Gece Saçlı Kadın

715 Kelimeler
2019 Antalya Arslan Önümde sonuna kadar açılan kapıya ve el pençe divan duran adamlara baktım. Hepsinin tek sebebi soyadımın Arslanlı olmasıydı. Dünyanın en güçlü ailelerinden birine mensuptum. Sadece Arslan Arslanlı olduğumu söyleyerek açamayacağım hiçbir kapı yoktu. Tabii, dedemin gönül kapısı dışında. İçimden söve söve önümdeki mekana girdim. Kafam feci derecede atıktı. Dedem, Agah Arslanlı'yla kavga etmiştik. Ya da o, her zamanki gibi beni azarlayıp evinden kovdu desek daha doğru olur. Abimeyse Arslanlı konağından kovulmam yetmemiş olacak ki dedeme cevap verip saygısızlık ettiğim gerekçesiyle beni İstanbul'dan sürdü. Savaş Arslanlı... dedemin altın torunuydu. Benim olmamı istediği ama asla sağlayamadığı kişiydi. Abim Savaş, dedemin kopyasıyken ben ailenin yüz karası babamın oğluydum. Kendi oğlunu bile karakterini beğenmediği için sevmeyen, öldürülmesine göz yuman dedem tabii ki onu sürekli anımsatan en büyük parçasını da hiç sevmemişti. O yüzdendir ki abim Savaş Arslanlı baron olup ailenin tüm gücünü yönetirken ben, abisi ve dedesi tarafından sürekli azar yiyip sürülen o işe yaramaz çocuk olarak kalmıştım. Sinirle soluyarak adamların beni buyur ettiği masaya geçtim. Bunlara alışkındım. Doğduğum günden beri hayatım hep bu şekilde geçmişti, o yüzden.. büyütmemeliydim. Her zamanki gibi içimden kendimi telkin edip ana odaklanmaya çalıştım. Antalya'nın bir numaralı mekan sahibi Doğu Tokgöz'ün mekanına gelmiştim. Aslında fikir en yakın arkadaşım ibne Mahir'e aitti ama kendisi yolda beni sattığı için tek gelmek durumunda kalmıştım. Sağ kolum Boğaç arkamda ayakta dikilirken abimi de dedemi de düşünmemeye kendimi zorlayarak mekanda gözlerimi gezdirdim. Bu sırada garsonlar da mutfağı benim masama taşımakla meşguldüler. Soyadımın tek güzel yanı buydu. Dedem adam yerine koymasa da sırf Arslanlı olduğum için gittiğim her yerde millet etrafımda pervane oluyordu. Zaten birkaç dakika içinde mekanın sahibi Doğu da masamda bitti. "Ooo Arslan beyim hoş geldin sefalar getirdin!" Doğu elimi öptükten sonra masaya oturmak için izin istedi. "Müsaade var mı Arslan beyim?" "Otur." Doğu büyük bir saygıyla otururken adamlarına da konuşmayı ihmal etmedi. "Oğlum her şeyin en güzelini getirin." Sonra bana döndü. Kısa bir muhabbetin ardından tekrar izin isteyip kalkarken konuştu. "Arslan beyim bu gece misafirimiz ol. Sana hatunların en iyisinden iki tane göndereyim." İşte şimdi keyfim yerine gelmeye başlamıştı. Viskimden bir yudum çekip cevap verdim. "Gönder Doğu. Marifetli olsunlar." Doğu, başını sallayıp giderken ben etrafta göz gezdirmeye başladım. Mekan sahipliğinin yanı sıra Doğu aynı zamanda bu bölgenin en büyük pezevengiydi. Mekanın içi de o yüzden kadın kaynıyordu. Buraya sadece çok zengin insanlar eğlenmeye gelir, gecenin sonunda da o...pulardan biriyle mekanın üst kısmındaki odalara geçerlerdi. Mahir methini çok duyduğundan övüp durmuştu ama gelmek anca bugüne kısmet olmuştu. Elimdeki içkiyi içmeye devam ederken masaya Doğu'nun yolladığı iki hatun geldi. "Selam yakışıklı." "Hoş geldin erkeğim." Cevap vermeye gerek duymadım, ne de olsa ucuz iki f...şe konuşmaya bile değmezdi. Zaten ben oynaşmayı sevmezdim, direkt işime odaklanır karşı tarafı pek umursamazdım. Adam yerine koyulup koyulmamak genelde karşımdaki kadınların da umurunda olmazdı, onlar alacakları yüksek meblaya odaklanırlardı. Bir de tabii Arslan Arslanlı'yla yatmış olmak zaten ulaşabilecekleri en üst seviyeydi. Bir saat daha oturup dans eden kadınları izledikten sonra yanımdakilere dönerek konuştum. "Yukarı çıkın, beni bekleyin." Kadınlar hızla ayaklanıp dediğimi yaparken ben son kadeh viskimi doldurttum. Bunu da içip odaya gidecektim. Zaten hala Mahir'e beni satıp buraya tek başıma yolladığı için sinirliydim. Mahir'e en güzel küfürlerimi yollaya yollaya viskimi kafama dikerken gözüm birden barın köşesindeki kadına takıldı. Üzerinde parıl parıl parlayan simli, siyah bir elbise vardı. Ayağına narin bileklerinden bağladığı siyah, ince topuklu ayakkabılar giymişti. Straplez elbisenin açıkta bıraktığı omuzlarını uzun, dalgalı, gece gibi siyah saçları süslüyordu. Bakışlarım yüzüne çıktığında sıkışan göğsümü rahatlatmak için derin bir nefes alma ihtiyacı hissettim. Kadın çok... çok güzeldi. Keskin yüz hatları.. biçimli burnu.. insanın baka baka doyamayacağı dolgun, kırmızı dudakları.. Her bir zerresi en az, özenle yontulmuş bir heykel kadar kusursuzdu. Sonra kısa, çok kısa bir an göz göze geldik. O an öleceğimi sandım. Saçlarına gece demiştim ama gözleri.. asıl gözleri simsiyah bir kuyuydu. İnsanı içine çeken.. düşeceğini bile bile o adımı attıran, büyülü bir kuyu.. Bu bakışma çok kısa sürdü. Çünkü kadın, etrafımdaki diğer yüzlercesinin aksine gözlerini gözlerime kilitleyip beni yatağına davet etmedi. Hatta tam tersi, kadın bana doğru dürüst bakmadı bile. Benim için varlığından bile haberimin olmadığı ruhuma dokunan, onun içinse alelade bir denk gelişti bu. Kalbim depar atarken ben o masadan kalkamadım. Öylece bekledim, ne kadar beklediğimden bile haberim olmadan. Ama o, geceye benzeyen kadın bir daha dönüp bana bakmadı. Bir saliselik döner de kaçırırım diye gözlerimi bile kırpmadım ama o, dönmedi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE