20. Bölüm Part:2

3907 Kelimeler
"Bir insan nasıl kendi kuyusunu kazar izleyin görün şimdi." Diye söylendi sitemle Zara tırnağını hırsla yiyip ayağını stresle sallarken. Lalezar hanımda bir dış kapıya bakıyor bir kızlara bakıyordu tedirgince. Konağın ilk katındaki balkonda oturmuş avluya bakıyorlardı sürekli. Çünkü Boran Ağa geceden beri yoktu en son dedesinin konaktan çıkmamasını emretmişti adamlara, hesabını gelince kesiceğini söylemiş gitmişti. Ve korkuyorlardı deli gibi ancak dedesi hiçbir şey olmamış gibi davranıyor ve aşağıda yayılmış kahvesini içiyordu. "Abartma istersen Zara, dedesi onun bir şey yapacak değil herhalde." Dedi umursamaz bir edayla Güneş. Zara ona hayretle baktı sadece. Güneş ise dün akşam olanlardan sonra herkes dağılmışken konağa dönme fırsatı bulduğunu düşünüp geri gelmişti yoksa Boran Ağa'nın onu çağırıcağı falan yoktu ve bu fırsatı kaçıramazdı. "Yengem doğru söylüyor en fazla tartışırlar bağırır çağırırlar sonuçta Boran abimde olsa dedeme o kadar yükselemez herhalde." dedi Mara. Zara bu dediklerine inanamazca bir kahkaha attı, "Abla dedemin yaptıklarının farkında mısın sen bir kızı kaçırdı yetmezmiş gibi dövdü rezil etti o kadar adamın içinde, başına ne gelse hak ediyor fazlasıyla dedem!" Mara yerinde gerindi bu kız ne ara bu kadar Riva'cı olmuştu! "Ona bir şey diyen yok zaten ama Gece'nin de dersini alması gerekirdi Hanımağalık taslıyacağına otursaydı evinde yüzük atmasaydı da dedemi dellendirmeseydi!" Dediğinde Güneş Mara'nın dediklerine katılırcasına omuzunu omuzuna vurup gülümsedi. Zara ise onlara şaşkınlıkla baktı Mara'nın Güneş'e olan düşkünlüğünü biliyordu her ne kadar tuhaf karşılasa da ancak yinede burada bir kadına el kalkmıştı farkındamıydı? Nasıl böyle konuşabiliyordu hangi ara bu kadar sığ düşünceli biri olmuştu ablası, yengesini zaten biliyorduda ablasınında ona benzemesine dayanabilir miydi bilmiyordu. "Siz ne dediğinizin farkında mısınız, dedemin haklı hiç bir tarafı yok! Abim ne yapsa az ona." Diye hiddetle ayaklandığında Lalezar hanım sertçe uyardı hepsini, "Yeter artık susun!" Hepsi aynı anda Lalezar hanıma döndü, "Kendinize gelin zaten derdimiz başımızdan aşkın bide sizinle uğraşmayayım..." Öfkeli gözleri Mara'yı buldu, "Ve sende Mara o söylediklerini bir daha düşün düşünemiyorsan kendini bir Riva'nın yerine koy, bakalım dizlerini kırıp oturuyor musun evinde." Mara gözlerini kaçırdı Güneş ise bozulmuş şekilde baktı kaynanasına, şimdiden böyle koruyorsa o kızı konağa geldiğinde düşünemiyordu bile. Zaten hâlâ daha nasıl hangi cesaretle o konakları yakmıştı onu da anlamıyordu ve açıkçası o kadından korkuyordu ama bunu belli etmeyecekti neticede geleceği varsa göreceği vardı o kadının. "Bence bir Bahoz abiyi arayalım belki o biliyordur abimin nerede olduğunu." Diyen Zara'ya Lalezar hanım, "Yok ben aradım Bahoz burada değilmiş haberleri yok onların, onlarda perişan oldular dünden beri ortalıkta koşturmaktan, millet hâlâ durulmuş değil dün neredeyse burun buruna geldi millet az daha birsürü kan dökülücekti yine Riva Aşireti ne yapsa azdır onlara da bizede." Dedi Lalezar hanım. "Abim olmasa dökülücekti zaten kan ana Kalender Ağa kime çatcağını bilmez gibi herkesin soyuna sopuna girdi resmen dedeme bile silah çekti, valla verilmiş sadakamı dersiniz ne dersiniz bilmem bu işten ucuz kurtulduk." Dedi Zara. Öteki tarafta; Özgür elindeki dondurmayı şapur şupur yalarken Boran'ın ters bakışları işlemiyordu ama biliyordu ki biraz daha devam etse dondurmayı olduğu gibi boğazına göndericekti ancak elinde değildiki seviyordu dondurma yemeyi. Ama sorun bu değildi, Boran için sorun bu şerefsizin ona göre harika ve tasasız bir hayatı olmasıydı, başında ne aile sorunu vardı ne aşk meşk sorunları tek tabanca takılıp gününü gün ediyordu e tabi birde fotoğrafçı ve reklamcı olmasıda tam onu yansıtan bir işti. "Biraz daha bak, sadece biraz daha o dondurmayı öyle yemeye devam edersen külahıyla birlikte sokarım onu ağzına senin!" Dedi hiddetle ancak beklediği gibi Boran değil Merih demişti bunu ona gözlerini belertircesine baktığında onunda deminden beri gergin olduğunun farkındaydı Özgür, "Hadi Boran Ağamızı anladık kendisi muazzam bir aşk acısı çekiyor sana noluyor lan?" Diye sorduğunda yürüdükleri yolda konağa doğru gidiyorlardı. "Kes sesini Özgür, yerinde olsam bu ara kimseye bulaşmazdım kendine başka eğlence bul derim." Dedi duygusuz bir şekilde Boran. Özgür cidden iyi görünmeyen ikiliye şöyle bir baktı bilmediği şeyler vardı belliki Merih en son dün akşam meydanda ayrıldıklarında iyiydi yani Gece'nin başına gelenleri ve onun yaptıklarını öğrendikten sonra ancak Merih'te farklı bir şey vardı belliydi, "Anlatın o zaman sizde, sözde dostuz bide hadi Merih neyse de senle ben kan kardeşi sayılırız Boran yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmez ne saklıyorsunuz oğlum benden." Dedi sitemle ve elindeki dondurmayı tamda yanlarından geçtikleri çöp konteynırına attı. Boran ona bakmadı bile, "Ben yediğimi ayrı yiyorumda sen getirip benimkine bulaştırıyorsun." Diye cevap verdiğinde Özgür ters ters baktı Boran'a sadece. Merih ise zaten bu dünyada değil gibiydi çünkü biricik sevgilisi tarafından terk edilmek onu yazın ortasında dondurucu bir soğuğa maruz bırakılmış gibi hissettirmiş ve devam ediyordu hissettirmeye. İçi kan ağlıyordu ama kimseye de bir şey diyemiyordu çünkü bir tek abisinin ve Zara'nın haberi vardı bu durumdan ancak kesinlikle kolayca vazgeçmiyecekti yeniden birlikte olmak için elinden gelenin fazlasını yapıcaktı çünkü severek ayrılmalarına izin vermiyecekti. Sadece biraz zaman vericekti sevgilisine o kadar. Konağa yaklaşmak üzerelerken Boran yüzü asık yürüyen Özgür'e baktı bunun kadar nazlı birini daha tanımamıştı hayatında üstelik kafasında tonlarca sorun varken ne yapıcağınıda bilemez durumdaydı ancak öfkesi yerli yerindeydi dün Gece'nin konağından çıktığında Özgür'de kalmıştı ki zaten konağa girmesinde de Özgür yardım etmişti. O Cahit denen herifi atlatana kadar canı çıkmıştı neticede Özgür'ün. "Bahoz nerde aradım sabah açmadı." Diye sordu sert bir tonda gözlerinin baktığı her yeri sarsıcak durumdaydı, "Boran konuştuk sabah senle değil mi biraz sakinmi olsan yanlış bir şey yapmayalım bak." Boran anında durdu Özgür duran Boran ile durdu Merih ise hâlâ farketmemiş ilerliyordu. "Ne yanlışı Özgür o insan müsfettesi ölümü hakediyor nezlimde! Ancak onu öldürememem süründürmeyeceğim anlamına gelmez, tek yaptığı tek canını yaktığı kişi Gece değil ama onun sayesinde diğerlerininde hıncını alıcam, Zaza Asparşah dedem de olsa babam da olsa kardeşim de olsa..." Duygusuz ama bir o kadar iç ürpertici bakışları ile Özgür'ün üzerine doğru gitti ve iyice yaklaştı Özgür bu durum karşısında yutkundu gözlerini ayırmadan. "Gece Riva'ya dokunan herkes ama herkes cezasını çekicek bu ölümde olsa! Ve bunu inan bana ben yapmayacağım ben onun gücü olucağım ben onun gölgesi olucağım buna her ne kadar ihtiyacı olmasa da bir daha kimse aklından bile geçiremeyecek ona zarar verme düşüncesini!" Özgür Boran'ın öfkesinin kendisine kaydığını düşünüp alel acele onu omuzlarından itti en azından sarstı, "Tamam kardeşim öldürürsün bana niye halleniyon." Boran sert bir soluk çekerken içine tekrar devam etti yollarına araba yerine yürümeyi tercih etmelerinin tek nedeni biraz hava alıp rahatlamaktı ve bunu da Özgür akıl etmişti, "Bizi bu sıcakta sokak sokak dolaştırıyon birde utanmadan niye hallendiğimi mi soruyorsun!" "Tamam haklısın sinirlisin öfkelisin ama yanlış seyler yapıpta sonradan pişman olma istiyorum ben." "Olmam merak etme sen! Hızlı yürüde şu aptalı yakalayalım Allah bilir nereye gidiyor bizim gelmediğimizin farkında bile değildir." Dediğinde adımlarını hızlandırmışlardı ancak Özgür fazlasıyla gergin ve tedirgindi Boran'ı sakinleştirmek için ne yapsa boş çıkmıştı ve resmen ölümüne gidiyorlardı çok büyük olay çıkıcaktı belliki. "Ee cevap vermedin Bahoz nerde dedim." Diye yineledi sorusunu yürürlerken hızlı bir şekilde. Özgür Borana ters ters bakarken, "hayret nasıl olduda Bahoz'dan haberin yok senin." Dedi kinayeyle, "dün gece dayanamadı da gitti babasının evinden karısını almaya. Ah o Yasmin'im yok mu vallahi sizden iyi arkadaş gizlimiz saklımız yok hani anlarsınız ya." Diye laf çarptığında Boran tıpkı Gece gibi göz devirmemek için zor tuttu kendini. Üstelik Yasmin Boran'ın ve aynı zamanda Özgür'ünde üniversiteden arkadaşıydı Bahoz'lada onlar sayesinde tanışmışlardı tabii ama ne tanışma. Sonunda konağın olduğu sokağa girmişlerdi, Gece'nin yüzünün o hali ve anlattıklarından sonra eve gelmemişti çünkü gelseydi eğer o öfkeyle yapıcaklarından korkmuştu, birde o halası vardı tabii onun hesabınıda kesicekti yakında. Zaza Asparşah'ı doldurmak neymiş görecekti. Konağın kapısına yaklaştıklarında Boran sert adımlarla konaktan içeri girdi, girer girmez göz radarına giren dedesi babası ve Merih olmuştu ve gördüğü kadarı ile o ondan önce öfkesini çıkarıyordu karşısında ki adamdan bunun şüphesiz en büyük nedeni Hevdem ile olan ayrılığıydı ancak Boran'da sabah ilk öğrendiğinde kızın doğru yaptığını söylemişti çünkü aklı olan kimse isteyerek bu aileye girmezdi. İşte Merih'i delirtende bu olmuştu o Hevdem'i buradan uzak tutmak için herşeyi yapıcağına inanıyordu. Adımları sedirlere yayılmış olan adama yöneldi ilk kattaki balkona korkuyla yaslanlara kısaca baktığında Güneş'inde orada olduğunu gördü bir o eksikti diye geçirdi içinden ancak nafileydi. Bakışları aşşağı karşısındaki dedesine çevrildi tekrar boyun damarları belirginleşircesine şişti, birde keyif yapar gibi kahve içiyordu, "Napıyorsun sen Zaza Ağa!" Dedi dinmeyen öfkesi ve hiddeti ile Boran Ağa ve Zaza Asparşah'a doğru ilerledi, Zaza ise çekinsede elbette bozmadı kendini karşısındaki torunu da olsa dünkü çocuktu. Elindeki kahveyi sehpaya bıraktı yavaşça ve elindeki tesbihi çevirdi, "Konağımda oturuyorum torunum tabikide, hadi sende gel konuşalım şöyle saçma kavgalara ne gerek vardır sanki." Dediğinde eliyle yanını gösterdi yüzsüzce. "Baba, yeter artık da." Dedi isyan eder gibi Bertan Ağa ama nafileydi. Boran gözü kararmış şekilde dedesinin üzerine sert adımlarla ilerlemeye başladığı an Özgür hemen Boran'ın koluna asılmaya çalıştı ancak hiç bir işe yaramamıştı Merih ise hareket bile etmemişti umurunda değildi. Boran tam da dedesinin önündeki sehpanın önünde durup ona baktı üsten bir şekilde, "Beş dakika içinde bu konağı hemen terk ediceksin yoksa olacaklara ben karışmam bilesin!" Dedi dişleri arasından bastıra bastıra. Zaza olduğu yerde hemen dikleşti karşısındaki adam ciddi ve korkutucu görünüyordu her an herşeyi yapabilir gibi, "Bak iyiden iyiye abartmaya başladın elin kızı için dedeni atanımı cezalandırcan ne demektir bu." Boran boynunu kütletti gergince. "Benim kimseyi harcadığım falan yok! Herkes yaptıklarının bedelini öder ödemek zorunda bu sende olsan!" Diye bağırdı konağı inletircesine. "Ve o çok sevdiğin istediğin saygınlığıda verecem sana!" Kimse hiç bir sey anlamayarak baktı Boran Ağa'ya. "Ne demek bu şimdi!" Diye sordu Zaza Ağa. Boran Ağa'nın yüzünde soğuk bir gülümseme belirdi, "Senden alarak tabiki." Dediğinde Zaza Asparşah kafası karışmış şekilde baktı torununa oturuşu dikleşti. "Van'a geri dönüyorsun! Ancak konağa değil İpek yolunda olan evde yaşayacaksın, tek bir yardımcı ya da adam olmadan, ha birde tüm gelirlerin kesilicek." Söylenilen her kelime Zaza Asparşah'a büyük bir ağırlık altında bıraktı sanki oturduğu yerden öfkeyle ayaklandı adeta; "Sen ne dersin kulakların duyarmı dediklerini! İyice saçmaladın karşında deden var sen, aşiretinin eski en yaşlı Ağalarındanım! Atana böylemi davranıyorsun sen." Boran ile burun buruna gelcek kadar yaklaştı öfkesine yenik düşerek, Boran Ağa çok doğru bir hamle yapmıştı Zaza Asparşah eşittir; saygı, güç, para, aşiret demekti. Elinden almak öldürmekle eş değerdi. Boran kendisiyle neredeyse aynı boyda da olsa hafif kamburluğu yüzünden ondan biraz aşşağı kalan adama üsten bir şekilde baktı ellerini de ceplerine koyarken, "Sen benimi sorguluyorsun Ağa hayırdır?" Diye sordu buz gibi bir tonda. "Ne zamandan beri heyet Ağa'ları sorgulanır oldu, ben senin cezanın hükmünü bu yönde verdim ve bitti! Sorgulayamazsın sen beni, unutmaki bu aşiretin ailenin hükmünü ben veririm, ben Boran Asparşah'ım, Melkan Asparşah değil." Dedi abisi her zaman adaletliydi ancak dedesinden de hep çekinirdi ister istemez ve tabii Zaza Asparşah bunu iyi kullanırdı zamanında. Yüzünün rengi iyice atan adama baktı Boran Ağa, Allah biliyorduya yaşlı falan demeden dövmek istiyordu Gece'ye kalkan elini kırmak istiyordu ancak onun kadar alçalmak istemiyordu gücünün yettiğine vuracak değildi. Ki bu bile Zaza Asparşah'ı delirtmeye yetmişti elbette çünkü hor görülmek küçük görülmek onu delirtirdi ve torununun davranışları bile onu mahvetmeye yetiyordu üstelik hâlâ o kızın yaptıklarını hazmedemezken. Ne büyük rezilliktiki Mardin hâlâ onları konuşuyor ve şüphesiz yıllarca da konuşucaktı. Zaza Ağa Bertan'a oğluna döndü hırsla, "Bertan oğluna de kendine gelsin! Beni bir ev bile olmayan kulübeyemi göndereceksiniz bu ne saçmalıktır böyle hemde elin kalta-" "SAKIN, SAKIN HA KELİMENİ TAMAMLAMA!" diye bağıran ve dedesinin üzerine atılan adamı Merih ve Özgür önüne geçerek durdurmaya çalışıyordu. Dedesi ise büyüyen gözlerle baktı torununa neler oluyordu böyle. "Hayatta en nefret ettiğim şey, bir kadına iftira atılmasıdır birde onlara böyle iğrenç kelimeler kullanılması!" Dedi dişleri arasında, "Lan çekil sen de bir sey yapmıcağım." Diye bağırdı önünde duran onu göğsünden ittiren Özgür'e. "Yav bi sus elit kişiliğim bozuldu senin yüzünden hırpo hırpo davranma!" Diye söylendi sinirle. "Abi bilerek yapıyor kanma bu adamın oyunlarına!" "O kız bizim kanlımızın kızı benim oğlumun katilinin yeğeni ona bu konağı dar etmen gerekirken iki heves uğruna ailenimi harcıyorsun sen!" Diye konuşup rahat durmadı Zaza Ağa ancak bu sefer cevabı oğlu Bertan verdi ona; "Baba yeter vallahi billahi yeter artık da, bi geldin ortalığı birbirine kattın dün konaklar yandı farkındamısın dumanlarının izi hâlâ gökyüzünde görülebiliyor, torununda yıktı. Nelere sebep olduğunun farkındamısın sen!" Ancak Zaza Ağa dinlemedi,"Ya siz ne kadar mezhebi geniş insalar olmuşsunuz böyle ölen senin kardeşin benim oğlumdu diğeride kardeşin saydığın adamın oğlu ikiside kanımızdan!" Dediğinde Bertan manidâr şekilde iki yana salladı başını. "Biz bu evliliği niye yapıyoruz dede aklın basmıyormu senin!" Diye bağırdı öfkeyle Boran. "Sana inanmıyorum Boran beni resmen çok büyük bir hayalkırıklığına uğrattın, üstelik bir de o kızın yaptıkları konakları yakması yetmez gibi sen nasıl milletin evini barkını yıkarsın, böylemi derman oluyon millete sen ha!" Dedi amacı Boran'ı kendine getirmekti o kıza şimdiden böyle bağlanırsa her istediğini yaparsa işleri yaştı kesinlikle. Boran öfkeyle geri çekildi sinirle saçlarından geçirdi parmaklarını, "Allah'ım sen sabır ver sabır Allah'ım sabır vallahi billahi dayanamıyorum artık boğazıma kadar doldum." Diye söylendi isyan edercesine. Yukarıdaki kadınlarda ne olduğunu çözemez şekilde izliyorlardı olanları, Zara ve Lalezar hanım Boran Ağa'ya hak verip onaylarken Mara burun kıvırmıştı bu duruma abisi bu kıza bu kadar değer vermesini kesinlikle acımasına veriyordu. Öte yandan birde sinir ve hayalkırıklığı ile izleyen diğer kişi malesef Güneş'ti kocasını günlerdir görmemek sesini duymamak çok kötüydü ancak şuan başka bir kadın için bunları yapıyor olması berbattı ve o kıza zerre kadar acımıyordu başına gelenleri az bile bulmuştu açıkça. "Bu son uyarım konağa geri döndüğümde seni bu konakta görmeyeceğim! Van'a dön ve saygıyı hakettiğini düşünene kadar da orada kal hiç bir adamın ve hizmetçin olmadan ve sadece emekli maaşınla." Dedi konağın dış kapısına yönelmeden öncede son sözlerini söyledi tabii birde, "Ha bu arada halamda aynı senin gibi senle yaşayacak ve şunu sakın unutma sen sen ol asla karsındakini küçük görme yoksa bir dahaki sefere sadece bu şekilde kurtulmazsın Zaza Ağa!" 🔗🔗🔗 Kader; ezelden ebediyete kadar önceden belirlenmiş ve çizilmiş yoldur. Yaşanan her an yaşanan her olay önceden belirlenmiş ve bozulmaksızın ilerler ancak yönlendirmekte size mahsustu yani Allah herkesi büyük bir sınava tâbi tutmuştur ve içlerinden en sabırlısı en doğru davranışlı dürüst olanı yanına kabul ederdi, bildiğim kadarıyla. Her şeyiyle her şeyimle engellemeye çalıştığım saniyeleri dakikaları saati durduramadığım o kara gün gelmiş çatmıştı en sonunda. O günden yani Boran Ağa'nın yanıma geldiği geceden sonra annem tuhaf bir şekilde benimle konuşmak isteyip durmuştu her defasında kapıma dayanmıştı onu dinlemek istemediğimi söylediğimde ise durmayıp direnmişti. İstemiyordum ne onun duygusuz zorunlu sözlerini ne de varlığını hissetmek istemiyordum çünkü daha az acı veriyordu bu şekilde. Ama bir şekilde yine konuşmuştuk onunla o gün yaralarıma dokunmak istemişti bende izin vermiştim bana öyle içli bakmıştı ki ne olduğuna anlam verememiştim uzun süre baktı bana, yaralarıma ilacı o sürdü nenemin dizim için zamanında yaptığı o ilacı bu sefer o yapmıştı ve sürmüştü sessizce izin verdim ona zaman yavaşça akarken o da işini bitirmişti ama sorun şu ki konuşmaktan vazgeçmişti konuşmak için kendini zorlamış lakin tek kelime edememişti bunu söylemedi tabii ama gerekte kalmamıştı yavaşça ayağa kalkmış eşyaları toplayarak banada kendine dikkat et diye uyararak çıkıp gitmişti. Ancak canım bu defa yanmamıştı, alışmaya başlamıştım sanırım. Üzerimdeki bornozdan kurtulmuş iç çamaşırlarını üzerime geçirmiş başıma havlumu takmıştım. Sonrasında ise o sabah evlerine dönmeyen Leyla yengem odamda bitmişti anında hemde dolu gözleriyle ancak belli etmemeye çalısarak benimle gırgır geçmeye bile çalışmıştı yanı sıra da dedikodu amacı ise sadece kendimi iyi hissetmemi istemesiydi fakat hiç bir halta yaramadığını farkettiğinde bu sefer özür dilemeye başlamıştı akabinde sarılarak, bana yardım edemediği hiç birimizin bir işe yaramadığını söyleyerek. O zaten bir şey yapamazdı ki, çoğu gerek zamanında gerek şimdi bir şekilde karşı çıksa da bu işin olucağı kaderde kesinlikle varmış demek ki çünkü herkesin sanki bu işte eli kolu bağlanmış gibi olması bulunan her yolun bir şekilde tıkanmasının başka anlamı yoktu. Onunla konuştuktan sonra yine Hevdem vardı yanımda yanlız bırakmak ne bilmiyordu. Babamı beklemiştim aslında ama onların o gece konağa gelmediklerini öğrenmiştim ve üstüne o Ağaların işlerini baltalamış bütün iş bağlantılarını da kesmişti burayla ilgili, istedikleri saygıyı gittikleri yerde bulacaklarını söylemiş onlara ve öldürmedikleri için dua etmelerini tabii, dün ise tamamiyle Mardin'den gönderilmişlerdi aslında dün öğrendiğim kadarıyla onlara bir şart koşulmuştu kalmaları ve affedilmeleri için bu teklif de aşiret heyetinden çıkmıştı çünkü 5 Aşiretinde gitmesi iyi olmayacaktı onlara göre aldıkları cevabın biri Boran Ağa'dan ölmedikleri için sevinmelerineydi diğer cevapta babamdan çıkmıştı ki oda Boran Asparşah'tan farklı konuşmamıştı. Aşiret heyetinin istedikleri şey yapılanlara karşın belirli bir miktar ağırlıkta altındı aşiret başına; Gece Riva'nın ağırlığı kadar. Vapran aşireti tek kabul etmişti bunu diğerleri ise tek başlarına olduklarından sanırım bilmiyordum kabul edememiş ve gitmek zorunda kalmışlardı ancak bu seferde ben karşı çıkmıştım Bahoz ağa aracılığı ile dün sabah. O yaşlı morukların günahlarına diğerlerine ödetmek istememiştim sonuçta o insanların haberleri yoktu ve belirli bir düzenleri vardı çoluğu çocuğu okuyanlar vardı ve ufak çocukların düzenini bozmamazdım buna içim el vermezdi ancak bu sadece bir istisnaydı buna benzer bir olay yaşanıcak olursa zerre acıma olmayacak diye isteğimi haberim olmadan revize ederek sunmuştu Boran Ağa onlara. Sabahlığımı üzerime geçirdikten sonra odaya girdim istediğim gibi sadece Zeynep ve Hevdem vardı odada beni bekleyen onlar dışında kimse yardım etmeyecekti zaten pek bir şeyde yapılmayacaktı. Üç günlük sürede birde Serkan vardı yanımda o günün ardından akşama doğru elinde bir kutu limonlu cheesecake ile gelmişti yanıma. Aşağı inmiyor kimseyle muhattap olmamaya çalışıyordum bu sebeple terasa çıkmıştım konak zaten doluydu ve yanlız bırakmak ne bilmiyorlardı herkes bir yerdeydi akşamın sessizlik dolu çığlıklarına eşlik ederken orada gelmiş yanıma sokulmuştu Serkan. Benim kuzendende öte olan yakınım, getirdiği limonlu cheesecake tuhafça bakmıştım sanki ilk defa görüyor gibi oysa yediğim tek tatlı türleri bunlardı nerdeyse haftada abartısız bir kaçkere yediğim üstelik, çikolata severdim eskiden ama yiyemem artık cips şeker abur cubur olan herşeye bayılırdım topladığım paraları az yatırmazdım onlara gerçi pek yiyemezdim yine arkadaşlarıma vermekten ama yinede mutlu olurdum ancak artık onları görmek bile tiksintiye neden oluyordu, kötü anılara kederlere sahipti onlara 6 yaşından sonra tamamen veda etmiştim ve o günden beri tek parça çikolata ya da cips sürmemiştim ağzıma. Şimdi ise sevdiğim tatlarıda unutmuştum yaşadıklarımdan iştahsızlığımdan, hayatın benden aldıkları yüzüme vurdukça yakıyordu canımı anlatamıyacağım şekilde. Artık eskiden basitçe yapabildiğim şeyleri yapamamak keyif aldığım hoşlandığım şeylerden bu denli uzaklaşmak çok dokunmuştu tabağı elime almış başımı Serkan'ın omuzuna yaslamış hem yiyip hem sessiz gözyaşları dökmüştüm. Ben tabağı o halde bitirip sehpaya bıraktığımda Serkan'ında ağladığını farketmiş ve sıkıca sarılmış geçirmiştik o günü. Makyaj masasının önüne oturdum Hevdem saçımdaki havluyu çözüp saçımın nemini alamaya başladığında Zeynep dolaptan o bembeyaz kefeni çıkarmaya çalışıyordu. Ah birde Hevdem'in durumu vardı tabii Merih'i terketmişti kendisi bunu o gecenin hemen ardından yapmıştı. "Daha fazla dayanılır değil bunlar, yapamıyorum artık uzun süredir düşünüyordum en azından zehirlendiğimden beri, olmuyor abla onun sevgisine aşkına inancım tam ama onunla mutlu olamıyorum ben ona her gülümsediğimde yüreğime senin adın baskı yapıyor senin ruhsuz bakışların acıyı feryat eden sözlerin aklıma doluşuyor! Ben sevdiğim adamın ailesi tarafından canının yanmasına göz yumup onunla aşk yaşayıp seni ezemem daha fazla hele de bu son olanlarda sonra asla, bundan sonra o aile nasıl sana kinle bakıyorsa nasıl sana her defasında acımadan laf söylüyorlarsa bundan sonrada bu aileden alacakları o olacak! Dişe diş kana kan." Duygusuzca kinle öfkeyle söylediği her kelimeyi hayretle dinlemiştim, bu ondan beklediğim onda görebileceğim davranışlar değildi. Hevdem. O çok farklılaşmıştı tamam her zaman fena akıllanmaz uslanmaz bir kızdı ama masum ve hassasdı da çokça. Daha sonrasında ise benim hayret dolu bakışlarımı es geçip bana samimi bir gülüş bahşetmişti resmen, "Sana imrenmiyor değilim, o kadar çok şey yaşadın ki hâlâ daha yaşıyorsun ama yinede ayağa kalkmasını hep biliyorsun, benim gibi en ufak bir şeyde yıkılmıyorsun." İnsan alışıyordu bence artık o yüzden bu şekilde her darbede ayağa dikiliyordu bence. Kısık bir güldü Hevdem, "Gerçi neye şaşırıyorsam seni küçüklüğünden beri bunlara alıştırmıyorlar mıydı. Bir de bana bak ne kadar zavallıyım değilmi." Hızla lafına karşılık vermistim sert bir şekilde, "Ne saçmalıyorsun sen, bunlar da ne demek oluyor." Islak gözleri ile döndü bana omuz silkerek, "Birşey değil işte sadece biraz daha güçlü durmak istiyorum o kadar." Göz devirmiştim sıkıntıyla. Ellerimi kollarına yerleştirip sıktım kendine gelmesi için, "Hevdem güçlü olmak, dediğin o kadar iyi değil bence yani yeri geldiğinde düşmesini biliceksin ki ayağa daha iyi kalkabilesin. Ben sadece artık alıştım sanırım ya da her gün gözümü açtığımda gardımı almaya da alıştım çünkü biliyorsun işte her yerden saldırıyorlar sağolsunlar artık alışkanlık oldu bende," sona doğru güldüm dayanamayarak ve güldüğüm durum daha sinir bozucuydu kesinlikle. Hevdem başını olumsuzca salladı bana karşı, "İşte bunu diyorum ben takmıyorsun kafana sen başına gelenleri abla, ve bu çok iyi bir şey bence sürekli her dakika başına gelenlerde takılı kalmaman seni bu hâle getiriyor bence ama ben en ufak bir şeyde direk yerlerdeyim resmen." Gözleri dolu doluydu. "Ben mi takıntılı değilim saçmalama Hevdem, dışardan nasıl görünüyor bilmiyorum ama gayette takıyorum kafaya, hem bunları boşver sen Hevdem pişmansan verdiğin karardan dön o zaman, eminim Merih'te bunu bekliyordur." Dediğimde catık kaşları ile bana baktı, "Hayır!" Dedi kesin bir şekilde. "Öyle bir şey olmayacak daha fazla o aileyle muhattap olmak istemiyorum hiç biriyle hemde kinsede kin umrumda değil, daha fazla sana yapılanları sineye çekemem sen o aile yüzünden acı çekiceksin bende onlardan biriyle aşk falan yaşayamam!" O kadar ciddi ve kesin konuşuyordu ki karşısında ne diyeceğimi bilemiyordum. "Ama sen şu an başkalarının suçu yüzünden Merih'i yargılamıyor musun o nerden bilebilirdi dedesinin yapıcaklarını. Gurbet hanım ve diğerleri nasıl beni ben onlara zarar vermediğim halde beni mesul tutup nefret ediyorsa sende aynısını Merih'emi yapıcaksın yani?" Diye sorduğumda cevabı hazır gibi pat diye verdi. "Aynen öyle! Hepsi hakediyor şu yüzünün haline baksana bi abla zerre utanmaları yok bunların, aklıma geldikçe deliriyorum hakediyor hepsi umursamıyorum artık olanların suçlusu kim kim değil onlara onlar gibi davranmak gerek ve bir yerden başlamamız gerekiyordu buna." Hevdem her zamankinden farklı gibiydi. "Bu başka bir şey yapmadı değilmi sana bilmediğim bir şey falan?" Sordum hemen. "Tabiki hayır abla o bana zarar vericek bir şey yapmaz öyle biri değil o." "Peki tamam." Diyecek bir şey bulamayarak, zaten bana göre en başından durulması bitirilmesi gerekilen bir işti bu çünkü gelecek hiç ışık vaadetmiyordu. Üzülmelerine acı çekmelerine izin veremezdim. Hevdem saçlarımı iyice kuruttuktan sonra taramaya baslamış ve tertemiz taramıştı, Lalezar hanımlar konağa kuaför ekibi göndermişti fakat onları uygun bir dille reddetmiştim, buna gerek yoktu kesinlikle. Kına gecesinin olmayacağını öğrendiğinde bizimkilerin tepkisi beklediğim gibi olmamıştı yani ben onların itiraz etmelerini beklerken onlar tuhaf şekilde ses çıkarmamışlardı bu duruma ancak düğünde bir müzik orkestrasının olmayacağını biliyorlarmıydı sanmıyordum yinede tepkilerini tüm misafirlerle görecektim elbet. Hepsi şu an aşağıdaydı ve hazırlanıyorlardı dışardan gelen birbirine karışmış insan sesleri odama kadar geliyordu, kısa sürede beyaz bir boydan elbise giydim beyaz bir şalda taktığımda artık imam nikahı kıyılması için hazır sayılırdım, dışarı çıktığımızda erken olmasına rağmen insanlar gelmeye başlamışlardı bile karşıdan gelen Nüvit yengem beni görür görmez, "Hadi hadi imam geldi herkes hazır çabuk olun." Dediğinde beni çekiştirmeye başlamıştı bile salona girdiğimizde annem amcalarım babam babaannem lalezar hanım Bertan Ağa ve yerde rahlenin önünde oturan Boran Ağa bana dönmüştü. Stresle elbiseyi kavradım sıkıntıyla. Yengem beni öne doğru itercesine dürttüğünde keskin bakışlarımı hızla ona çevirdim, "Uzak dur benden!" Diye tısladım yüzüne doğru. O geri çekilirken salona tam anlamıyla girmiştim. "Gelin kızımızda geldiğine göre kıyabiliriz nikahı, otur kızım." Dedi hoca. Yavaşça ona uyarak oturdum, onun yanına, ellerimi elbisenin üstünden dizlerime koyarak bastırdım, "Her şey tam olduğuna göre başlayalım artık." Diye konuşan Bertan Ağa'ydı. Gözlerim yerdeydi ve hoca kurandan bir ayet okumaya basladığında içimi bir ürperti sardı, "Sakin ol." Diye fısıltı içeren ses Boran Ağa'ya aitti ancak cevap vermedim ona bakmadım bile. Hoca bitirdiğinde okumasını, "Allah katında eş olmak için buradasınız şimdi başlamadan önce kızımız mehir olarak ne ister?" Diye sorduğunda bakışlarımı yerden kaldırdım dikleştim. İşte yıllardır beklenen o an gelmişti çok yaklaşmıştı herkes benden cevap bekliyordu. "Ne isterse veririz evelAllah." Diyen kişi yine Bertan Ağa olmuştu ve bununla birlikte hemen Boran Ağa'nın arkasında koltukta oturan Bertan Ağa'ya baktım, "O halde oğlunuzdan boşama hakkını bana vermesini istiyorum." Dedim ve gözlerimi Boran Asparşah'a indirdim. Sesim odada herkesin kulağında bir yankıya sebep oldu, kulağıma çalınan şaşkınlık dolu seslerden anladım bunu. •••••••••••••••••••••••
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE