19. Bölüm Part:3

3371 Kelimeler
Taksi konağın önünde durduğunda yorgun adımlarla indim taksiden bana irileşmiş gözlerle bakan adama, "taksi ücretini öde!" Dedim ve konakta beni neyin beklediğini bilmeden içeri girdim. Beni karşılayan ilk şey bizimkilerin hepsinin burada olduğuydu yani kadınların Kiraz da dahil. Beni görmeleriyle kalakalırken ilk ayaklanan annem olmuştu karşıma hızlı adımlarla geçip bana sarılmak istediğinde büyük bir mesafeyle ona elimi kaldırarak durdurmuştum önce elime sonra mahvolmuş yüzüme baktı burnum ve dudağımdan çeneme akan kan kurumuştu elmacık kemiğim göz altıma doğru morarmıştı ve hâlâ karnımı tutuyordum. "Babamlar nerede?" Diye sordum soğuk bir sesle. Babaanneme karşıma geçtiğinde yüzüme acıyla baktı, "Yüzünün haline böyle hangi soysuz buna cüret etti ha!" Diye bağırdı bastonunu yere vurarak. Boş bakışlar attım ona da, "Babamlar nerede dedim babaanne cevap verin?" Diye sordum tekrar. Masanın üzerinde bulunan suya doğru yürüdüm kafama taktığım şalı omuzuma atmıştım. Kiraz'ın ve diğerlerinin merak dolu acınası bakışlarına karşılık vermeden su doldurdum kendime. "Pansuman falan yapalım mı ister misin, hadi gel otur." Diyen Leyla yengeme, "Babamlar nerede yenge cevap verin." Diye sordum sabırla tekrar. Bakışlarını yanımıza gelen annem ve babaneme çevirdi Hevdem hemen yanıma ulaştığında bana dokunmaması için onuda elimle durdurdum şuan kimsenin bana yaklaşmasını dahi istemiyordum. Suyu acıyan dudağımı fazla açmadan yavaşça içtim sonra, "İnanın berbatın ötesi bir gün geçirdim şimdi beni zorlamayın ve cevap verin?" Diye direttim. Asparşah'lara ait konağın birini kendi ellerimle yakmıştım, büyük bir zevkle ve hâlâ yanıyorlardı. Onların canı mallarıydı bu sebeple malları büyük bir zarara uğramıştı ve zerre kadar pişmanda değildim. Aradığım cevabı bana Kiraz oturduğu yerden verdi, "Meydana gittiler, Mardin de aynı anda 6 konak yanmaya başladı seni mesul tutuyorlardı babanlar falan hepsi meydana gitti." Dedi düz bir şekilde babanemin sert bakışları onu bulduğunda çekinerek gözlerini kaçırmıştı. Dudağım duyduklarımla usulca kıvrıldı acısada şimdilik içime gömdüm yine nasılsa akşam yastığıma dökerdim yaşlarımı. Onlara arkamı dönüp tekrar dış kapıya ilerlediğimde annem kolumu tutup durdurmuştu beni, "Nereye! Gel bir pansuman yapalım hastaneye gidelim karnına noldu ha söyle." Endişesi okunurdu gözlerinden lakin istemiyordum hiç birşeylerini yarama baktıktan sonra tekrar bir kenara çekilicekti bana ilgi göstermesi için acı çekmem şartmıydı?! Kolumu usulca ondan çekerken yorgun bakışlarla ona baktım, "Bana iyi bak anne," dedim gözlerinin içine bakarken, "İlerde bu gözlerin beni göremiyecek çünkü," dolan gözleri ile kaşlarını çattı bir şey söylemek için araladığında dudaklarını izin vermeden susturdum sözlerimle. "Konuşma her zamanki gibi, istediklerimi duyamıyacaksam boşa konuşma anne, " elini aldım ve moraran yüzüme koydum, "Hisset tenimi, beni hisset çünkü yakında hissedemiyeceksin. Sen anne sen yakında çok pişman olucaksın ama sizi affedersem de Allah benim belamı versin!" Elini öylece bıraktığımda cansız bir nesne gibi boşluğa düştü. Arkamı onlara dönüp kapıya vardığımda kapıdaki adama, "Araba getirin." dedim ancak elini önünde birleştirirken, "Bütün araçları aldılar Hanımağam boşta araç yok şuan." Dedi. "Nasıl ya!" Takside bekleyemezdim şuan ama bir an önce de meydana gitmem lazımdı. "Tamam, bana telefonunu ver kullanmam için, sonrada git ahırdan Asi'yi çıkar!" Dediklerimle aval aval suratıma baktığında, "Hadisene, acele et zamanım yok! Merak etme özeline girmem herhalde sadece arama için kullanıcam." Başını hızla salladığında telefonu cebinden çıkarıp bana uzattı. Senin özeline ben! "Nereye gidiyorsun Riva buraya gel ortalık yangın yeri zaten, mahvolduk sabahtan beri." Diye konuşurken yanıma gelmeye başlayan babaanneme dönmedim, "Meraktan öldük kızım kim yaptı bunu hangi soysuz dokunmaya cürret etti sana de hele verelim cezasını soysuzun." dediğinde hırsla, yanıma ulaşmıştı. Başımı yavaşça arkama ona çevirdim; "Merak etme sen babaanne tıpkı senin öğrettiğin gibi davranacağım bugün; acımasız, gaddar, güçlü, duygusuz," derken yüzüne yaklaştırdım yüzümü, "Ve en önemlisi babaanne bugün Hanımağalığımın hakkını vericeğim buna bir tek Mardin değil tüm doğu şahit olacak!" Dona kalmış yüzüne bakarak geri çekildim bu haline karşın dudaklarımda kendini bilmiş bir gülümseme peyda oldu. Aynı zamanda Asi'nin kayışlarından tutarak getiren adamın elinden kayışları aldım ve tek seferde sırtına atladım Asi'nin kayışları sıkıca tuttuğumda, beni izleyen herkese kısa bir bakış attıktan sonra babaanneme baktım yukardan, "Merak etme çok sürmez hepiniz haberleri alırsınız biz dönmeden önce." Daha fazla allak bullak olmuş yüzlerine bakmadım ve Asi'yi dışarı sürdüm. Yavaş yavaş ilerlerken dar sokakta cebimdeki telefonu çıkardım ve direk Cahit'in telefonunu tuşladım ki zaten kayıtlıymış. Telefon kısa sürede açıldığında, "Neredesin?" Diye sordum direkt. Sesimi alır almaz şaşırdığını hissetsemde konuşmuştu hemen, "Meydandayım hanımım her şey istediğiniz gibi ilerliyor, Kalender Ağamlar Asparşahlar hep burada. Fena halde öfkeli karşıdaki aşiretler lakin Zaza Ağa'yı görmeniz lazım paçaları tutuşmuş gibi fakat kimsenin henüz olanlardan haberleri yok." Duyduklarım yüzümde geniş bir gülümsemeye neden olmuştu. "Oraya geliyorum bekleyin, ve söylediğim gibi ben işaret vermeyene kadar o konaklara müdahalede bulunulmayacak." "Yok hanımım zaten tamamen bitmelerine de az kaldı sayılır beton taşları katran karasına bulandı bile." Diye açıklama yaptı sesinden hissettiğim memnuniyetle. "Onların canını yaktım Cahit bilmelisin ki bu tür insanları canı mallarıdır." "Haklısınız Hanımağam fakat burası kızışmak üzere acele etseniz iyi olur." Dedikten kısa süre sonra telefonu kapatıp tekrar cebime sıkıştırdığımda hızlanmaya başladım, saçlarım geriye doğru savrulurken sokaklardaki insanları bakışları şaşkınlıkla bana çevrilip duruyordu.  Atın üzerinde her sarsılmam karnımdaki acıyı perçinleştiriyordu karın boşluğuma gelen tekmesi hâlâ can yakıcıydı yüzüm gibi ancak onların canı daha da yanıcaktı tabi hatta yanmıştı bile. Onca emeğimin heba olmasının şiddet görmemin kaçırılmamın aşağılanmam hakarete uğramam ve en önemlisi ailem üzerinden tehdit edilip vurulmam hiç bir sekilde sineye çekilir değildi, bu sebeple yaptıklarının bedellerini elbetteki ödeticektim. Cahit'i ilk aradığımda da aklımdakileri icraate dökmüştüm; bütün olanları üstün körü anlatırken yapması gerekenleri de anlatmıştım. O beş aşiret konağını ayarladığı adamlarla kundaklayarak yakarken aynı zamanda bende Asparşah'ların konaklarından birini yaktım ve zerre pişman değildim içimde daha fazlasını yapma isteği varken üstelik. Darlı genişli sokakları arkamda bırakırken meydana yaklaşmıştım, geniş meydana giriş yaptığımda oluşan kalabalık gözle görülürdü, onların utanmadan arlanmadan yaptıklarına rağmen hesap sorar gibi gelmeleri bize meydan okumaları zaten tepemde olan öfkemi arşınlıyordu. Kalabalığa hızımı kesmeden yaklaştıkça beni fark eden insanlar ortadan ikiye ayrılır gibi açıldılar bana hayretle bakarlarken açtıkları yolda kalabalığın içine girdiğimde hızımı azaltmadan ilerledim. Oradaydılar abimler babamlar o aşiretlerden gördüğüm bir iki simaya kalmadan tam karşımda Boran Ağa'yı gördüm şaşkınlık ile açılmış şoka uğramış irisleri durumu algılayamadan diğerleri gibi, atı onun üzerine sürdüm. Durmadım. Gözlerimiz birbirini tutarken. Onca insanın içinde Boran Ağa'nın tam üstüne at sürüp onun üzerine doğru Asi'yi şaha kaldırdım. Bir erkeğin dahası bir Ağa'nın üzerine at sürmek üstüne at şahlandırmak büyük bir saygısızlık olarak nitelendirilirdi ve üstünlük belirtisi olarak. Herkesin şaşkınlık içinde bakakaldığının farkındaydım ancak Asi ayaklarını yere basıp kendi etrafında bir tur döndüğünde bile Boran ağa'dan çekmedim bakışlarımı, gün neredeyse batmak üzereydi ama yine de Ay'a bir süre yardımcı olacak altı konak yanarak ışık saçıyordu bugün Mardin'e. Gözlerimiz birbirine kenetlenmişken benimkinden salt öfke, hırçınlık ve asi'lik akarken onun gözlerinde duygu karmaşası yer alıyordu; Şaşkınlık? korku? Öfke? Hayır hayır şimdi belirginleşmeye başlamıştı işte gözlerimden yüzüne akın eden öfke gözle görülür olmuştu. Çehresi sertleşti gözleri karardı sanki. Doğaldı tabii bu kadar insanın içinde yaptığım gururuna dokunmuş olabilirdi ama benimde onurumu gururumu bir sakız gibi ağızdan ağıza dolaştırmış sonrada yere atmışlar üzerine basıp gitmişlerdi fakat ben tıpkı o sakız gibi onlara onlar farketmeden yapışmıştım ve ayaklarına dolanmıştım. Çıkarmaksa hiç kolay olmayacaktı. Asi'nin üzerinden dişlerimi acıyla sıkarak indim. Karşı karşıya kaldığımızda bakışmamız da kesilmemişti ancak sessizliği en azından uğultuyu kesicek hamle abimden gelmişti nerde olduğunu bilmediğim şekilde ki sanırım arkamda kalmıştı, "Gece, nere-," diye endişeli gelen sesi karşımdaki adam gür sesiyle kesti ya da bastırdı. Kaşlarımı bile çatıcak duygu belirtisine bile izin vermeden aramızdaki o kısa mesafeyi tek adımda kapattı, "KİM DOKUNDU LAN SANA!" diye kendinin farkında mıydı bilmiyorum boynundaki damarlar belirginleşircesine bağırarak konuşurken eliyle yüzümü avuçlayacaktı ki son anda durdu yüzüme daha doğrusu berbat olan kısma bakınca eli yüzümün iki yanında yumruk olurken yüzü acıyla kasıldı, hâlbuki dayak yiyen bendim. "Kim dokunabildi sana kim bunları yapıcak kadar kafayı yedi ulan!" Tekrar bağırdığında öfkeyle, yemin ederim elinde mikrofonsuz bütün meydana duyurmuştu sesini daha da duyuruyordu. "Bana isim ver Gece! Başına ne geldiyse anlat hemen soylarını kurutmazsam şerefsizim lan!" Diye kükrerken elini saçlarından geçirdi öfkeyle. Gözlerim arkasında kalan Zaza Asparşah'a gitti üzerine sinen korkuyla bakıyordu torununa, Boran Asparşah'a. Abim tekrar kolumdan tuttuğunda kendine çevirdi beni, "Güzelim benim," dedi içli içli. "Öldük korkudan arabanın kaza yaptığını yandığını öğrendiğimizde öldük biz resmen daha ne kadar sınanıcağız senin ölüm korkunla." Elini sırtıma kaydırıp bana sarılmak istediğinde Karnımdaki eli indirmeden bir adım geriledim ondan, öfkemi ve sinirimi korumalıydım abimin şefkatine sığınmamalıydım şu an. Kolları boş kaldı bana anlamazca baktığında ondan çektim bakışlarımı ve karşımdaki öfkesi bedenini komple sarmış hızlı nefeslerle sert soluklarla bana bakıyordu ve bakışlarının odağı yüzüm olduğunda ise olamazmış gibi daha da sinirleniyordu. Bu sefer arkasındaki sözde benden hesap sormak isteyen insanlara baktım, hepsi deli danalar gibiydi Zaza Asparşah ile göz göze geldiğimde dudaklarım kenara kıvrıldı. "Ne dedin Boran Ağa bunları yapanın soyunu kurutucağını mı?" Gözlerimi Zaza Asparşah'dan çekmeden konuşmuştum. Gerildiği her halinden belliydi hâlbuki bugün bana karşı pek bir heybetliydi. Boran Ağa bana doğru adım attığında hala ona bakmıyordum, "Sana yemin ederim hesabını sorucağım hepsinden, bana sadece isim ver yeter!" Sabırsız ses tonu gittikçe ihtiyaçlı bir tona dönüşmüştü. Yutkundum derin bir nefes alırken ona döndüm. Gözleri yüzümü seri hareketlerle turluyordu resmen. "Konuşsana Gece kim lan bu soysuz ha, nasıl benim kızımın canına kıymaya kalkar!" Bu hiddetli ses babama aitken aynı anda ona döndük bizimkilerin hepsi buradaydı Mustafa abimde dahil. Babam yanıma kadar geldiğinde diğerleri de merakla arkasında yerlerini aldı, yorgunca baktım hepsine, "Öğreniceksiniz ancak önce neden burada olduğumuzu konuşalım baba." Dedim yüksek sesle tekrar Boran Ağa ve arka tarafındakilere döndüğümde, "Boran Ağa Öyleyse kendi soyundan başla hesap sormaya!" Dediklerim kulaklarında yankılanırken gözlerinden karmakarışık olduğu belli oluyordu. "Ne demek bu?!" Sesi o kadar da güçlü değildi bu sefer. Tekrar diğer hesap sormak isteyenlere döndüm hâlâ daha konaklarının derdindelerdi demek ki gerçekten malları canlarından kıymetliydi. "Ama önce dediğim gibi buradaki sorunu çözelim! Duydum ki benden, Riva'lardan hesap sormak için toplanmışlar?!" Diye yüksek sesle onlara doğru konuştum. "Doğrudur! Konaklarımızın Hesabını vereceksiniz." Diyen kişi o yaşlı Siyabend'ti. Abim hızla lafa girdi, "Ne konağı lan hâlâ anlamadın mı bizimle alakası yok bizim derdimiz başımızdan aşkın! Gelmiş konak diyor hâlâ!" Abimin öfkeli konuşmasına babamda dahil oldu, "Bakın Ağalar sabrımız tükenmek üzere bilesiniz, laflarınıza dikkat edin iftira da atmaya kalkmayın sakın!" Dedi sinirle. "Ne iftirası Kalender Ağa yaktınız işte konağımızı, hemde el kadar bir kız için!" Dedi Lerzan Aşiretinden o yaşlı. Bu seferde ona lafını çarpan Boran Ağa, "Düzgün konuşun derdiniz neyse çözülecek ama iftiraya sakın başvurmayın yoksa sadece konaklarınız yanmaz!" Diye hiddetle bağırdı, bu da onun hiçbir şeyden haberi olmadığını gösteriyordu. Zaza Asparşah torununun hiddeti karşısında daha da gerilemişti sanki, o sırada Vapran Aşiretinin ağası Zaza Asparşah'a döndü, "Doğru değil mi Zaza Ağa cevap versene." Dediğinde bakışları birbirini buldu ancak zaten tek kelime edemiyeceğinin farkındaydım Bertan ağa ve Boran da dahil herkes Zaza Asparşah'a bakarken, gereken cevabıda ben verdim. "Doğrudur!" Diye bağırdım yüksek bir şekilde etraftaki uğultu kesildi birden tüm bakışların odağı ben oldum, derin zehirli bir nefes çektim içime sanki, "Konaklarınızın yanmasının sebebi benim! Ben istedim ben yaktım, ailemden kimseninde haberi yok bundan, şimdi de karşınızdayım de hayde sorun hesabınızı bakalım!" diye konuştum gür bir şekilde. Onlara okuduğum meydana karşı oldukça şaşırmışlardı üstelik kesilen uğultu tekrar başladı hem konuşulanların çoğunuda duyuyordum. "Nasıl yakmış mı yani?" "Kendi mi yakmış hemde Ağaların konaklarını." "Kimsenin haberi yoktu diyor, nasıl cesaret etmiş peki." "Gece Riva'dan beklenecek haber şahsen saşırmadım ki ben! Siz Urfa'da yaptıklarını hiç mi duymadınız." Duyduğum şaşkınlık nidaları yerine yanımdaki Boran Ağa ve arkamdaki ailemden ses bekledim ancak tek kelime duymamıştım ve onlara kısa bir bakış attığımda yavaşça yuvalarına dar gelen gözlerle bana baktıklarını fark ettim kendine çabuk gelen daha doğrusu burada olduğunu fark edemediğim Özgür olmuştu, "Ulan biz sabahtan beri bir yerlerimizi yırtıyoruz söndürmek için, bileydim acımaz yaklaşmazdım konaklara ya!" Sitemli bir şekilde konuşmuştu ve orda yanlarında Civan ve Bahoz Ağa'da vardı. "Ferman Gece'yi hemen götür ben hallediceğim burayı." Diye birden konuşan Boran Ağa ile kaşlarımı çatarak ona baktım eli kolumu kavradı sıkmadan sonra da omuzumun arkasından abime baktı, abim ise o da aynı kolumun üstünden tutarken, "Biz gidiyoruz burası sende." Diyen abimle Sinirle karşımdaki adama baktım sonra ise aynı anda kolumu ikisininde elinden çektim. "Hiç bir yere gitmiyorum! Ben yaptım diyorum hani törelerine bağlısın ya sen, şimdi de o bağlılığı göster hadi." Diye diklendim Boran Ağa'ya. Kirpikleri sinirden titredi. Bakışları yine yanağıma burnuma dudağıma düştü sırayla bu onu daha da öfkelendirdi. Acaba çok mu kötü olmuştum temizlememiştim üstelik. "Karar isteriz biz yaptığı affedilir değildir, cezasız kalamaz!" Diye bağırdı Vapran Aşiret Ağası aynı anda başımızı ona çevirdik, Kaniyan'da Vapran'a katılıp başını salladı diğerleri onaylar sesler çıkarırken o, "Boran Ağa biz adalet isteriz bizim canımıza kast edilmiştir, karşındaki kız bizim evimizi barkımızı yakmış hâlâ da yakıyordur." Dedi kızgınlıkla onu tutan genç adamlar olmazsa üzerime atlayacak gibi duruyordu ancak adım gibi biliyordum ki serbest kalsa bir adım dahi atamazdı. "Çok istiyorsan gel benden al adaletini hayırdır!" Diye bağıran kişi Jiyan amcamdı omuzumun üstünden ona baktığımda Mustafa ve Serkan tutuyordu onu en az onun kadar sinirliydiler onlarda. Etraftaki kalabalıkta film izler gibi izliyor her kelimede de kulaktan kulağa konuşuyorlardı sanki ancak Boran Ağa tüm meydanda duyulacak kadar gür bir şekilde kükredi resmen karşımızdaki Ağalara, "KİMSE KARIM OLACAK BİR KADINI AŞİRET ÖNÜNE ÇIKARIPTA ONU YARGILAYAMAZ! HESAP SORAMAZ ONDAN! BİR ŞEY SÖYLEYECEKSİNİZ BANA İSTEYECEKSİNİZ BANA GELECEKSİNİZ ADINI DAHİ ALDIRTMAM AĞZINIZA! Şaşkınlıkla ona bakakaldığımda tek böyle kalan bende değildim sanırım, bu adamın hareketleride söyledikleride artık korkutmaya başlıyordu beni nedensizce. "O halde bize biri hesap versin konaklarımız yanıyor bunun bedelini ödesin o vakit birisi!" Dedi Boran Ağa'nın söyledikleri henüz idrak edilmemişken Siyabend'liler. Boran Ağa onlara karanlık bakışlar atarken boynunu kütletti sırtı gerildi bunu yan profilinden de anlayabilmiştim. "Haksız mıyım ey millet!" Diye de ekleyip arka çıkmalarını istedi etraftaki kalabalığın. Ve istediğini de almış sayılırdı aradan insanlar doğrudur diye onlara arka çıktığında öfke tekrardan gün yüzüne çıktı bedenimde. "Tamam o halde madem adalet istersiniz olsun," dedi sert bir tavırla Boran Ağa sonrada bana döndü, "Neden yaptığını anlat Gece." Dedi Kendinden emin. "Evet anlat Gece madem yaptım diyorsun haklı sebebin muhakkak vardır!" Diye ekledi Babam yüksek sesle. Bu iyidi işte, sorunsuz yere millete sataşmayacağımı anlamışlardı en azından. Derin bir nefes aldım, "Evet ben yaktım ve bir sebebim değil bir sürü sebebim var!" Dedim onlara karşı öfkeyle en çokta Zaza Asparşah'a bakarak. "Gün ortasında zerre kadar utanmaları olmayan bu aşiretin saygın yaşlı ağaları tarafından uyarılmak tehdit edilmek ve aşağılanmak için kaçırıldım çünkü!" Diye bağırdığımda boğazım yırtılırcasına sesimde söylediklerimde insanlarda Şok üstüne şok yaratmıştı artık ve karşımdakiler dikleşti oldukları yerde. Önüme düşen saçlarımı hırsla geri çektim ve yüzümü ortaya çıkararak parmağımla gösterdim herkese, "BU YÜZÜMDEKİ HERŞEY DE BİR GÜÇ GÖSTERİSİNİN BEDELİDİR." Herkes ama herkes suspus olmuştu karşımdaki adamlar ise birbirlerine korkuyla bakarken ben yanımdaki adamın üzerimdeki bakışlarını yok saymaya çalıştım "Sizin bu her sözüne büyüktür doğru der doğru yapar ne derse onu yapalım dediğiniz örnek aldığınız adamlar ki -adam- demeye bin şahit ister, bunlar onca adam tarafından beni alıkoyup utanmadan beni ezmeye kalktılar zorla saygı göstretmeye çalıştılar! Başlarına lider diye geçen kendini yüceltende Zaza Asparşah'tır." "Kendince adına ders verme dediği bu olayıda," diyerek yüzümü gösterdim tekrar, "O şahsiyet yaptı, beni Gece Riva'yı ailesiyle tehdit etti, arkasındaki millete adamlara aşiretine güvenerek üzerime yürüdü! Ailemi Aşiretimi sevdiklerimi öldürmekle tehdit etti! Deyin şimdi hangi adamlığa sığar bu!" Öfkeyle aldığım her soluk bıçak gibi keskin bir şekilde boğazımı kesti sanki. Yıkılmış ne ediceğini bilemeyen Boran Asparşah'a baktım sonra Bertan Ağa'ya, Zaza Asparşah yüzünde onlarda yanmışdı ama kimin umrunda Boran Asparşah'ta dedesinin torunuydu işte o da ailemle tehdit etmişti beni saydığım kelimeler onun içindide ayrıca, buz mavisi gözlerim en soğuk tonda kesişti onun gözleriyle, nefretle öfkeyle baktı ona. "Siz nasıl insanlarsınız böyle?" Abim hayretle konuştuğunda bile bakışmamız kesilmedi onun yüzü donuklaşırken ben hırsa büründüm. "Biz barış olsun diye sözde yapmıyor muyuz bu evliliği? Bu yaptıklarınız da ne demektir!" Babam onlara atılıp beni de geçip onların üzerine belindeki silahı çıkarıp yürüdüğünde tepkisiz kaldım hâlâ barış diyebiliyorduya inanamıyordum! Babam onlara silah doğrulttuğunda bizim akrabalardan bir kaç kişi onu tutmaya çalıştı. Boran Asparşah ani bir hareketle arkasına döndü dedesine baktı yedi kat yabancı büyük bir öfkeyle, "Bunu nasıl yaparsın sen! Kimsin sen ha, hangi aşiretten bahsediyorsun sen Zaza Ağa!" Diye bağırdı, Bertan Ağa olumsuzca başını salladı babasına. Ancak Zaza Asparşah geri çekilmek şoyle dursun daha da körükledi yangını, "Kelimelerine dikkat et Boran! Ben ne hakkettiyse onu yaptım asıl sen ona hesap sorucaktın yüzük atmak ne demektir ha!" Dedi. "Ne yüzüğünden bahsediyorsun sen dede! Öyle bir şey olmadı ama farzetki oldu ben ne yapacağımı bilmiyor muyum lan! Ben ona gerekeni her türlü yaparda uyarırımda sizin haddimize mi ki benim karım olacak kadını kaçırmak lan! Kimseye bu şekilde davranamazsınız, kadınlar sizin köleniz değil kabul etmiyorsanız siktir olup gideceksiniz ancak benim olduğum yerde benim topraklarımda göz göre göre bir mazluma bir kadına erkekte fark etmez zulmeden olursa ahdım olsun gebertirim! Herkeste duysun benim aşiretimden kimsenin ne hüküm vermeye ne millete kendine göre ahkam kesmeye hakkı yoktur! Zaza Asparşah'ın da olduğu gibi!" Bağıra bağıra söylediği her kelimede bozardılar Ağalar. "Boran doğru söyler unutmayın ki doğunun hüküm veren sayılı Ağalarından, örfümüze adetimize saygısı olan insanlarda neyin doğru olduğunu bilmeli bilmiyorsa sormalı ancak zulmetmemelidir, kadınlarda kızlarda çocuklarda size Allah'ın emanetleridir siz dininize böyle mi bağlısınız!" Diyen Bertan Ağa ilede iyice büzüştüler. Aralarından genç bir adam öne doğru adım atarak çıktı, "Boran Ağa bizim babalarımızın yaptığından haberimiz yoktur olsa asla müsade etmezdik Allah şahidimizdir." Dedi adam ama ne yazıkki yaşın yanında kuru dayanmazdı. "Evet herkesin huzurunda af dileriz gerekirse ancak izin verin konakları söndürsünler henüz her şey yok olmadan." Dedi başka bir genç adam. "Gece, yürü konağa dönelim bir şey olmadan." Diye dibime kadar giren Mustafa abim konuştu, uzun zamandır bu kadar yakınıma girememişken şimdi yanımda olmasını yadırgamıştım çünkü tuhaftır ki o da benden uzak duruyordu. Ona karşı bedenimi tam döndürmedim gitmek istemiyordum tabiki de daha söyliceklerimde yapıcaklarım da bitmemişti çünkü, parmakları kolumu bulucakken tutmak beni yönlendirmek için, fakat ben ona gelmek istemediğini söylicektim ki Boran Ağa yemin ederim nasıl arkası dönükken bizden yeterince uzakken duymuş ya da hissetmişti bilemedim fakat tıpkı bir hava savunma gibi radarına giren Mustafa abimi hissettiği an geri püskürtmüştü. Mustafa abimi iki eliyle sertçe omuzlarından ittiğinde, "Sana ona dokunmayacaksın demedim mi lan ben!" Diye kükredi, geriye doğru nolduğunu anlamayarak sarsılarak gerileyen Mustafa abiyi Merih ve Serkan tutmuş bize dehşet bir ifadeyle bakıyordu. Ancak bende Boran Ağa'nın fark etmediği ana denk getirerek hâlâ öfkeyle Mustafa abiye bakarken kolundan öfkeyle ittim, "Asıl sen dokunma ona!" Diye bağırdım etarftaki bütün sesler birbirine karışmıştı artık. O bana şaşkınlıkla karışık öfkeyle bakarken etraftaki kalabalığa doğru, "HERKES SUSSUN VE BENİ DİNLESİN!" Diye bağırdım ardından Asi'nin yanına ilerleyip onun sırtına atladım tek seferde. Herkesi simdi hem net hem istediğim gibi görebiliyordum. "Zaza Asparşah!" Dedim ona bakarak, "Bugün, sizi öyle bir yakarım ki tek bir riva kalmaz bu topraklarda öyle bir yakarım ki külünüzü dahi bulamazlar demiştin yanındakilerde sana arka çıkmıştı ya hani," dudaklarım kenara kıvrıldı, "Sen arkandaki adamlara gücüne orduna güvendin, ama ben arkama kimseyi almadan tek bir kişiyle aynı anda altınızın konağını aldım elinden arkamdaki güce güvenmeden yaktım canınızı! Ben sadece dakikalar içinde Mardin'i yakabiliyorsam Allah şahidimdir sizide diri diri yakar acımam arkama bile bakmam! BİR DAHA BENİ YA DA AİLEMİ ORTAYA KOYAR BENİ KANIMLA TEHDİT EDERSEN, EDERSENİZ BENDE GECE RİVA'YSAM AŞİRET AŞİRET DİYE ÖVÜNDÜĞÜNÜZ O TOPLULUĞU GÖZLERİNİZ ÖNÜDE BİR BİR HARCARIM!" Gözlerimi salt ateş sarmışken öfkem soğumak ne bilmiyordu, onca çocuğun rızkını yok etmiş bütün emeklerimi yakmışlardı beni kaçırtmış üstüne aşağılayıp dövmüşlerdi, hayatım boyunca ezilmediğim kadar ezilmiş utanmayacağım kadar utanmıştım. Etrafım bir parça canlı et görmüş gibi saldıran zombiler gibi sarılmıştı, polisi aramışlar mıydı bilmem milleti ancak daha fazla kalırsak polislerin buraya damlaması an meselesiydi. "Konaklarınıza gelecek olursak ben istemediğim sürece tek bir itfaiye dahi müdahale edemeyecek yaklaşamayacaktır, ancak yeteri kadar yandığınızı düşünüyorum, umarım yeterli bir ders olmuştur size bu!" Gözlerimi etaraftan alıp doğu yönüne doğru ileri diktim kalabalıktan uzak bir şekilde bana bakan Cahit'i görünce gülümsedim belli belirsiz ve elimi havaya kaldırarak kestik işareti yaptım anında kafasını salarken ortadan kayboldu bile. "Şimdi herkese Şev baş," dedim ve Asi ile dönüp kalabalıktan çıkana kadar yavaşça ilerledim açılan önümle ise hızlanarak konağa doğru ilerlemeye başladığımda, içimde büyük bir ferahlama peyda oldu aldığım nefesi hisseder oldum. Aslında bu şekilde davranmak istemezdim ancak durmuyorlardı ve benim gibi delirince ne yapıcağı kestirilemez birine böyle davranmaları onların zararına olurdu bunu anlamaları lazımdı. Ve üstelik işte şimdi odama yatağıma gidip içimde tuttuğum tüm acıları ve göz yaşlarımı serbest bırakabilirdim. Ki öylede oldu; Uyuyordum ancak uykumun içinde bir his bir ses bana yavaşça gözlerimi açmamı fısıldıyordu sanki. Bu düşündüklerimi doğrulayacak şey yüzüme yakın hissettiğim bir şeydi dahası ılık bir hava yüzüme vurmaya başladığında kaşlarımı yavasça çatarken gözlerimi anında açtım. Karanlığa kısa sürede alışan gözlerimin ilk odağı karşısında dibimde hissettiği gözler olduğunda ağzıma kapanan elle ne olduğunu anlamadan korkuyla kuş gibi çırpınan kalbim ile atıcağım çığlık ağzıma kapanan elle kesildi. &&&&&BÖLÜM SONU&&&&&
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE