19. Bölüm Part:2

4364 Kelimeler
Kolum fena halde acımaya başlamıştı bıraksada parmaklarının hissiyatı hâlâ yerli yerindeydi, ancak ona onun gibi karşılık verdim, "Doğruları söylemek ne zamandan beri tehdit oldu Ağa." İnanmazca baktı bana tıpkı arkalarındaki gibi, onlar oturduğu yerde titrerken ben bu adamın karşısında hâlâ konuşuyordum. Hırsla arkasında tekrar birleştirdiği ellerini çözüp birini bana uzattı, "Öp lan elimi bana saygı göstereceksin ve öpüp alnına koyacaksın şimdi, hayde!" Bir eline bir de yüzüne baktım, "Bakma ulan şöyle öp elimi başına koy bana hörmet göstereceksin karşında Ağalar ağası var senin! Konuşmak için bile izin alacaksın benden." Zerre kadar saygısızlığa göz yumamayan biri duruyordu karşımda hayatının her anında kadınları ezmeye çalıştığı aşikardı sanırım ve Ağalar ağası demişti belliki büyük bir aşiret Ağa'sıydı ancak benimle işi neydi? Sanki az önce bana bağırmamış bana el uzatmamış gibi konuştum, "Bana kim olduğunuzu söyleyin dedim," diye bastıra bastıra söyledim, "Arkanızdaki insanlarında kim olduğunuda söyleyinki dediğiniz gibi hürmet görmeye layıkmısınız anlayayım o zaman." diyede ekledim hiddetle. Kim olduklarını bilmem lazımdı. Gözleri karardı uzattığı elini yumruk yaparak indirdi ve bana bir adım daha yaklaştı gaz lambalarının yarattığı sarımsı turuncu loş ortamda ve yöresel kırmızımsı koltuk minderlerinde oturan adamlar ile yaşadığım anı kafamda defalarca kez düşünüyordum başıma bunlar neden geliyor diye. "Ben," dedi büyük bir zevkle, "Ben Asparşah aşiretinin en büyük Ağasıyım, Bertan Asparşah'ın babası Boran Asparşah'ın dedesi." Hayır hayır bunu daha büyük bir zevkle söyledi ancak duyduklarımı anlamakta güçlük çekiyordum ne demekti Asparşah Aşireti?! "Arkamda gördüklerinde," dediğinde kolumdan tekrar tutarak onların önüne doğru çekiştirerek götürdü ve eliyle tek tek göstererek konuştu, "Lerzan aşiret Ağası, Kozan, Kaniyan, Vapran,ve Siyabend aşiretin en saygın yaşlı Ağa'ları." Dedi ve iterek bıraktı. "Ve sen Ağa oldukları için değil erkek oldukları için onlara ve bana saygı göstermek zorundasın!" Diye bağırmasıyla gözlerim transtan çıkar gibi onu buldu tekrar, bu nasıl cehaletti böyle ne demekti erkek olduğu için saygı göstermek! Nasıl bu kadar hor gören cahil pislik heriflerin tekine dönüşmüşlerdi, saygı hakedene gösterilirdi bir avuç aptal kendini erkek sanan dalkavuğa değil! Peki ya Boran Ağa'nın bu olanlardan haberi var mıydı? Onlardan uzaklaşarak geriledim, "Sizin Allah belanızı versin." Dedim tükürürcesine. "Yeter kes sesini, Kalender Ağa'ya bak kızına zerre terbiye öğretmemiş bize karşı başını bile kaldırmaması gerekirken utanmadan konuşuyor birde." Bunu diyen Lerzan Aşiretinin Ağa'sıydı. "Doğrudur, siz bunu mu alacaksınız gelin diye kendinize Zaza." Kaniyan Aşiretinin ağası demişti bunu demek karşımdaki bu adamın -sadece cinsiyet belirtmek için söylüyorum- adı Zaza'ydı. "Sanki mecbur değilmişim gibi konuşma şimdi, neyse eğitmesini biliriz elbet görün bakın nasıl dili olan konuşamayan birine çevereceğim." Dedi Zaza Asparşah kahkaha atarak, diğerleride ona katıldığında yüzümü buruşturdum. Göğsüm sıkışıyordu artık ancak derin nefeslerle sakin kalmalıydım, titreyen çenemi bile sıkarak zapt ederken nasıl olucaktı bilmiyordum. "Bırakın gideyim diyorum artık." Yinede son bir umut konuşmuştum. "Yok öyle önce küçük bir ders alman gerekir." dedi yine aynı keyifle, korktuğumun farkındaydı demekki ama elimde değildi ki. "O zaman ne yapıcaksanız yapın artık!" Diye patladım sonunda. Ancak yüzüme inen sert tokatla neye uğradığımı şaşırmıştım. "Önce nasıl konuşman gerektiğini öğren lan pislik!" O öfkeyle bağırırken titreyen elimi yanan yanağıma götürdüm, derin derin nefes almam gerekiyordu. Ağlamayacaktım canım henüz çok yanmıyordu değilmi. "Bana bak ve hesap ver sen kimsinde benim torunumun yüzüğünü atıcak cesarette bulunursun ha!" Diye bağırırken yinede ona bakmadım. Kanım dondu adeta karşımızdaki adamların yanında nasıl nişanı attığımı söyleyebilirdi ki?! "Sana lafımı ikiletme demedim mi ben lan!" Bağırırken bu sefer saçlarıma elini attı, nasıl olduğunu anlayamadığım anda kökünü koparırcasına çekti kendine, "Ağhh, bı-bırak." Acıyla inlerken daha da asıldı ve yaklaştı yüzüme, "Cevap ver lan sen kimsinde hangi cesaretle Asparşah'lara rest çekersin!" Dolan gözlerimden akan bir damla yaşa sahip çıkamadım. Bu çok fazlaydı. Zorlukla yutkunurken, "Ben verecek bir hesabım varsa Boran Ağa'ya verdim zaten bırakın artık, benimde bir sabrım var." Dedim titremesine rağmen güçlü bir sesle. Ters bir hareketimde kapının ardındaki pislik herifler beni mahvedebilirdi burada yanımda olucak sırtımı dayayabileceğim kimsem yoktu üstelik, hem bu yaşlı adamın eli nasıl bu kadar ağır olabilirdi. "Birde utanmadan hâlâ tehdit mi eder bu Zaza!" Diyen arkadaki adamlardan biri ile saçlarımı daha güçlü çekti saç diplerim feci halde sızlıyordu ancak acımıyordu bile bu pislik, dişlerimi sıktım acıyla inlememek için. Her ne kadar tatlı canlı olsamda direndim. "Bana yaptıklarınızı hâlâ sineye çekebilirim lütfen bırakın artık, fark etmeden gitmem gerek anlayın." dedim zor çıkan sesimle. "Ehh yeter lan banane fark etmelerinden korktuğumumu zannediyorsun sen!" Elini saçlarımdan çekti ancak ben daha rahatlamadan sert bir tokat daha indirdi yüzüme, bu seferkiyle yere düşmüştüm, burnumda müthiş bir ağrı belirdi, sık nefeslerim arasında o bağırırken bir tokat daha indirdi suratıma dudağımda yanıyordu artık. Nasıl bir durumdaydım ben şu an. Dayak yiyordum resmen en son babamdan tokat yemiştim o kadar ha birde küçükken öldüresiye amcam tarafından dövülüşüm vardı tabii, ancak bu kadar hissedilerbilir miydi onlar. Niye sürekli bir şeylerle uğraşmak zorundaydım ki nefeslerim ardından yüzümü kapatan saçlarımla başımı yere eğdim yerden destek alarak doğrulmak istiyordum ancak o gücü bulamıyordum kendimde. "ŞUNU SAKIN UNUTMAKİ SİZ BİZE MUHTAÇSINIZ BİZ İSTEMESEK BU EVLİLİK OLAMAZ VE BÜTÜN KANINIZ DÖKÜLÜR MARDİN SOKAKLARINDA!" Saçımdan tekrar tutarak başımı kaldırdı dizleri üzerine eğilmişti, "Sen bırak yüzükleri atmayı söz söylemeye bile hakkın yoktur, belliki bizimkiler sana acımışta ses etmemiş ancak ben acımam! Yatıp kalkıp dua etmelisiniz sizi gebertmemek için bir şans sunarken böyle nankörce davranamazsın gebertirim seni duydun mu lan!" Dişlerimi sıktım acıyla, "Biraz yürek varsa sende şimdi sıkar vurursun beni Zaza Asparşah!" dedim dik kafalılıkla geri durmayarak. Gözlerime inanamazca baktı ne zannediyordu beni korkutabileceğini mi iki vuruşuyla önünde diz çökeceğimi mi, asıl o bitmişti bu saatten sonra. Elinin birini saçlarımdan bırakmadan diğeri ile çenemi hapsetti parmaklarına, sertçe sıkarken ağrıyan yüzüm daha da yandı, yüzümü buruşturdum. "Zerre kadar tanımıyorsun beni size öyle şeyler yaparımki kaçacak yer ararsınız!" Dediğinde ittirerek bıraktı çenemi ve doğruldu. "Şunu o kafana sok sen artık Asparşah'ların malısın namususun, siz bize karşı gelemezsiniz yoksa hepinizi gebertirim duydun mu lan kahpe!" Bağırdı arkadaki adamlarda resmen keyifle izliyordu olanları. "Bu arkamdaki adamların hepsi yapıcağın tek bir hatada ipini çekmeyi bekliyorlar bunu sakın unutma! Yüzük meselesi Boran sayesinde kapatıldı ancak başka hata kabul etmeyiz." Demesiyle güldüm histerikçe. "Onların Aşirette hiçbir şey söylemeye hakları yoktur burada olmaları bile bir şey ifade etmez söz hakkı aşiretlerindeki Ağalardadır, yaşlılar diye söz söyleme hakları yoktur, tıpkı sizin olduğu gibi!" Diye tükürürcesine hiddetle karşılık verdim. Tıpkı oturan adamlar gibi öyle bir bozardı ki bir süre ses edemedi. Yalan değildi onlar hiç bir karar veremezlerdi, sözde törelerde geçmezdi bunlar aşiretlerindeki Ağalarda eğer 12 kişilik aşiret heyetinde yer alıyorlarsa konuşabilirlerdi aksi halde Ağa olmaları bir işe yaramazdı. Öfkeden delirdiğinde söylediği yaptığı hiçbir şeyin bende tesiri olamadığını fark etmişti, kimin dolduruşu ile bunları yapmaya kalmıştı bilmiyordum ama ona çok pahalıya patlayacaktı tüm bunlar. Üzerime doğru hırsla yürüdüğünde nasıl olduğunu fark etmediğim bir anda tekme attı karnıma, iki büklüm bir şekilde çığlık attığımda o bağırmaya başladı, "Siz Riva'ları tek bir hareketimle yok ederim lan, öyle bir yaparımki yok olursunuz lan siz, siz kim oluyorsunuzda bize karşı gelmeye çalışırsınız ha sizi öyle bir yakarımki sülaleni yok ederim bu topraklardan." Bir tekme daha yediğimde nefesim tamamen kesilmiş gibi hissetmiştim, üstelik bu da beni ailemle tehdit ediyordu ne demekti aileni yok ederim! Öfkesi o kadar farklı ve büyüktüki konuşurken bile soyadımızı tiksintiyle çıkıyordu ağzından. "Duydun mu iyi dinlesin herkes, SİZİ ÖYLE BİR YAKARIM Kİ TEK BİR RİVA KALMAZ BU TOPRAKLARDA ÖYLE BİR YAKARIM Kİ KÜLÜNÜZÜ DAHİ BULAMAZLAR!" Sesi odanın değil evin dışında defalarca kez yankılandı tıpkı benim kulağımda defalarca kez yankılanan sözleri gibi. Gözlerinin en içine baktım, "Bu da sana ders olsun ayağını denk al ve olması gerektiği gibi ol, unutma sen asla bir Hanımağa olmayacaksın Asparşah'lara." Dediğinde oturan adamlara işaret verdi kalkmaları için, onlar ayaklandığında ben hâlâ olduğum yerdeydim. "Bu topraklarda bilmelisin ki erkekler ne derse o olur, aklını başına devşir yoksa daha çok yerlere kapanırsın." Diyen Siyabend Aşiretindeki adamdı yavaşça yürüyüp odadan çıkarken gözlerinin en içine baktım. Sadece bu topraklarda değil ben her yerde kadının hor görüldüğünü görmüş duymuştum sadece bu topraklara özgü bir şey hiç bir zaman olmamıştı bu üstelik etrafımda karısını kızını başının üstünde taşıyan buranın erkekleri varken çoğul konuşması çok yanlıştı. Tek tek çıkan adamların hepsine acıyla dik dik baktım sonunda Zaza Asparşah kaldığında pis bir gülümsemeyle bana baktı, "Bu arada konağa döndüğünde onlara olduğun durumu kaza yaptığını söyleyerek açıkla... Çünkü öyle oldu," gözlerim irice açılırken bundan keyif aldı, "Adamlara kaza süsü verin dedim arabayı nasıl toslamışlarsa ağaca yanmaya başlamış yani anlayacağın araban yandı bitti kül oldu, tıpkı seninde akıllanmazsan olacağın gibi." Diye gülerek o da odadan çıktı ancak aklım son söylediği sözlerdeydi. Araba yanmış mıydı içinde bulunan onca emeğim çöp mü olmuştu yani, hayallerimi nasıl yakarak bu şekilde elimden alabilirlerdi nasıl bu kadar acımasız olabiliyorlardı, onlardan resimlerden kaç kişi kaç çocuk nasiplenicekti haberleri var mıydı. Canım az önce yediğim dayaktan çok daha beter hâlde yanıyordu, bir resim yapmak kolay mıydı sen o fırça darbesini atana kadar ne ilhamlar bekliyorsun yaptıktan sonra içine sinmezse nasıl üzülürdün sonra tekrar yapmak bile sabır isterken o kadar emeğim bir hiç uğruna gitmişti. Kendimi öylece bıraktım yere sırtüstü dışardan gelen araba sesleri gittiklerini gösteriyordu, acıyan saç diplerim yanan yüzüm her nefes alışımda karnıma batma hissi veren ağrı ile çokta dayanamadan ağlamaya başladım, göz yaşlarım musluk vanası açılmış gibi akarken sesim odaya doluyordu. Başıma gelen hiçbir şeyi haketmemiştim ama niye kurtulamıyordum bu olanlardan. "NEFRET EDİYORUM SİZDEN!" Diye öfkeyle çığlık attım dayanamayarak. "Umarım yaktığınız kadar yanarsınız, siz benden ömrümü aldınız Allah'ta sizden alsın." İnleyerek ağladığımda göğsüm sarsılıyordu. Boran Ağa yetmezmiş gibi birde dedesi çıkmıştı ailemle beni vurmaya çalışan, peki neylerine güveniyorlardı arkalarındaki onca adamlarına Aşiretlerine mi?! Kendilerine adam diyorlardı ama gündüz vakti o kadar adamla bir kız kaçırıp utanmadan dövüyorlardı. Peki ben çok merak ediyorum bu nasıl bir cahil cesaretiydi ki bunları yapmışlardı. Gözlerimi sıkıca yumdum, "Bakalım kim kimi yakıyor Zaza Asparşah, benki Gece Riva'yım senin gibi bir bunağın yaptıklarını yanına öylece koyar mıyım." Yerden güçlükle destek alarak doğruldum elimin tersini acıdan uyuşan burnuma ve dudağıma götürdüm elime bulaşan sıcak kanla midem bulandı. Histerikçe güldüm elime bulaşan kana bakarken. "Ben size vurmadan yakıcam canınızı, kan akıtmadan kırmızıya boyayacağım etrafı! Size sabrımın sonu var demiştim sonu sana denk geldi Zaza Asparşah!" Ayağa kalktım hırsla gözlerimi hırs ve öfke bürümüştü kanımda dolaşan o öfke sıvısını hissedebiliyordum, sırf erkek olduğu için saygı bekleyen o erkek bozmalarına asıl kimin kime saygı göstermesi gerektiğini gösterecektim nasıl ki onların önünde yere kapanmıştım onlarda benim önümde yere kapanacaktı bir kadına yalvaracaklardı. Odadan dışarı çıktım, bütün kemiklerimde müthiş bir acı hissediyordum ama umursamayacaktım kendimi yatağıma atana kadar acılarımı içime gömücektim şimdilik, çıktığım holde çıkış kapısına yönelirken duvardaki aynaya yandan bakış attım önünden geçerken burnumdaki kan dudağıma ordan çeneme doğru yol almıştı gözlerim kıpkırmızı ve sağ elmacık kemiğim kızarmıştı muhtemelen moraracaktı çünkü vuruşları serti ve sanırım parmağındaki yüzüğü çevirerek vurmuştu yoksa kemiğimin ağrımasının başka anlamı yoktu. Kapı arkamdan sertçe çarparken bulunduğum çorak araziye baktım, hiç kimse yoktu gitmişlerdi ancak durmadım ve hızla geldiğimiz yönde ilerledim ana yola çıktım daha doğrusu sokağa pek ev olmayan yola girdim ve yürümeye devam ettim o evden oldukça uzaklaşmıştım ancak bir yerden nerde olduğumu ve saatin kaç olduğunu öğrenmem gerekiyordu. Gördüğüm tek katlı taş eve yaklaştım kimse yoktu dışarda etrafta birbirine oldukça uzak tek tük evler vardı, evin önünde bulunan elbise asılmış şeriti gördüğümde oraya doğru yaklaştım elim karnımda, etrafa tekrar baktığımda yine kimse yoktu ve şeritteki siyah şalı tutarak çektim kendime. Şalı saçıma örtüp gözlerim görülecek şekilde yüzümü kapatıp taktım daha sonra bileğimdeki altın künyeyi çıkarıp şeritteki penyenin koluna sokup kolu bağladım, "Umarım hakkını helâl edersin, manevi değeri yoktur sende." Derin bir nefes bırakırken tekrar devam ettim yolda, ilerledikçe evler sıklaşmaya başladı ancak etrafta pek insan yoktu sonunda gözüme çarpan bir bakkalla adımlarımı zorda olsa hızlandırdım. Bakkaldan içeri girdiğimde orta yaşlardaki bir adamla göz göze geldim, ona doğru yaklaştım derin bir nefes eşliğinde, "Buyur bacım ne istemiştin." diye sordu. "Telefonunuzu kullanabilir miyim çok önemli lütfen." dedim. Kaşlarını kısa bir an çatsada başını onaylarcasına sallarken cebinden orta modellerde bir dokunmatik telefon çıkardı ve bana uzattı. Şalın altındaki dudaklarım sevinçle kırıldığında telefonu aldım, "Dışarda konuşucağım, çok teşekkür ederim." dedim. "Ne teşekkürü bacım işini görsün yeter." Demişti. Kapının önüne çıktığımda ezberimde olan numarayı çevirdim aynı anda saatede bakmıştım evden çıktığımdan beri 3 saat geçmişti öğlen sularındaydık şuan ve eminim konaktakiler meraktan mahfolmuşlardır. Benim kaza yaptığımı düşündüklerinde ne tepki vericekleri muammaydı ancak umarım bile isteye yapmadığımı anlarlardı. Telefonu açtığında aradığım kişi kulaklarıma sesi doldu, "Evet, kimsen çabuk konuş." dedi aceleci endişeli bir şekilde. "Benimle konuştuğunu sakın belli etme!" dedim direk olarak kısa bir an ses kesildi telefon olduğu yerde sesler geliyordu ancak anlaşılır değildi pek, tek anladığım ortalığın fena halde karıştığıydı. Sonunda bir kaç hışırtı sonrası ses geldi, "Nerdesiniz siz Hanımağam, meraktan bittik burada söyleyin hemen gelip alayım sizi." Dedi heyecanla. "Sana kimseye belli etme dedim!" diye konuştum sitemle. "Hayır hayır kimse yok rahat olun." demesiyle rahat bir nefes verdim. "Tamam, beni iyi dinle kimseye benden bahsetme ben kendim geliceğim zaten ama önce sana ne diyorsam herşeyi harfi harfine yerine getiriceksin! Bugün Mardin'i yerinden sarsıcağız ve bu sarsıntı bazılarını fena hâlde yıkacak." "Siz ne istiyorsanız söyleyin yeter." Dediğinde gülümsedim mükâfatını fazlasıyla alıcaktı. Ve konuşmaya başladığım şaşırsada ses etmemişti işte şimdi herkes Gece Riva'yı daha yeni tanıyacaktı. 🔗🔗🔗 "KAFAYI YİYECEĞİM YEMİN EDERİM GEBERTECEGİM ULAN HEPİNİZİ!" Diye öfkeyle silahını adamlara doğrulttu Boran Ağa içi içine sığmıyordu kalbi sıkıntıdan patlayacak gibiydi. Civan Boran'ın elindeki silahı havaya kaldırmasıyla ateşlenmesi bir olmuştu karşısındaki adamlar korkudan tek kelime bile edemiyorlardı üstelik. "Sakin ol Boran ne bu hiddet, hiç bir yerde yok işte anlamıyor musun?!" Diye onu sakinleştirmeye çalışsa da arkalarında kalan yanan araba pek buna izin vermiyordu. Boran hiddetle amcasının oğlu Civan'a döndü, "Ne sakin kalması lan, karım yok ortada karım kullandığı araba yanıyor şu an peki ben içinde olmadığına mı şükretsem yoksa nerde olduğuna mı kafa patlatsam, ULAN YEMİNLE BIKTIM LAN BIKTIM ARTIK!" Bahoz Ferman'ın yanından ayrılıp delirmiş olan Boran'ın yanına ilerledi, "Emin ol şu an durumu iyi her neredeyse belki bilerek yapmıştır kaçmak için falan kaza süsü vermiş öldü göstermeye çalışmıştır kendini." Boran koyulaşan gözlerini Bahoz'a çevirdi. "Kaçamaz kaza süsü gibi basit bir yöntemde seçmez Gece kaçırıldı işte bir bok var bu işin içinde." Kendinden emin konuşmasıyla Ferman'da öfkeyle ulaştı Boran Ağa'nın yanına. Omuzlarından sertçe itti onu, "Nerden biliyorsun lan kaçmadığını he! Sizin yüzünüzden geliyor lan bunların hepsi." Dediğinde yakasına yapışmıştı Boran Ağa'nın ancak o karşılık vermemişti, "Mardin'e geldiğinden beri başına gelmeyen kalmadı! LAN KARDEŞİM KENDİNİ ÖLDÜRTÜCEKTİ LAN İNTİHAR EDECEKTİ FARKINDA MISIN SEN." Boran Ağa yakasındaki elleri sıkıca tutarken tek seferde itti onları, "Kes lan sesini. Tek suçlu benmişim gibi davranma siz sütten çıkmış ak kaşıksınız sanki ulan yeminim olsun bu işte birinizin parmağı olsun yeminle Mardin meydanında sallandırım sizi!" Bahoz ve Civan ne yapıcaklarını bilmez şekilde aralarına girdi ikilinin. Arkada itfaiye ve polisler çalışma yapıyordu araba neredeyse sönmek üzereydi, aileler ise perişan ve korkuyla bekliyorlardı gelicek haberi ancak ortada yanan bir araba dışında başka bir şey yoktu, Kalender Ağa'lar ise fellik fellik kızlarını arıyorlardı. "Bakın sevinmeniz gereken nokta kızın ölmediği tamam mı?! Arabada yoktu böylece iki ihtimal var, ya kaçtı, ya kaçırıldı." Diye bağırarak konuşan Bahoz ile Boran onu sertçe uyardı, "Kaçamaz!" Dedi öfkeyle. "Hem kaçamaz hem kendine zarar veremez bunları yaparsa neler olucağını biliyor akıllsız değil yapmaz işte, üstelik onca resmini bu uğurda boşa da harcamaz." Kendinden emin konuşmasıyla Ferman kaşlarını çatsada aklında dolanan ihtimalle büyük bir küfür savurdu kendine. "Ha siktir amına koyayım!" Ferman başını elleri arasına aldığında diğerleri tuhafça baktı ona, "Noldu ne geldi aklına?" Diye sordu Civan. "Konuşsana lan noldu?" Diye de Boran Ağa konuştu öfkeyle. "Kaçırıldı..." Dedi zor çıkan sesiyle ancak duymuşlardı, "hemde bile bile resmen kaçırıldı?" Diye söylemesi ile Boran Ağa Bahoz barikatını geçtigi gibi Ferman'ın yakasına yapıştı, "Konuş hadi konuş ne geldi aklına." "Biri vardı sürekli mesaj atıyordu Gece'ye yani son haftalarda iki kere atmıştı ona." Diye söylediğinde Boran kaşlarını daha da çattı öfkeyle ne diyorsa desindi icindeki ateşi biraz söndürseydi artık diyordu. "Düzgün anlat şunu Ferman Allah'ıma deliricem şimdi." Diyen Civan'dı. Ferman sert bir soluk alırken konuştu, "Biri vardı işte bilinmeyen biri Gece'ye mesaj atıyordu seni bekliyorum, istediğinde kimse dokunamadan seni buralardan kaçırırım kurtarırım seni oralardan diye," her sözü Boran'ın yüreğine bir düğüm daha atıyor sıkıyordu, Gece'sinin sevdiği falan yoktu değil mi, bunu kesinlikle kaldıramazdı. Hem olsa Gece illaki söylerdi o sahip çıkardı değil mi aşkına. Ama olmasındı nolur?! "Gece'de zaten alır almaz bana getirdi mesajı hemen araştırdım ama ortada öyle biri yoktu Gece'de şüphelendiğim kimse yok diyordu son mesajıda bana sen onu getirdiğinde öğrenmiştim yine araştırsamda bulamadım. Kim bilmiyorum o şerefsiz olması lazım kesinlikle " Sanki hiç bir şey duyamıyor gibiydi ve Ferman'ın suratına bir yumruk geçirdi anında. Ferman geriye doğru büyük sendeledi. "Ve sen bunu bana anlatmadın öyle mi! Bana nasıl haber etmezsin, madem böyle bir şey var ne diye tek çıkarıyorsun arkasına sadece iki asalağı takıyorsun he! Böyle mi koruyorsun sen kardeşini lan!" Tekrar tekrar yumruk indirmek istiyordu ama Civan ile Bahoz kene gibi yapışmış bırakmıyordu. "Lan bırakın amına koyayım sizde!" "He bırakayım da içinden geç herifin de mi." Dedi Bahoz zaptedemediği adama. "Lan yeminle Gece'de senin içinden geçer kızgın şişle!" diyen de Civan'dı, o emindi kıza bir şey olamadığına çünkü kimse bir Riva'yı daha doğrusu Gece Riva'yı kaçırmaya cüret edemezdi ona göre. "Tamam sakinim çekin oğlum ellerinizi!" Diye öfkeyle konuştuğunda emin olamasalarda çektiler ellerini üzerinde. "Ben bilemedim ki ses seda yoktu son günlerde zaten kısa sürecekti sadece çarşıya inip geri gelicekti o kadar, bilemedim işte." Diye çaresizce söylenen Ferman'ı Bahoz omuzundan dürttü. "Tamam be, olsa da bir işe yaramazmış ki baksana bunları atlatan diğerlerini de atlatırmış sakin olalım artık ve bir şeyler düşünelim, hayır madem düşünemiyorsunuz bari rahat durun da biz düşünelim!" Dediğinde Bahoz. Boran saçlarını çekmiş Ferman arkasını dönmüştü, "Şüphelendiği kimse falan yok muydu peki Gece'nin ne bileyim okuldan falan bir piç falan yok muydu?" Boran yine hiddetle ona dönüp sorduğunda Ferman olumsuzca başını salladı. "Hayır, şüphelendiğim kimse yok dedi öyle takıntılı olucak kimseyi tanımadım dedi. Zaten Gece sosyal biri değildir öyle geniş bir arkadaş kitlesi hiç olmadı!" Dediğinde Boran sinirle güldü. "Lan mal mısınız siz, al işte sosyal değildi diyorsun amına koduğum piçi belkide ulaşılmaz olduğunu düşündüğü için takıntı haline getirdi nerden biliceğiz." Dedi hiddetle. Ferman da aynı öfkeyle karşılık verdi, "Lan asıl sen mal mısın o zaman bütün Türkiye Cumhuriyet'imi şüpheli, böyle işin ben!" Dediğinde birer boğa gibi aynı anda birbirlerine adımlamaları ile Bahoz ile Civan'da aynı anda araya girdi yine, "Ulan asıl siz mal mısınız iki kelimede bir birbirinize giriyorsunuz!" Dedi öfkeyle Bahoz. Bir birlerine öfkeyle bakışmalarını kesmelerine yanlarına gelen polis memuru kesti, "Arabada kesin olarak yok, artı olarak araba bilerek yoldan sapmış ve ağaca vurulmuş," diye yüksek sesle konuşması ile herkes ona dönmüştü bile. "Düz bir yolda ilerlerken bu şekilde yoldan çıkması saçma bulunuyor üstelik ağaca çok iyi şekilde vuruluyor yani hiç kaydırmadan ortalamasına girilmiş ağaca bu da kaza süsünü çıkarıyor ortaya arabayı söndürdük ama pert durumda, ancak yinede aramalar devam ediyor, lütfen sizde dirayetli olun ve lehimize yarayacak bilgileri kendi aranızda değil polis memurlarına ulaştırın." Diyip gittiğinde diğerleride düşündükçe daha da içine çekiliyorlardı sanki. "Hiç bir şey değil, tablolarının yandığını emeklerinin bir hiç uğruna kaybetmek canını anlamayacağımız kadar çok yakıcak." Ferman'ın kendi kendine söylediklerini herkes duydu ancak bir tepki veremedi. Aradan geçen bir saatin ardından Boran Ağa deli dolu bir halde konağa girdiğinde onu alel acele çağıran dedesinin yanına ilerledi zaten yerine sığamıyordu birde üstüne dedesi çıkmıştı. Henüz iki gün bile olmuyordu Mardin'e döneli üstelik halasınıda yanında getirmişti ancak o halasının yaptıklarını kolayca sineye çekicek biri değildi hemde ucunda Gece varken bu sebeple kapıdan geri çevirmişti onu, saygısızlıksa saygısızdı umurunda değildi kimseye hakettiğinden fazlası verilmemeliydi hiç bir zaman. "Dönmedi mi hâlâ!" diye sordu dedesi, babası ile yan yana oturmuştu avluda, ona tersçe baktı, "Dönmedi ne dede, ne durumda belli değil sanki keyfinden dönmüyormuş gibi konuşuyorsun." diye konuştuğunda Zaza Asparşah gerindi yerinde bu çocuk niye bu kadar zekiydi?! "Ne bileyim ben, yerinde duramayan olay çıkarmaya yer arayan biri değil mi bu kız belliki yine dikkatleri üzerine çekme niyetinde, ama hakediyor o Kalender, kızını dövmeyen dizini döver diye boşuna dememişler," dedi, yüzsüzce ve ona öfkeyle bakan Boran'ın farkında olmadan devam etti, "Neyse gerekli terbiyeyi sen verir gerekirse sen döversin ar-" lafını sertçe kesti Boran Ağa hiddetle. "Ne dövmesi dede! Kendine gel laflarını bil, asla ama asla bir kadına el kaldırıcak kadar aciz değilim ben! O dediğini ancak kendini bir bok zanneden zavallılar yapar!" Diye kükredi konakta. Zaza Asparşah moraran yüzüyle şaşkınlıkla bakakaldı torununa o kendisine küfür mü etmişti az önce. Gerçi adamın hâli hâl değildi. Üstelik irkildide bu oğlan Bugün o kıza yaptıklarını bir öğrense ne yapardı?! Pişmanlık içine çöreklenmeye başlamıştı keşke o kadar dövmeseydim dedi içinden, hem nerede kalmıştı bu kız onu bırakalı iki saati geçiyordu şimdiye çoktan konağa dönmeli diye düşündü ki eğer biraz daha dönmezse işler iyice karışıcaktı belliki. Bertan Ağa zaten saatli bomba gibi dolanan oğlunu yatıştırmak ister gibi araya girdi, kadınlar aşağı inmiyorlardı çekindiklerinden ancak hepside Boran'ın hiddetine şahitlik ediyorlardı, "Bir sakin ol Boran, elbet çıkar ortaya bunu yapanlar dua edelim kıza bir zarar gelmesin." Demesi ne kolaydı oysa içinde yüreğinde çöküp oturmuş olan ağırlık sabahtan beri kalkmak ne bilmiyordu içinde olduğu arabanın kaza yaptığını öğrendiğinden beri yanıyordu üstelik, ama biliyordu bir sapasağlam ortaya çıksın diyordu içinden bir çıksın ne kadar kızsada zerre kadar umursamadan sıkıca sarılıcaktı ona. Yeterki bir zarar gelmesindi. İşte tam o sırada telefonun sesi ortaya gök gürültüsü gibi yayılmış ilk şimşeği çakmıştı, telefonu kulağına götürdü bu Civan'dı; "Boran Ağa Lerzan Asiretinin konağı yanıyor!" Dedi Boran duyduklarına şasırsada, "Banane salak herif, İtfaiye miyim ben zaten derdim başımdan aşkın uğraşamam milletle, AFAD değiliz amına koyim." Dediğinde Zaza Asparşah çok daha büyük bir şaşkınlıkla bakıyordu duydukları doğrumuydu? "Lan bir tek o değil aynı anda Kaniyan Aşiretinin konağıda yanmaya başlamış 1 saat olmamış hem, tesadüf mü sence bu?" Dediğinde Boran iyice şaşırmıştı kolay kolay ev yanmazdı ki buralarda hemde bir konak, "Üstelik bir yerinde değil Konağın aynı anda her yerinde yangın başlamış birde konaktakileri tanımadıkları yabancı kişiler birazdan iki aşiret karşı karşıya gelicek çatışma falan çıkacak diye milleti korkutarak konaktan çıkarmışlar, bir boklar dönüyor yani," dediğinde Boran Ağa iyice karışık bir halde, "Tamam siz yardım götürün millete itfaiye falanda haber edin ben dönüceğim sana." dedi ve kapattı. Önündeki merakla bakan iki adama, "Lerzan ve Kaniyan Aşiretinin Konakları aynı anda yanmaya başlamıştı üstelik tüm konakta aynı anda," diye açıkladığında dedesinin yüzü iyice beyazlamış mıydı onamı öyle geliyordu emin değildi. Bertan Ağa'nın telefonu çaldığında o da kulağına götürdü, dinlerken büyümüş gözler ile oğluna baktı telefonu, "tamam, siz yardıma gidin hemen geliyoruz biz." Diye kapattığında o da karşısındakileri cevapladı. "Vapran aşireti ve bizim konaklardan biri şuan da yanıyormuş Boran." Dediğinde yanındaki adam iyice gözleri açılmış beti benzi gitmişti aklına gelen doğru değildi değilmi. Bunu yapamazdı. Boran daha ağzını açamadan tekrar çalan telefonunu bu sefer tedirginlikle cevapladı bu seferde Civan'dı ama bu sefer telefonu hoparlöre aldı, "Lan Boran Siyabend Aşiretinde de yangın çıkmış sizinkinde de Vapran'da da oğlum 6 konak aynı anda alev almış olamaz değil mi kundaklama bu resmen!" Gelen tedirgin endişeli sese allak bullak olmuş şekilde cevap verdi, "Hemen geliyorum bu işte bir iş var kim altı aşiret konağını yakıcak kadar kendini kaybetmiş olabilir bilmiyorum ama insanları uzaklaştır. İtfaiye geldi mi hem?" "Aynı anda olması onları ürkütmüş hangi birine gitceklerini şaşırmışlar önce ama şimdi her birine bir tane geldi zaten sorun burada daha büyük işte!" Dediğinde patladı Boran Ağa. "Daha ne var lan nolucak daha!" Diye konuştu öfkeyle. "İtfaiyelerin hiç biri konaklara yaklaşamıyor hortumların yetmelerini engelliyecek kadar hesaplanmış şekilde bütün sokak girişleri arabalarla kapatılmış sahipleri ortada yok, yanisi amca oğlu çok büyük bir iş dönüyor ortada bir an önce bir şeyler düşün." Zaza Asparşah bembeyaz olmuş şekilde öylece kalmışken başına gelicekleri düşünüyordu nasıl bir kıza çatmıştı böyle. Aradan geçen 1.30 saat sonra saat 5'i gösterdiğinde Mardin'in gökyüzünü kızıllıklar boyadı aynı anda farklı bölgelerde çıkan yangınlar haberlere bile konuk olmuştu artısı onlara yaklaşamayan itfaiyelerde konu olmuştu tabi, arabaları önlerinden çekmek istediklerinde çekiciler ortadan kaybolmuş gibi gitmişlerdi kendileri çekmek istediklerinde arabaları onda da kavga eden insan topluluğu araya giriyordu öyle bir kavgaya tutuşuyorlardı ki onlarımı ayıralım yoksa arabalarımı çekelim diye düşünmüşlerdi, sonuç olarak kordine bir şekilde altı konağada yaklaşamamışlardı. Konağı yanan ve Gece'yi aşşağılayan o erkek topluluğu olayı tamamen yapanın Gece Riva olduğunu ellerine tutuşturulan ve aynı anda kalabığa girerek kaybolan genç çocuklar vesile olmuştu tabi kağıtları veririken, "GECE RİVA'NIN SELAMI VAR SİZE" demeyide unutmamışlardı Duyduğu sözlerin hiç birini yutamazken okudukları kâğıt onları kendilerine getirmişti ancak sadece Asparşah aşiretine haber gitmemişti ondada zaten Zaza Asparşah anlamıştı çoktan olanları. 'Kimin kimi yakıcağı belli olmaz ama aklı yerinde olan kimse de kaybedicek bir şeyi kalmayan bir kadını tehdit etmez ve eğer kaybedecek bir şeyi varsa ve onunla tehdit ediliyorsa ilkini sineye çekebilir ancak ikincisini asla! Yani anlayacağın asıl ben sizi öyle bir yakarım ki sizin külünüzü dahi bulamazlar ateşinizde kavururum sizi anlamazsınız bile neler olduğunu.' Mektubu alan herkes hem şaşkınlık hem korkuyla olsa da çokça öfkeye yenik düşüp sözleşip Mardin meydanına doğru ilerlemeye başladılar 5 aşiret büyüğünün beşide Mardin meydanına büyük bir hiddetle öfkelerinin verdiği aptallıkla ilerledi arkalarında oluşan insan topluluğuda merakla olan biteni izliyorlardı. Zaza Asparşah ise olanları duyduğunda paçaları iyice tutuşmuştu Boran bir yandan milletle ilgilenirken bir yandan Gece'yi düşünürken pekte verimli değildi, aklı almıyordu zaten aynı anda yanan konaklar ve aynı şekilde sokaklara girememelerini, biri çok fena oynuyordu bunlarla ancak kim bilmiyordu. En sonunda tam arabaları iş makineleri ile yoldan çekmeye karar vermişti ki aldığı haberle neye uğradığını şaşırdı. "Konağı yanan ağalar Mardin meydanına gidiyor, dahası bunu yapanın kim olduğunu söyleyeyim mi?!" Dedi Bahoz endişe ve heyecanla bugün beyni laçka olmuştu kesinlikle. "Ne saçmalıyorsun sen kim yapmış anlat hemen, başım çatlamak üzere zaten!" Dedi telefonda bağırarak her biri bir bölgeye dağılmıştı. "Boran millet Gece Riva yapmış diyor." Duydukları ile öylece kalakalmıştı ne saçmalıyordu bu kız ortada yoktu olsada böyle bir şeyi asla yapmazdı yapamazdı saçmalıyordu şuan. "Kes goygoyu Bahoz! Delirtme beni." Diye söylendi öfkeyle onu nasıl mesul tutarlardı kaçırılmış kim bilir ne durumdaydı üstelik ah yemin edebilirdi ki nefes alamıyordu. "Bilmiyorum işte Boran Merih'te yanımda benim biz oraya geçiyoruz zaten bir boka yaramadı konakları söndüremedik ki anasını satayım, sende hemen meydana gel ayaklanıp Riva aşiretine gidebilirler." Dediğinde kafayı yiyiceğini hissediyordu Boran Asparşah. Yanındaki Civan'a yürü işareti yaptığında arabalarına atlamışlardı. Kısa sürede toplanan topluluğun arasına girdiklerinde Kalender Ağa ve Ferman, Serkan hatta Mustafa bile oradaydı karşılarındaki adamlara karşı duruyorlardı hızlı adımlarla oraya gittiğinde Bahoz babası ve dedesinin de burada olduğunu gördü. "Noluyor burada kendinize gelin! Utanmıyor musunuz bir kıza iftira atmaya!" Diye bağırdı hiddetle kalabalığa. "Bir şey olduğu yok oğlum millet acılarından ne yaptıklarını bilmiyorlar, değilmi Ağalar." diye konuşan ve Ağaların önünü tutan dedesiydi. "Yalan değil mesaj bile gönderdi bize, konaklarımızı yakan Gece'dir Riva aşireti'dir bedeli neyse ödemek zorundadırlar." Diye bağırdı Lerzan Aşiretinin yaşlı Ağası arkasındakilerde evet diyerek onu destekledi. O an için Ferman ile göz gözle gelmişti. 🔗🔗🔗
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE