Tırnaklarımı bacaklarım altında koltuğa geçirdim tam o sıra kapı gıcırdayarak açıldı göğsüm bu hareketle hareketini anlık olarak durdurdu. Kapıyı aynı şekilde kapattı gelen kişiye bakamazken ayakları önüme kadar geldi siyah parlak rugan ayakkabıları görüş açıma girdiğinde yavaşça yukarı doğru kaldırmaya başladım başımı.
Jilet gibi bir siyah kumaş pantolon kolları dirseklerine kadar katlanmış beyaz gömlek üzerine siyah yelek, sol elin yüzük parmağında olan alyans ve diğer elinde bulunan iki adet farklı gümüş yüzük, gözlerim dehşetle yavaşça yukarı tırmandı ilk üç düğmesi açık bırakmış gömlek yakasıyla kirli sakalı sert çehresi ve öfkeden kırmızıya bulanmış zehir sarısı gözleri ile;
Boran Asparşah, karşımdaydı tüm heybetiyle.
Özellikle ona haber vermeyin dememe rağmen, Nezir ağa bilerek aramıştı onu resmen.
Ortamdaki sert soluk seslerini sonunda ben konuşarak bozdum, "Ne o yoksa sen mi öldüreceksin beni?" Diye sordum büyük bir ruhsuzlukla.
Eli yumruk şeklini aldı dediklerimle, bakışları daha da öfkeye bulandı, "Sustuğuna göre cevap evet," dedim ve derin bir soluk aldım, "Peki nasıl öldüreceksin bir kurşunla mı yoksa boğarak mı?" dedim tahammülsüzce.
Cevap vermeyişi ve gözlerime hâlâ deli gibi bakması öfkeden kasılması üzerine ayağa kalktım, karşı karşıya kaldık onunla göz teması kurabilmek için başımı biraz kaldırmam gerekiyordu ve yaptım, "Niye konuşmuyorsun! Buraya kadar gelmişsen nasıl oldüreceğinide düşünmüşsündür herhalde!" Diye bağırdım sonunda.
"KES SESİNİ!" sesi odayı değil evi doldurmuştu tamamen, bu durumda irkilsemde ona bakan gözlerimizi ikimizde çekmedik. Hızlı solukları yüzüme vurucak kadar yakınlaşmıştı yüzlerimiz, bana doğru eğilmişti.
Dudağımın kenarı hafif kıvrıldı sakin kalmaya gayret ederek, "Niye susucakmışım ki burada olma amacın bu senin! Kararımdan da dönmeyeceğim, madem sen geldin sen al canımı hadi." Dedim oldukça düz. Gözlerini sıkıca örttü başını hafifçe geriye doğru eğince sertçe yutkundu.
Tekrar bana baktığında dişlerini sıka sıka konuştu, "Bunu nasıl yapabilirsin Gece. Nasıl bu kadar ileri gidebilirsin ha!" Sonunda kurduğu cümleler bu olurken sabırla konuşmaya çalışıyordu, gözleri elime indi dişlerini daha da sıktı sonrasında elimi tutarak kaldırdı, "Nerede yüzüklerin Gece, onları nasıl çıkarırsın sen!" Dedi dişleri arasında tıslayarak.
Elimi elinden sertçe çektim, "Nasıl büyük bir zevkle çıkardığımı görmen lazımdı biliyor musun." diye üstüne gittim öfkesine rağmen, "Onları bir daha takmamak nasıl mutlu ediyor tahmin bile edemezsin." dedim büyük bir zevkle.
Baktı, büyük bir afallama ile baktı sonra sertçe saçlarına geçirdi ellerini, odanın içinde öfkeyle volta attı, buradan da dönemezdim artık, sağ olsun bende psikoloji namına pek bir şey bırakmadıklarından.
"Ne demek kendini öldürtmek lan ne demek!" Diye bağırdı kızgınlıkla.
Göz devirdim sıkıntıyla, ne kalın kafalıydılar yahu, "Uzatma Boran Ağa ben buradan dönmem yapamayacaksan söyle ya adamlarından biri halletsin ya da akrabalarından biri o zaman!" Dedim hiddetle.
Gözleri birer ok gibi bana döndü ve saplandı adeta. Bana seri bir şekilde adımlaması ve kolumdan tutup çekmesi bir olmuştu göğsüm göğsüne çarptı yüzlerimiz fazlasıyla yakınlaştı, "Ölmek ne Gece ölmek ne! Ben sen yaşa diye kendimden geçerim diyorum sen bana beni öldür diyorsun." Dedi dişleri arasında nefesi yüzüme büyük buhranla çarparken.
"Ölmek istiyorum ama ben." Dedim fazlasıyla kırgın bir şekilde.
Gözleri yüzümü arşınlarken bakışlarında öfkesinden sıyrılmış yumuşama göründü bir miktar, "Bari sen anla biraz," diye yakındım ağlamaklı sesimle, "Yapamam anlamıyor musun, ne seni ne aileni ne de bu evliliği kaldıramam bunlar çok fazla, evliliği boynunda bir urgan gibi gören bana fazla, sadece kendim için uğraşmıyorum ki ben niye anlamıyorsunuz." Gözlerimden akan bir kaç damla yaş dudaklarıma bulandı.
Öfkenin eseri kalmayan gözleri büyük bir şefkatle yüzüme dikkatle bakarken alnını alnıma dayadı yavaşça gözlerini yumdu, "Buradan geri dönemeyiz artık ama," kısık sesi aramızda uçuştu bende onun gibi kapattım gözlerimi, "Keşke seni dinleseydim de o şirket odasında sana elimi uzatsaydım, belki o zaman bu kadar zor olmazdı her şey. Şimdi evliliğe bu kadar yakınken dönmek bizi değil ailelerimizi yakar Gece sevdiklerini, sevdiklerimi. Söyle ailene zarar gelsin ister misin?" Toprak kokusunu henüz yeni yeni alırken hıçkırdım, "O zaman al canımı şimdi, en azından ben kurtulayım. İstediğiniz bir candı alın canımı rahatlayalım hepimiz." Sesim boğuk çıkarken ağlamaktan, geri çekildi benden.
"Sen resmen kendini öldür diyorsun! Ben kendi canına kıyacak kadar cesur bir adam değilim Gece." Sözleri üzerine dinen öfkem tekrar yükselmeye başladı, "Bana demogoji yapma boş kelimeler hiç sarf etme sakın, senin o hissettiğin, hissettiğini düşündüğün hiçbir duygun umrunda dahi değil! Ya öldür ya da çekil önümden Boran Ağa!" Dedim hiddetle.
"Nasılsa Mardin'e yayılmıştır haber, Aşiret üyeleri toplandığında verilecek kararı biliyoruz. Er ya da geç cansız bedenimi önüne sericeğim senin." Gözleri karardı öfkeden.
"Sana yemin ederim Gece!" Diye yükseldi hiddetle, işaret parmağını tehditvari bir şekilde salladı bana doğru. "Yemin ederim eğer kendi canına bile kıymaya kalkacaksan olursan o uğruna canını vereceğin aileni arkandan tek tek gönderirim!" Diye bağırmasıyka kalakaldım.
Karşımdaki öfkeli ciddi ifadesine baktım öylece.
"Ne saçmalıyorsun sen!" Diye bağırdım.
Güldü alayla, parmağını omuzuma bastırdı iki defa, "Diyorumki eğer ölecek olursan canına kıymaya kalkarsan Allah şahidimdir ki bütün aileni arkandan tek tek gönderirim." başımı hızla iki yana salladım. Bu kadarını da yapmazdı değil mi, bu kadar acımasız da olamazdı?!
"Yapamazsın bunu, hakkın yok buna, beni böyle mi tehdit ediyorsun yani?!" İstediğim geri adım atması söylediğinin saçmalık olduğunu farketmesiydi.
"Yaparım! Öyle bir yaparımki aklın hayalin şaşar! Şimdiye kadar en iyi yönümü gördün hep ama unutmaki ben Boran Asparşah'ım yemin ederim yapacaklarımın sınırı hiç bir şekilde yok."
Dehşetle bakıyordum ona şimdiye kadar ki iyi yönüm diyordu bu iyi olanı mıydı yani.
"Önce çok sevdiğin abinden başlar sonra tek tek devamını getiririm."
Ben onlar için canımdan vazgeçerken o onlarlamı vuruyordu beni yani.
Üzerime doğru eğildi, "Tek bir telefonla şu an konağında bulunan bütün aileni öldürtebilirim buna tek bir bomba yeterli olur emin ol." Dedi acımasızca duygudan yoksun bakışları ilk defa gördüğüm şeylerdi ve çok kotüydü. Buzdan bir tabuta canlı canlı soktu beni.
"Beni resmen ailemle vuruyorsun." Diye mırıldandım kendi kendime, çünkü kendime gelmiş sayılmazdım. Bunları yapabilir miydi cidden inanamıyordum. "Senden daha ne kadar nefret edebilirim daha ne kadar kendinden nefret ettirebilirsin ha?" Dediklerimle gözlerini kaçırdı kısa bir an, ardından yutkundu.
"Başka türlüsünden anlamıyorsun çünkü. Şimdi istediğini yapmakta özgürsün, git meydana deki ben Boran Ağa'nın yüzüğünü attım nişanımızıda bozdum, kendini öldürt sonra bekle arkandan ailenide göndereyim. İnan yaparım Gece, bana iki yüzlü diyip duruyordun ya al sana diğer yüzüm işte, tepe tepe kullan." Büyük bir yıkılmışlıkla arkamdaki koltuğa çöktüm, midem bulanıyordu.
"Şimdi söyle bakalım kararın hâlâ aynı mı." Dedi buz gibi ve acımasız sesiyle. Başımı yavasça olumsuzca salladım sarsıla sarsıla ağlamak istiyordum ama engelledim kendimi alt dudağımı ısırdım kendimi tutmak için.
"Bir daha canına kıymaya kalkacak mısın?"
Yine salladım başımı olumsuzca.
Sesli bir nefes aldığını duydum, "Güzel. Kalk o zaman ailen meraktan mahvolmuştur." Dedikleriyle titreyen çenemi dudaklarımı birbirine bastırarak durdurmaya çalıştım bu demek oluyordu ki artık sadece Allah'ın belirlediği ölüm günümü bekleyecektim.
Yavaşça titreyen dizlerime rağmen ayağa kalktım, "Sana yemin ederim bunları unutmayacağım burnundan fitil fitil getiriceğim Boran Ağa. Bu yaptıklarınla hem kendinin hemde konaktaki karının kaderini belirledin ve ben bu yolda sadece kendimi düşünüceğim artık, kazanız mübarek olsun." Ona karşı kurduğum cümleye sadece, başını kabullenmiş bir şekilde salladı aşağı yukarı.
Kolumdan yavaşça tuttuğunda kendiyle birlikte cansız bir bedenden farksız olan beni arkasından ilerletti. Evden dışarı çıktığımızda arka arkaya dizilmiş bir sürü araba vardı ve evde etrafta bir sürü adamlarla çevrilmişti resmen, etraftaki insanlar bir şey görmesin diye önlerinde barikat kurmuşlardı. Nezir Ağa ve karısını görsemde hemen çektim bakışlarımı onlardan, her şeyi batırmışlardı resmen.
"Giy terliklerini." Diyerek ayağımın dibine sandeletlerimi bıraktı. Ona bakmadım eğildim ve titreyen parmaklarımla giydim sandeletlerimi. Doğrulur doğrulmaz kolumu tutmuştu yine.
"Her şey için sağol Nezir Ağa unutmam bu iyiliğini " İyilik mi neresi iyilikti bunun! Ama gösterirdim sana iyilik mi değil mi zamanı gelince elbet.
Arabasının önüne geldiğimizde ön koltuğa oturttu beni kemerimi kendim takarken ona bakmadım bir daha, kapımı kapattıktan sonra kendide sürücü koltuğuna geçti. Saniyeler içinde hareket eden araba ve arkadaki arabalar ile ilerlemeye başladık, ne düşüncelerle geldiğim yolu nasıl dönüyordum şimdi, şaka gibiydi ama gerçekti.
Camdan dışarıya bakmaya başladım, başım zonkluyor midem ağrıyordu berbat bir haldeydim ve şu an konaktakilerle nasıl karşılaşacağımı bilmiyordum. Aklımda sürekli Boran Ağa'nın beni resmen tehdit edişi geziyordu.
Bunun üzerine bakışlarımı direksiyonu sertçe kavramış soğuk bakışları ile yola bakan Boran Ağa'ya çevirdim ona baktığımı farketmişti, "Seni tebrik etmeyi unuttum biliyor musun. Kusura bakma lütfen." Dediklerimle kaşlarını çatarak bana döndü anlık bir şekilde, "Neyden bahsediyorsun sen!" Dedi anlamamış mıydı yani, bu da hâlâ öğrenmediğini mi gösteriyordu.
"Neyden mi bahsediyorum? Tabikide baba olmandan." Araba anlık olarak tekledi. "Lan ben daha dokunamadım bile sana, sadece bir öpücüktü o." Dedikleri ile yanaklarım öfkeden kızardı.
"Ne saçmalıyorsun sen!" Diye bağırdım.
Bir yola bir bana baktı, "Asıl sen ne saçmalıyorsun dediklerini duyabiliyor musun sen?"
"İnanmıyorum senin haberin yok muydu yani," dedim yalancı bir şaşkınlıkla, "Gurbet halan bana dün Güneş'in hamile olduğunu söyledi. Sana tavsiyem karınla ilgilen senin ilgisizliğin yüzünden bebeğini aldırmaktan bahsedip duruyormuş, daha doğrusu suçlu benmişim benim yüzümden bebeğini aldıracakmış." Arabayı ani bir manevrayla sağa çekti ve sert bir frenle durdurdu.
"Düzgün anlat şunu Gece hiç bir bok anlamıyorum!" Arabada yankılanan sesiyle yüzümü buruşturdum, "Neyi anlatayım ya halan dün geldi bana, kaçarsam yardım ediceğini söyledi kimsenin zarar görmesine izin vermem dedi, Güneş'in bebeğinin vebalini almak istemiyorsan gidersin bu evliliği bozarsın dedi! Bende tabiki karşı çıktım çünkü Güneş asla karnındaki bebeğin vebalini benim üzerime atamaz bu sadece sizin sorunuz. Sana tavsiyem müstakbel kocacım git ve karınla ilgilen ilgilenki müstakbel kocamın karısından olan ve sadece ondan olacak bebeklerine bir şey olmasın!" Kurduğum saçma cümle onda ne yarattı bilinmez allak bullak olmuş şekilde bakıyordu resmen.
Sonra yüzünü sıvazladı sertçe, belliki hiçbir şeyden haberi yoktu cidden, ama bu benim suçum değildi halası bana yardım etmek istememişti bence, çünkü dediği gibi bu davayı durduracak bir gücü falan yoktu, onun istediği tek şey benim burdan gitmem o konağa hiç bir şekilde girmememdi arkamdan yüksek ihtimalle bütün Aşiretler peşime düşer birbirine girerdi ve benden nefret ettiğini her türlü bakışlarından bile belli olan kadına güvenecek biri değildim.
"Bu imkansız, bunu sana halam söyledi öyle mi?" diye sormasıyla göz devirdim sertçe.
İmkansızda ne demekti şimdi?! Ona sadece kafamı salladım onaylarcasına.
"Sende bu yüzden mi bu işe kalktın ha, bunda onun payıda var mı Gece!" dedi hiddetle.
Derin bir soluk aldım, "Elbette hayır. Benim zaten aklımda olan bir şeydi sadece son bir cesaret toplamayı ya da başka bir yol bulacağımı zannediyordum ama çok sağ ol sen o yollarımıda kapattın... Umarım mutlusundur." Önüne döndü ve cevap vermeden arabayı tekrar harekete geçirdi sert bir tavırla.
Yol boyunca bir daha konuşmadı gerginlik hat safadaydı sanki. Direksiyonu sertçe tutan eli parmakları hiç gevşememiş ve bakışlarındaki aynı anda öfkede soğuklukta koruyordu kendini. Eve yaklaştıkça içimdeki korku hiç geçmesede daha da belli ediyordu kendini. dakikalar içinde konağın önünde durduğumuzda aynı anda indik arabadan arkadaki arabalarda durduğunda konağın kapalı kapısına baktım arkasındaki insanlar bugün benim yüzümden kim bilir neler yaşamış ne kadar korkmuşlardı, en azından abimler, amcamlar falan.
Cahit'le göz göze geldiğimde derin bir soluk verdiğini anlamıştım belliki onu bile korkutmuştum, onunda aslında hiçbir şeyden haberi yoktu. Kapıyı açtığında arkamda Boran Asparşah'da geliyordu ve bu tuhaf bir şekilde dahada gerilmeme neden oluyordu. Konağın açılan kapısıyla bütün bakışların buraya döndüğünü hissedebiliyordum, içeri adım attıkça kafamı kaldırdım sedirlerin olduğu kısımda bütün aile bireylerim vardı resmen.
Abim ve Serkan ilk fark eder etmez ayaklanmış bize doğru gelmeye başladıklarında diğerleride bize döndü yanlız sadece annem yoktu aşağıda, "Gece!" Abim telaşlı sesiyle omuzlarımdan tuttuğunda bedenime baktı bir zarar var mı diye rahat bir nefes verdiğinde sıkıca sarıldı bana. Başım omuzuna yaslandı cansız bir varlık gibi ellerim ise kalkmadı ve karşılık vermedi, bütün ruhum çekilmiş ve bitik hissediyordum.
"Bunu nasıl yaparsın, hiç mi acımadın bize ha." Boğuk sesine bile bir tepki vermedim, bana acımamışlardı ki. Yavaşça ayrıldığında elleri kolumdan ayrılmadı. Amcamlar bize yaklaştıklarında babam ayaklanan kadınların kalkmasına izin vermedi, onlar merakla bana bakarken Babaannemin yüzündeki öfke sürmeli gözlerinde yer edindiğini farketmiştim.
Yüzüme bir kere bile bakmayan babam Boran Ağa'nın karşında yerini aldı, "Ne yapmayı istersin Boran Ağa, Gece senin namusundur, bu yaptığının affıda yoktur verecek hüküm senindir kimse tek kelime etmeyecek." Kurulan cümledeki her kelime birer kurşundu bedenim için, bambaşka biri gibi duruyordu şimdiye kadar görmediğim kadar soğuk ve gaddar biri gibi, gözlerim dolu dolu baktım ona şaşkınlıkla.
"O ne demek baba!" Diye atıldı anında abim.
Ona hayalkırıklığı ile bakıyordum artık, bari herkesin içinde böyle yapamasaydı.
"Hüküm benimdir elbet, ancak Gece ne yaparsa yapsın kendinden mesuldür bir laf geliyorsa da önce ona gelir sonra bana uğrar." Babamda saplanmış gözlerim Boran Ağa'ya döndü çatılmış bir vaziyette, neden her defasında benim arkamda durucakmış gibi hareketler sergiliyordu yoksa ben mi yanlış anlıyordum, gerçi bugün kendi ağzıyla iki yüzlüyüm demişti neye şaşırıyordum ki. Babam senin namusundur diyor o namusu onu ilgilendirir diyordu. Ciddiyeti ve duruşundan asla ödün vermeyecek gibi görünüyordu sert çehresi ve soğuk bakışları ile ölümü vaadediyordu, ailemin ölümünü, hoş artık aile denir miydi bilinmez.
Gözleri yavaşça benimkiyle buluştu, "Üstelik Gece'de hatasının gayet farkındadır, eminimki bir daha tekrarlamayacak." dedi soğuk tavrından ödün vermezken. Artık hiç bir şey yapacak kadar güçlü hissetmiyordum kendimi.
"Emin misin Boran Ağa?" diye girdi araya Babaannemin sesi, oturduğu taraftan konuşuyordu buraya, "Kendini bir kere öldürmeye kalkan bir daha kalkar sonuçta. Belkide başka bir işe kalkışır." beni böylesine savunmamaları aksine rezil etmeleri gururumu kırıyordu ve ben arkamı dönüp laflarını utanmadan ona yedirmek yerine sustum içime attım onlara edicek tek kelimem daha yoktu artık bakışlarım yere düşmüştü.
"Tabi sizde haklısınız koskoca Ağa küçük bir çocukla uğraşıcak değildir ama belkide buraya değil direkt konağına götürmeliydiniz onu Boran Ağam. Düğünü beklemeye ne gerek var bir imam nikahı yeterli." Nüvit yengemin dedikleriyle gözlerimi yumdum sıkıca o kadar çok ailem varken her biri farklı vurmaya çalışıyordu beni ama en azından bu şekilde yapmasalardı en azından Boran Asparşah'ın önünde yapmasalardı.
Kim nasıl tepki verdi bilmiyordum ama kimsenin ses etmediği cevap vermediği Nüvit yengeme, "Kelimelerinize dikkat edin! Küçük bir çocuk olmadığını benden iyi biliyorsunuzdur bence," Diye bağırdı yeri göğü inleten Boran Ağa, tüylerim diken diken olurken, "Ki laf ettiğiniz kişi ailenizin ve Asparşah aşiretinin Hanımağasıdır!" diyede eklerken gözlerim kocaman oldu bu kadarını beklemiyordum. Tekrar ona baktığımda gözleri avludaki herkesin üzerinde dolaştı hızla, "Ve bu konu konaktan dışarı çıkmayacak, olaki tek bir kişiden duyayım bu olayı, yeminim olsun yakarım sizi!" Gür sesi herkesi hakimiyeti altına aldığı konakta yankılandı, tekrar babama döndü, "Umarım anlamışsınızdır beni. Biz Gece ile aramızda çözdük bu sorunu korkucağınız bir şey olmayacak," derken tehditvari bakışları kısa bir an bana döndü, "Emin olabilirsiniz. Benim şimdi halletmem gereken başka mevzular var." dedi.
Babam tek kelime etmeden beklerken abim Boran Asparşah'ı kapıdan geçirdi, hâlâ aynı yerimde beklerken ne yapıcağımı bilmez haldeydim, tam o sırada ağırca döndü bana Kalender Ağa sivri burunlu ayakkabısı bana geldikçe ürperdim bakışlarımız hiç kesilmezken durdu ve daha henüz hiçbir şeyi idrak edemeden yanağıma şiddetli sert tokadıyla zayıf bedenim anında yeri buldu. Beş parmağının rahatlıkla çıkacağı eli sayesinde kulağımda tiz bir çınlama duyumsadım. Hayatım boyunca ilk defa bana vurmuştu, sonunda bunu da yapmıştı.
"Baba?! Yapma!" diye bağıran abimdi.
Avuç içlerimin yaslandığı beton yerde göğsüm körük gibi yükselip indi ağlamamak için dişlerimi sıktım, "BUNU NASIL YAPARSIN SEN. BEN SANA KENDİNE BİR DAHA ZARAR VERMEYECEKSİN DEMEDİM Mİ?!" Başımı kaldırmadım bile.
"Bana bak! Bunu nasıl yaparsın he! Ya seni gebertseydi lan düşünmedin mi heç! Nasıl bu kadar kafasızlaştın, geberince kurtulucağını mı zannettin sen!" Delirmiş gibi başımda bağırıyordu ama yinede bakmıyordum kendimi deli gibi sıkıyordum ağlamamak için.
"Abi yeter artık zaten kötü görünüyor." diye babamı uyaran Jiyan amcamdı.
"Siz karışmayın! Yürüyün gidin artık." diye onlarada bağırarak tersledi.
"Yüzüme bak sende! Cevap ver hani her zaman herkese karşı duran diklenen kız he!" Üzerime gelmesine dayanamıyordum, saçlarımın kapattığı yüzümü ona doğru kaldırdım yüzüm biraz olsun açığa çıktığında öfkeden kırmızlaşmış yüzüne baktım istediği gibi, "Cevap ver nasıl yapabildin bunu." tekrar etti sorusunu Ferman abimin uzattığı eli tutarak kalktım ayağa.
"Canım istediği için yaptım o kadar." Umarsızca söylediklerimle gözleri seğirdi daha da öfkelendi elini tekrar kaldırdığında atıcağı tokadı gözlerinin içine bakarak bekledim, ancak indirmedi havada kaldı eli. Eline alaylı bir bakış attım, "Hadi indirsene bir tokat daha, nasılsa yaptın bir kere bir daha indirsene hadi!" Elini yumruk yaparak indirdi.
"Kes sesini. Yüzüklerini geri tak hemen şimdi."
"Ne?" Dedim anlamayarak.
"Yüzüklerini tak dedim hemen." Dedi kendini zor zapteder gibi, "Tamam baba sonra takar neyin acelesi bu, yeterince uzadı artık bir sakin olalım." Abim ortamı yumuşatmak istiyordu ancak babamın geri adım atıcağı yoktu belliki, "Ferman yeter! Çıkar şu yüzükleri ver taksın hayde!" derken babam, amcam öfkeyle arkasını döndü karısının yanına gitti abimde el mecbur elini cebine koyduğunda iki yüzüğüde avucunda uzattı bana. Avucu içinde zevkle çıkardığım yüzükleri titreyen parmaklarımı zor zapt ederek aldım.
Çenem deli gibi titrerken bir kaç damla akmıştı çeneme doğru ikisinide taktığımda, daha fazla ağlamamak için gözlerimi sıkıca yumdum yutkunurken. Nefesim daralıyordu.
"Güzel. Şimdi Ferman al çıkar odaya kilitle, ben izin vermeyene kadar çıkarılmayacak!" Sabrımı zorlamaya başlamışlardı, "Baba abartmayalım istersen, kilitlemek ne demek." O da kendini zor tutuyordu.
"Bence de yeter sinirlisin tamam anladık ama suyunuda çıkarma istersen abi." Kubar amcam babamın kolunu uyarır gibi tutup konuşmuştu. Jiyan amcam öfkeden yerinde duramıyor olduğu yerde ayağını yere vurup duruyordu sanırım az önce babamdan yediği laflar yüzünden kırılmıştı.
"Karışmayın demedim mi ben size?" diye bağırarak kolunu çekti.
"Hadisene Ferman duymuyor musun?" abim geriye doğru adımladı, Hevdem, "Baba benim hatrıma bu seferlik rahat bırakalım hem duymadınız mı Boran Ağa'yı hallettik meseleyi dedi." dedi yanıma gelmemek için direniyor gibi.
Ancak babam gözlerini ondan ayırmayan dik dik bakan benden ayırmadı abimin yapmayacağını biliyordu ve bu işi kendi üstlendi. Pek kalın olmayan şişkin parmakları kolumu kavradı sıkıca peşi sıra arkasından sürükledi abim babamı durdurmaya çalışsada durmadı ilk kattaki misafir odasına ilerledi ve beni odanın ortasına itti, dönüpte bakmadım ona, o kapıyı büyük bir gürültü ile kapattı hemen ardından da kilitledi.
Titreyen dizlerimle kendimi büyük bir güçsüzlükle öylece yere bıraktım ve dışarıdan gelen seslere kulağımı tıkayarak halının üzerine yüzüstü uzanarak daha fazla tutamayarak ağlamaya başladım.
🗝️🔗🗝️
Aynı zamanlarda Boran Asparşah'da damarlarında durmayan kanın fokur fokur kaynaması gibi öfkeden fokur fokur kaynıyordu konaktan içeri girer girmez karşısındaki koltuklarda oturan babası, Merih ve Bahoz'la karşı karşıya gelmişti sabah Nezir Ağa'nın telefonuyla kahvaltıdan nasıl kalkıp konaktan çıktığını bile hatırlamıyordu ve defalarca aramalarına rağmende açmamışlardı bu sebeple çok telaşlı görünüyorlardı.
"Oğlum ne bu hal noldu." Babasının sorusunu ona bakmayarak direkt merdivenlere yönelirken, "Sonra baba sonra." diye cevap vermiş onları gerisinde bırakmıştı.
Salondan içeri girdiği gibi direkt olarak buldu hedefini, Güneş, halası, Mara ve anneside buradaydı, "Boran, oğlum ne zaman geldin sen, noldu neden çıktın öyle!" Dedi panik esasında. Ancak Boran ona da bakmadı bakışları bir halasının bir Güneş'in arasında gidip geliyordu.
"Dışarı çıkın hepiniz!" Ürkütücü ses tonu karşısındaki kadının nefesini kesicek cinstendi, diğerleri birbirlerine bakarken anlam veremediler bu duruma ama Lalezar hanım Mara ve Gurbet hanım ayağa kalktığında Boran sert bir şekilde, "Sadece annemle Mara çıksın, siz kalıyorsunuz." Gurbet hanım tam olarak nolduğunu anlamasada gerisin geri otururken diğerleri merak etselerde daha fazla Boran'ı sinirlendirmemek için kapıyı da örterek çıktılar.
"Şimdi çevirdiğiniz işleri hemen anlatın!" Dedi öfkeden delirirken gayet sakin kalmaya çalışarak. Gurbet ve Güneş birbirilerine baktılar hızla, korkuyorlardı ama asıl merak ettikleri Boran'ın nerden öğrendiğiydi.
Gurbet hanım başındaki şalı düzgün olmasına rağmen tekrar düzeltiyor gibi yaparken tedirgindi ama yinede bilmemezlikten geldi, "Ne çevirmişiz Boran'ım bir şey anlamıyoruz ki."
Yumruğunu daha da sıktı gözlerini ise sabırla kapayıp açtı, "Allah bilir daha neler yapıyorsunuzda hangisi olduğunu bilmiyorsunuz demi?" Güneş anlamıştı neden bahsettiğini. "Peki ben hatırlatayım size."
Güneş oturduğu koltukta karşısındaki adama bakarken bir yandan da kendini aklama planları yapıyordu ki, "Asla!" Dedi tıslayarak Boran Ağa daha çok kendine demiş gibiydi ve boyun damarları belirginleşmişti, "Hamilelik yalanından bahsediyorum tabiki."
"Be-ben." Diye kekelemeye başladığında Güneş, Gurbet girdi araya, "Ne var sanki Boran şüphelendik ve hamile olduğunu sandık küçük bir yanlış anlaşılma sadece." diye konuştu, hafif panik bir şekilde geçiştirerek.
Sinirle kısa bir gülüş attı lakin o gülüş bile gözlerine ulaşmadı. Hâlâ daha dalga geçiyorlardı, yaptıkları yüzünden bugün biri canından olabilirdi. O biri bugün onun sonu olabilirdi, Gece Riva her ne kadar bu konunun onu etkilemediğini söylesede o keskin soğuk bakışlarının derinliklerinde asıl tüm gerçekler belliydi. Ve tükenmeyen siniri onu her zamanki gibi ele verir cinstendi o öfke gözlerindeki perdeyi her daim kaldırıyordu o fark etmeden aslında.
"Yeter," diye, bağırdı. "Siz kimi kandırıyorsunuz lan. Hamile zannetmişmiş. O zaman ne diye Gece'yi tehdit ettin hala! Böyle birşeyi nasıl yaparsın sen." Sesi çoktan odanın dışına taşmıştı bile.
Zorlukla yutkunan Gurbet ne diyeceğini bilemez haldeydi Boran ona her an saldıracakmış gibi bakarken nasıl olmasındı ki, "Tehdit falan yok ortada belliki o kız sana yalan söylemiş sende hemen düşmanımızın kızına kanıp karına ve halana mı delleniyorsun yani."
"Seninle geçirdiğim zaman boyunca sana inanmamam gerektiğini anlamışken Gece'nin laflarını tabikide doğruluğunu ölçmem." derken Güneş hayalkırıklığı yaşarken Gurbet afallamıştı.
"Yazık gercekten... çok yazık elin kızı için bize böyle davranmana, ne yapıcaksın yakında bizi konakta da barındırmazsın şimdi sen." Boran Halasının hareketlerine şaşırmıyordu artık.
"Barındırmıyacam zaten biraz uzaklaşıp hava almanız hepimize iyi gelicektir bence." cümledeki o çoğul eki ikisininde başından aşşağı kaynar sular dökmeye neden oldu. Boran onların bu durumuna karşın sabır çekti, "Sen ne dediğinin farkında mısın Boran saçma iki laf yüzünden bizi evimizden edecek değilsin herhalde." diye hızla konuştu, gergin bir şekilde Gurbet.
"Sadece basit bir yanlış anlaşılmaydı, bu kadar abartmaya gerek yok Boran." dedi Güneş'te.
"Ne demek abartmak, Güneş senin halamın yaptıklarından haberin varmı he?!" diye sorduğunda derince yutkundu ama Gurbet yine araya girdi hemen, "Yok tabiki o sadece hamile olmaktan şüphelendiğini söyledi o kadar." dedi.
"Zerre kadar inanamıyorum ama neyse. Umarım hiç bir zamanda olmaz." tehlikeli sesi herseyi anlatıyordu aslında. "Şimdi hangi güçle bu kan davasını durdurabilicekmişsin anlat bakalım hala, hani demişsin ya Gece'ye gidersen kimsenin kanı dökülmesine izin vermem engellerim diye... Anlat bakalım."
"Boran iyice ne dediğini bilmez oldun bak, ben hiç öyle şeyl-" sözünü sertçe kesti, "Anlat dedim hala. Konuş sen hangi akılla hangi arkandaki olmayan güçle böyle bir şey yapmaya kalkıştın anlat."
"Ben yanlış bir şey yapmadım sadece o kızı burda istemedim o kadar. Zaten o da kabul etmedi aksine bana haddimi bildirmeye kalktı." dedi öfkeyle.
Boran'ın dudaklarında can bulan gülümseme ile, "İnsan akıllı olunca böyle oluyor bak. O zaman hemen gidip pılını pırtını topla dedemin yanına git." dediğinde gözleri şaşkınlıkla açılmıştı Gurbet'in itiraz edicekken izin vermeyip baskın bir şekilde, "Hem babanda seni çok özlemiştir biraz Van'a gitte hava al sen. Hepimize iyi gelicek bu."
"Boran yanlış yapıyorsun bak."
"Neyin yanlışı o kız bugün neredeyse sizin yüzünüzden ölüyordu! Yüzükleri attı üzerine yıkmaya çalıştığınız bir bebeğin vebalini almamak için kafasında netleştiremediği olayı yaptı kendini Asparşah'lara öldürtücekti yetişmeseydim, ya da ben yerine başkasını çağırsaydı Nezir Ağa." Şaşkınlıkla bakakalmış ikiliyi es geçip, "Hemen dedim sana hala topla eşyalarını hadi!" Karşısındaki kadın büyük bir öfkeyle odayı terk ettiğinde Güneş'le tek kalmıştı şimdi.
"Sen bunun mümkün olmayacağını bilmiyormuydun Güneş," dedi sakin bir şekilde, "Neyin şüphesiydi bu." Diye sordu.
"Sadece bir an için olabiliceğini zannettim, ben biraz kusmalarım olunca... Ama yanılmışım." diyen kadına inanmıyordu çünkü 3 yılda bunu tecrübe edememişmiydi, yeni gelinmiydiki iki kusmaya hamileyim zannetsin.
"Bir daha Güneş bir daha bu tür oyunlara kalkışırsan geçici süreliğine gitmezsin abinin evine ona göre şimdi daha fazla sende nasiplenmek istemiyorsan öfkemden çık git hemen! Ben demeyene kadarda dönme bu eve sakın." Dedi.
"Ne?! Boran Ağam lütfen bak benim bir suçum yok Gurbet halanın böyle bir şeyi yapabileceğini tahmin edemedim." Deliriyordu Boran, bugün yaşadıkları az değilmiş gibi birde tahmin edemiyorum diyordu sanki tek işlediği olay buymuş gibi kendini sürekli masuma çıkarmasına deliriyordu.
"Sen mi gidersin yoksa ben mi kolundan tutup götüreyim... Hem bakarsın o kafan düzgün çalışmaya başlarda sende düzgün kararlar alabilirsin he, çünkü böyle devam edersen o oda da çürüyüp giden sen olucaksın." Duydukları ile hızla kalktı yerinden ayağa dikildi.
"Ne demek bu şimdi?" dedi korkuyla Güneş. Yoksa bir daha yanına gelmeyecekmiydi. Geliyor sayılıyormuydu ki zaten.
Boran, "Ne anladıysan o." dediğinde kapıya vardı sonra arkasında omuzları düşmüş kadına baktı, "Unutmaki kendi kaderini sen kendi ellerinle yazıyorsun elindeki şansa nail olmak isteyen kişilere nankörlük etme ve eline verdiğim kalemi düzgün kullan, geleceği düşünerek, üç yılda olmayan aramız yıllar sonrada olmayacak seni temin ederim." dedi ve arkasına bakmadan çıktı odadan.
Çıkan adamın ardından öfkeye bürünmüş gözlerinden çıkan cehennem ateşi çevresini sarmıştı bile, "Bende seni temin ederimki ben benim olmayanı kimseye yar etmem Boran Ağa. Olduğum konum için onca şey harcamışken üstelik." tehlikeli gülümsemesiyle saçlarını şalıyla birlikte geri attı omuzundan.
Konaktan bir hışımla çıktığında Bahoz'da onu takip etmeye başladı, boş olan iki tarafıda arazi olan yolda gazı kökledikçe kökledi gözü kararmıştı. Olmuyordu kurtulamıyordu omuzlarındaki yükten en fazlada vicdan azabından.
"Yıllar sonra bulduğum umudu kaybedebilirdim." diye mırıldandı.
"Nasıl bu kadar bencil olabildimki!" diye bağırdığında direksiyona sertçe geçirdi zaten sigarada içemiyordu bu onu daha da delirtiyordu sanki.
Arkadan selektör yakan arkadaşını fark ettiğinde arabayı toprak araziye soktu ve sert bir frenle durdu, ortalık toz duman olduğunda aldırmadan indi araçtan saçlarını sinirle çekiştirirken sakin olamıyordu etrafında dönen oyunlardanda şirkettende aşirettende Gündeş'tende herkesten bezmişti artık.
Bahoz delirmiş gibi görünen Boran'ın koluna sarıldı sertçe sonrasında da omuzlarından tutarak durdurdu, "Kendine gel oğlum sakin ol bi." diye bağırdı.
Boran ise bitmiş bir şekilde, "İntihar edicekti." Dedi sadece kısık bir şekilde. Hiç bir şeyden haberi olmayan Bahoz kaşlarını çattı, "Düzgün anlat hiçbir şey bilmiyorum Merih sabah Konaktan adamlarıda alıp bir hışım çıktığını söyleyince meraktan geldim konağa."
Boran alayla güldü sonra ise birden ciddileşerek "Nemi oldu benim yüzümden kendini öldürtmeye kalktı Gece. Yüzüğü atmış nişanı bozmuş yani anlıyor musun?" Dediğinde Bahoz bu kadar deli yürek değil dedi içinden kız için cidden bunu yapmış mıydı?
"Nezir Ağa ben yerine başka bir Asparşah'ı arasaydı nolurdu biliyor musun sen. Zerre kadar acımadan çökerlerdi boğazına, helede Giray'ın babası." İşte şimdi taşlar oturmuştu aklında Bahoz'un.
"Tamam bir sakin ol. İyimi peki şimdi?"
"Bedensel olarak bir yarası yok içinden bahsetmiyorsan eğer." dedi alayla sinirden.
Anlıyordu Bahoz deli gibi pişmandı arkadası ve ne yazık ki onu çok uyarmıştı öncesinde, "Uyardım seni Boran kızın çaresizliğini şimdi mi anladın sen." Boran başını gökyüzüne kaldırdı ve tekrar arkadaşına döndü, "Gözüme perde inmişti sanki etrafımdaki doğruları tek tek çiğnedim ona karşı ama hâlâ içimde bir yerlerde pişman değil, çok karışığım Bahoz, kız haklı ne seni ne de aileni kaldıramam dedi çok haklıydı," artık kendi kendine konuşuyordu sanki ancak Bahoz'da rahatlıkla duyuyordu.
"Daha 21'inde benim gibi bir adamla niye olsun zaten, ailem desem her biri ayrı kafa Güneş bir yandan saldıracak halam bir yandan, Mara Güneş'in yancısı zaten diğer akrabaları saymıyorum bile ya kıza şimdiden neler yapıyorlar evlenincemi yapmıyacaklar." Her kelimede daha da çıldırıyordu sanki.
"Ne yaptılar ki?" Sinirle güldü.
"Nemi yaptılar halam kıza Güneş hamile ama senin yüzünden çocuğunu aldırcak demiş eğer gitmezsen bir bebeğe sebep olucaksın diye tehdit etmişler resmen."
Bahoz, "E yuh ama yani ona niye yükleniyorlarki bu kadarı kabul edilemez Boran." dedi o da öfkeyle.
"Hem Güneş cidden hamile mi?" dediğinde Boran öldürücü bakışlar eşliğinde ona, "Hayır tabikide!" Dedi.
Bahoz rahatlamış şekilde nefes verdi, "İyi o zaman birde bebek giremez şimdi bu olayın içine, sende bir rahatla bak kızın bişeysi yok kusurada bakma buradan dönüşte yok, şimdi ayrılsanız aşiretler direkt başınıza üşüşür, beşik kertmeliğini nişanlandıktan sonra bozmak cezasız kalmaz. Dahası bu olayı atlatsak ortada bir kan davası olduğunuda unutma bir şekilde elimizdekilerle aşiretleri durdursak senin ailen bir yerde patlak verir Boran, önceden bunu tehlikelide olsa göze alsakta şimdi karşındaki kadına aşık oldun." Diyen Bahoz arkadaşına dikkatli bakarken onu bozmayışına şaşırdı bir reddetme bekliyordu ondan aşk kelimesine karşın ama Boran karşı çıkmak bir yana gözü parlamıştı adeta, "Ve sevdiğin kadının ailesi yüzünden acı çekmesini istemezsin herhalde... Vel hasıl kelam artık bu yolun dönüşü yok." Sözlerin tükendiği yerde artık herkes olacakları bekliyecekti.
Ve Boran Asparşah ise sadece kalbinde değil bütün bedeninde hüküm sürmeye başlayan kadını en hasarsız şekilde nasıl birlikte olabiliceklerini tartmaya başlayacaktı. Ama bilmeliydiki evdeki hesap her zaman çarşıdakine uymazdı.
🔗🔗🔗
Gün geceye evrildiğinde Van'daki konakta gün daha yeni başlıyordu, Gurbet öfkeden deliye dönmüş adamın gerilmiş sırtına bakarken sinsice sırıttı.
"Ne kadar yüzsüz ve kindar biri olduğunu görmen lazım baba," dedi Kürtçe konuşarak sitemle. "Bana Konağınızın Hanımağası ben olacam dedi basbas, utanmadan hepiniz benden emir alıcaksınız Asparşah'ları Riva Aşiretine muhtaç kılıcağım dedi." dedi zerre kadar yalan söylemekten gocunmadan.
Karşısındaki uzun boylu ama hafif kamburlaşmış çok kilolu olmayan saçlarına ve az olan sakalına aklar düşmüş adam sehpanın üzerindeki işlemeli ibriği gürültüyle yere fırlattı yaşlılığı hiç bir zaman gücünü eksiltmemişti ve bu yaşına rağmen baston dahi kullanmazdı.
Öfke saçan bakışları kızını buldu, "Ne demek Riva'lara muhtaç edicem ha buna nasıl cürret edebilir Bertan ne halta yarıyor ya da Boran, bensiz iş yapamayacak mısınız siz biraz kafamızı dinleyelim dedik şu duyduklarıma bak! Basit bir kızı nasıl olurda konuşturabilirler he!" Gurbet gerilsede istediği tepkiler sayesinde içindeki mutluluğu bastırdı.
"Abim hiç oralı bile değil baba, kız ne yapsa sesini etmiyor aferin diyor hatta Boran ise o kıza meftun olmuş bir görsen her kelimesini bize sayıyor resmen. Gece Riva herkesi parmağında oynatıyor kimsede ses etmiyor." Diye doldurmaya devam etti.
"Ne demek meftunlan dalgamı geçiyorsun, o kıza o konakta cehennemi yaşatmalıyken üstelik." Demesine sadece başını salladı umutsuzca Gurbet, "Karısı napıyor peki niye engel olmuyor buna?!"
"Ne karısı baba Guneş ne zaman Boran'a söz geçirmişte şimdide geçirsin Boran onu postalamaya yer arıyorken üstelik." Gözleri daha da karardı adamın.
"Birde utanmadan yüzükleri atmıştı bugün bize resmen meydan okudu, İlk Boranı aramasalardı şimdi bütün Mardin'e rezil olurduk bir kızı kendilerine gelin edemediler diye, haklıyken haksıza düşer bizimle dalga geçmelerine neden olabilirdi üstelik." Duyduklarıyla öfkeden delirdi salak oğlu hiç bir zaman istediği gibi olmamıştı diğer kardeşleride Bertan kadar vasıflı değildi bari Melkan'ı kendime benzeteyim dedi o da erkenden öldü Boran'a zaten kendisi gibi gaddar ve acımasız olmayı öğretmeye kalksa kendini öldürttürdü resmen.
"Madem öyle gelelimde gösterelim Gece Hanıma Aşiretimle dalga geçmek neymiş... Ona söz hakkı bile tanıdıkları için mahfedecem Bertan'ı."
İşte asıl herşey şimdi başlıyordu.
🔗🔗🔗Bölüm Sonu🔗🔗🔗