19. Bölüm Part:1

4672 Kelimeler
"Yandı Bitti Kül Oldu"  Pencereye vuran ince cılız ancak sert yağmur damlaları şiddettini artırdı, bu bir yaz yağmuruydu çok kalmaz birazdan dinerdi bile geriyede etrafa yaydığı o ıslak toprak kokusu kalırdı en azından eskiden bu kokuyu soluduğumda içim huzurla dolarken şimdi aynı şekilde bitmek bilmez bir öfke karşılıyordu beni. O günün ardından dört gün geçmişti dört gündür bu odada kilitli tutuyorlardı beni, düğünüme de dört gün kalmıştı. Beni bu odadan çıkarmalarını beklemiyordum aksine tek istediğim önümdeki şu dört günüde atlatıp siktir olup gitmekti bu konaktan başıma her ne bok gelicekse yeni hayatım her nasıl olucaksa bir an önce başlamasını istiyordum. Abim ve Hevdem kısa sürelide olsa yanıma gelebiliyorlardı, onlarla da konuşmuyordum içime iyice gömülmüş belki onlara göre yabanileşmiştim tam olarak, ama umurumda değildi. Her gün kavga çıkıyordu konaktan abimin ve babamın sesleri babaannemin sesleri dinmiyordu abim çıkarmak için uğraşıyordu beni, ancak bunu istemediğimi kesin olarak söylemiştim ona, beni buraya koyan kişi çıkarıcaktı buradan. Koltuğun kolçağına yerleştirdiğim başımı hafif açıyla biraz daha geriye doğru eğdim ve arkamdaki cama azda olsa baktım yavaşlamıştı işte sabahın bu kör saatlerinde yine yalnız ve tek başıma açmıştım gözlerimi hayattan bir beklentimde kalmış sayılmazdı tamamiyle pes etmeye çok yakındım. Yanlış olduğunun farkındaydım ama hayatla mücadele isteğimde kalmamıştı ki. Aile dediğim insanlar bile kalmamıştı. Babamlar beni bu odaya kilitledikleri için normalde bu odayı darma duman etmemi bekliyorlardı ama zerre kadar itirazda etmemiş seste çıkarmamıştım. Çünkü karşımdakilere işlemiyordu ve dört gündür de beni zorlamalarına rağmen gayet sakin kalmaya çalışıyordum, bir çeşit detoks da gibiydim. Kapı açıldığında içeri babaannem girdi ama başımı kaldırmadım bile ona da bakmadım onun geldiğini de bir ayak bir baston sesinden anlamıştım. İlk gün gelmesede sonraki günlerde itinayla yanıma geliyor bir ton nutuk çekip beynimi laçka ettikten sonra gidiyordu, bunu kendine görev edinmişti biliyordum artık. Çocukkende böyleydi böyle 6 yaşında falanken hayal meyal hatırlıyorum tabi o zamanları böyle almış beni önüne saçımı tararkende belli bir listeye uyuyor gibi sıralıyordu yapmam gerekenleri; Dışarı çıkmak yok, çok istersen abin gezdirir seni biraz. Üzerini sakın kirletme! Temiz bir kız, temiz bir kadın ve sonrasında temiz bir Hanımağa olucaksın. Kimseyle kavga ettiğini duymayacağım. Çalısanlarla konuşmak yok! Onlara ricada bulunmakta yok, sen isteyeceksin onlar ayağına getiricek. Herkes sana Hanımağam demek zorunda demeyeni fark ettiğin an azarla olmadı bana söyle ben hakkından gelirim onların. Hep kıskançlıktan bunlar. Fisun'a da yaklaşma sürekli oyun oynamak için bak, Mustafa'ya da. Oyun oynamak çocukların işi o yaşı çoktan geçtin sen. 'halbuki hiç bir zaman o yaşım gelmemişti ama onları dinlediğimde söylenemezdi.' Ve nutuk sıralaması böylece devam ederken annemde sessizce uzaktan izlerdi bizi hep olduğu gibi. "Doğrulda kalk hayde, çıkıyorsun artık bu odadan." Zerre kadar bir kıprıntı olamamıştı içimde. Yavaşça ayağa kalktım ve yüzüne dahi bakmadan onunla yüz göz olmak istemediğimden direkt çıkmak istedim, fakat kolumu tutmasıyla yanından geçerken durdum, sıkıntılı bir nefes aldım. "Ben anan baban değilim bana burun kıvırma. Hele şu tripi falan heç atma." Zaten benimde işim gücüm yoktu kalkıp Buke hanıma trip atacaktım. "Babaanne uğaraşamayacağım sizinle. Rahat bırak artık beni." dedim, bezmiş bir şekilde. Ancak o her defasında olduğu gibi yine üstüme gelmeye meyilliydi, "Sen mi bizimle uğraşmak istemiyon yoksa biz mi senlen. Hayatım boyunca seni dize getiriceğim diye kanım kurudu sana katlandığımıza dua et sen." Yüzüne baktım canımı bu denli yakmaktan memnun mu diye, siyah sürmeli bakışları duygusuz ve nefret doluydu. Bana mıydı bu nefreti? "Merak etme az kaldı buradan gitmeme, daha fazla katlanmak zorunda kalmazsın böylece." diye karşılık verdim sakince ardından kolumu kolundan çektim. Çatılan kaşları ile süzdü yüzümü, "Bize karşı sakın gard alma Gece!" Dedi sertçe birden bire, "Biz senin aileniz ne olursa olsun." Yüzüne baktım öylece boş boş. Derin bir nefes aldı sıkıntıyla o da, "Gel şuraya da biraz konuşalım seninle." Diyerek kalktığım koltuğu gösterdi, ama ben daha fazla konuşmak istemiyordum günlerdir yeterince dinliyordum onu. "Babaanne yeter! Bak çok fena patlayacağım artık." Koltuğa yavaşça çöktüğünde yanındaki boşluğa vurdu elini, "Gel hadi Gece yemem seni uzun sürmeyecek zaten." Göz devirmemek için zor dururken bariz bir şekilde oflayıp poflayarak oturdum yanına. "O konağa gittiğinde kimseyle öyle çok samimi falan olma sakın." konuşmasıyla direkt çatıldı kaşlarım, ben şimdiye kadar kiminle samimi olmuşumki zaten saysam bir elin parmak sayısını geçmezdi. "Çatma kaşlarını hemen, fazla samimi olma diyorsam iyiliğinden her halde, sana yakın olup arkandan ne iş çevirirler farkında bile olmazsın. İnsanlar çiğ süt emmiş kızım öyle şeyler yaparlarki aklın hayalin şaşar. Kızlarla sohbetin iyi olsun kaynana saygıda kusur etme o Gurbet denen kadına da saygılı ol ama yeri geldiğinde haddini bildir. Güneş'e de kötü olma sakın sonuçta o da böyle olsun istemezdi onunla iyi geçin baktım olmuyor uzak dur ondan." İlk defa beni boğmadan konuştuğu için şaşkın olsamda dinledim onu bu yaşta olmama rağmen zaten fazlasıyla bilgiye sahiptim sayelerinde. Ve Güneş'e elbette saygım olucaktı onunla ne kadar olur bilmem ama olabildiğince iyi geçinicektim zaten ilk karşılaşmamızda onu aptal fikrime dahil ettiğim için oldukça pişmandım ve ilk doğru zamanda ondan bunun özrünüde dileyecektim. Ve üstelik artık hamile bir kadın olduğu gerçeğide ortadaydı henüz kimseye bu konudan bahsetmemiştim çünkü umurumda bile değildi hani, üstelik onun bebeğinden sözde benim yüzümden vazgeçicek olmasıda vardı ve bu konuyu umarım halletmiştir kocası. Sonuçta boşuna söylememiştim ona bebek Güneş'in olduğu kadar Boran Ağa'nındı da. Aman ne güzel kocam olucak adamın karısından olucak çocuklarınıda beraber büyütürdük artık(!) Düşününce bile tamamiyle bana fazlasıyla ters bir durumun içindeydim. "Kocanın gönlünüde hoş tutmaya çalış her ne kadar sevmesende onunla bir ömür geçiricek olan sensin," tam ne güzel konuşuyor derken içine etmede resmen bir numaraydı bu kadın, "Yavaş nefes al dellenme hemen, ben senin için diyorum burada, öyle bir ömür iki düşman gibi devam edemezsin herhalde, akıllı ol hem Boran Ağa'yı avucuna al senin yanına sadece iki zevk için gelmesin," konuşmanın devamını duymak istemiyordum hem sinirleniyor hem öfke duyuyor ve midem bulanıyordu. Bu konularda elbette bilgiliydim ancak yinede babaannemin bu şekilde konuşması sinir bozucu ve kızartıcıydı. "Babaanne ben kimseyi avucuma almak için falan ilgilenmem bana dokunmayan yılan bin yaşasın kafasındayım ben. Boran Ağa'da aradığı o iki zevki gidip karısından pekâlâ alır! Benden uzak kalması her türlü işime gelir bu konularıda bir daha açma bana sakın." Sert tavrıma karşın burun kıvırdı. "Görürüm seni, senden uzak kaldığınıda." diye homurdandı. "Babaanne!" Diye uyardım tekrar. "Aman ne var ne dedim sanki, kalk giyin kahvaltıya in hadi." Dediğinde ayaklandı. "Kahvaltıya falan inmiyorum ben, sizinle yiyecek bir yemeğim yok benim." Dikleşen sırtıyla bana döndü yavaşça, "Sana bize gard alma demedim mi?!" Umursamazca omuz silktim, "Size karşı bir şey yaptığım yok ben sadece bana Boran Ağa'nın önünde o şekilde bir paçavra gibi davranmanıza karşılık veriyorum o kadar, ve sizinle aynı sofraya oturmayacağım bu konaktan gidene kadar, bana aile diyorsun ama ben ailenin bir hiç olduğunu çok doğru bir şekilde öğrendim." Dedim soğuk bir ifadeyle. Bana döndü tamamen bastonunu önüne koyarak iki elinide üstüne koyup tüm yükünü ona verdi, "Gece, baban sen inanmasanda çok korktu o yüzden öyle davrandı kaç gündür sana el kaldırdı diye ne haldedir bilmezsin, odadan da istediğinde çıkabilirdin senden söz ediyorum Gece istesen odayı yakar yine çıkardın buradan." "Ne hâlde olduğu umurumda değil korkması da ölüp gidicem sizde başınızdaki belalarla kalırsınız diyeydi sizi tanımasam inanırdım da boşver." Üstelik annem bile bir kere olsun görmeye gelmemişti beni. "Ne desen hakkındır korkumuz ölmendendi bu yüzden düşünmeden hareket ettik. Şimdi bunları bir kenara bırakalım, kahvaltıya in Gece, lütfen." Dedikten sonra çıkıp gitmişti. Uzun süre sonra odama dönmek tuhaf hissettirsede odama girdiğimde dört günde bile ne kadar özlediğimi farkettim. Dün duş aldığımdan bugün almama gerek yoktu bu sebeple direkt dolabıma yöneldim ancak dolabım yanında yan yana üst üste özenle konulmuş tablolarımı fark ettim işte o an onları nasıl unuttuğum aklıma dank etti. Eskiden her boş anımı resimlerime verirken şimdi çok daha farklı işler içinde elimi boyaya bile sürmeye vaktimin olmadığını anlamıştım vaktim varsa da kafamın almayacağını düşündüğümden yaklaşmamıştım resim yapmaya ancak bana kötü olsamda iyi olsamda en iyi gelen şey resim yapmaktı oysa. Bir kaç güne bu evden tamamen gidecektim ve bu tabloları bir an önce hâlletmeliydim onları Ankara'ya göndermeliydim, sergiye çok bir şey kalmamıştı. Sadece benim eserlerim olmayacaktı elbette hocamızın yeteneğine güvendiği öğrencileride sergide yerlerini alıcaktı. Ve ben adı farklı bilinen biri olarak sokucaktım sergiye tablolarımı zaten bu ilk değildi. Bugün kesinlikle tabloları postaneye vermeliydim. Dışardakilerle nasıl olucaktı bilmiyordum ama yinede bugün çıkmalıydım bu sebeple kahvaltıya insem iyi olucaktı. Üzerime uzun lacivert bol paça kot pantolon üstünede salaş beyaz gömlek giydim gömleği pantolonun içine soktum sonra belimden biraz çıkararak dökümlü durmasını sağladım, saçlarımı örmüştüm onuda açıp bıraktıktan sonra dağıtarak bıraktım saçlarımı beyaz spor ayakkabılarımıda giydikten sonra aşağı indim. Herkes masadaydı, hatta Fisun'da buradaydı ve sadece o vardı lakin kimseyle tek kelime bile etmeden Hevdem'in yanına oturdum, masada sadece kaşık çatal sesleri yükseliyordu ve ortamdaki gerginlik hissedilebilirdi herkes hâlâ o gün yaptığım şeyi atlatabilmiş sayılmazdı, ama benide artık ilgilendirmiyordu benim her gün canım yanıyordu onların ise bana bile acımalarını üzülmelerini korkularına bağlıyordum. Ölüm korkusu. Babaannem, evlatları torunları için korkuyor beni feda ediyordu, annem, o ne durumda zerre kadar anlamıyordum bir gün bakışlarında iç acıtan bir yorgunluk bir gün ise soğuk cezaevi duvarlarını anımsatan acımasız bakışları vardı. Babam ise aşireti için kardeşleri oğlu için ailesi için yakıyordu kızını. Amcamlar hiç bir zaman yeterli olamamıştı durdurmaya, kuzenlerim ise ne kadar konuşup karşı çıksalarda alışmışlardı, zaten beni anlayamazlardı sadece acıyabilirlerdi bana. Hevdem ile abim ise durgun denizin en hırçın dalgaları gibi aynı zamanda en sessiz kıyıya vuruşlardaki dalgalardı, sesleri bazen gür çıkıp ürkütüyor ama zerre kadar korkutmuyor yani fayda etmiyordu. İşin aslı uzun lafın kısası Gece'yi Gece'den başka anlayan yoktu, onu anlayanlar onun gibi bir kaderin ağına düşmüş olanlardı, onun gibi kalplerinde çocukluktan gelen alevlere sahip kadınlardı, insanlardı. Zerre kadar iştahım olmasada açtım ve kendimi hiç bir olay yüzünden aç bırakamazdım zorda olsa iki lokma yemek yemeliydim bedenim yeterince güçsüzdü ama belli etmiyordu bu sebeple dirençli güçlü olmalıydım. Abimin önüme ittiği kahvaltı tabaklarından aldım bir kaç lokma sonrasında Hevdem'in önüme bıraktığı çayımdan yudumladım. Gözlerim ikide bir bana bakan Fisun'a kaydı yapmacık bir gülümseme ile tekrar önüne dönerken abime, "Ferman, bugün ki müşterileri unutma lütfen geç kalmayalım olur mu?" Dedi ip incecik ve fazla kibarlaştırılmış bir şekilde abim tuhafça baktı bu hâline sonra ise aldırmadan başını salladı tamam der gibi önüne döndü, deminden beri sanki nispet yapar gibi abime yakın oluşunu gözüme sokmaya çalışıyordu, hâlbuki sadece karşıma yanındaki sandalyeye oturmuştu. Fisun ise bana göz devirerek önüne döndüğünde; "Kune teji rabu ha," diye kaçırdım ağzımdan bir anda, Fisun bana bir anda dönerken abim ağızında ki çayı püskürttü. Hevdem de bana şokla dönerken diğerlerinin anladığını sanmıyordum. "Ne dedin sen!" Diye hiddetle sorduğunda ona yapmacık bir gülümseme ile, "Sen benim her şeyimsin dedim." Diye lafı çevirdiğimde bana ters ters baktı çünkü ya duymuştu ya da inamamıştı dediğime, haklıydı da. Karnım doyduğunda Kalender Ağa çoktan gitmişti doğru dürüst tek lokma yemeden tıpkı diğerleri gibi. "Ferman, müşteriler gelicekti geç kalmayalım istersen." diye tekrar konuştu. Abimde Fisun'un dedikleriyle çayını fondip yaparak ayaklandı ve onunla birlikte bende. "Hadi kendinize dikat edin ben gittim." Alel acele konuşurken ceketini giydiğinde yanına varmıştım, "İki dakikan var mı abi?" diye sordum. Ancak ondan önce yanına gelen Fisun girdi lafa, "Acelemiz var Gece sonra konuşursun." dedi elini abimin koluna koyup çekmek isterken, "Hadi Ferman." dedi üstelik. Abim Fisun'un bu davranışına karşın kolunu elinden elini itercesine çekti ve ters ters baktı. "Arabaya bin geliyorum, kardeşim." kardeşim kelimesine baskı uygulaması gülümsememe neden olurken Fisun bozulmuş suratıyla öylece gitti. "Söyle güzelim benim ne oldu." diyen abimle bakışlarımı giden Fisun'un arkasından aldım, "Abi dışarı çıkmam lazım bugün." dedim direkt. Duraksadı sanki, "Gece son olanlar daha hâlâ sıcağı sıcağına duruyor, babamı dellendirmenin kimseye yararı olmaz ne istiyorsan söyle bana ben hallederim." Olabildiğince nazik ve ılımlı konuşmaya çalışmıştı. Önüme düşen saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdığımda bakışlarım sıkıntıyla abime çıktı, "Abi korkmayın bir şey yapmayacağım, merak etmeyin sadece tablolar var sergiye az kaldı. Benim gitmemde o yüzden onları bugün kesinlikle kargoya teslim etmem lazım. Babam bunu bilmiyor biliyorsun kızının resim yapıp sattığını duysa bi ton laf eder onunla uğraştırma beni lütfen." Gözleri saatine kaydı belliki acelesi cidden vardı, "Hem acelen var seninde merak etme söz kargoya teslim eder etmez evde olucağım." "Sorun evde olup olmaman değil Gece," dedi daha çok söylemek istediği kelimeleri yutarak, biliyordum değildi sadece korkuyordu tekrar bir şeyler yapmamdan kaçmamdan kendime zarar vermemden ama öyle bir şey olmayacaktı, köprüden önceki son çıkışı bir kaç gün önce tamamen kaybetmiştim ben. "Hem ver adamlardan birine onlar götürsün, Cahit var mesela." "Abi adamlara falan güvenemem ben, o resimleri yapmak kolay mı zannediyorsun sen ben aylarca ne emeklerle hazırladım onları birine en ufak bir zarar gelse içim gider benim kimseye güvenemem hem Cahit'te babamla gitti diğer adamlarla." Kararsızdı hâlâ ve artık canımı sıkmaya başlamıştı bu durum, "İyi o zaman dikkat et kendine işinide çabuk bitir tamam mı?" dediğinde hızla onayladım onu yanağımdan makas aldığında acelesi olduğundan artık duramadan hızla çıktı konaktan. Masayı toplamaya başlamışlardı bile annem de yukarı çıkmıştı sanırım Hevdem ile babaannemde konuşuyorlardı tabi babaannem meraktan bana bakıyordu bir yandan abimle ne konuştum diye, onu umursamadan yukarı çıkmaya başladım ancak ilk katın balkonunda oturan oldukça dertli görünen annemi gördüğümde yanına gitmek ve gitmemek arasında kaldım. O beni o günden sonra görmemiş yüzüme bile bakmamıştı ama ben yinede içimde yanına gitme isteğine karşı kendime gurursuz diyordum. O hiç bir zaman seni var saymazken sen şimdi onu böyle gördün diye yanına mı gitmek istiyorsun hiç mi gururun yok senin diye beynimde dolanan onca kelimenin aralarından sıyrılıp annemin yanına gittim yine de. Yanına oturduğumda bile farketmemişti beni elimi omzuna koydum irkilerek bana döndü beyaz işlemeli yazmasının altında gözleri daha da belirgindi kaşları havalandı burada olduğuma şaşırmıştı sonra ise başını tekrar önüne çevirdi, yine gözlerime doğru dürüst bakmamıştı buna rağmen, "Anne," diye başlayacağım cümlede ilk kelimede tıkandığımı hissettim. Herkes için milyonlarca duygu barındıran bu kelime benim içimde büyük bir boşluğa aynı zamanda acıya ev sahipliği yapıyordu ve ben bu kelimeyi sadece sıfat olarak kullanıyordum hayatımda. Titrek bir soluk çektim içime elim omzundan alıp kucağıma bıraktım, "Neyin var, tuhaf görünüyorsun babamlamı kavga ettiniz yoksa." diye sordum bana bakmadı kollarını göğsünde birleştirdiğinde yüzünde alaycı bir gülüş belirdi, bu gülüşün ardında neler yatıyordu bir o bilirdi herhalde. "Bir şeyim yok Gece, halsizim sadece o kadar." Dedi düz bir şekilde, o gün yaptığım hakkında hiçbir şey konuşmamıştık ve hâlâ bir şey söylememişti bana, bu kadar mı umursamıyordu beni, bir kere bile kızmamış tek kelime etmemiş yüzüme bakmamıştı ölsem sevinir miydi peki? Oysa Hevdem o gün nasıl ağladığını ortalığı nasıl dağıttığını da anlatmıştı? "Niye böylesin anne?" dedim bir anda içimde tutamayarak ama cevap vermedi umursamadı yine. Gözlerim anında dolarken bende ona bakmadım yönümü önüme çevirdim, "Abim bir ara senin çok harika bir anne olduğunu söylemişti, babamında seninde harika birer anne baba oluşunuzdan bahsetmişti, abimi kucağından indirmezmişsin, ona hiç sadece adıylada seslenmezmişsin, oğlum benim, Fermanım, yüreğim, kurban olduğum, daha niceleriyle seslenirmişsin," zorlukla yutkundum sağ elimdeki yara izimi kaşımaya başladım, "Onu koynunda yatırırmışsın başka bir odası hiç olmamış yeri hep sizin yanınızmış. Bana hamile kaldığında çok mutlu olduğunu hatırladığını söylemişti her gün benimle konuşurmuşsun," gözlerimi yumduğumdan akan bir kaç damlayı silmedim. "Her gün hikayeler anlattığın konuşmadan geçirdiğin günün olmadığı beni karnındayken ne kadar çok sevdiğini ne kadar çok istediğini söyleyip dururmuşsun... Söylesene anne neden ben doğduktan sonra değiştin? Neden abimide sevginden mahrum ettin? Düşünüyorum da abimin benden nefret etmesi için çok güçlü bir nedeni var aslında ondan annesini babasını çaldım ama o bana olmayan annem babam hiç olmayan oyun arkadaşım oldu, benim bu hayatta bakıldığında sadece abim ve Hevdem var ailem olan başka kimsem yok ona benden nefret etmediği için minnet duymam lazım değil mi," yaramı kaşıdığım elimin üzerinde elini hissettiğimde kalbim tekledi resmen, ıslak bakışlarım yüzünü buldu. Onunkilerde ıslaktı ama ağlamamıştı belkide kendini tutuyordu. Elimi kaşımama izin vermeyip ayırdı sonra elini yanağıma attı yavaşça sıcak avcunu tenimde hissetmek o kadar tuhaftı ki, bunlar o kadar güzeldiki benim için anlatılmaz yaşanırdı, baş parmağı ile göz yaşlarımı sildi... Şüphesiz eğer şimdi bana sarılsa bana artık eskisi gibi davranmayacağını söylese yüzsüzce onu affeder kollarına sığınırdım. "Sen çok iyi bir anne olucaksın, çocukların için dünyayı bile yakıcak bir anne, onları çok seviceksin onlara benim size vermediğim her şeyi misliyle vericeksiniz, ama ben vermem ben buyum ben hep buydum." Dedi ve elini yüzümden çekti bir çektiği eline birde yüzüne baktım hayalkırıklığı ile. Oturduğum yerde dikleştim, "Ben çok iyi bir anne olmayacağım," kaşları çatıldı dediklerimle, "Ben anne olucağım... İyi ya da kötü bir anne yoktur ya annesindir ya değilsindir. Ve evet ben çocuklarım için hiç düşünmeden canımdan bile geçerim senin bize vermediğin onlarca duygu içinde yüzdürürüm onları ama yalnızlık içinde asla! Onları kollarımda büyüteceğim düştüklerinde karşılarında olacağım onlara kalkın ve annenizin kucağına gelin anneniz sizin yaralarınızı öperek sarıcak diyeceğim." Yüzüne az önceki muhtaç çocuktan kurtularak baktım, "Ben onlara anne olucağım! Senin hiç bir zaman olmadığının aksine." Yutkundu zorlukla bakışlarını kaçırırken. Başımı sağa sola salladım onaylamazca ve yanından gittim. Odama girdiğimde yumruklarımı sıktım, "Ağlamak yok! Gözyaşı döküp değmez insanlara harcamak yok! Ben değil onlar kaybeder elbet bir gün pişman olursunuz... İşte o gün o vicdanlarınız yanıp kül olurda nelere neden olduğunuzu görürsünüz!" derken bile ağlamaklı çıkan sesimi yutkunarak gizlemeye çalıştım. Enseme ve boynuma soğuk su atarak ıslattım kendime biraz geldiğimde olduğum durumdan sıyrılmaya çalıştım. Geçen zamanda Zehra'dan ve Zeynep'ten yardım alarak tablolarımı aşşağı indirmiştik, Hevdem çoktan okula gitmişti bile. Biz resim tablolarını arabaya taşıdıkça babaannem söylenip durmuştu beni dışarı çıkarmayacağınıda söyleyip durmuştu ancak onunla muhattap olmak istemediğimden onu tamamiyle görmezden gelmiştim ve abimi arayıp söylemiştim o da babaannemi aramış çıkabileceğimi söylemişti. Neyseki babamı işe karıştırmamıştı. Cahit olmadığından iki kişi benimle gelecekti ama başka arabayla arkadan takip ederek çünkü abimin arabasını almıştım ve araba doluydu şu an resimlerle. Yola çıktığımızda arkadan takip ediyordu konak arabası, gittiğimiz yolda bir süre boyunca ilerlerken girdiğimiz uzun her iki tarafı arazilerle kaplı yolda dikiz aynasından arkama baktığımda bizim arabayı görememiştim aksine başka araçlar girmişti görüş açıma bu normaldi ama konak arabası neredeydi ki hayır beni kaybetseler sonrada abime babama yetiştirirlerse sorun olurdu üstelik işlerimi Kalender Ağa konağa dönmeden bitirmeyi planlıyordum. Arabayı sağ şeride kırdım, "Nereye kayboldunuz ya, hayır o kadar hızlı da kullanmadım ki. Acaba kavşakta mı kaybettiler beni." Diye söylendiğimde geçtiğim şeride arkamdaki araçlarda aynı anda geçerek arkamı görmeyi engellediler. Bu tuhaftı? Gaza yüklenerek hızlandırım arabayı arkadaki arabalardan biri yanımdaki şeride girdiğinde arkadaki selektör yakmaya başladı kaşlarımı çattım ve biraz daha hızlandım ancak yanımdaki araç üzerime kırıp duruyordu. Bunlar kesinlikle normal kişiler değildi ve sanırım başım beladaydı korkmaya başlasamda direksiyonu sıkıca tutarak arabayı hızlandırım ve yanımdaki adamı sollayarak önüne geçtim her kimlerse yanıma veya önüme geçmelerine izin vermemeliydim, "Sorunsuz bir günüm bile geçmiyor vallaha ya." Kornaya basmaya başladığında arkadaki, iyice korkmaya başlamıştım ancak soğuk kanlı durmalıydım yandaki çantama uzanarak telefonu çıkarmaya çalıştım bir yandanda direksiyonu kontrol ediyordum, pek işlek bir yolda olmadığımızdan korkum daha da perçinleşmişti. Önüme çıkan yol ayrımında soldaki yolu seçtiğimde arabayı çok sert bir manevrayla yola soktum asfalta çıkan tiz yüksek ses kulak tırmalıcıyken çantam yaptığım hareketle yere düşmüştü. "Allah Kahretsin!" diye bağırdım bir yandanda aynadan arkaya baktım pislikler hâlâ peşimdeydiler ve yakalamaları an meslesiydi, girdiğim yol çift yönlü olduğundan şanslı sayılırdın sanırım helede arabalarda geçiyorken. Aldığım sık nefesler ve titreyen elimi direksiyonu sıkı tutarak geçirmeye çalıştım kimdi bunlar ne istiyorlardı anlamıyordum, acaba beni öldürmek isteyen o kişimi diye düşünsemde öyle biri var mı ondan bile emin değildik, peki ya bana mesaj atan o psikopat olabilir mi diye düşündüğümde elimi sertçe direksiyona vururken arabada tüm sesimle çığlık attım öfkeyle. Delirecektim artık. Ancak ilerlediğim yönde önümü kesen arabayla ters yöndeki şeride geçmek istesemde karşıdan gelen kamyonla o yolu kullanamadan çok sert bir frenle yolumu kesen arabanın önünde durdum. Nefes nefese kalmış şekilde soluklanırken arkamdaki araçlardan ve önümdeki araçtan adamlar indi, silahlı adamlar. Önümde bana doğru gelen adamdan gözümü ayırmadan torpidoya uzandım açtığımda abimin silahını bulmak çölde su bulmaktan farksız gibiydi silahı sıkıca kavradığımda, bana inmem için işaret yapan öndeki adamın isteğine uydum neticede arabayı dört koldan sarmışlardı ve araç kurşun geçirmez değildi. "Zorluk çıkarma kadın ver silahı bin arabaya!" Diye bağıran adama anında silah doğrulttum gerçi etrafım adamlarla çevrilmiş sayılırdı. "Bana bak kimin adamısınız bilmiyorum ama salak olmayın benimi kaçırıcaksınız sahi! Ölümeniz için geri sayımını bana dokunduğunuz an başlatırsınız!" Diye bağırdım. Hepsi takım elbise giymemişti sivil giyinimli genç ve orta yaşlarda adamlar vardı. Karşımdaki adam alayla bir kahkaha attı, "İŞİMİZİ ZORLAŞTIRMA İNDİR SİLAHI GEL BİZİMLE!" Bana doğru adımlayan saçı sakalı birbirine girmiş bir dağ ayısını andıran adama, "Bana bak acımam yemin ederim dağıtırım beynini uzak durun. Hiç bir yere gelmiyorum ben!" Bağırsamda dinlemeyecekleri belliydi. Ve öylede oldu üzerime doğru yüremeye başladıklarında sırtımı arkamdaki boş araziye döndüm ve geriledim bir kaç adım, "YAKLAŞMAYIN DEDİM PİSLİK HERİFLER." Sesim boğazımı yırtarcasına çıkmıştı dudaklarımdan. Üzerime atılan her adımda ayaklarım birbirine dolaşırcasına geriledi kalbimin atışı kulaklarımdaydı silahı iki elimle sıkıca kavradım. "Bana bak zarar gelsin istemiyorsan kendine bizimle gelmek zorundasın duydun mu, elimizden kaçabiliceğini mi zannediyorsun sen..." O konuşurken ellerim titresede indirmedim elimi ve evet eğer bir şey yapıcak olurlarsa sıkmaktan geride durmayacaktım üstelik bu kadar kişi tarafından başıma her şey gelebilirdi. Gözlerim durmaksızın üzerlerinde geziniyordu karşımdaki adam alayla gülümserken elimdeki silahı aldırmadan üzerime doğru geldi panikle ne yapıcağımı bilemez haldeyken diğer adamlarında hareketlenmesiyle tetiğe bastım bir anda. Ortama yayılan ses silahtan çıkan kurşun bana doğru gelen o dağ ayısına benzeyen adamın köprücük kemiğinin olduğu yere saplandı acıyla yarasına elini bastırırken inlemeye başladı acıyla. Elim titriyordu kolay kolay tek bir canlıya bile zarar vermeyen ben bir adam vurmuştum ve bu çok fazlaydı, yine de abime silah kullanmayı öğrettiği içi minnettardım. "Lan orospu! Naptın lan sen!" Diye haykıran adam yarasından elini çektiği gibi üzerime atıldı ne olduğunu bile anlayamadan gerilerken kendimi sırtüstü yerde buldum bir taşa takılmış olmalıydım. Elimdeki silah fırlarken benden uzağa adamlardan biri onu almıştı hızla. Seri soluklarım arasında ağrıyan sırtımı es geçip doğruldum, üstten üstten bana bakarken sinirle güldü ona diklenerek bakışıma ve üzerime eğildi, kıpkırmızı kan olmuş elini bana uzatıcağı esnada arkadaki adamlardan biri onu sert bir şekilde kolundan tuttuğu gibi geri çekti üzerimden, "Kendine gel... Bir kız tarafından yaralandığını duysa mahfeder seni salak herif çekil." Dedi sinirle. Ardından bana döndü aynı sinirle, "Kalk sende daha fazla zorlama." Diye bağırdı, ona öfkeyle bakarken olduğum yerde yavaşça doğruldum bir kurtuluş ararcasına etrafa bakmaya çalışırken kolumdan tuttuğu gibi çekiştirerek götürmeye başladı, olabildiğince ayağımı sürerek ona zorluk çıkardım, "Bırak beni bırak! Söylesene ne kadar alıyorsun köpekliğin için ha!" Hırsla konuşurken aynı zamanda parmaklarından kurtulmaya çalışıyordum ancak nafile çabamın sonucu arabanın arka tarafına sertçe atılmam oldu. Ne olduğunu kavrayamadığım anlarda araba hareket etmiş oradan uzaklaşmıştık, ne kadar bağırıp çağırsamda hiçbir şeye yaramamıştı. Donmuş gözlerle dışarıya bakarken nereye gittiğimizi kavramaya çalışıyordum, parmak uçlarımda nabzımı hissedicek kadar korkuyordum bir sıcak basmıştı üstelik, gözlerimi sımsıkı kapattım daha önce de kaçırılmıştım şimdi ise aslında korkumun tek nedeni aynı kişi tarafından kaçırılıyor olabilir miyim korkusuydu, buna engel olamıyordum, çenem titrekçe sallanırken sıcak nefesimi serbest bıraktım. Yanımdaki adam ve öndeki adamlar ses etmeden duruyorlardı o vurduğum adam ne durumdaydı bilmiyordum ancak hepsinin gebermesini istiyordum acımasızca. Yaklaşık 1 saatten fazla gittiğimiz yolda bilmesemde Mardin'den çıkmamış ancak ıssız bir yere gelmiştik. Herkes arabadan indiğinde beni arabaya atan o adam dikildi kapının başında. Bakışlarım titrek bir şekilde tekrar adamı bulduğunda aklımda bir sürü soru kol geziyordu ama en baskını hissettiğim korkuydu. "Hadisene seni mi bekleyeceğiz!" diye bağırmasıyla olduğum yerde irkildim nefesim hızlandı stresle dudaklarımı yaladığımda ne yapacağımı kestiremiyordum. Adam elini uzattı beni tutmak için, "DOKUNMA BANA!" diye çığlığı bastım anında ne olduğunu kavrayamadan elini hızla çekti korkuyla. Hızla yanımdaki kapıya davranıp kendimi dışarı attığımda anında karşımda başka adamlar belirdi, titreyen dizlerim yüzünden arabanın açtığım kapısına tutundum. "Siz kimsiniz amacınız ne!" Dedim hiddetle. Karşımdaki adam elini önünde bağlarken sustu cevap vermeyip bakışlarını çekti benden diğerleri gibi, "Uzatma amacımız zarar vermek değil, emir kuluyuz bizde." Dedi, bezgin bir şekilde. Etrafıma baktığımda gördüğüm tek şey büyük arazilerdi çok ilerde görünen bir kaç ev. "Dikkat ette emir aldığın kişi gebermesin yoksa cesetleriniz ortalıkta kalıcak, yazık olur hani." Karşıma geçen adam dediklerime alayla gülerek karşılık verdi. "He he ondan, şimdi düş önümüze yürü işimizi zorlaştırma, gelmiş burada çoluk çocukla uğraşıyoruz resmen." Diye söylendiğinde son cümlesinde dayanamayıp konuştum, "O çoluk çocuk sayesinde boğazına iki lokma bir şeyler giriyor ama hayvan herif!" Gözleri seğirdi anında, arkasındaki adamlar bile bana irileşen gözlerle bakıyordu. Karşımdaki adam sinirliyken ve dahası bu kadar adamın arasında bilmediğim bir neredeyse dağ başında karşı çıkmak pekte zekice bir hareket değildi. Bu sebeple korktuğumu tam olarak belli etmek istemediğimden sessizce onayladım onu. "Tamam ya gidelim neymiş derdiniz öğrenelim değil mi." Dedim zoraki bir gülümseme ile. "Aferin sana, şimdi yürü!" Dedi sert bir şekilde ardından ilerlemeye başladı ancak diğer iki adam ilerlemedi beni bekliyorlardı sanırım. "Hadisene!" Diye bağıran giden adam ile ters ters baktım ve anında arkasından ilerlemeye başladım. Kalbim deli gibi atıyordu korkudan mı heyecandan mı bilmiyordum. Başıma ne geliceğinden emin olmadığım yolda ilerledim titreye tiyreye. Tam dikkatli olmadığımdan arka tarafımızda kalan evi görmemiştim adam yönünü taştan eski ama antik bir eve benzeyen yere çevirdi bahçe kapısının önünde de adamlar varken kaşlarımı çattım fazlasıyla, çok tuhaf şeyler dönüyordu ortada ancak ne? Olduğumuz arazi içersindeki evin kapısından yavaşça içeri girdik bizi karşılayan holün sağında kalan kapalı kapının önünde duran adam aniden kolumdan sıkıca kavrayarak beni kendine doğru çekti, "Sana dokunma dedim pislik herif!" Bağırmamı aldırmadan kapıyı açtığı gibi beni odanın içersine firlattı adeta öyleki dizlerim üzerine çok kotü bir şekilde düştüm. Avucum yaslı olduğu kırmızı yöresel halılardan biriydi saçlarım önüme dağıldığında aldığım sık nefeslerden başka şeylerinde olduğunu farkettim odada. O pislik arkamdan kapıyı çarpıp çıkmamıştı henüz, "Ağam, emrinizle getirttik." Dedi ancak kime diyordu. Ses gelmedi konuşan adama karşı, sonra ise kapı sesi geldi ve gıcırdayan yerden zeminden gelen daha doğrusu giden sesle o adamın gittiğini anladım şimdi ise odada bilmediğim biriyle mi birlikteydim ben? O kişi her kimse ağır adımlarla bana doğru geldi zemin tahtadan yapılma olmalıydı ki her bastığında gıcırdıyordu yer ve çıkan ses ürkütücüydü, gözlerimin önüne giren kahverengi sivri burun ayakkabıyla korkum daha da perçinleşti ama başımı kaldıramadım. "Ayağa kalk!" diye birden bire bağırmasıyla o kişinin irkildim olduğum yerde, daha önce bu sesi duyduğumu zannetmiyordum. Avuçlarımı yerden yavaşça çektim, "Lafımı ikiletme lan ayağa kalk diyorum sana." Diye yine bağırmasıyla hızla ayağa kalktım titreyen dizlerime rağmen. Güçlü olmalıydım ama yapamıyordum şu an her şey üzerime üzerime geliyor gibiydi. Ayağa kaltığımda karşımdaki adama çıkardım gözlerimi hızlı nefeslerim ardından titreyerek yutkunduğumda üzerinde çizgili kahverengi takım elbise olan uzun boylu ama yaşlılığından dolayı hafif kamburlaşan bir adam vardı karşımda, kaşlarım çatılmaya başladığında bana saf öfke ve nefretle bakan tanımadığım yaşlı adama bakmaya devam ettim beyaz sakalları fazla uzun değildi kilolu biride değildi orta kilolardaydı ve aslında tanımasamda tanıdık bir siması olduğunu fark etmiştim. "Ne istiyorsunuz ben-" lafımı tamamlayamamamın nedeni karşımdaki adamın arkasında bulunan kişilerdi, bulunduğumuz odanın kapalı perdeleri yüzünden karanlıklaşan ortamı gaz lambalarıyla aydınlatmışlardı biraz yana adımlayarak arkada kalan adamlara baktım irileşen gözlerimle. Koltuklarda oturan en az karşımdaki adam kadar yaşlı adamlara baktım 5 kişi oturuyordu ve ikisini tanıyordum yani düğünde görmüştüm babamla konuşurken o kattaki yaşlılar arasındaydı bunlar ve bu kişiler aşiret mensuplarıydı en yaşlı olanlardan, sonra düşündüm muhtemelen diğerleride aşiret Ağa'larıydı ve burda toplanmaları benim buraya getirilişim banada bir hüküm verileceğini gösteriyordu fakat karşımdaki adam kimdi de bana bunu yapacak cesareti bulmuş da arkasındaki adamları toplamıştı? Bana tiksintiyle bakan adama çevirdim tekrar bakışlarımı, "Siz kimsiniz?" diye sordum merakla. Kırışan yüzündeki kaşlarını çattı ya da zaten hep çatıktı, "Kes sesini konuşma sana konuş diyen oldu mu!" Diye öfkeyle bağırdığında bir adım gerilemiştim anlık refleksle. "BEN KONUŞ DERSEM KONUŞACAKSIN!" Sakin kalmak istiyordum ama karşımdaki adamın ses tonu bile deli edecek cinstendi konuşma demesine rağmen gözlerine meydan okurcasına baktım, "Bana kim olduğunu söyle dedim! Kimsinde beni kaçırmaya cesaret ettin öğrenmek istiyorum." diye ona diklendiğimde gözlerindeki şaşkınlık görülür biçimdendi. Ellerini rahatça arkasında birleştirdi, "Ecelin olmamı istemiyorsan konuşma hele bana diklenmeyi aklından bile geçirme." Dedi sinirle. Anlamayarak ona baktım bu nasıl bir ruh hastasıydı böyle dahası şu an abimler ne yapıyordu onuda bilmiyordum ne kadardır evden ayrılmıştım bilmiyordum ancak umarım kaçtığımı değil kaçırıldığımı anlar buna inanırlardı, "Bakın benim ortadan kaybolduğum bir fark edilse taş üstünde taş kalmaz, hele birde sizin yüzünüzden olursa. Bırakın gideyim size söz kimseye sizden bahsetmeyeceğim." Amacım ikna etmekti, tabikide söz etmiyecektim kendi ellerimle yakalayacaktım bunları bana bu korkuyu yaşattıkları için bile mahvedebilirdim bunları. Dudağı sinsice kıvrıldı, arkasındaki tanıdığım o iki adama çevirdim bakışlarımı, "Kalender Ağa bu yaptıklarınızı duyarsa sizinde göz yumduğunuzu bir öğrense yaşayabiliceğinizimi zannediyorsunuz siz! 10 AŞİRET TOPLASANIZ ARKANIZA GENE KİMSE BABAMIN ŞERRİNDEN KORUYAMAZ SİZİ." Sonunda dayanamayarak bağırdım burdan gitmek istiyordum hemde hemen. Yerlerinde dikleştiler birbirlerine baktıklarında olumsuzca salladım başımı. Ancak karşımdaki adam kolumu sertçe tutup geriye doğru itti beni, düşmekten son anda dengede kalarak kurtulmuştum, "Ulan sen kimsinde benim yanımdaki adamları tehdit ediyorsun ha, gebertirim lan seni leşini bile kimse bulamaz!" diye üzerime doğru kükredi adeta.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE