10. bölüm

4851 Kelimeler
"Asileşmiş Kördüğüm" Part: 2 Sarımsı kehribar hareleri şaşkınlıkla açılmıştı onunda, gerçekten bu kadar da olamazdı ben bir gram huzur için Asi'me geleyim orada da huzur olmasın orada da sıkıntı olsun. Aklıma gelenle gözlerim irileşti abim buradaydı ya şirkete geldiğimi söylerse ya önceden beni tanıdığını farkettirirse, Allah kahretsin! Bakışmamız gereğinden fazla uzun sürerken ilk gözlerini çeken ben oldum ve gözlüğümü düzelterek abime döndüm oda yanındaki adamla konuşup hızla onu geçiştirirken Asparşah'ların neden burada olduğunu bilmiyor gibi gözüküyordu. "Abi! Haberin var mıydı burada olduklarından." Diye sordum çatık kaşlarımla. "Tabiki de hayır Gece. Ne bileyim burada olduklarını saçmalama." Diye konuştu sertçe. "Hem sen Boran ağayı nereden tanıyorsun! Bildiğim kadarı ile sizi hiç bir araya getirmedik biz." Demesiyle kırdığım potun farkına vardım. Boran Ağa'nın söylemesine gerkek kalmadı ben direk salaklığımla belli ettim zaten. "Abi ya Allah aşkına nereden bilecek ben bir ara göstermiştim ona fotoğrafını oradan tanışmıştır." Diye durumu kurtaran Hevdem'e minnet dolu bakışlar attım. "Evet oradan kalmış aklımda yoksa nereden bileceğim." Dedim, pekte inanmayan şekilde baksa da umursamadım. "Bence biz bugün gidelim, hem daha hepsi farketmemiş bile." dedi kısık sesle Hevdem. Boran Asparşah'ın arkasına kısa bir bakış attım diğerleri de buradaydı atların olduğu kapıların önünde atlara bakıyorlardı ve bir tek o farketmişti bizi. Sinirle abime döndüm, "Yok ya, nereye gidiyorum ben onlar umurumda bile değil ben atımı özledim geldim, ayrıca bizim konuşmamız gereken konular var abimle o yüzden hiç bir yere gitmem buradan, rahatsız oluyorlarsa onlar gitsin." Dedim hiddetle. "Gece tamam da konuşacağız!" Dedi bıkkınca, göz devirdim sabahtan beri başka bir şey vardı abimde sanki bir olaya fazla sinirlenmiş gibiydi. Tam cevap verecekken, "Selamün aleyküm." Diye dibimize kadar giren Boran ağa ile öylece kaldım. Allah'ım n'olur yardım et. "Aleyküm selam Boran ağa." Dedi abim ve Boran Ağa'nın uzattığı eli tutarak selamlaştı. Bende kısıkta olsa selamını almıştım. Her ne kadar husumetli olsakta Allah'ın selamını almamak olmazdı. "E hoşgelmişsiniz." Dedi Boran ağa gayet iyi çıkan sesiyle ama ben ona bakmıyordum ondan başka her yere odaklandım. Ne zaman gideceklerdi bunlar acaba. "Hoşbulduk, bizde biraz hava alalım dedik." Dedi abim ardından beni gösterdi," Gece," Dedi beni tanıtarak. "Malûm yeni geldi Ankara'dan biraz gezdireyim dedim hem atlarımızda burada onun için gelmiştik." Abimin cevabı ile bunaldım artık, stresten sık sık nefes almaya başladım. Bakışları bana döner dönmez abimde bana baktı, "Hoşgeldin Gece, böyle karşılaşacağımızı düşünmezdim, ben Boran Asparşah zaten duymuşsundur." dedi dudaklarındaki gülümseme ile ardından elini uzattı selamlaşmak için, bir eline baktım birde gözlerine o benimkileri görmesede gözlük yüzünden, öfkemi hissetmiş olmalıydı. Hem o da beni ilk defa görüyormuş gibi yapması içimi rahatlatmıştı bir yönden. Uzattığı eli havada kaldı. "Pekâla," diyip uzattığı tutmadığım elini bozulsada belli etmeden indirdi ve Hevdem'e döndü. "Sen nasılsın Hevdem okul nasıl gidiyor, Zara nasıl okulda iyi mi." Diye sordu Hevdem'e. Bıkkınlıkla sesli bir soluk bıraktım. Bunu duyduklarına emindim çünkü üçünün bakışlarıda bana dönmüştü. Abimin uyarı dolu bakışlarına umursamazca omuz silktim ve tekrar önüme döndüm. Hevdem ise ortamdaki gergin havayı dağıtmak için Boran Ağa'nın sorusunu cevapladı. "Ağam eğer ders ile ilgili soruyorsanız iyidir dersleri, ama okuldaki halini sorarsanız arkadaşımı size ispiyonlayamam maalesef." Dedi Hevdem. Yandan bakış attığımda dudaklarında hafif tebessüm belirdi, "Kadın dayanışması he, aferin." dedi neşeli bir tavırla şaşırdım fazla samimiydi o şirket odasındaki gibi kasıntı değildi. İki yüzlü adi. "Sen nasılsın Gece?" Diye sorması ile daha da çatık kaşlarla ona baktım. Hangi akılla cesaretle abimin yanında bana soru yöneltebilirdi ki! Abimin gerildiğini bedeninin kasıldığından anladım ama Boran Ağa hiçte onu takıyor gibi görünmüyordu odağı direkt olarak bendim. Hatta öyle dikkatli bakıyordu ki kimse umrunda değildi şu an. Fakat sanırım yeni farkediyordu ki elime kaydı bakışıları. "Eline n'oldu senin!" Endişe kokan sesi, bana adımlaması ile iri iri açılmış gözlerimle refleks olarak bende bir adım geri adımladım. Hangi akla hizmet bana bunu sorardı nedeni ta kendisiydi. "Ya sen ki-" cevap vermeme izin vermeden, "Gece!" Abim sinirlendiğimi anladığı için kolumu tutarak bana uyarıcı bakışlar atarak susturdu beni. Gözlüğümü hırsla çekip çıkardım. Abimin gözlerine öfkeyle bakışlar atarken kolumu sertçe çektim elinden. "Bir şey değil ufak bir kaza işte." Diye geçiştirircesine cevapladı Boran ağa'yı. Hayır neden cevap veriyordu ki. "Nasıl ufak bir kaza eli sarılı farkında mısınız?!" Diye yükseldi Boran ağa bu sefer sesi kızgınlık barındırıyordu. Bu adam aptal mıydı? Tekrar bana adımlaması ile abim hızla önüne geçti, "Boran ağa haddini aşma geri bas." Dedi bariz belli olan uyarır tonda. Zaten hangi akla hizmet beni merak edebilirdiki karısı buradayken, karısı varken. Boran Ağa dişlerini sıktı çenesi sertleşti, abime cevap verecekken, "Ay yeter sen kimsin ya ben bu ata bineceğim diyorum anlamıyor musun sen!" Diye gelen yüksek sese döndük hepimiz bu ses Boran Ağa'nın karısı Güneş'ten başkasına ait değildi. Aramızdaki mesafe uzakta olsa net bir şekilde duyulabiliyordu bağırarak konuştuğu için. "Hanımım bu at bir Hanımağa'ın atıdır kimseye elletmez, o yüzden binmenize izin veremem." Dedi atlarla ilgilenen genç bir çocuk. "Bende Hanımağa'yım, hem yemem at'ı bir tur atacağız vereceğiz." Dedi Güneş çocuğun üzerine yürüyerek. At görünmese de büyük bir sesle kişnemesi ile Güneş korku ile geri geri adımladı sanırım at şaha kalkmıştı. "Bakın bu at özel kimseyi kolay kolay yaklaştırmaz sizi de istemiyor, hem zarar verebilir size o yüzden gelin başka atlara bakalım." Dedi genç çocuk Güneşi nezaketle ikna etmeye çalışarak. "Yenge gel başka atlara bakalım hem bu at fazla güçlü bir şeye benziyor, Kur'an hak için seni bir teper hakkın rahmetine kavuşursun he, yok yani namazlarda da duaları hep karıştırıyorum sonra namazım kabul olmaz görürsün gününü." Dedi Merih eğlenerek. Güneş'in yanına giderken, "Doğru yenge koskoca çiftlikte at mı yok Allah aşkına." Dedi bu seferde Mara Güneş'in koluna dokunarak. Ama Güneş inatla, "Yahu ben profesyonel biniciyim bir şey olmaz bana siz çıkarın bu atı." diye diretmesi ile tuhafça baktım. Ne laf anlamaz kadındı bu. Boran Ağa ellerini yumruk yapmış bir şekilde sert adımlarla Güneş'lere ilerledi. "E abi benim at ner-." Dedim abime dönerek fakat lafımı bile tamamlatmadı. "At binmeyeceksin!" dedi kesin bir dille. "Ne! Ama abi neden?" Diye sordum sitemle. "Ne demek neden sen ata yavaş binmezsin, öksürüyorsun hâlâ düzgün nefes alamıyorsun bir kriz falan geçireceksin göreceksin o zaman!" Demesiyle dudaklarımı büzerek kollarını tuttum. "Abi, vallahi iyiyim bak yavaş bineceğim söz... lütfen, n'olur bak ne zamandan beri görmüyorum zaten." Bu halime bıkkınca gözlerini yumdu. "De mi Hevdem." Diyerek bana yardım etmesini istedim Hevdem'den, geçen seneden beri görmüyordum burnumda tütüyordu hayvan. "Hiç Hevdem deme, bakarız sonra. Hem istersen şimdi gidelim sonra gelelim bence baksana o ata binecem diye çemkiren karısıydı, kardeşi falan hep burada laf falan söyler sana benim sinirimi bozar, biz gidek başka zaman gelek en iyisi." dedi abim ama ben asla gitmezdim banane onlardan, hem zaten ilerde bol bol görüşecektik kaçmak niyeydi. "Abi, hani ben evleneceğim ya bırak şimdiden bana alıştırma olsun, hem sen niye bana laf atacağını düşündün ki?" "Az da olsa bilirim, burada olmayan sensin hem burada dedikodular çabuk yayılır oradan buradan duydum ben kibirli birine benziyor falan diyorlar. Tabi bizene boş ver sen." Nasıl biri olduğu beni ilgilendirmezdi bana uzak olduğu sürece sorun olmazdı, "Abi hadi atlara bakalım sonra seninle konuşacak mevzumuz var daha." Dedim tekrar, abim başını geriye atarak nefes aldı ellerini ceketinin yakalarına atarak düzeltti. "Yürüyün bakalım, yürüyün." Diyip adımlaması ile gözlüğümü saçlarıma taktım ve Hevdem'le el ele tutuşup arkasına takıldık. Henüz üç adım atmışken Güneş'in istediği atın önündeki yarım kapıya sertçe vurup açılması ve şahlanması ile gözlerim şaşkınlıkla açıldı, Güneş çığlık atıp Merih ve Mara ile geriye doğru koşarken görevli genç çocuk ile Boran Ağa atın kayışlarından tutup sakinleştirmeye çalıştı. Ama acaba beni kim sakinleştirecekti? Benim Atımı benim Asi'mi bu kadar delirtmelerine nasıl sakin kalabilirdim. Sabahtan beri binmek için uğraştığı at benim atımmış meğer! "Asi!" Bağırmam ile bakışların bana dönmesini umursamadan sert ve öfke dolu adımlarımı atıma yönlendirdim. "Hassiktir lan!" Demişti abim. Asi'ye varmam ile ellerimi her iki yandan tutan Boran Ağa ile genç çocuğun ellerindeki kayışlara yaralı olan elimi zorlamadan attım. "Asi. Kızım sakin ol, şşht." Diye telkinlerde bulunurken Boran Ağa'ya sertçe, "Çekin ellerinizi!" Dedim, onlar ellerini çekerken korkudan yerinde durmayan Asi'nin kayışlarını kendime çektim. "Asi kızım bak benim, hey hey sakin ol." Biraz sakinleşirken beni tanımaya başlamıştı. Eski sahibinden o kadar çok zulüm görmüştüki 4 yıl önce kurtardığımda daha kötü ve çok ürkek bir attı ama zamanla beni keşfetmesi ve aramızdaki bağ ile oda bana benzemiş ve Asi kimsenin ona zarar vermesine izin vermeyen bir at olmuştu, benim Asi'm olmuştu. Ellerimi Asi'nin yüzüne koydum ve yüzüne öpücekler koyarak başını okşamaya başladım. "Aferin benim kızıma, aferin benim Asi'me." Uzun siyah yelelerini okşarken bana tamamen hakim olmuştu kokumdan, başını karnıma ve göğsüme sürterken gülümseyip başını kavradım. "Benim güzeller güzeli güçlü kızım." Dedim çünkü ona ne zaman böyle seslensem hemen artislenip şahlanıyordu, tıpkı şimdi olduğu gibi. "Dur bakalım hemen gaza gelme, bakalım yaşlandın mı yoksa genç misin hâlâ he." tekrar başını okşadım. Sakinleştiğini farkedince onu süzmeye başladım iyi bakıldığını bilsemde yinede ona zarar gelmesine izin veremezdim. Simsiyah parlak teni, gür siyah upuzun yelelerini ve parlak iri kahvenin en güzel tonundan gözlerini kapatan kahkülleri ile harika ve sağlıklı görünüyordu, kuyruğunun uzunluğu ve genel temizliğide çok iyi yapmıştı benim canım Asi'mi. Yavaş yavaş onu arkasındaki samanlığa götürdüm ve yemesini sağlayıp geri geri adımladım, yarım kapıyı kapatıp olanları şaşkınlıkla izleyenlerin karşısına geçtim. Boran Ağa, Güneş, Merih, Mara ve Zara tek vardı sanırım burada. "Yani sabahtan beri at'a binemiyeceğini söyleyip duruyorlar, at sürekli kişneyip duruyor rahatsız olduğunu belirtiyor profesyonel binici olduğunu söylüyorsun ama bir atın duygularını onun senden korkup korkmadığını tartamıyor musun gerçekten." Diye sordum keskin bir şekilde Güneş'e doğru. Güneş öfkeli bakışları ile yanındaki elleri ceplerinde gözlerini ayırmadan bana bakan 'kocası' Boran Ağa'nın koluna girdi. "Sadece beğendim ve binmek istedim tamam mı uzatma! Anladık atın pek kıymetli, zaten sana da pek benziyor oda asi huysuz bir tip." Demesiyle Boran Ağa kızgınlıkla bakışlarını benden ayırıp sanki yeni farkettiği Koluna giren Güneş'e çevirdi. "Güneş!" Dedi uyarır bir tonda ve kolunu çekip kurtardı ondan Güneş bozulsada belli etmek istemeyip tekrar bana döndü öfkeyle. "Gece abla seni görmek ne güzel." Diyen Zara'nın sesi ile bakışlarımı Güneş ve Boran ikilisinden çekip Zara'ya döndüm bana sarılmak için hamle yapınca tabiki geri çevirmedim ona sarıldım. Ben bana kim nasıl gelirse ona da öyle giderdim hep. "Seni de öyle nasılsın iyi misin?" Dedim ondan ayrılırken gülümseyerek. "Evet iyiyim, aslında seni arıyorum iki gündür ama bir türlü ulaşamadım biliyorsun Renas seninle konuşmayı çok seviyor ama iki gündür telefonun kapalı olunca merak etmiştim. Hevdem'i aradım o da bu ara iyi olmadığını söyleyince bende rahatsız etmemek için aramadım." Diye konuştu. Renas ile her akşam Zara'nın telefonundan konuşurduk ama iki gündür hastane falan derken gitmişti aklımdan. Hızla abim ile Hevdem'e baktım, sonra tekrar yoğun bakışlar altında Zara'ya döndüm. "Ben çok üzgünüm şey ben biraz sakarımda elimi kestim sonra hastane falan bi'de astım varda bende böyle stres yapınca tutar, bizde n'olur ne olmaz hastanede kalınca e bide telefon evde kalınca unuttum yani sizi kusura bakma, ben Renas'la ayrı konuşur alırım gönlünü." Dedim mahçup bir şekilde, bazı ayrıntıları atlayarak doğru söyledim, yalan söylemeyi sevmezdim çok zor durumda kalmadığım sürecede söylemezdim o yüzden şimdi boş yere yalanda atmak saçmaydı. "Ben farketmedim, geçmiş olsun." Diyen Zara elimi nazikçe kavrayıp bakarken gülümsedim, "Sağ ol." "Astım'ın mı var senin bir de?! Ve iki gündür hastanede kalıyorsun!" Diye birden yükselen Boran Ağa ile irkilerek elimi çektim Zara'dan. Yine bana doğru gelmesi ile rüzgar yüzünden gözüme gelen saçlarımı elimle çektim. Bu adam hangi akılla bana hesap sorabiliyordu?! Abimin tekrar Boran Ağa'dan hızlı davranıp yanıma gelmesi ile Boran Ağa'nın onun dibinde durduğunu anladım. "Benim neden haberim yok bundan Ferman!" Dedi Boran Ağa dişlerinin arasından görmesemde belli olan kızgınlığı ile. Bu nasıl bir tepkiydi herkes şokla Boran Ağa'ya bakarken Güneş'e takıldı bakışlarım gözleri dolu doluydu. "Geçmiş olsun Gece." Dedi Merih ona da zoraki bir gülümseme gönderirken stres ve korku kanımda tur atmaya başlamıştı. Kavga çıkmasa iyidi erkek kavgaları hiç iyi bitmezdi, hele birde düşman iki tarafsa. Merih'in arkasındaki ters bakışlar atan Mara'ya bakınca tuhaf hissettim bu kızın benden hoşlanmadığının farkındaydım bakışları bile çok belli ediyordu ama neden. Üstelik ortamda sadece benim aldığımı bilmediğim bir koku vardı, bu at pisliğinden farklı bir kokuydu tiz ve bogazıma oturmaya başlamıştı. "Boran ağa sen kimsinde sana haber edelim, uzatma karının yanına dön sen bence." dedi abim baskın bir şekilde ne ima ettiği belliydi, işleri zorlaştırmamasını istiyordu. Amma velakin Boran Ağa'mızın fütursuzca davranışları sonlanıcak gibi değildi, "Yarın nişanlım, daha sonra karım olacak birini Gece'yi merak etmem gayet doğal bence." Demesiyle gözlerim fal taşı gibi açıldı. Bu nasıl bir cesaretti böyle. Alt dudağımı dişlerken Zara'nın ve Hevdem'in benden farksız görünmediklerini anladım. Hem nasıl böyle konuşabilirdi bu adam Allah aşkına. Daha yeni tanışmamıza rağmen! Öfkeyle abimin arkasından çıkıp dip dibe kızgın boğalar gibi birbirlerine bakan iki adama baktım sonra Boran beyimize baktım, "Bana bak Boran Ağa işleri zorlaştırma al aileni bas git bulaşma bize!" Dedim dişlerimin arasından. Onun ise bakışları bana döndü ve sanki olabilirmiş gibi daha da öfkeyle bezendi ateş saçan hareleri. Buz mavisi gözlerimi delip geçicekmiş gibi bakmaya başladı. Bir şey söylemek için ağzını açtı kapattı, tekrar söyleyecekken yine kapattı ve sinirle gülerek alt dudağını dişledi, bakışlarım oraya kayarken bu kadar yakın olmamızdan dolayı buram buram burnuma dolan toprak kokusu ciğerlerime işlemeye başladı az önceki tiz kokudan farklıydı ancak yinede bastırabildiği söylenemezdi. Hipnotize olmuş gibi gözlerimi bir erkeğe göre fazla dolgun olan dudaklarından çektim ve bakışlarımı tekrar gözlerine çıkardım, yüzüme bu kadar derin bakması hiç iyi olmazken hızla geri adımlayıp abimin kolunu tuttum ve onun alanından çıktım, bu kadar aptalca bir an yaşadığım için kendime küfrettim. Olabilirmiş gibi daha da yayıldı tiz koku etrafa. Aslında çok rahatsız etmez beni hele de açık havada ama bir kaç gündür nükseden ve ucu ucuna duran krizim yüzünden fazla hassastım sanırım ve midem aşırı derecede bulanmaya başlamıştı. "Abi gel gidelim, bir yerlerde oturalım hadi." Abim sorun çıkmaması için beni onaylarken daha iki adım atmadan Mara'nın elindeki parfüm şişesini etrafa bol keseden sıktığını fark ettim benim tarafımada hatta yüzüme yüzüme sıkmasıyla, burnuma dolan ve soluk borumu tıkayan tiz ve iğrenç kokulu parfümü yüzünden öksürmeye başladım neredeyse öğürecektim Mara ile aramızda Merih varken yinede ondan uzaklaşmaya çalıştım arkamı dönerek. "Nef- Nefes." Demeye çalışırken öksürüklerim şiddetlendi temiz havayı hissedemiyordum uzaklaşmak istediğimde iki büklüm bir şekilde nereye nasıl adımladığımı bilmeden bir kaç adım attım. Abimin boğuk seslerini anlayamazken belimden tutup durdurdu ve başımı yere doğru eğdi, "Uzaklaş Mara sıkma lan artık şu zıkkımı!" Diye bağırması ile Boran Ağa'nın sesini duydum, "Ben dedim sana kokularını kaldıramıyorsan gelme diye böyle kokumu olur uzaklaş!" diye bağırdı Mara'ya. Öksürüklerim yavaşlarken gözlerimden benden bağımsız yaşlar akmaya başladı. Yavaş yavaş azalan öksürüklerim ile kendime gelmeye başladım. Yeni fark ettiğim önümde diz çöken Boran Ağa, yüzümden aşşağı sarkan saçlarımı çekmek için uzanırken hızla abimin belimdeki ellerine tutunup onun ellerinde kaçtım ve doğruldum derin derin nefesler almaya çalışırken burnumu çektim yüzümü yellemeye çalıştım. O ise çatık kaşları ile bana bakarken, "İyi misin, hastaneye niye götürmüyoruz!" Hiddetle konuşması ile hafifleyen öksürüklerimden dolayı daha derin nefes aldım, "Gerek yok her seferinde hastaneye mi gidilir." Dedim tersçe sık nefeslerim ardından, üstelik ne diye bu kadar yakındı bu, abim yanımda zaten sen gitsene kardeşim alt tarafı bir iki öksürük. "Şimdi böyle mi kalacaksın o zaman. Bu nasıl bir şey lan, az önce boğuluyordun bir koku yüzünden." Dediklerine göz devirdim. "Bu da böyle işte öldürmez süründürür." dedi abim saçlarımı omzundan geriye atarken. "Derin derin nefes al... alabiliyorsun değil mi, ilaç vereyim mi?" Abimin sorusuna kafamı olumsuzca salladım. "Abla! Al su iç." Diye nefes nefese gelen Hevdem ile elindeki kapağını açtığı suyu hızla alıp titreyen elimle alıp içmeye başladım. Suyu yudumlarken boğazımın ferahladığını hissediyordum. Suyu dudaklarımdan çekerken "Hepsini iç!" Boran Ağa'nın sert emriyle suyu nedensizce tekrar yudumlamaya başladım ve bitirdim. Pet şişeyi dudaklarım arasından çekerken öksürüklerim durmuştu ve derin kesintisiz bir nefes aldım. "Nasılsın?" Diye ilgiyle sorduğunda Boran Ağa yutkunduk ağırca. "İyiyim, parfüm biraz tiz bir kokuydu birde bol keseden etrafa sürekli sıkınca işte ondan oldu kusura bakmayın." Dedim gözlerimi daha fazla Boran Ağa'da tutamayarak elleri belimde duran Abime döndüm ve kollarına tutundum hafiften. "Ne kusuru senin bir suçun yok! Hastaneye gitmeyecek misin peki emin misin?" Sorusuyla tekrar ona döndüm, ama bakışlarım hemen arkasındaki Güneş'e takıldı, gözleri dolu doluydu hâlâ, aynı zamanda hırs ve kin doluydu, haklıydı kocasını seviyordu ve kıskanıyordu işte tam olarak anlatmak istediğimde buydu hırs ve kin insana istemediği herşeyi yaptırırdı kocasını bu kadar seven bir kadın onun için her şeyi yapacak bir kadın demekti. Umarım Güneş öfkesinin kıskançlığının ve kin'inin kurbanı olmazdı. Tüm bunlar yine bir anlık unuttuğum sinirlerimi tepeme çıkarırken sert bir soluk alıp Boran Ağa'ya baktım "Gerek yok! Olsa da artık sizi ilgilendirmez gidip ailenizle ilgilenin lütfen. Mara'da lütfen kusura bakmasın abim telaşla biraz sert çıkıştı." Dedim sert bir şekilde. Birden böyle bir ruh haline bürünmeme şaşırsada umursamadım Boran Ağa'yı. "Abi, ben bir elimi yüzümü yıkayıp geliyorum seninle konuşacağız." Dedim ve cevap beklemeden kolları arasından çıktım Boran Ağa'nın yanından hızlı bir şekilde geçerken Güneş'e kısa bir bakış attım atların olduğu bölümü geçip kafeterya gibi olan bir yere girdim. Masayı silen orta yaşlarda bir Kadına doğru ilerledim yanına ulaşınca "Kolay gelsin." Dedim. Kadın elindeki bezi bırakıp bana döndü, "Sağ olasın noldu kızım bir şey mi istersin, gerçi bembeyaz olmuşsun hasta mısın?" Diye sorunca, yüzümün bu kadar çöktüğüne inanamadım. "Yok abla iyiyim sağ ol ben elimi yüzümü yıkayacağımda acaba lavabo ne tarafta." Kadın fazla üstelemedi ve beni lavabonun olduğu arka tarafa doğru götürdü. "Tabi tabi kızım gel bakalım." "Sağ olun." Dedikten sonra lavaboya girip kapıyı kapattım. Sıkıştığım için işimi hallettim ve elimi yüzümü yıkamaya başladım. Aynadaki görüntüme bakınca bir kaç günün yorgunluğunu bir makyaj kapatmaya yetmemişti çünkü gözler insanın içini yansıtırdı o yüzden ne kadar makyaj yapsamda pek işe yaramazmış onu anladım. Dağılan makyajımı peçeteyle temizledikten sonra yüzüm solgun dursada tertemiz ve berrak görünüyordu. Kafedeki ablaya teşekkür edip tekrar atların olduğu bölüme doğru yürüdüm etrafta bir sürü turist vardı ama onlar atları kullanabilecekleri ön tarafta onlara özel alana götürmüşlerdi. Bizim olduğumuz alan ise sadece buranın hanımlarına ve ağalara özeldi o yüzden içe içe değildik fazla. Atların kapılarının önünden geçerken, çitlerle çevrili araziye baktım oldukça büyüktü, Güneş ve Mara ata binmiş yan yana gidiyorlardı hiçbir şey olmamamış gibi Merih ise Zara ile bineceği atını seviyordu henüz binmemişti, Boran ağa ise arazinin kapısının önünde duruyordu içeri girmemişti ve sigara içiyordu bana arkası dönüktü, abim ile Hevdem'de demir çitlere yaslanmış ve Boran ağadan uzakta olsalarda yine toplasan 25 adımlık mesafeleri yoktu abimin yanına gitmem için Boran Ağa'nın önünden geçmem gerekecekti. Daha fazla durmanın anlamı olmadığı için bir an önce abimle konuşmam gerekiyordu bu yüzden kimseyi umursayamazdım yürümeye başladığım zaman henüz üç adım atmışken yanımdan geçen genç çocuğu fark eder etmez durdurdum. Güneş ile konuşan genç çocuktu bu elinde su kovası vardı. "Baksana, benim atı yani Asi'yi hazırlar mısın acaba." Dedim gülümseyerek. "Tabi abla hazırlarım, vallaha sen geldinde beni kurtardın ya o kadından ne istersen yaparım ben, o ne laf dinlemez kadındır öyle kaç aydır çalışıyom burda turistlere böyle laf anlatmadım vallaha ya." Bıkkınlıkla konuşması ile kısa bir gülüş attım. "Tamam sen git atı hazırla çıkar araziye ben geleceğim birazdan." Dedim gülümseyerek. "Tamam ablam ben gittim." Dedi ve kafasını hızla sallayıp gitti. Arkasından bakarken gözlerim sinirle bana bakan Boran Ağa'ya takıldı. Neden böyle bakıyordu bilmiyordum ama umrumda değildi. Kaşlarımı çattım ve bakışlarımı hızla çektim ondan hâlâ beni görmeyen Hevdem'le konuşan abime yürümeye başladım. Onun yanından hızla geçtim. "Abi hadi artık konuşalım." Dedim net bir sesle. Abim sıkıntılı bir nefes verdi ve Hevdem'e döndü, "Hevdem sen git ata binmek için hazırlan biz geleceğiz şimdi." Dedi. "Abi ben kalayım ya siz şimdi birbirinize girersiniz falan hem abla sen daha yeni fenalaştın boşverin sonra konuşursunuz." Dedi tereddütle. "Aynen bak Hevdem doğru söylüyor hem önemsiz bir meseleyi ne diye tartışıyoruz ki." Dedi konuyu açmadan kapamak isteyen abim. Derin bir nefes aldım, "Hevdem hadi git sen alt tarafı konuşacağız sadece bir şey olmaz yemem abini." Dedim. "Ama-" Lafını hemen kestim. "Hevdem konuları kapatarak hiç bir yere varamayız sizin için önemsiz benim için önemli konular bunlar. Git konuşup geliceğim sonrada gideceğiz zaten." Hevdem konuşmamdan geri adım atmayacağımı anladı ve kafasını iki yana sallayarak gitti. Abim ile biraz daha uzaklaştık araziden ama çok değil hâlâ herkes gözlerimizin önündeydi aynı zamanda biz de onların önündeydik. Karşı karşıya geldiğimizde abim yüzüme bakmıyordu, konuşmaktan kaçınıyordu. "Bana ne zaman söyleyecektin abi." Gayet sakin başladım lafa. "Söyleyecektim ama iyi bir zaman bulamadım tamam mı?" Ne diyeceğini bilemez duruyordu. "Abi benim şu an doğru bir zamanım mı var, o kız daha bir kaç gün önce bana neler dedi unuttun mu? Ben size geldim kaç kere dedim, ben gelip yanınızda çalışayım diye kendime bir şeyler katmak istedim, her tatilimde Babaannemin yanına gitmekten bunaldım artık diye ev ile iş yaparım dedim, size o kadar konuştum. Ama babam ne yaptı? Sen ne yaptın abi! Okul tatillerinde hep şirkette çalışmak istediğimi söylerdim, evde o kadar kadının arasında bunalırdım okul ve ev dışında biraz farklı olsun bir değişiklik olsun istedim. Bu kadar zor muydu ya bana yardım etmeniz. Bana gelince namus oluyordu da Fisun'a neden tek kelime etmeden aldınız!" Diye başladım artık dayanamayarak sıraladım gelişi güzel her şeyi. Ancak abimin, "Biz ne yaptık sanki Gece!" Diye birden yükselmesi ile irkildim ve bir adım geriledim, bağırması gereken kişi o muydu? "Biz seni düşündük... ama sen hep her şeyi yanlış anladığın gibi bunuda yanlış anladın Gece, o yüzden uzatma daha fazla." Bu sefer sakin kalmaya çalışıyordu. Ama ben asla hakkımı savunurken sakin kalamazdım hemde kalbimi bu denli kırarken. Üzerine doğru adımladım korkusuzca abim olması bana işler mi zannediyordu cidden, "Ben mi yanlış anlıyorum abi! dizini kır evde otur Gece ne yapcan çalışıp Gece sen başı bağlı sayılırsın edebini bil Gece, seni okula gönderdiğimize dua et Gece, dayının sözünden çıkma, karısına kızına saygılı ol, olay çıkarma başımızı öne eğecek bir şey yapma. Bunların hangisi yanlış anlaşılacak şeyler abi, üstelik seninde onları desteklediğini bildiğim anlar varken." Dedim sona doğru yükselip gözlerim dolarken. Bu dediklerim abimi dumura uğratırken söylediklerinden pişman gibi görünüyordu. Ama kalbimi kırdıktan sonra ne önemi vardı ki. "Bak Gece, tamam haklısın ama bizi de anla burada onca işin arasındayız birde kalkmış seninle uğrasıyorduk ne yapmamızı bekliyordun hem sana karşı hep töleranslı olduğumuzu biliyorsun, ya şirketlerden birinde çalışsan ne olur çalışmasan ne olur Allah aşkına. Bu kadar takma Fisun'a seni kıskandığı için kışkırtmaya çalışıyor sadece." Demesiyle zorlukla yutkundum. Bu abim olamazdı beni benden bile korumaya çalışan adam şimdi canımı ağzından çıkan kelimelerle yaralayamazdı. "Takma öyle mi?! Onun benden ya da benim ondan farkım ne?! Benim derdim onun çalışması mı, istersen müdür olsun!" Diye Bağırdım. Yükselen sesimi kimin duyucağını umursamadım bile. İşaret parmağımı göğsüne bastırdım, "Ben sadece bir kaç haftalığına çalışmak istedim deneyim olur dedim ama ben Riva aşiretinin Hanımağasıyım o yüzden bu mümkün değil dediniz o zaman Fisun niye çalışıyor abi! Ben üniversite okuduğum hâlde almadınız ama o ortaokulu bile bitirmedi! Onun çalışması beni üzmüyor aksine mutlu olurum ama yaptığınız ayrım canımı yakıyor anlıyor musun." Abim yüzünü sıvazladı sertçe. Aynı zamanda tüm olanları tek bir an bile kaçırmadan izliyordu Boran Ağa, tartışıyorlardı ama neden? Sesleri tam gelmiyordu ama ikiside hararetli bir şekilde tartışıyordu besbelli, Ferman Gece'ye el kol hareketi yaparak konuştukça Boran Ağa sinirleniyordu ama Gece'ninde abisinden geri kalmayıp ona yükselmeside ayrı bir mutlu ediyordu. Hiç bir kadının kendini ezdirmesinden hoşlanmazdı. "Abi ne yapıyorsun Allah aşkına ya, zaten kızın hayatı berbat bide sen ediyon içine!" Diye serzenişte bulunan ve biraz uzağında önünde arkası dönük olan Hevdem'le dikkati dağıldı, Hevdem'in yanına gitti yavaşça, "Sorunun ne olduğunu biliyor musun?" Diye sordu, kız ise önce irkilsede sonra çekingen bir tavırla konuşmaya başladı. "Sorun değil, sorunlar var ve çoğu sizin evliliğiniz ile birlikte bir de ailevi sorunlar işte, daha fazla konuşmamam daha iyi olacak sanırım. Ama sorun yok Ağam siz gidip at üstündeki karınızla ilgilenin bence çünkü şuan bir size birde ablama ölümcül bakışlar atıyor yani kötü bir seyler olmadan gidin siz bence." Dedi. Biraz bilgi verip biraz iğneledi, ama bunları söylediği için pişman değildi. Boran Ağa ise öfkeyle dişlerini sıktı, "Neden hepiniz aynı şeyleri söyleyip duruyorsunuz! Sanki ben bilmiyorum kimin ne yaptığını." Diye söylenip at binilen alana girdi ve atını araziye saldı, onu severken aynı zamanda Gece'yide izliyordu. "Abi doyamadın bi izlemelere ha," diye yanına gelip sırıtarak konuşan Merih'e öfkeyle baktı, "Gerçi sende haklısın Allah var güzel kız maşallahı var." Demesiyle Boran Ağa eliyle sertçe kafasına geçirdi bir tane Merih'in. Merih acı ile inledi, "Abi ne yapıyon ya beynim burnumdan aktı resmen." dedi kafasını okşarken. "Gece ne lan arkadaşın mı senin, düzgün konuş düzmiyeyim ağzını it!" Diye öfkeyle konuşması ile Merih piç bir şekilde gülümsedi, korksada geri durmadı. "Oo abi hayırdır, ne dedim ben şimdi hem ben Güneş yengemle de böyle konuşuyom ama galiba Gece yengeciğim ile çok iyi anlaşacağız hem zaten o senden hiç haz etmiyor böylece benim yeni kankam da o olmuş oluyor," diye sevinçle konuştu, " Valla biz on numara bestfirend oluruz ha- ağhhh" bağırması ile sendeleyip yere yapıştı yüzüne yediği yumrukla burnunu tuttu. "Napıyon be ayı! Burnum benim en özel yerimdi!" diye çıkışırken, Boran ona doğru eğilerek sır verir gibi kısık sesle konuştu, "O ağzını topla ve Gece hakkında doğru konuş onunla mesafeli ol yoksa, bestfrend mestferend dinlemem sikerim belanı." Dedi tehdit ederek. "Noluyor abi, iyi misin." Diyen dibine gelen Zara'yı es geçip çitlerin oraya kısa bir bakış atıp geri döndü Zara'ya. "Noluyor canım, ağız tadı ile bir gezdirmediniz ha." diye at başında gelerek konuştu Güneş. Merih ise Güneşi umursamadan Zara'ya döndü ve hızla ayağa kalktı. Üstünü sirkeledi, "Yok bir şey Zara, sadece ayağım abime takıldı bende yere düştüm, hep kaya gibi olacak değilim ya." Diyerek böbürlenince Zara gülümsedi. "Allah bilir gene ne yaptında abine takıldın acaba boş boğaz," diye alayla konuşan Güneş ile sinirle ona döndü Merih. "Ayıp oluyor yenge ama." Dedi, Güneş ise omuz silkti sadece. Boran ise az önceye göre daha da hararetli konuşan ikiliye baktı, Gece kesinlikle iyi görünmüyor kendini sıktığı çok belli oluyordu. "Ayy bu Gece'nin atı ali değil mi?" diye içeri girip binilmek için hazırlanan ata bakınca, Zara hızla düzeltti Güneş'i "Asi, adı Asi Ali değil." Tersçe bakıp, "Aman her neyse işte." dedi umursamaz bir tavırla bu hareketi insanı deli ediyordu. Boran tam ikiliye müdahele edicektiki, "SEN NE DİYORSUN BE!" Diye bağıran Gece ile herkes oraya döndü, Gece'nin abisinin göğsünden ittiğini görünce şaşkınlıkla herkes bakakaldı. "Ee yeter Gece ne ayrımı! Hepimiz sana iyi davranıyoruz ama sen az ile yetinmeyi bilmiyorsun sabahta annemleri üzmüşsün asıl senin derdin ne bir gram huzur bırakmayan sensin evde! Seninle uğraşacağım diye kendimi unuttum. Annemler yüzünden peşine takıldım kaldım." Demesiyle yıkıldım resmen beni annemler yüzünden mi tek bırakmıyor ilgileniyordu ben abim benimle ilgileniyor zannederken hemde. "SEN NE DİYORSUN BE!" diye göğsünden ittirince afallayıp iki adım geriledi. Daha sonra bunu umursamadım bile ve bağırarak konuştum haykırdım içimdekileri. "Annemler gelmedi abi! hastaneye bana bakmaya kızlarına bakmaya gelmediler, başımda annem durması gerekirken beni o sakinleştirmesi gerekirken hep başkaları oldu yanımda, ya ben ne yaptım he ne yaptım neden annem bana kucak açmıyor neden hep sınırı var bana, babamı anlarım onun gibi sert ve duygusuz adam çok Mardin'de daha doğrusu dünyada ama anne olmaz tamam mı?! Ben her korktuğumda onun eteklerine koşmalıyım, onun koynunda ağlamalı ona içimi dökmeliyim... Ben bana yardım edemiyor diye ona kızgın değilim bana bir kere el uzatsaydı ben bu kadar bilenmezdim belki ama yok!" Derken ittirdim bir kere daha göğsünden. "Ben hayatım boyunca anne sevgisi ne tadamadım baba sevgisi ne tadamadım ben hep kendi kendime savaştım kendime ağladım kendim için güldüm." Dedim gözyaşlarım direnmeden akmaya başlamıştı bir hıçkırık koptu ağzımdan, Ferman abim bariz belli olan pişmanlığı zerre işlemedi içime bana attığı adım elimi havaya kaldırarak durdurdum. "Beni ayakta tutan bir sen vardın abi, a-ama sen de babamın zoruyla yanımdaymışsın öz-özür dilerim benim yüzümden bana mecbur kaldığın için..." dedim hıçkırıklarım arasında zorlanırken. Başını iki yana sallayıp pişmanlıkla konuştu, "Güzelim sen çok yanlış anladın ba-" konuşmasını sinirden gülerek kestim. "Hâlâ yanlış anlaşılma diyor ya," "Ne yanlış anlaşılması abi! Sen bugün kime bilendin kızdın öfkelendin bilmiyorum ama iyiki öfkelenmişsin böylece gerçek yüzünü gördüm. Bundan sonra rahat olabilirsin," derken adım adım yavaşça geri geri gittim. "Çünkü peşinde koşucağın küçük baş belası kız kardeşin yok artık!Benim için bittin Ferman abi," derken adına baskı yaptım çünkü hayatım boyunca ona adı ile seslenmemiştim neredeyse ama bundan sonra bol bol ya da belki hiç seslenmeyecektim. Sarsıldı duruşum ve ifademle. "Gece! Güzelim dinle beni," diye endişeli sesi kulağıma dolarken onu umursamadan adımlarımı hızlandırdım ve atların alanına doğru koşmaya başladım. "Gece ne yapıyorsun dur!" Asi'ye sert ve hızlı adımlarla ilerlerken saçlarım rüzgara sert karşılıklar vererek geriye savruluyordu. Genç çocuğun elindeki kayışı tuttuğum gibi kafasının arkasına geçirirken tek atakta Asi'nin sırtına atladım. "GECE! saçmalama gel konuşalım yanlış anladın güzelim," abimin sesi yaklaşırken, "Abla dur lütfen." diye hızla konuştu Hevdem'de. "Gece! Sakin ol gel bak konuşalım neymiş sorun çözeriz." Diye gelen sert ve tok ses Boran ağa'ya aitken hepsinin bana adımlaması ve benim Asi'ye binişimle Asi'nin şahlanması yüzünden kayışlarını sıkıca tuttum Asi'nin bu hareketi ile herkes olduğu yerde dururken, ben durmadım, "DEHH DEHH," Diye bağırıp hızla atı sürmeye başladım. Arazinin demir ama bir insan boyunun az buçuk altında olan çitlere hızla ilerlerken durmadım daha da hızlandım. Gece'nin ata hızla binip gitmesiyle arazinin dışına çıkıcağını anlamıştı Boran Asparşah, "Ben yetişirim ona, merak etmeyin!" Diye özellikle Ferman'a bakıp söylerken, kimseyi umursamadan en yakındaki at'a hızla koşup atladı sırtına ve semeri vurup hızlandırdı, Gece fazla hızlı kullanıyordu ama yetişmek zorundaydı. Arkamdan başka bir atlı sesi daha geliyordu ama kim olduğunu bilmiyordum. Çitlere yaklaşırken durmadım Ferman abimin bağırışlarını umursamadım. "Hadi Asi! Göster kendini kızım." Derken Asi çitlerin üzerinden bir tüy misali atladı. Atlaması ile durmadım ve daha da hızlandırdım Asi'yi. Yüzüme sertçe çarpan rüzgar hoşuma gidiyor beni özgür hissettiriyordu. Abimin söyledikleri, benim yanımda annemler için kalışı beni zaptetmek için kalışı kalbimi derinden yaralasada bu ilk yaralanışım değildi. Ellerimi kayışlardan çektim ve iki yanıma açarak kendimi esen sert rüzgara karşı serbest bıraktım. •••••BÖLÜM SONU•••••
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE