20. Bölüm Part:1

4045 Kelimeler
"Acıya Gidiyoruz Kazara" Part:1 Çarptı, kalbim bir kuşun kanadı misali titrek hızlı çokça korkuyla çarptı. Rüya mıydı hayal miydi bu? Yaşadıklarım yüzünden rüyama vurmuş olabilir miydi? Ellerimi refleksle ağzımdaki eline yerleştirdim; sıcak, canlı kanlı bir et parçası bir insan uzvuydu bu. Karşımda üzerime eğilmiş bana bakan biri vardı. Gözlerim korkuyla yaşardı net değildi silüeti, ne abim ne Hevdem hiç kimse odama giremezdi çünkü kilitlemiştim kapıyı, peki ya şimdi karşımda olan kişi kimdi? Elinin üzerine yerleştirdiğim elim korkudan titriyordu, aslında biraz sakin olsam belki olanları kolayca kavrayabilirdim ancak böyle bir durumda nasıl tepkisiz korkmadan durabilirdim bilmiyordum. Daha da eğildi üzerime ağzımdaki eli sıkı değildi istesem çekebilir gibiydim ancak bunu yapmaya bile yeltenememiştim ki. Ağzımdaki eli yanağımı avuçlayacak şekilde çekildi üzerinden hâlâ baş parmağı dudağıma temas ediyordu ama, aldığım sert soluk göğsümü şişirdi, "Şiştt, sakin ol korkma." Kulağımda hissettiğim ılık nefesi ile gözlerim büyüdü felç geçirmiş gibiydim sanki ancak değildim de biliyordum, sadece nasıl hareket ediceğimi kestiremiyordum. Ancak büyük bir rahatlama girdi bedenime göz kapaklarım titrekçe örtünürken, "Gece'm sakin ol yalvarırım zaten ölüyorum vicdan azabından." Diye yakındı kendince, niye buradaydı nasıl girebilmişti odama, amacı neydi? Neden? Yanağımı okşayan parmağı çekildi, kendi de çekildi üzerimden, elim yastığımın altına girdi yavaşça, o sırada tekrar üzerime eğildi eli tekrar yanağımı buldu, "Hadi aç ağzını, sprey sıkıcağım, kesik kesik alıyorsun nefes, mümkün olduğunca her gün düzenli ya da aklına geldikçe kullanmalısın, Gece. Hadi aç." Ne diyordu bu adam hastalığımı benden iyi bilcek değildi herhalde ki zaten olabildiğince düzenli kullanıyordum ilaçlarımı. Baş parmağı çeneme hafif bir baskı yapıp ağzım yavaşça aralandığında Ventol'ini ağzıma itti, ilacımı nasıl bulmuştu bilmiyordum ama üç kere sıktığında boğazımdan inen soğuk sıvıyı havayı hissettim. Buna gerek yoktu ancak iyi hisettirmişti. "Aferin benim Gece'me." İlacı ağzımdan alırken komidinin üzerine koydu sanırım. Üzerimden doğrulmasını fırsat bilirken yastığımın altındaki bıçağı doğrulduğum gibi camdan ayın yansıdığı kadarıyla boğazına dayadım diğer elimide ensesine götürerek kaçmasını engellerken oldukça yakın temasa girdik karşı karşıya. "Şimdi cevap ver, seni azrailin olacak kişiye getiren ne!" Sesim yüksek değil ancak duyulucak kadar öfke doluydu. Eli bıçağı dayadığım elime kaydığında daha da bastırdım bıçağı boğazına hırıltılı bir ses yükseldi, elimin üzerine elini koyarken elimin tersini okşadı, "Konuşsana daha ne istiyorsun benden he, bitmedi mi yaptıkların sizi rezil etmem mi olmayan gururuna dokundu konuşsana!" Son kelimelerimle sinirlenmiş olmalı ki bileğime yakın yerden kavradı kolumu hafif sıkarak. "Gör bak hayatını nasıl mahvettiğini, kiminle evleniceğini gör! Delirttiniz en sonunda sevinin şimdi hadi." Diye tısladım dişlerim arasında. "Bıçağı çek yanlışlıkla bir şey yapmanı istemiyorum." Diye zorlukla konuştu, o görüyor muydu bilmiyordum ama sırıttım. "Ne yanlışı Boran Ağa, ben bu kadar doğru bir şey daha hayatımda görmedim." Dedim alayla. Sert bir soluk veririrken parmaklarını bileğimden zorlukla elimin üzerine kadar ilerletti, "Rahat dur yoksa acımam bilesin." Bıçağı daha da kavradım tam bastırmamıştım ama bu yapmıyacağım anlamına gelmiyordu. Kendimi tanıyamıyordum artık. "Ne yapıcaksın beni burada öldürüp peki, cesedi nereye saklıyacaksın? Bildiğim kadarıyla kurban bayramına daha çok var." Alaylı sesiyle dişlerimi sıktım. Yatakta dizlerim üzerinde dururken oturan adamın üzerine çullanmıştım neredeyse ve geri çekilmek istesemde zordu fena kenetlenmiş durumdaydık. Üstelik istese zarar görmeden alt edebilirdi beni ancak bana hiç bir şekilde dokunmuyordu eli elimde olması dışında. "Millete haram et yedircek değilim senin etinden hayvanlar bile yararlanmaz, zira kimse kendi ırkını yemez diye düşünüyorum." ensesindeki elimin altındaki derisi anında gerildi, elimi tutan eli daha da kavradı elimi, fakat can yakıcı değildi, "Bir insan derisi kalınlığı yaklaşık 2 milimetredir ve en kalın derisi ise başın üstünde bulunan bir yer olmakla birlikte en fazla 2.4milimetredir yani Gece bu bıçağı biraz daha bastırırsan, güzelim sen kokan odayı kan kokusuyla batırıcaksın." Aval aval suratına baktım ve sadece, "haa," çıktı ağzımdan. "Bıçak diyorum Gece, çekte konuşalım, hayır öldüreceksen daha işlevli bir şey bul bari körelmiş bir bıçak değil!" Dediğinde öfkeyle dişlerimi sıktım, ensesindeki elimi çekerek omuzuna koydum ve bıçağı sertçe çekerek ondan tamamen ayrıldım. "Biliyoruz herhalde köreldiğini," diye homurdanırken yataktan inerek gece lambasını yaktım etrafı düşük seyirde beyaz ışık sardı aklıma direk üstüm gelirken iyiki şortlu takımım yerine pjama ve tişört giydiğime sevinmiştim, "Hem biraz daha bastırsam körelmiş bıçak bile hallederdi o derini." Bıçağı babaannem koymuştu ben banyodayken sanırım nazardan falan korusun diye saçma batıl inançları yüzünden. Elini boğazına götürüp ovdu muhtemelen kesmesede zorladığımdan izi kalabilirdi bir süre. "Yastığının altında körelmiş bir bıçağın ne aradığını sormak istiyorum ama alıcağım cevaptan korkmuyor değilim." Dediğinde göz devirdim. Ayağa kalkıp karşıma geçtiğinde ayaklarından başlayarak süzdüm sertçe onu siyah pantolon ve beyaz gömleği ile onu meydanda gördüğüm halindeydi henüz değişmemişti demek ki, sonra sertçe baktım suratına, "Şimdi..." Derin bir soluk çektim içime, "Sen delirdin mi de benim kendi odama gecenin bu vaktinde girme cürreti buluyorsun, üstelik izinsiz ve, ve ve... âğhhh" öfkeyle ona arkamı döndüm bağıramamak çok fenaydı ona bağırmadan rahatlayamıyordum. "Senin için buradayım, yani seni merak ettim dayanamadım görmem lazımdı, yüzüne, dudağına, karnını tutuyordun ona da bakmalıydım tutamadım kendimi işte." Dedikleri ile gözlerim dehşetle açıldı, neyden bahsediyordu bu birde yaralarımı mı sardırıcaktım buna ben! Büyük bir sakinlikle döndüm ona, şu an odamın ortasında bulunan bu adamı ev halkı farketse ne olur diye düşündüm bir an, büyük bir olay çıkardı ancak ne kadar büyük kestiremiyordum yinede her türlü zarar vericeklerini zannetmiyordum çünkü Boran Ağa'ya olan saygı ve sevgileri bana olandan fazlaydı emindim aksi taktirde kendimi öldürtmeye kalktığım gün beni onun önünde rencide etmez ezmezler onu yüceltmezlerdi. "Bak çık git şimdi buradan ben sinirden yanlış bir şey yapmamak için zor duruyorum anladın, unuturum bu yaptığınıda, hadi git." Gitmeliydi çünkü cidden bitmek bilmeyen öfkeme daha da yeni odunlar atıyorlardı ben daha bugünü bitirmeden yeni olaylar kaldıramazdım şuan. Yüzündeki durgun ifadeyle bana doğru bir adım atarak yaklaştığında elimi kaldırarak durdurdum onu, "Hareketlerine dikkat et Boran Ağa!" Sessiz fakat keskin bir uyarıydı, başını kabullenmişlikle usulca salladı. "Sana asla o günkü gibi dokunmam istemediğin sürece Gece, yemin ederim." Bahsettiği beni öptüğü gündü kesinlikle, "Sadece sana bakmak için geldim, hastaneye gitmemişsin neden hafife alıyorsun yaralarını, zaten çok narinsin." Gözlerimi yavaşça yumup açtım aynı esnada üst dudağımı kıstırıp bıraktım dişlerimle, "Senin şu anda burada değil karının koynunda olman gerekiyordu, hani hamile olan var ya!" Üstüne basa basa söylediklerime karşın gözleri seyirdi bana doğru adım atıcakken kalkan ayağı geri aynı yerine indi, "Hamile falan değil o! Öyle bir şey yok." Dedi keskin net bir ifadeyle. "Nasıl?" "Değil işte, Gece." Dedi bu konuyu kapatmamı ister gibi. İyi ama neden, bana hamile olduğunu söylemişti Gurbet hanım yoksa aldırmış mıydı? "Bebeği aldırdınız mı yoksa!" Sesim gereğinden fazla çıkmıştı ki farkına varır varmaz elimle ağzımı kapadım birazda hayrettendi. Sabır diler gibi nefes çekti içine, "Yok öyle bir şey, yanlış anlaşılma hamilelik falan yok ortada." Dedi net bir şekilde. Kaşlarım çatık vaziyette düşünüyordum ama işin içinden çıkamıyordum, ya Gurbet hanımı dinleyip gitseydim ne olucaktı nasıl belli olmayan bir hamilelik yüzünden beni suçlayabilirlerdi ki? Ya da bir dakika bunlar yoksa... Bir insan hamileyse hamiledir değilse değil ve kesinlikle benimle oynamıştı! Hiddetle karşımdaki adama baktım bekliyor gibi kesişen gözlerimizdi, "Beni kandırdı! Halan beni resmen kandırdı, benimle oynamaya kalktı. Siz nasıl insanlarsınız böyle." Dedim hayretle hâlâ daha inanamasam da ona inanıp gitmediğim için kendimi tebrik etmeliydim. "Haklısın, ne desen hakkındır ama bedelini ödediğini de bil olanları sineye çekicek değilim tıpkı bugünküler gibi," sertleşen çehresi ürkütüyordu ama çekinmiyordum, yatmadan önce yüzüme pansuman yaparken Hevdem Boran Asparşah'ın yaktığım konakları yıkmakla beraber Ağalarıda Mardin'den sürgün etmişti, tabii birde babam vardı o da rahat durucağa benzemiyordu dedesi ise onun o son hatırladığım sıfatını unutamıyordum ondan saygı bekleyen küçük bir kızın ezdiği hor gördüğü kızın onu sadece Mardin değil bütün doğu illerine karşın nasıl rezil ettiğini görmüştü; boşuna ummadık taş baş yarar dememişlerdi. Gerçi ben umulmadık değil en umulandım ama o anlamamıştı. Bilmeliydi ki kadınlar her anlamda dünyadaki en tehlikeli varlıklardı öyle şeyler yaparlardı da kimsenin ruhu duymazdı öyle hareket ederlerdi ki hangi yönden vurulduklarını kestiremez bir bakarlardı ki yerdelerdi. "Ben kendi cezamı kestim Boran Ağam, sizin yaptıklarınız beni ilgilendirmiyor." Bakışları dudaklarıma düştüğünde hızla gözlerime çıkardı tekrar, "Şimdi tekrar uyarmadan geldiğin gibi geri git, yallah." Kapı kilitliyken geldiği tek yer pencereydi ama buraya girene kadar bizim adamlara nasıl yakalanmazdı bu adam bunun hesabını sorardım Cahit senden ben. "Hayır!" Dedi sert bir şekilde, "Önce seni kontrol edeceğim sonra." Sesi sertti. "Ya sanane sanane, doktor musun sen! Gerek yok işte çık git hemen buradan." Tahammül edemiyordum artık. "Evet doktorum!" Dedi direk karşılık olarak. Birde dalga mı geçiyordu benimle bu. Bıkkınlıkla göz devirdiğimde, "Yav he he ondan işte git hadi artık," ses etmeden öylece baktı yüzü son derece ciddiydi ne yani cidden doktor muydu?! İyide o mimarlık yapıyordu ama gözlerim şaşkınlıkla açıldığında kaşlarım da çatıldı, "Sen ciddisin?" Diye sorar gibi konuştum. Başını salladı yavaşça aşşağı yukarı ellerini ceplerine yerleştirdi rahat bir ifadeyle. "İyide sen nasıl yani... mimarsın sen ama," halime baktı allak bullak olmuş haldeydim, dudağının kenarı kıvrıldı, "Asıl mesleğim doktorluk genel cerrah üstelik, stajda yaptım ancak abimin ölümünden sonra olanlarla bırakmak zorunda kaldım malesef." Bir doktor olduğuna ciddi şekilde inanamıyordum yani o bir aşiret çocuğuydu ve bu mesleği seçmesi şaşırtıcıydı. Düşündüklerimle onu baştan aşağı süzdüm tekrar, "Yani katil bir doktorsun öyle mi." Dedim. Bana sen ciddimisin bakışı attığında omuz silktim. Ellerini cebinden çıkardı, "Katil bir doktor değilim Gece çünkü doktor değilim artık. Şimdi gel seni kontrol edeyim seninle daha konuşucaklarım var." Dedi ciddi bir şekilde. Ancak ben, "Yani bir katil olduğunu kabul ediyorsun öyle mi," dedim diğer dediklerini duymazdan gelerek, inanmazca baktı suratıma, "Aynen öyle Gece katilim ben tamam mı, oldu mu rahatladın mı duyduğun için," dediğinde çıkışarak, ben evet der gibi salladım başımı, "Peki," dedi ardından elini bana uzattı tutmam için, "Gelir misin artık sadece kontrol edicem söz, bakmadan yemin ederim çıkmam buradan." Dedi ciddiyetle. Bir eline bir de yüzüne baktım, "Sen beni tehdit mi ediyorsun gitmem diyerek." "Tabiki hayır sadece merak ediyorum seni, lütfen." Dedi ihtiyaçla. Ancak bunu yapmayacaktım, çünkü zerre kadar doğru gelmiyordu bana hem buna ihtiyacımda yoktu daha bir kaç saat öncesinde dedesi yüzünden aşşağılanıp şiddet gördüğüm bir adamın bedenimde oluşan yaralarla ilgilenmesine izin vermeyecektim. Üstelik onlar yüzünden aylardır hayalini kurduğum sergiden de olmuştum. Bu sebeple odanın kapısına doğru ilerledim kapının kilidini çevirmeden bana çatık kaşlarla bakan adama döndüm, "Geldiğimde odada olma yoksa bu sefer bu kadar sakin karşılamam." Kilidi çevirip kapıyı açıcaktım ki sesi duyuldu. "Gel buraya tamam bakmayacam söz, konuşucaklarım var dedim değil mi!" Alel acele konuşmuştu ne konuşucaktı ki acaba. Kapıyı bıraktığımda ona doğru ilerledim tekrar karşı karsıya durduğumuzda, "Şimdi ne diyeceksen de hemen." Gözleri yüzümdeki izlerdeydi eliyle değil ama gözleriyle bakıyor kontrol ediyor gibiydi. Sıkıntılı bir soluk çekti. "Söylesene ailenden kimi kaybetsen daha az üzülürsün," diye sordu ilgili bakışları yüzümden ayrılmazken bu durum çekinmemi söylüyordu ancak dizginleyebiliyordum kendimi ve sorduğu soruda neydi böyle en az üzülüceğim kimse yoktu ki; her ne kadar annem babam ve babaannem bana karşı bu kadar gaddar da olsa insan hep üzülürdü ki ister istemez, insanın elinde değildi. "Bu nasıl bir soru böyle, tabiki hepsininde yeri ayrı bende unutma ki bugün ailem içinde karşı geldim size." Dediklerimle gözlerini kaçırdı. "Yani hepsi için mahvolursun öyle mi?" Diye tekrar sormasıyla gözlerimi kıstım şüpheyle. "Sen olmaz mısın sevmesende ölse kahrolucağın birileri yok mu, ölünce bir daha onlarla kavga bile edememek bitirir insanı her ne kadar gerbersede kurtulsam desen bile." Kehribar rengi gözleri gözlerimin en derinine iniyormuş gibi hissediyordum. "Oturalım mı?" Dedi yatağı göstererek. Derin bir soluk verirken sıkıntıyla onayladım onu, o yatağın ucuna oturdu bende mesafeli olucak şekilde oturduğumda bana döndü. İçimden bir ses bir şeyler yaklaşıyor diyordu, ellerimi iki yanımda yatağa yaslayarak önüme baktım o bana bakarken. "Sen haklıydın Gece, ben çok büyük bencillik ettim," kaşlarımı çatarken ona dönmedim, "Sana yardım etmeliydim ama yapmadım, elinden tutmalıydım o gün sen cesurca bana gelip yardım istediğinde sana sırtımı çevirmemeliydim... Pişmanım." Bazen insanın ses tonuna bile yansırdı en derinden hissettikleri tıpkı benimde şimdi onda hissettiğim gibi, sanki sesi boğazından zorla çıkıyordu pişmanım diyordu ama ne faydaydı ki. Ona yine bakmadım saçlarım iki yandan da dizlerime kadar dökülmüş hafif sallanıyordu, saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdığımda onun tarafından görülen kısım açılmıştı, "Seni affetmem için söylüyorsan boşa nefes tüketme, ben bana yapılanları unutmam ve ne yaparsan yap şu sıralar affediceğim son insan bile değilsin..." Yavaşça ona çevirdim soğuk bakışlarımı, "Ömrümün sonuna kadar olucağı gibi." Burukça gülümsedi sadece. "Bunu zaten beklemiyorum," dedi sessizce, tekrar önüme döndüm. "Affetmemekte haklısın sana beni anla da demiyeceğim çünkü anlaşılır bir yanı yok," sesi Kısıktı ama rahatlıkla duyulurdu ancak şuan bu söylediklerinin nedeni neydi anlamıyordum. "Ben seni o gün şirket odasında gördüğümde neler hissettiğimi neler düşündüğümü, istediğimi asla anlatamam ancak bende basit bir hoşlantıdan sevgiden ibaret değilsin sen," yutkundum sertçe, "Sen adını koyamadığım bütün hislerin adısın, Gece." Ne diye bunları anlatıyordu bilmiyordum neler hissediceğimi de fakat yine de bölmedim onu bana göre bir insan gerçekten böyle seviyorsa yani Boran Asparşah seviyorsa sevdiğinin canını yakmazdı bana göre çünkü ben öyle yapardım, mutlu olsun gülsünde benden uzakta olsun derdim. "Çok fakirsin ve bir kuruş paraya muhtaçsın mesela, yolda giderken içi dolu bir cüzdan buluyorsun, o an düşündüğün tek şey o parayı kimse fark etmeden ya da alırsam beni bulurlar mı diye düşünmek oluyor kesinlikle, tersini düşünen çok nadir insanlardır sonra o parayı ötesini berisini düşünmeden büyük bir açlık ve mutlulukla alıyorsun istediğin buydu çünkü. Evine dönüyorsun mutlusun deliler gibi ancak bir terslik var harcayamıyorsun parayı oysa istediğin buydu değil mi ama işte alırken gözüne inen o perde bir süre sonra kalkıyor ve sana vicdan azabıyla geri dönüyor, sürekli aklında; hasta parası mıydı, emekli maaşı, yaşlı ya da ilaç parası mı, çok ihtiyacı var mıydı sahibinin, ya birinin geleceğini aldıysam elinden kim bilir ne kadar çalışarak kazanmıştı gibi bir sürü soru beynini ele geçirir. İşte o an yaptığın hatanın farkına varırsın, oysa ben böyle biri değildim ki dersin." Dediklerini büyük bir dikkatle dinlerken kendinden bahsettiğinin farkındaydım bir parça ancak pişmansa sonu nolucaktı. Sesli bir soluk işittim derin bir nefes aldı, "Bende o gün öyleydim işte, bencilliğin en büyüğünü işlerken seni düşünmedim sen öyle zannediyorsun ama inan bana yine senin için uğraştım o gün. Hayatımda ihtiyacım olan tek şey sendin sanki, şimdi ise o adam gibi gözümdeki perde kalkmış her sey aydınlanmış gibi. Yaşattıklarım için af diliyorum ama affedilmek istemiyorum hakettim sonuna kadar. Bu hâle gelmene sana dokunmalarına engel olamadığım gözünden düşen her yaş için hayatımın sonuna kadar af diliceğim ama affedilmeyeceğim, seni böyle görüceğime ölmeyi yeğlerdim o ayrı." Gözlerimi sımsıkı yummuşken açtım, ve ona döndüm keskin bir şekilde bakarken, "Bunları neden anlatıyorsun! Pişmalıkların umurumda mı sanıyorsun sen, yaşadıklarımın zerresini yaşamamışken." Dedim hiddetle. Eli yüzüme doğru hareket edicekken yanlış olduğunu anlamış gibi yumruk yaparak sıktı ve indirdi dizinin üstüne, "Haklısın, işte bu yüzden buradayım." "Ne?" Derin bir nefes aldı söyliceklerine hazırlık eder gibi, "Gece bak, eğer o gün bana gelmeseydin şu an aslında hiç bu konumda olmayacaktık belkide," ne demekti şimdi bunlar? "Eğer o gün oraya gelmeseydin ben öğleninde ayarladığım Aşiret toplantısında bu kertmeliği bozucaktım." Demesiyle gözlerim dehşetle açıldı. Şaşkınlığımı aldırmadan konuştu, "O gün karşı gelicektim herkese ve yüksek ihtimale iki aile arasında yine büyük bir olay çıkıcaktı ancak ben aşiretlerin çoğunu susuturabilecek güce sahiptim hâlâ daha sahibim ama o günde olucağı gibi yine ailelerimiz arasında çıkıcak bir husumet olucaktı ve yüksek ihtimalle sizden biri öteki tarafı boylardı öyle ya da böyle, ben sadece olucakları en aza indirecektim." Duyduklarıma inanamıyordum ben şimdi oraya o gün yanına hiç gitmeseydim o zaten karşımı çıkıcaktı bu olaya. İyi ama öyle olursa da yine kan akıcağını söylüyordu. Ne diyeceğimi bilmiyordum kendi ellerimlemi mahvetmiştim her şeyi yani. Kader gerçekten nasıl bir şeydi böyle? Allak bullak olmuş bir halde, "Ben hiç bir şey anlamıyorum, bir insan nasıl bir kere gördüğü birinden güya bu kadar etkilenirde bunları yapar yinede zerre kadar mantıklı değil bunlar." Diye serzenişte bulundum o ise gözlerini kaçırdı tekrar. "Mantık aramak bu işin doğasında yoktur zaten," dedi ve devam etti, "O zaman tanımadığım bir kızın ailesine zarar gelse üzülürdüm o kız için ama o kız o gün sen olduğunda bundan anında vazgeçtim çünkü senin acı çekme düşüncesi o gün bile beni bu denli kararımdan döndürmemde bir neden daha haline gelirken yapıcak bir şeyim yoktu ister inan ister inanma." Öfkeyle ayağa kalktım, "O zaman ne diye anlatıyorsun bunları beni daha da delirtmek için mi." Bağırmamak için zor tutarken kendimi o da hiddetle ayağa kalktı ve dip dibe girmemizi sağladı, "Hayır seni kurtarmak için!" Diye tısladı nefesi yüzüme değicek kadar eğildiğinde. Ağzım bir parça açık kalmıştı gözlerim ise gözlerinde şaşkınlıkla. Kurtarmak? Beni? Boran Asparşah? "Na-nasıl yani?" Diye sorabilmiştim ancak. Elini karnıma yaslamasıyla ani bir irkilme ve acıyla inleme kaçmıştı ağzımdan, geriye doğru kaçmak istediğimde belime yerleştirdiği iri eliyle buna izin vermemiş ve beni yan bir şekilde kolları arasına almıştı, "Şimdi bana karnını neden tuttuğunu anlat yoksa ben bakıcam." İri eli avucuyla karnıma yaslıyken nefesimin kesildiğini hissetmem normal değildi ve karnımın içinde hissettiğim titreme elimi ayağımı bosaltmıştı sanki, eli cok sıcaktı belimdeki elide. Ve karnımdaki eli yokluyor gibi hareket ediyordu. Yüzümü yüzüne kaldırdım, "Ne yapıyorsun sen?!" Dedim şaşalamış şekilde. "Konuş! Ne yaptı sana, yoksa istediğin cevapları alamazsın." İki elimde önümdeki koluna tutunmuştu ve birini çekmiştim yinede sıcak basmıştı kolları arasında olmaktan, "Deden anlatmadımı yaptıklarını, oysa övünüyordu." Diye söylendim stresle. "Konuşturtmadım, sen söyleyeceksin bana olanları, hakettiğinin azı bir şey çeksin istemedim, ona göre kesiceğim cezasını," gerçekten de dedesine bunun hesabını soracak mıydı yüzümü bakışlarından kurtarıp önüme döndüm, "Saygı istedi benden herkese karşı, sonrada aşağıladı ezmeye kalktı o kadar cahil cühelâ adamın önünde tokatladı, tekme attı karnıma, saçlarımı çek-" önünü durdurmadan pat pat konuşurken saçlarımda hissettiğim dudaklarının baskıyla öylece tek hücrem hareket etmeksizin kalakalırken anlayamadığım bir anda karnımdaki eli belime kaydı beni kendine tam çevirdiğinde sıkıca kollarını bedenime doladı. Bir eli belimi tamamen sararken diğer eli saçlarıma karıştı enseme değen parmakları bedenimi uyuşturmuştu sanki, bana bir anda nasıl bu derece sarılmıştı anlamadım ellerim pazularında durdu öylece, "Önce onu sonra diğerlerini teker teker öldürmek istiyorum." Saçlarımda ve kulağıma yakın hissettiğim nefesi ile tuttuğum nefesi bıraktım, saçlarım en son duş aldığımdan hâlâ nemli sayılırdı. Sert solukları derin derin geliyordu bana, "Çekil lütfen." Diyebildim düz bir şekilde en neticesinde. Ancak geri çekilmedi, "Gerçekten bilmiyor musun yoksa hatırlamıyor musun anlayamıyorum," sesi boğuk çıkmış gibiydi ancak ne dediğini anlamamıştım ne hatırlamasından bahsediyordu, onda en başından beri hissettiğim bir şey vardı gözlerinde kesinlikle bir yabancılık değildi bu ancak ne olduğunu da bilmiyordum. Ben sessiz kaldığımda ve omuzlarından itmek için baskı uyguladığımda kollarını gevşeterek açtı biraz, kolları bedenimden ayrıldı ancak mesafe açmadı yoğun bakışları gözlerime sabitlendi birşey arar gibi, "Neyden bahsediyorsun sen açık konuş." Dediğimde gözlerine kırgınlık çöktü sanki ama anında da kayboldu. "Aslında boşver bazen bilmemek hatırlamamak en iyisidir." Zerre kadar mantıklı gelmedi konuşması anlamadığımın farkındaydı ancak anlatmadı. "Sana açık konuş dedim ne hatırlamam gerekiyor daha önce hayatımda seni görmediğime yemin edebilirim, eminim başka bir şey var değil mi?" Diye sordum. "Hayır yok, öylesine bir muhabbetti." Dedi savuşturur gibi ona inanmazca baktım, "Bir laf söyledin mi gerisini getirmelisin, nefret ederim yarım kalan cümlelerden!" Dedim ona karşı sinirle o ise bedenini benden uzaklaştırdı gözleri karnıma düştüğünde cehresi yeniden sertleşti, "Tahmin etmiştim böyle bir şey yaptığını," dedi boynunu kütleterek konuyuda değiştirmişti kendince ancak aklımda kalmıştı bir kere benim. Yanımdan geçip komidinin üzerine uzandı ve bana ait olmayan bir poşetten krem çıkarıp bana uzattı, "Dokunmama izin verir misin?" Diye sorduğunda hızla olumsuzca salladım başımı, "Peki tamam. Bunu karnına sür yüksek ihtimalle kaburgan zedelenmemiş karnına dokunduğum kadarıyla o yüzden bunu bol bol sür kısa sürede işe yarar diğerlerinide yüzüne sür yaraları hemen kapatıyor tamam mı?" Diye sordu ciddiyetle ve sertleşmiş çehresiyle. "Peki doktor bey nasıl isterseniz." Dedim kinayeyle ve elindeki kremi alıp komidinin üstüne bıraktım, "şimdi lütfen hemen konuş," dedim hızla. Gözünü benden yine kaçırırken göğsü şisti omurgası dikleşti. Tekrar bana baktığında konuştu ve ilk cümlesi, "Bana bir kurban vereceksin!" Bu olduğunda nasıl bir tepki vericeğimi şaşırdım. Bunu anladığından devam etti. "Seni burdan gönderebilirim, bu evliliği durdurabilirim aşiretleride durdurabilirim ailemide durdurabilirim..." Ciddi yüz ifadesi ile konuşurken söylediği her kelime beynimde yankılanıyordu, "Ancak ne olursa olsun bir yere kadar durur aşiretim sonunda içlerinden en delisini belkide bir çocuğun beynini yıkar ve intikam almak için kan davaları için sözde, birinizin canını alırlar ve bu emin ol baban ya da amcaların olmaz çünkü ölenler gençti bu kadar süre insanları evliliğimiz sayesinde durdurabildik ve bunun hıncını ölenlerin yaşına yakın olanlardan alırlar... Serkan, Mustafa, Ferman ya da Jiyan amcan yaşı henüz genç sayılır." Hayretle ona baktığımda, "Benden boş bir mezarı doldurmamı istiyorsun sen Asparşah!" Başını sertçe iki yana salladı, "Hayır, senden bana bir yol göstermeni istiyorum öyle ya da böyle kan dökülecek Gece hadi el ele verdik diyelim söyle şimdi ne yapıcağız. Agit itini, direk suçluyu öldürelim aşiretin önüne onu çıkaralım desem kimse işlediği suçun üstünden yıllar geçmiş birini istemez aksine onlarla dalga geçtiğinizi düşünürler sonuçta adam yaşadığını yaşamış yapacağını yapmış her ne kadar ellisine merdiven dayasada." O pislik yüzünden bu işin içindeydim ve yine onun yüzünden kurtulamıyordum. Omuzlarım çökmüştü, "Ben ömrüm boyunca yaşamak için seçtiğim o kurbanın hayaletiyle acıysıyla nasıl yaşarım." Diye sessizce mırıldandım. "Başka birini berdel etsinler desem onu hayatta kabul etmezler hemde hiç kimse." Diye düşüncesini sıkıntıyla dile getirdiğinde şokla baktım ona başka bir kumamı yani. Ancak ne düşündüğümü anlamış gibi hızla konuştu. "Saçmalama kendime senden başkasını alacak değilim! Ben senin sen olduğunu bilmeden önce sizden kim ölse umurumda olmadan durdurtucaktım bu davayı ki zaten en başında sadece sen verilerek durduruldu bu dava sen yoksan barışta yok demektir." Kendini açıkladığında histerikçe bir kahkaha attım. "Tabi siz gelin bizden birini öldürün biz de öylece elimiz armut toplasın duralım öyle mi ne zannediyorsun gerçekten bizden birini öldürünce duracağımızı falan mı illaki karşılık verirler." "Al işte iki ucu boklu değnek." Ciddi ciddi hiç bir çıkış yolum yoktu galiba. "Ya senin amacın ne ya madem bir çıkış yolu yok ne diye kafamı ağrıtıyorsun! Ben zaten hepinizden bıktım tamam mı artık ne oluyorsa olsun zerre kadar umurumda değil bundan sonrası sizi ilgilendirir artık ve sizde o barış barış diye tutturduğunuz düğün olacak! Ancak eğer tek biriniz dahi rahat durmaz olay çıkaracak olursa işte o zaman yakarım çıranızı." "Onu anladık zaten!" Diye homurdandı ardından elini saçlarına geçirdi hırsla, "Ne yapıcağım bilmiyorum fena hâlde kapana sıkışmış gibiyim." Duyduklarımla içten içe sevindim bana yaptıklarına söylediklerine saysındı. "Evet sıkıştın ama umurumda bile değil sen bundan sonra olucakları düşün Boran Asparşah!" Gözlerime derince baktı yine bir şey anlatmak ister gibi ancak ne anlattı anlamadım belkide anlamak istemedim. Sonra sıkıntılı bir nefes aldı, "İlaçları kullan kremini sür dediğim gibi ve kendine iyi bak lütfen." Dedi. Arkasını dönmüş geldiği gibi gidicekken ki pencereye yönelmişti ancak pencerenin önünde, "Asparşah," diye seslenerek durdurdum onu, anında bana döndü, "Senden bir kaç isteğim olucak en azından bunları yapmanı istiyorum." Dedim sesli bir nefes vererek sorgular bir şekilde baktığında. "Kına gecesi olmasın, istemiyorum bunu." Kaşları havalandı önce şaşkınlıkla ancak kısa bir an düşündü ve hak vericek olmalıki tamam dercesine salladı başını burukça sanki. Ona doğru birkaç adım attım hâlâ belli bir mesafe vardı aramızda, "Ve, düğünde orkestra istemiyorum," işte buna anında kaşları çatıldı, "Kimsenin benimle alay eder gibi düğünüm olacak cenazede halay çekmesini dans etmesini gülüp eğlenmesini istemiyorum orada sadece evliliğimizi tescillemek için bulunacaklar o kadar fazlası olmayacak." Ağzı bir parça açıldı bir şey demek istedi ancak sustu. "Hakkımızda hayırlısı neyse o olsun demekten başka bir şey gelmiyor artık içimden." Yüzümdeki darp izlerine içi gidermiş gibi baktı resmen daha sonra yutkunduğunda gözlerini sıkıca yumdu sonrasında ise tekrar açtı ben gitmesini beklerken onun bir şey söylemek için kıvrandığı belliydi ancak sormaya çekiniyordu sanki, "Ne söyliceksen de ve git artık uzatmadan." Dedim sonunda. "Abin seni aradığımızda bir çocuktan bahsetti bana, mesaj falan atıyormuş." Diye resmen çekinerek konuşan kişi Boran ağa'ydı ve bu gerçek değil gibiydi ben daha çok hesap sorar gibi konuşmasını beklerdim açıkçası. "Kim olduğunu ya da şüphelendiğin biri var mı ya da bir daha mesaj falan attımı sana yani bu tuhaf bir durum falan." kollarımı göğsümde birleştirdim. "En son annenlerle alışverişe çıktığımızda attı ondan sonra da yok ve şüphelendiğim hiç kimse de yok." Dedim umarsızca ve açıkçası bana zararlı biri gibi gelmemişti ancak umarım her kimse vazgeçmiştir bu durumdan. Bariz bir şekilde rahatlamış gibi bir nefes verdi sanki. Daha sonrasında ise söylenicek söz kalmamıştı artık gitmesi gerekiyordu ve öylede oldu pencereye adım atarak yülseldi ağaç falan yoktu ama konağın çıkıntısı çoktu artık nasıl geldiyse öyle gidicekti mecbur, ve gittide. Arkasından ilerlemedim bakmadımda kendimi öylece yatağa attım sırtüstü az önce olanlar nelerdi anlayamıyordum artık evet Boran Ağa'yı pişman etmek istiyordum ancak bu kadar çabuk olucağınıda düşünmüyordum öte yandan herşeyi onun üzerine yıkmakta haksızlık sayılırdı çünkü en başta suçlular babalarımızdı, biraz olsun gördüğüm kadarıyla bana cidden yardım etmek istediğini göstermişti ancak bir çıkış yolu yoktu öyle ya da böyle kurtuluşum kanlı olmak zorundaydı biri toprağın altını görmek zorundaydı! Ne düşünüceğimi ne yapıcağımı doğruyu yanlışı herşeyi karıştırmış durumdaydım. Üçe gelen saatin ardından kalktım ve abdest aldım içimdeki sıkıntıyı acıyı alabilicek tek şey dua etmek Kuran okumaktı. Sabah ezanı okuyana kadar Kuran okumuştum göz yaşı döke döke sonunda ise sabah namazınıda kılmış sonra huzurlu bir uykuya bırakmıştım kendimi. 🔗🔗🔗
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE