için öne doğru adımlayacakken, "Bir adım dahi atarsan seni kendi ellerimle iterim lan aşağı canlı canlı!" Olduğum yerde kaldım hızlı hızlı nefes alırken. "Mezar diye seçtiğin bu yer, sonun olur inşallah!" Aşağıya bakamıyordum burası öyle yüksek bir tepe öyle yüksek bir uçurumdu ki burada eskiden düşerek öldüğünü düşündükleri kişilerin cesetleri bile hâlâ bulamadıklarını duymuştum. Dağların ardında bulunan bu yer mezarım olacaktı birazdan. "Üçe kadar sayıcağım ve sende kendini geriye doğru bırakıcaksın anlaştık mı benim güzel yeğenim." O bir ruh hastasıydı o bir manyaktı, geriye doğru ufak bir adım attım acıdan yanan ayaklarımla, uçurumdan yuvarlanan ufak taşları duyumsadım. "3," Yirmi Bir yaşıma kadar birçok şey yaşamıştım ve başıma gelenler kaldırılabilir değildi, henüz nasıl olurda delirmemiştim bilmiyordum. Her günümde sessiz haykırışım sessiz duam hakkımda hayırlısı ne olucaksa oydu. Ölmek için hazır değildim, her ne kadar günler öncesinde kendi ayaklarımla gitmiş olsamda ölüme. "2," Bir daha gözümü açamayacak olmaya da hazır değildim. Ardı ardına hıçkırıklar koptu dudaklarım arasında çok ufak bir adım daha gerilerken gözlerimi yavaşça kapadım kollarımı iki yanımda açarken bir rüzgâr vurdu saçımı başımı savuran, "1" son sayı, son nefes. "GECE!" Gökyüzünü delercesine çıkan o yüksek sesle göz kapaklarım hızla açıldı. Gerçek miydi duyduğum? Boran Asparşah? Agit Riva kolumdan tuttuğu gibi beni önüne siper ederek arkasını uçuruma çevirdi. Her şey saniyeler içinde oldu. "Gece! Gece'm." Sert solukları arasında bize doğru gelmeye başladı Boran Asparşah ilk defa onu gördüğüme o kadar çok sevinmiştim ki, "Buldunuz!" Dedim kesik bir sesle. "Yaklaşmayın sakın!" Diye bağırırken kolunu boğazıma sertçe dolamış ve silahı yine başıma dayamıştı. Ancak kesinlikle kurtuluşu yoktu. Boğazımı tutan koluna tutundum. "Allah şahidim olsun seni diri diri yakıcağım, sakın elime geçme sakın!" Salt öfke kokan sesi gecenin karanlığında yankı yaptı. "Boran Ağama bak sen," dedi alayla, "Ne ara bu kadar sevdin küçük karını ha." Dedi boğazımı daha da sıkarak nefesimi kesmeye başladı. Boran Ağa'nın gözleri endişeyi en derinde barındırırken yüzü acıyla kasıldı. "Agit! İt oğlu it." Bu babama aitti hemen Boran Ağa'nın arkasında resmen bir ordu çıkmaya başladı ve ellerindeki fenerlerle ortamı daha da aydınlatırken bir kaçı yüzümüze aynı anda yansıdı gözlerimi kapadım buğulu gözlerime çarpan ışık yüzünden buruşturarak. "İndirin şu fenerleri." Diye kükredi Boran Ağa. Gözlerimi tekrar açtığımda karşımıza etten bir barikat kurmuşlardı sanki abim, Serkan, Mustafa, Bahoz, Özgür onların adamları amcam Jiyan ve Kubar... En yakını bana Boran Ağa sayılırdı ama, "Niye böyle bir şey yaptın gene ha, derdin ne senin yaşaman için bir şans vermiştim lan sana pezevenk sen nasıl yine yiğenini öldürmeye kalkarsın ne yaptılan o sana ha piç! Kimsin lan sen kim!" Babamın öfkeyle bağıra bağıra konuşurken Cahit ve Kubar amcam onu tuttu. "Tek bir adım atıcak olan olursa atarım ikimizide. YAKLAŞMAYIN." Zorlukla yutkundum boğazımı fena halde sıkıyordu gözlerim nefessizlikten yaşarmıştı bu defa, tırnaklarımı koluna olabildiğince batırdım tüm gücümle ancak hissetmiyor gibiydi, "Ta-tamam tamam ulan tamam. Gevşet şu kolunu döl israfı!" Diye kükredi sesini her yere duyurarak Boran Ağa. Tuhaf bir şekilde ona itaat etti ve kolunu gevşetti biraz ve anında ciğerlerim rahat bir nefesle buluştu ancak boğazımda ki yumru büyüyordu. Silahı önündeki kalabalığa doğrulttu, "Neden bunları yaptığımı hâlâ anlamadın mı abi! Niye özellikle Gece'yi öldürmeye kalktığımı. Hepsi senin suçundu annemin suçuydu hepsi sizin suçunuzdu!" Diye bağırdı deli gibi. Ancak kimse tam anlamıyordu dediklerini, "Sebebi sensin! Annem en başından beri hep en çok seni sevdi seni saydı aşiret ağalığı benim hakkımdı senden neyim eksikti benim söylesene hiç bir şeyim tabikide." Sanki yılların birikintisini döker gibi bağırıp çağırdığında boğazımı daha da sıkıp duruyordu. Gözlerim Boran Ağa'ya kaydı o çok ufak adımlarla yavaşça yaklaşıyordu milim milim ancak kimse fark etmiyordu eliyle arkasında kalan abime durmasını işaret ediyordu yavaş bir el hareketiyle. Bu sahne niye bu kadar çok tanıdıktı? "Zannettiğin gibi ölen kardeşimin Neçırvan'ın intikamı için yapmıyorum o hiç bir zaman o kadar da umrumda olmadı. Benim tek istediğim hakettiğimi almaktı AĞALIĞIDA AŞİRETİDE BEN İSTİYORDUM ama çok sevgili annemiz seni kendine zırh seçti yıllarca benide görsün istedim senin yerine ben hakettim orayı ben, herkes benim önümde el bağlamalıydı!" Arkamdaki adam sevgisizlikten mi şikayet ediyordu, bende mi birilerini öldürmeliydim yani?! Üstelik paraya mala şâna saygıya bu kadar aşıksa niye çok çalışıp haketmedi bunlarıda böyle iğrenç yollara başvuruyordu. Babam kabul edemezce salladı başını ancak Kubar amcam onu bırakıp girdi lafa, "Sen ne ciğeri beş kuruş etmez insanmışsın be, bahaneye bak sevmediler hakettiğimi vermedilermiş hepimize aynı davrandı hepimizide sevdi sevgisini eksik etmedi onca yaşadıklarına rağmen ama sen yetinmek ne bilmedin her defasında başımıza yeni işler açıp durdun senin arkanı topluyacağız diye mahvolan biz, iki parça sevgi görmedim diye ağlayan sen!" Amcamı hayatım boyunca ilk defa bu kadar sinirli öfkeli görüyordum. "Abi, bak abi diyorum sakin ol nolur gel bak her şeyi halledebiliriz, el kadar kızdan mı alıcan bütün hayatının öfkesini hıncını bu kadar mı düştün sen ha." Jiyan amcam beklediğimden daha ılımlı tavırla yaklaşmaya çalışıyordu. Duydukları yediremediğinden mi bilinmez hırçınlaştı silahı sertçe kafama dayadı yine, "Kimi kandırıyorsun lan sen diri diri derimi yüzersiniz siz hele de bu." Silahı Boran Ağa'ya uzattı ancak nasıl bir tepki verdiğini kestiremiyordum çünkü gözlerim yaşlarla dolmuş ve nefes alamamakla kriz geçirmeye başladığımı hissediyordum. "Yaklaşma lan yaklaşma dediklerim bitmedi daha." Ardından silahı başıma bastırarak bana çevirdi başını gözlerimi ona zorla çevirdim, "Eğer senin için gönderdiğim o zehri sen yerine o aptal kızım içmeseydi şimdiye bunları hiç yaşamamış olurdun. Bak gördün mü amcan seni nasıl da düşünüyormuş, seni basit bir zehirle yatağında ölü bulunmana neden olucaktım." Tükürüklerini saça saça konuşmasana yüzümü acıyla buruşturdum. Hevdem'in içtiği zehiri ayarlayanda Aysun'un ölümünede neden olan kişi en başında süphelendiğimiz kişiymiş meğer öyle mi?! Ona cevap vermek için ağzımı araladım ancak başarısızca geri kapayıp sertçe yutkundum yine, ayak parmaklarımı içe doğru kıvırdım krizin etkisiyle ama yinede kendimi büyük bir sakinlikle tutmaya çalışıyordum. Oysa tir tir titriyordum. "Ne oldu yeğenim yoksa nefes alamıyor musun? Ne yazık bak kolumu gevşettim." Gözlerimi yumdum ve koluna daha da tutundum dizlerim bağı çözülmüş gibiydi her an yere yapışabilirdim ancak uçurumun bu kadar ucunda çırpınışlarım bile tehlikeliydi ikimiz içinde. "Kusuruna bakmayın lütfen astım krizi geçiriyor zannımca." Keyifli sesi kulağıma geliyordu halbuki buradan ölmeden kurtulamayacaktı. "Yeter tamam, ne istiyorsun söyle!" Boran Ağa'nın sesi geldi, "Sana yemin ederim Allah Şahidimdir Gece'yi ver bana buradan tek bir kişinin bile kılına dahi zarar vermeden çıkartırım seni. Sonrada istediğini yapmakta özgürsün," ikna edici sesi az önce öldürürüm diyen kişiden farklı gibiydi, "Yeterki Gece'yi bana ver..." "Bu saatten sonra hiç bir şey istemiyorum sizden artık, amacım kimse benden şüphelenmeden bu kızı ortadan kaldırıp sizi birbirinize düşürüp kan dökmekti böylece arada Kalender Riva ölür bende bütün mal varlığının başına geçicektim ama ama yine bu sürtük şanslı çıktı da buldunuz bizi yoksa cesedini bile buldurtmayacaktım size." "Öldürüceğim seni en sonunda beni kardeş katilide yaptın ya diyecek tek kelimem yok sana daha. Gebericeksin duydun mu?" Babamın öfkeli sesine karşın amcam güldü. Araladığım hafif gözlerle babamın silahını bize doğrulttuğunu gördüm. Sonra Boran Ağa'yı bize yakındı fakat uzaktı da gözleri bi an ayrılmıyordu üstümden gözlerimiz birleştiğinde, "Şistt sakin ol sakin ol tamam mı alıcağım seni oradan." Sesi yüksek değil sadece bana duyurmak ister gibi çıkmıştı. Abimin hemen arkasında göz yaşı döktüğünü gördüm fakat öylece bakmaktan başka bir şey yapamadım. "Sen buna inanıyon mu abi, sen beni öldürebilir misin gerçekten ha canımı alabilir misin." Diye dalga geçti babamla. "Yapamazsın Kalender Ağa, kardeşlerine kıyamazsın sen." "Ulan it ben kızımın canını kendi canımı almışım yakmışım onu! Sana mı acıyacağım!" Der demez silahı ateşlendi. "DUR!" diye bağıran Boran Ağa bile kurşunun gelişine engel olamadı. Her seyin ağır çekimde gerçekleştiği o anlarda kurşun bilmediğim bir yerine saplandı ki zaten sadece başı ve omzu açıktaydı Agit'in. O geriye doğru savrulduğu an kollarını tüm gücümle iterek kurtuldum ondan saniyelerle yarıştığım o anda ileriye doğru bir adım attım fakat gelinliğimin eteğini uçurumdan düşerken tüm gücüyle tuttuğundan dolayı onca çığlığın arasında bende geriye doğru savruldum. Sert havanın keskin hissiyatı büyük bir boşlukla bedenimi karşılarken yer ayaklarımın arasından tamamen kayboldu. Ve gelinlik kefen, düğün günüm ölüm günüm olmuştu. ••••••Bölüm Sonu••••••
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE