21. Bölüm Part:1

4372 Kelimeler
"Acıya Gidiyoruz Kazara" Part:2 Odadan bir kaç şaşkınlık nidası yükselirken Boran Ağa ise affallamış durumdaydı. "Bu mümkün mü?" Dedi hayret dolu sesle Lalezar hanım. Dudağımda soğuk bir gülümseme belirdi. Herkes hocaya döndü merakla o da şaşkın duruyordu fakat buna hakkım vardı tabikide. Kendine gelmek için iki kere öksürdü hoca, "Böyle bir şey var elbette fakat buna çok nadir denk geliyorum şaşkınlığım bundandır." Diye ifade etti kendini. "Ama nasıl olur bir kadın bir adamı nasıl boşayabilirki, 3 defa boşolmu diyecek ve olacak yani öylemi." Dedi annem ilk defa konuşarak neye bu kadar şaşırıyorlardı ki her kadın islamiyette kendi haklarını bilmeliydi bence kesinlikle. "Koca adayı üzerindeki boşama hakkını karısına vekil edicek yani hakkını ona verecektir kendide boşayabilir ancak vekilini hakkını ona verir ise böylece erkeğin hakkı kadına geçecek ve kadın dilediği vakit boşayabilecektir kendini, tıpkı erkek gibi 3 talakta boşol diyerek. Tabi bunun üç seçeneği vardır. Bu da kadının seçtiğiyle olur." Diye açıkladı şuan Boran Ağa'nın ne düşündüğünü çok fazla merak ediyordum dahası bana bu hakkı verirmiydi pek emin değildim ki zaten bunun saçma olduğunu düşünenler olucaktı ki öyle düşünüyorlardı muhtemelen ancak mal varlığı istemektense bunu istemek mantıklı gelmişti bana ve zamanın ne getireceğini kimse bilemezdi. "1.Mutlak Tefviz: Bir talak ile sınırlı olmayan tefvizdir. Kocanın hanımına ''Sana kendini boşama yetkisini verdim.'' (boşan) demesi gibi. 2. Süreli Tefviz: Belirli bir süre için kocanın hanımına, boşanma hakkı vermesidir. ''Sana kendini boşama yetkisini sefere gittiğimde verdim.'' demesi gibi. 3. Genel Tefviz: Zaman açısından bir sınırlama yapmadan, kocanın boşanma hakkını hanımına vermesidir. "Sana kendini dilediğin zaman boşama yetkisini verdim." demesi gibi'dir." Diye üç maddeyide sıraladı hoca Boran Ağa yerinde dikleşti bunu hissettim ve usulca başımı ona çevirdim gözlerimiz birbirine kenetlendiğinde ona, "Kabul ediyormusun, eğer kabul edersen Genel Tevfiz isteyeceğim." Dedim açıkça yüzünde hiç bir ifade belli olmazken bakışları yüzümde gezindi yeşile dönmüş yaralarımı kapatmamıştım şimdilik. "Kabul ediyorum." Dedi gözlerime baka baka kesin bir şekilde. "Boşama hakkını Genel Tevfiz olarak karın olucak kadına veriyor musun?" Diye sordu hoca. Ona bakmadan cevapladı onu, "İşin kendi elindedir, nefsini ihtiyar et dilersen kendini boşa." Diyerek hakkını bana alenen verdi. Arkadaki insanların bu durumu şokla karşıladığının farkındaydım ilk defa yaşıyorlardı muhtemelen. "Kızım bu oldu ama hâlâ mehir isteme hakkın vardır." Diyen hocayla ona döndüm Boran Ağa hâlâ bakarken. "İstemiyorum tek istediğimi aldım." Diye cevapladım onu ancak Boran Ağa buna izin vermedi. "Mehir olarak şuan kaldığımız büyük konak ve bağ evini veriyorum." Demesiyle ona döndüm hızla, "bunu kabul etmiyorum." Diye karşı çıktım hemen bana bakıp şöyle bir süzdü; "Haklısın çok az bu, birde çiftlik evi içindeki hayvanlarla." Demesiyle gözlerim irileşti adeta, arkadan birinin boğazına bir şey takılmış gibi öksürmeye başladığında ona baktım. Bertan Ağa'ydı bu Lalezar hanım sırtına vurmaya başladı, "Ben onu mu diyorum ya istemem malını mülkünü!" Diye çıkışmıştım ancak Lalezar hanım annemin uzattığı suyu Bertan Ağa'ya verirken, araya girdi, yanıma kadar gelip elini omuzuma koydu, "kızım benim bu mecburi kabul et gitsin." Başımı olumluca salladığımda önüme döndüm hırsla en azından istediğimi almıştım sorun yoktu şimdilik. Hoca, "Uygun olan tek biridir bu sebeple ilk söylediğinizi konağı yazıyorum." Diyerek mehiri kayıt altına aldığında sabır çektim içimden. Sıra işte nikaha gelmişti besmele çekip okuduktan sonra bana adımı sordu söyledim sonra babamın adını sordu onuda söyledim aynısını Boran Ağa'ya da yaptı sonrasında ise benim çaprazıma oturmuş olan iki şahiti de adını sormuştu ve şahit Bahoz'du. "Sen Kalender kızı Gece şahitler huzurunda aldığın mehirlerle ve Allah'ın emri peygamberin sünnetiyle sen Bertan oğlu Boran'ı eş olarak kabul ettin mi? Ona zevce olarak vardın mı?" Diye sordu o can alıcı soruyu, derin bir yutkunma yaşadım odada çıt çıkmıyordu ve ben sonunda gidiyordum hoca bana baktı diğerleri gibi cevap bekliyordu, "Et-tim," diye bir solukla çıkardım ağzımdan. Kalbim deli gibi çarpıyordu. Yine sordu, "Ettin mi?" Titremesine engel olamadığım sesimle, "Ettim!" Dedim. Tekrar sordu ve tekrar cevap verdim son bir nefesle sanki, "Ettim." Dedikten sonra gerisini duymadım sanki tek duyduğum Boran Ağa'nın benimkinden daha güçlü çıkan sesiyle üç kere ettim demesiydi. Hoca fatiha okuduğunda bile kulağımda sanki bir çınlama olmuş gibi hissettim elimi zor bela açmış bir dua etmiştim. "Biz yukarı çıkalım işimiz uzun malûm!" Diye beni yerden kaldırdığında Hevdem belime destek vererek salondan çıktık sanki hava dışardaymış gibi bir nefes çektim içime ciğerlerime işleyen, "Bitti!" Dedim kısık sesle. Belimden ve kolumdan destek verip beni yürüten Hevdem'e, "Bitti Hevdem. Artık dinen onun karısı oldum inanabiliyor musun oysa ne çok inandım kurtulucağıma kuma gitmeyeceğime." Odama girdik ardından kapıyı kapattı. "Abla nolur ağlama," diye yakaran Hevdem'e döndüm başımdaki şalı çektim hırsla, "Ne ağlaması! Bundan sonra ben ağlamayacağım bana dokunanlar ağlayacak!" 🔗🔗🔗 Boş bakışlarım Hevdem'in yüzüne çıktı saçlarıma basit bir su dalgası şekli veriyordu o sırada bende yüzümdeki yeşile dönen göz altı ve elmacık kemiği morluklarımı kapatmayı düşünerek fondöten kapatıcı uygulamaya başladım. Dudağımdaki kabuk bağlamış yaraya yapıcak bir dey yoktu malesef. Zeynep aynadan gördüğüm kadarıyla gelinliği yatağın üzerine serdi. Ve yanıma geldi o da. "Makyaj yapacak mısınız?" Diye sordu. "Hayır, gerek yok amacım sadece morlukları kapamak ve o gelinliği giyip çıkmak buradan." Başını salladı yavaşça olumluca. "Sadece basit saç yapıcaktın Hevdem uğraşma bu kadar!" Dedim bezgin bir şekilde çünkü hava sıcaktı ve bunalıyordum hani, "Abla dağınık topuz tarzı bir şey yapıcam senin için daha iyi olur bunalmazsın hem." Gözlerimi usulca kapattım, bir an önce bitirmesinden başka bir şey istemiyordum. O sırada Zeynep yüzümde kalan morlukları kapatmıştı bunu yaparken canımı yakmamaya çalışıyordu ancak emin olabilirdiki ruhum gibi bedenimde ruhsuzlaşmaya başlamıştı ve yanmıyordu canım. Bundan sonra ne olucaktı neler olucaktı tam olarak hiç bir fikrim yoktu ancak tek bildiğim kendimi her şekilde koruyacağım ve kimseye ezdirmiyeceğimdi çünkü benim benden başka çarem yoktu. Hevdem dağınık ancak çok güzel bir topuz yapmış bi kaç tutamını salık bir şekilde önünde bırakmıştı ve saçımada topuzun arasına giren bir toka takmıştı beyaz dantel tül duvağıda ona takmıştı kulağıma ve boynuma pırlanta olan bir takı seti takmıştım, yüzüm ise morluklar kapatıldıktan sonra eski haline dönmüş gibiydi oldukça sade ve doğal dudaklarımı ıslattım dilimle tek renk dudağım ve gözlerimdi. Gelinliğide kontrol edemediğim bir titremeyle giyebildim zor bela bunu fark eden Hevdem sakinleştirmek ister gibi konuşup durmuştu. "Ben dışarıyı kontrol edip geliyorum hemen." Diyip gitti Zeynep. Hevdem gelinliğin fermuarını çekti, "Ablam sakin ol nolur telaş yapma derin derin nefes al, bak kriz geçircen diye korkuyorum lütfen." Komidinin üstündeki suyu getirip bana verdiğinde suyu zor bela içtim. Sert bir soluk bıraktım ciğerlerim rahatlasın diye. Bardağı ona geri verdiğimde, "Elimde değil, içime çok büyük bir sıkıntı oturdu sanki gerçi o hiç gitmemişti ama şimdi farklı zaman çok yaklaştı diyemi bilmiyorumki." Diye titreyen sesimle konuşmuştum ama cidden birden bire niye böyle olmuştum bilmiyordum. "Tamam gel şöyle," dediğinde gelinliği tutup kaldırdı bende ona yardım ettiğimde pencerenin önüne götürdü, ellerimi mermer fayansa yerleştirdim, "Serin serin nefes al sen sıcaktan bunaldın falan e bide stres girdi içine olacağı buydu. Ama en kötüsünü atlattık değilmi." Gözlerimi sıkıca yumduğumda hızlı hızlı nefes almaya başladım nabzımın atış hızını boynumda hissedebiliyordum. Evet en kötüsü onun karısı olmamdı o da Allah katında resmen olmuştu geriye sadece resmi nikah kalmıştı. Hevdem söylenerek bir şey yapıyordu odada, "Abla senin ilaç nerede ya!" Dediğinde ona dönmeden cevapladım onu. "Bitti!" "Ne, ne diyon abla iki kutu açılmamış vardı." "Bitti diyorum Hevdem işte." "Sana inanmıyorum üç günde iki kutu ilaç bitirmekde ne içtinmi naptın spreyi." Söylenmesine karşın göz devirdim, "Aslında bakılınca içmiş oluyorum ağız yoluyla alıyorum ya hani... hem boşver ilacı onluk bir durum yok ortada, hem sakinleştim bak yavaş yavaş sorun yok." Diyip eteklerimi tutup ona döndüm yavaşça. Odanın kapısından içeri Zeynep girdi nefes nefese, "Konak ağzına kadar tıklım tıklım dolu, ben nişan da bu kadar olduğunu hiç sanmam. Sokaklarda arabalar konvoy yapmış duruyor millet damlarda falan, birde Boran Ağa'lar avluda bekliyorlar merakla valla biz aşşağı bayılmadan inebilirsek sorun yok demektir." Zeynep'in dedikleri az öncekinden daha beter olmuştum sanki rengimin gittiğine bile emindim, işte çok az kalmıştı demek. "Zeynep ne yapıyorsun sen iyice batırdın durumu." Diye kızdığın da Zeynep anlamazca baktı, "Ne dedimki şimdi ben." "Hiç bir şey, tamam sen ablamın yanında kal benim içim rahat etmeyecek gidip bir abime söyleyeyim." Dediğinde ona itiraz edemeden çıktı odadan. Buna gerek yoktu iyidim sadece bir an için elim ayağım boşalmış gibi hissetmiştim o kadar. Yatağa oturduğumda Zeynep'te yanıma oturdu, istediğim bir şey olup olmadığını sormuştu ancak yoktu kafamı dağıtsam iyi olucaktı, "Sen ne yapıcaksın bundan sonra Zeynep kendi dertlerimden seni boşladım değilmi." "Olur mu öyle şey Hanımım, sizin sayenizde buradayım ben siz olmasanız düşünmek bile istemiyorum size bir can borcum hayat borcum var benim nasıl öderim bilmiyorum ama ömrümün sonuna kadar size duacı olucağımı bilin." "Saçmalama ne can borcu olması gereken oldu gerçi ben o pisliğin başına ne geldi onuda bilmiyorum nasıl unuttum ben ya!" Diye kendime sövmek istedim cidden iyi değildim. "Ben biliyorum Cahit beyden öğrenmiştim, Boran Ağam günlerce aç aç bırakıp öldüresiye dövmüş dövdürtmüş en son ölmek üzere olduğunu falan öğrenmiş o pisliğin sonrasını bizde bilmiyoruz." Dediklerinden bir tek Cahit kısmına takılmıştım. Sen bizim Cahit'e bakya ben bilmiyorum ama Zeynep hanıma iyi anlatmış, neyse bunun hesabınıda sonra sorucağız artık. "Peki şimdi ne yapmayı düşünüyorsun?" Diye sordum açıkça. "Şimdi istediğim okumak Kalender Ağam Ankara en iyisi dedi sizin dayınızda oradaymış bana göz kulak olması durumundan içiniz rahat edermiş yani okumak istiyorum ben kendi ayaklarım üstünde durmak. Ancak daha fazla size yük olmak istemiyorum." "Saçmalama ne yükü seni niye aldığımızı unuttun herhalde sen bizim himayemizdesin artık başına ne gelse biz sorumluyuz bize borcun falan yok, çok çok borcunu ödemek istiyorsan da okulunu bitir mesleğini eline al yeter." Dedimlerimle içtenlikle gülümsedi. "Allah sizden razı olsun nelere sebep olduğunuzu bilmiyorsunuz öyle çok mutlu olunki hayatınızda dönüp geçmişe bile bakmayın olurmu." Dediklerine sadece başımı salladım mutluluk beni terkedeli çok oluyordu ve bundan sonra gelmesi imkansız gibiydi. Hevdem içeri girmesiyle elindeki ilaca baktım, "Ne çabuk geldin abimde varmıydı yoksa." "Yok abimde değil başkasında vardı," demesiyle kaşlarımı çattım ilacı biraz çalkaladıktan sonra bana uzattı aslında iyi sayılırdım ama yinede ağzıma yerleştirdiğimde Hevdem konuşmaya başladı, "aşşağı indim hakikaten adım atcak yer yoktu neyse abimin yanına gittim baktım Boran Ağada yanındaydı diğerleriyle işte, ben abime söylediğimde Boran Ağa hemen atladı iyimi falan diye ben işte yok basit bir durum falan dedim abim ben alır gelirim dediğinde Boran Ağa iç cebinden ilacı çıkarıp böyle uzattı bana," ikinci sıkışımda duyduklarımla öksürmeye başladım. Zeynep anında sırtıma vurmaya basladığında yeter der gibi elimi kaldırdım. "Neden söylemiyorsun başında!" Dedim sinirle. "Anlatıyordum işte abla ama şaşırmadım değil de, o ilacın sende ne işi var abimlerde öyle bakakaldı vallahi." Bu adam gece geldiğinde de benim olmayan bir ilaç getirmişti oysaki? "Neyse tamam yeter, kimseyle uğraşıcak değilim çıkalım şu odadan artık." Ayaklanıp odanın kapısına yürüdüğümde Hevdem'le Zeynep aynı anda seslenip durdular beni, "Eh, yine ne noldu." Zeynep elindeki topuklu ayakkabıları havaya kaldırdı yavaşça. Ah tabiya çıplak ayak nereye gidiyordum ben. Dolgu topuk örgü işlemeli model olan bir gelin ayakkabısıydı bu, giydikten sonra üstümü düzelttiler boy anasının karşısına kendime bakmak için geçtiğimde ilk gözüme çarpan herşeyden önce parlayan yüzüğüm olmuştu sonrasında tül öyle çok kabarık olmayan gelinlik giymiştim ancak öylesine seçtiğim mankenin üzerinde bu kadar güzel durmayan gelinlik değildi bu kesinlikle yani bende çok farklı durmuştu sanki topuklularda gelinliği kaldırmış daha iyi olmuştu.  (İki tür gelinlik var istediginizi seçin, hayal etmeniz açısından paylaştım düşündüklerime en yakın bunlardı şimdilik malesef, isteyen kendi kafasındakiyle ilerleyebilir elbette:-) ) Her şeyimle hazır olduğumda artık çıkabilirdik derin bir nefes aldım, yine gelinliği yanlarda tutup kaldırdım. Odadan çıktığımızda son bir kez baktım odama ilerde ancak misafir olarak gelebilirdim sanırım artık. Olduğumuz kat boş olsada özel olarak, alt katlar doluydu ve sesler daha da netleşmişti. Hevdem koluma girdi hafifçe destek olarak Zeynep yanımda ilerledi ne olur ne olmaz diye. Merdivenlerin başına geldiğimde bir çok göz bana döndü aynı anda zılgıt çalmaya başladı tabii, normalde şimdiye kadar tutulan davulcular falan olmalı çalmalıydı ama yoktu ve insanların bunu yargıladığına emindim. Pek fazla etrafıma bakmadım ilk kata yavaşça düz bir ifadeyle indim ilk katta Kalender Ağa bekliyordu kırmızı kuşak bağlamak için arkasında annem ve Babaannem de vardı herkesin bakışları altında onun yanına gittim dik bir şekilde. Babaannem dua etmeye başlamıştı annem dolu bakışlarla bakarken babamın bakışları durgundu, "Bizi affet ama mecburduk sen ne dersen de ne zannedersen zannet seni seviyoruz ancak bizden anca bu kadar oluyor benim güzel kızım. Tek istediğim kan dökülmesindi o kadar ve benden ne kadar nefret etsen azdır ama şunu bil her daim arkandayız, kendin ol Gece sen bir Riva olduğunu tam anlamıyla kanıtladın. Zamanında annemin çektikleri ve yaptıkları seni doğurdu işte sen bu aşiretin tohumusun unutma!" Söylenilen her sözcük tanıdıktı bunlar benliğimi oluşturuyordu ve biliyordum elbet ben bir Riva'ydım ancak artık bir Asparşah'ta sayılırdım. Kollarımı hafif açıyla kaldırdım, "Elindeki kuşağı tak ve çıkayım buradan artık ne sana ne de olanlara tahammülüm kalmadı, bilmen gereken tek şey bu ailenin bu aşiretin Hanımağası olduğum!" Bir adım atarak keskin bakışlarımı arakadaki Nüvit yengeme ve Fisun'a değdirdim, "Ama eğer farklı bir şey duyacak olursam Kalender Ağa bilki bu defa yanacak olan konak başkalarına ait olmayacak!" Dedim onları dumura uğrarken Fisun ve annesi birbirine baktı anında. Babam ağırca salladı başını ve kuşağı abime uzattı abimde belime bir kere bağlayıp çözdü herkesin önünde ilk kat olduğundan aşağıdakilerde görebiliyordu bizi aynı hareketi gözlerime bakmadan iki kere daha tekrarladı ve sonunda bağladığında bir zılgıt koptu etraftan, yüzümü buruşturdum anında. Abim alnımdan öperek geri çekilince babam geçti önüme, "Tek dileğim mutlu olman kızım." Dedi. "Mutluluk terk edeli çok oluyor Kalender Ağa boşa dua etme." Dedim soğuk bir tavırla. Ümitsiz bir ifadeyle geri çekildi sanırım ailemi hiç bir zaman anlayamıyacaktım. Sonrasında Babaannem geldi karşıma ağır aksak bastonla üzerinde simsiyah giysiler siyah şallar vardı, "Babaanne, senin bugün en renkli elbiselerini giymen gerekmiyor muydu? Şimdi millet laf söyler eder bunlar cenazemi kaldırıyorlar da herkes siyah giyinmiş diye." Sabır çeker gibi nefes aldı ama öyleydi annemde dahil herkes soluk giyinmiş zerre süslenmemişti bu istemsizce iyi hissetmemi sağlamıştı çok güzel bir şey oluyormuş gibi makyaj falan yapıp hazırlanmamaları en azından biraz saygı göstermişlerdi tabi bu kısım Nüvit ve Fisun'u ilgilendirmiyordu çünkü Mustafa abimin düğününde bile böyle hazırlanmadıklarına yemin edebilirdim ancak tek dileğim hakettiklerini bulmalarıydı onları göz ardı ettim. "Bize olan kızgınlığının farkındayım haklısın ama mecbur kaldığımızı bil sen çok büyük bir fedakarlık yapıyorsun ve mükâfatını er ya da geç alıcaksın." Dedi elindeki kırmızı torbanın ağzını açarken. Samimiyetsizce baktım ona, "Allah rızası için ben hiç bir şeyin mükafatını almayayım bundan sonra bana dokunmayın yeter!" Elindeki torbadan altın bir kemer çıkardı dediklerimi duymamazlıktan gelerek, "Bu kemer bana rahmetli kaynanamdan kaldı akıllı kadın bana vermeyip görümceme taktı nispet olsun diye ama işte Allah hakedeni görür kemer döndü dolaştı bana asıl sahibine geldi, şimdide sana yeni Hanımına geldi." Kırmızı ve yeşil zümrütlerden oluşan kalın göz doyuran göz kamaştıran kemeri ucundan tutarak gözümün önünde havaya kaldırdı muhtemelen herkes görsün diye. Leyla yengem irileşmiş gözlerle bakarken Nüvit yengem ve Fisun hasetlikle baktı buna. Anneme yengelerime vermediği kemeri bana vermesi çok büyük bir şeydi bunu yapmasına fazlasıyla şasırmıştım bende. Kemeri anneme uzattı o da bana yaklaştı ve belime taktı kemeri yavaşça ağırlığı anında belli olmuştu belimde. "Bilirim affetmezsin bizi haketmiyoruzda zaten ama bilki seni çok seviyorum her ne kadar gösteremesemde." Dedi titrek bir sesle. Elini tuttum tuttuğum eline baktı önce sonra bana, "Sizi Allah affetsin Sultan Hanım ben değil ve inanın beni sevip sevememenizle ilgilenmiyorum artık." Diyip cevabını beklemeden döndüm arkamı ona emindimki hitap şeklimden dolayı kırılmış ya da şok olmuş olabilirdi çünkü daha önce bu kadar ciddi böyle seslenmemiştim hiç ama bundan sonra bu konaktan çıktıktan sonra öyle olucaktı. Tek başıma kimseyi beklemeden kalan merdivenleri inmek istedim ve gelinliği hafif kaldırarak adımladım merdivenlere. Ona olan öfkem asla bana bir yardımının dokunup dokunmamasından değildi tek öfkem her yaralandığımda her ağladığımda her yalvarışlarımda onun kollarında olmaktı bana o teselli versin o yatıştırsın o sevsin istedim şefkatini sevgisini hissetmek istemiştim sadece. Zılgıt sesleri mabetlerde kiliselerde çalan o çan sesleri gibi içimi ürpertmiş tüylerimin diken diken olmasına neden olmuştu. Ben merdivenleri yarıladığımda Boran Ağa'dan önce öne atılan abim geldi yanıma uzattığı eline tutunarak inmeye başladım, "İyi misin?" Diye sordu muhtemelen Hevdem ilaç istediği için ondan, ona başımla onayladığımda aşşağıdaydık artık arkadakilerle birlikte. Karşımda doğduğumdan beri kördüğüm misali bağlı olduğum adam az önce dinen kocam olmuş adam vardı. Onu bana yaptığı gibi süzdüm kısa bir an onun gibi uzun tutmamıştım. Üzerine giydiği siyah takım elbisesi bedenini içine hem sıkıştırmış gibi hem tam olmuştu sanırım kalıplı olduğundandı parmaklarında ki o bordo ve siyah taşlı yüzüğün yanı sıra sol elinde sadece alyans vardı kol saati ve ceketinin cep kısmındaki zincir detayları ile bu adamın takılara ilgisi olduğu açıktı. Kehribar rengi bakışları simsiyah bir jaguarın üzerindeki tek renk gözleri olması gibi onunda sanki en ilgi çekici tarafının gözleri olduğunu söylüyordu. Aynı anda birbirini bulan gözlerimizi tek hamle ile ondan büyük soğuklukla geri çektim, ben beyaz o siyah çok yakında karışıcak birbirine fakat galip gelen kim olucaktı belirsiz, ama sanmayın ki siyah her daim beyazı kirletirdi. O dakikadan itibaren herşey olağanca hızıyla aktı. Kim kiminle ne konuştu ne yaptı bilinmez ben abimin kolunu bırakmadan konaktan dışarı çıktığımda son kez bakmıştım doğduğum ancak büyüyemediğim evime, gözlerim sürekli dolsa da akıtmamıştım. Siyah gelin arabasına o kadar insanın içinden geçerek bindiğimde abimin desteğiyle, Boran Ağa'da yanıma oturdu kapanan kapılarla abime baktım camın ardından direk o göremesede beni filmlerden, kendimi annesinden uzaklaştırılmış savunmasız bir çocuk gibi hissetmem normal değildi. Onunla arabada baş başaydık ve henüz tek kelime bile etmemişti bana dini nikahdan beri ve ben hâlâ onunla evlendiğime inanamıyordum bi tür şokta falanmıydım acaba. Hâlâ camdan bakarken derince yutkundum hızlılaşan nefeslerimi kontrol etmek belli etmemek için ama boşa bir çaba olduğunu Boran Ağa konuştuğunda anlamıştım. "İnsanlar nefes alamayınca ölüyorlar biliyor musun, yoksa sen nefes almayımı unuttun?" Dediklerinin ardından ona bilerek çevirmediğim başıma rağmen bana doğru eğildiğini hissettim, nefesi kulağıma yakın derecede hissederken, "Ya da Gece hanımı etkiliyor muyuz?" Diye sorduğunda o tok sesini tellerinden sökme isteği doldu içimde sanki, aynı hızla ona döndüğümde burun buruna gelmemiz an meselesiydi. "Doktorluk okuyan sensin ama sana ben mi teşhis koyucağım," kaşları anında çatıldı, "Şizofreni belirtileri ön görülüyor çünkü olmayan şeyleri görmen ancak böyle mümkün olabilir. Sana karşı hissettiğim tek şeyin ne olduğunu biliyorsun bence." Diye sinirle söylendiğimde geriye doğru yaslandım direkt. Hafif kirli sakalını sıvazladı düşünürcesine ardından yandan bir bakış atarcasına doğrulup o da benim gibi yaslandı geriye doğru sonra elini kemikli yüzünden çekip serseri bir gülüşle bana doğru döndü, "Hiçbir şey hissetmemenden iyidir en azından. Bakarsın içindeki o kötü hissi eğitir ve lehime çevirebilirim." Dedi ve hemen ardından göz kırptı ve o piçimsi gülüşle önüne döndü. Bilerek yapıyordu resmen beni delirtmek sinirlendirmek hoşuna gidiyordu. Ona alayla gülümsedim ve soğuk kanlılıkla önüme döndüm, "Ne yazık hastalığın fazlasıyla ilerlemiş ama tabii sen umut etmekten vazgeçme bakarsın iyileşirsin bir gün. Ruh hastası manyak doktor Boran Ağa." Yerinde anında dikleşti. Bu millet nerdeydi ya! Muhtemelen insanların arabalara binmesine yardım ediyorlardı. "Bütün sıfatları koydun adımın önüne arkasına, bir tek başına söylemedin resmen!" Dedi saf öfkeyle ancak umursamaz bir şekilde bakmadım ona ve duvağımı tutup yüzümü kapadım sert solukları arabayı doldurduğunda keyifle gülümseyerek yaslandım geriye doğru. Bu daha başlangıç bile değildi. Ben ne demiştim seninle evlenirsem konağını başına yıkar zerre huzur bırakmam demiştim değil mi? Hey yavrum hey. Arabanın ön kapıları aynı anda açıldı ve Özgür ile abim aynı anda bindi, arabayı Özgür kullanıcaktı ancak abimin burada olmasına şaşırmıştım ben kendi arabasıyla pardon Boran Ağa'nın dedesi yüzünden yanan arabanın aynısından aldığıyla gelir diye düşünmüştüm oysa. Demek ki benim için binmişti arabaya. Geriye doğru döndü koltukta Özgür, "Gece hanımcığım pek bir güzel olmuştunuz, doğallığın kraliçesi gibiydiniz." Diye iltifat ettiğinde ne tepki vericeğimi bilmediğimden sessiz kaldım kötü niyetli birine benzemiyordu üstelik güleç yüzlü biriydi, abim tesbihli elini Özgür'ün yüzüne doğrulttu anında, "Hayırdır oğlum, ne bu laubalilik!" Diye sert bir şekilde konuştuğunda yanımdaki adamda anında Özgür'e; "Sür şu arabayı ben seni sürmeden Özgür! Hem sen niye buradasın verseydin ya adamlardan birine." Diye sertçe çıkıştığında Özgür onaylamazca baktı ikisine ve cıklayarak dönüp arabayı çalıştırdı. Araba hareket ederken; "Her tarafım şiddet bağımlısı hanzolarla dolu resmen hayır yani hayatlarınız ve direksiyon benim elimde Allah muhafaza kontrolü falan kaybederim diye hiç düşünmüyorsunuz hiç." Diye söylendiğinde. Abim hayretle bakarken yanımdaki adam burun kemerini sıktı ama cevap vermedi. Yol göz açıp kapayıncaya kadar geçti sanki yol boyu başka hiç konuşmadılar herkes ölüm sessizliğine bürünmüştü sanki. Sonunda kendimi Asparşah konağının içinde buldum dahası kurulu bir nikah masasında etraf hınca hınç doluydu, sanki bütün Mardin buraya akın etmiş gibiydi oturduğum sandelye ruhuma batıyordu. İnsanların sesleri birbirine girmiş ve yükse ses sunuyordu ortama ve en tabiki insanların dilinden düşürmediği de neden bir orkestra olmamasıydı geleli on beş dakika bile olamamıştı belkide. Nasıl olurda bir Ağa düğünü aşiret düğünü çalgısız olabilirdi diye söylenip duruyorlardı. Bu konak cidden fazla ihtişamlı ve büyüktü dileğim beni içine çekip yutmamasıydı. Yanımdaki adam da geldiğimizden beri ne yanımdan kalkmış ne de tek kelime etmişti söylediği tek şey düğünü en kısa sürede bitireceğiydi zaten uzun tutulucak bir kısım yoktu ki buradaki herkes şahit olucak ve gidecekti. Bütün aşiret ağaları yukarı katta ağırlanıyordu bizimkiler sağ tarafımda olan büyük masada öylece oturuyorlardı Lalezar hanımlarsa sürekli birileriyle konuşuyorlardı. Etrafımda olup biten birer film karesi gibiydi seyirciside ben, oysa baş karakter ben değilmiydim? Zara bana doğru elinde bir tepsiyle gelmeye başladı üzerindeki lacivert bir fistanla salına salına tepsiyi masaya koydu ben hâlâ duvağı yüzümden kaldırmamıştım böylesi çok daha iyiydi, "Getirdim abi," dedi, Boran ağa sürahiyi demir bardağa boşalttı ve doldurduğu sıvıyı bana uzattı, "Al iç soğuk şerbet iyi gelir." Dedi. Aslında dilim damağım fazlasıyla kurumuştu ve ne yalan söyleyeyim istiyordum hani, bu sebeple ona cevap vermedim ve duvağı kaldırmak için tülü önden kavrayıp kaldırıcağım an, "Duvağı açmasan olmaz mı?" Dedi hızla, elim havada kaldı ancak onu dinlemeyerek açtım duvağı gözlerini sinirle yumdu anlamsızca. Elindeki bardağı aldım ve bir kaç yudum içtim "Başka bir isteğin varmı Gece abla, söyle getireyim hemen." Başımı olumsuzca salladım Zara gülümseyip geri çekiliceği an Boran Ağa'nın keskin sesi ile durmak zorunda kaldı, "Sakın kımıldama! Yani şimdi geri gelcen almak için gerek yok bekle işte." Zara ne yapacağını bilmez şekilde öylece önümde dikilmeye başladığında kaşlarımı çattım gözlerimi kıstım şüpheyle nedensizce Boran Ağa karşıya doğru dik dik bakıyordu bakışlarını yavaşça takip ettiğimde tamda Zara'nın arkasına denk gelen çok ilerde dizili olan sandelyelerden birinde oturan hatırladığım kadarıyla Derzan Ağa vardı ve tam olarak olduğum masaya bakıyordu. Bu adam yol ortasında bana neredeyse çarpacak olan o Ağa'ydı. Üstelik hemen yaninda da Mustafa abim vardı ve o da buraya bakıyordu. Ben şerbeti içip masaya geri bıraktığımda bakışları yine bana döndü öfke oturmuştu o gözlere. Zara el mecbur geri gittiğinde Boran Ağa bu sefer bana dik dik bakıyordu emindim ki ve nedeni kesinlikle duvağı kapatmayışımdan kaynaklanıyordu. İlgilenmedim. Acaba Güneş ne durumdaydı ya da nerdeydi onuda merak ediyordum fazlasıyla ama soramıyordum kimseye. Keşke onun için yapabilecek bir şeylerim olsaydı fakat ben ancak bu kadar direnebilmiştim malesef ve yanımda ki adamın da pek umrunda gibi değildi bu durum. Pek yakında sanırım merak ettiğim bir çok soruya cevap bulucaktım. Bahoz Ağa bana baş selamı vererek Boran Ağa'nın yanına geldiğinde ayaklanıp konuşmaya başladılar Hevdem de bana doğru geldiğinde ilerdeki Merih'in bakışları birer ok gibi düştü Hevdem'in üzerine. "Nasılsın bir sorun var mı elini yüzünü yıkamaya gidelim mi?" Diye sordu yanıma gelip bana doğru eğildiğinde, "İyiyim sorun yok merak etme." Diye geçiştirdim onu. Omuzumu sıktı, "Titriyorsun ama." Diye fısıldadı kulağıma. "Bir şeyim yok normal o boşver." Başını onaylamazca salladı. O ayaklandığında işte o adam geldi, Nikah memuru. Bertan Ağa babam da geldi el sıkıştıklarında gelinliği avuçladım sıkıca herkes yerini aldığında memurda yerini almıştı bu sefer şahitler yine Bahoz olurken diğeri Leyla yengem olmuştu onu zor bela ikna edebilmiştim napabilirim Fisun'dan çok daha iyiydi bana göre. Amcamlar da ayaklanmış umutsuzca bana bakarlarken Nikah memuru konuşmaya basladı uzunca ve sonunda o soruyu sordu, "Siz Gece Riva Boran Asparşah'ı eş olarak kabul ediyor musunuz?" Dediğinde önümdeki mikrofana baktım ve derince yutkundum önümdeki büyük kalabalığa göz gezdirdim istedikleri buydu değilmi hele de bana büyük hırs ve aç gözlerle bakan Asparşah aşiretinin diğer üyeleri de varken. Derin bir sessizliğin ardından memur soruyu yinelemeden cevap verdim donuk bir sesle; "Evet." Aynı soruyu Boran Ağa'ya sordu, "Siz Boran Asparşah Gece Riva'yı eş olarak kabul ediyor musunuz?" Cevap ise güçlü bir, "EVET!" Ti. Etarfta büyük bir alkış ve ıslık koparken yine zılgıt çaldılar sonunda iki aşirette de kan davası bitmişti. Nikah memuru bizi karı koca ilan ettiğinde uzattığı evlilik cüzdanına dokunmadım bile ve bunun üzerine Boran Ağa alıp ceketinin iç cebine koydu ayağa kalktığında bende yavaşça kalktım tükenmişlikle herkes bize bakarken karşı karşıya kaldık yine başımı hafif açıyla ona kaldırdım öpücek miydi şimdi beni, yine ben istemeden. Yaklaştı ve yaklaştı ben nefesimi tutmuştum onu burada herkesin içinde rezil edebilirdim ama yapamazdım bu fazla olurdu. Eli başımın arkasına gitti sonra da gözümün önüne beyaz tül indi, duvağım. Kulağıma doğru yaklaştı. "Sana bir daha sen istemedikçe dokunmam dedim!" Ona cevap vericektim çünkü bunu beklemiyordum lakin tam o anda bir davul sesi yükseldi ortamda sonra bir tane daha konak kapısının girişine baktığımda bir davulcu yanında da bir zurnacı vardı ve çalmaya başladılar. Öfkeyle yanımdaki adama döndüm, "Sana orkestra olmayacak demiştim." Diye sesimi yükselttim ona. O da aynı öfkeyle döndü bana, "Saçmalama haberim yoktu benim hangi kana susamış pezevenk yaptıysa onun..." Kendini zor zapt eder gibi sustu. "Bahoz! Merih!" Diye bağırdı kalabalık ardındaki ikiliye sesleri duyar duymaz gelmişlerdi Hevdem de benim yanıma. "Kim çağırdı lan bunları!" Bizim değil Asparşah aşiretindeki insanlar anında çalan müzikle nispet yapar gibi halaya tutuşmuşlardı hele de Mara. İnsanların gülüp eğlenmesine öyle deli oldum ki öfkeyle geri adımladım bu yüzden sandalyem gürültüyle yere düştü Boran Ağa direkt bana döndü Hevdem ve Zeynep yanımda telaşla yerlerini aldığında olanları pek anlamamışlardı,"Bitir artık şu lanet düğünü herkes gitsin artık olan oldu evlendik bitti gitti kimse tek kelime edemez artık anlıyor musun!" Bana doğru adımladığında elimi kaldırarak durdurdum onu duvağın arkasından yüzümü tam olarak seçemiyordu ama iyikide seçemiyordu çünkü çenem titriyordu. "GÖNDER!" Elleri yumruk oldu ve kalabalığa baktı öfkeyle. Kimse ne olduğunu tam anlayamıyordu annemler ve Lalezar hanımlar masaya doğru telaşla geldiklerinde iyice geriledim ve uzaklaştım masadan, "Zeynep, sen ablamı götür elini yüzünü yıka bende bizimkileri halledeyim." Diye konuştuğunda Hevdem, Zeynep koluma girip beni yönlendirdi. Kimseye bakmadan eteklerimi tutarak yere basa basa ilerledik, resmen benimle dalga geçmek için yapmıştı bunu her kim yaptıysa. Konağın arka kısmına doğru geldik çünkü ön taraf doluyken o kadar insanın arasına girmek mantıklı değildi, "Az önce kullandım buradakini elini yüzünü yıkayalım bir ferahla Boran Ağam zaten halleder biz dönene kadar." Arka taraf bomboştu resmen duvağı tek elimle kaldırdım yüzümden, karanlık olmasına rağmen büyük bir bahçesi olduğu seçiliyordu taştan koridorda ilerlerken bir kapının önünde durduk Zeynep duvardaki anahtara dokunup ampulün yanmasını sağladığında etrafta aydınlandı bir nebze olsun. Kapıyı açtığında bana döndü yavaşça içeri geçmem için izin vericekken, ancak bana dönmesiyle yüzünün şekli değişti sanki göz bebekleri büyürken şaşkınlık devraldı yüzünü gözleri arkama kaydı. Tam ona ne olduğunu soracaktım ki duvağımın hareket ettiğini hissettim sonra da kulağıma yaklaşan bir ses. "Selamünaleyküm, yeğenim."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE