6.Bölüm

1383 Kelimeler
"Kabul mu?" Yıllardır, ömrüm boyunca beklediğim anım değil miydi bu benim? Hep olmak istediğim Dilayda'yı olmak. Başımı salladım. "Kabul." Gülümseyerek dudaklarıma yapıştı. Sertçe yine ve yine hırslı büyük tutkuyla öpmeye başladı. Dudaklarımı emerken sanki vakumluyordu ve ağrıyan bacaklarım dahil kasıklarıma ateş düşüyordu. Gittikçe harlanıyordu. İnleyerek kollarımı onun boynunda birleştirerek ensesini okşamaya başladım. Parmaklarım saçlarına kayarken o beni geriye doğru yatırdı ve yatağın ucuna doğru düştüm. Üzerime abanırken ağırlığını vermiyordu ama ben onun her yerini her zerresini hissedebiliyordum. Özellikle erkekliğini. Kasıklarıma bastırıyordu. "Ah Erzen!" dedim inleyerek. Kalçamı kaldırarak daha çok bastırmasını istedim. "Erzen..." Elleri göğüslerimin üzerinde gezinirken birden üstümdeki tişörtü yırtarak çıkardı. Şaşkınlık içeresinde ona bakarken sütyenimi çekiştirdi, dudaklarını gögüslerimde gezdirmeye başladı. Haz öye bir hazdı ki başım arkaya gidiyor, sarsılıyordum. Sütyenimi de kopararak çekip attığında altımda tayt ve kulodumla kalmıştım. Üstümden kalkarak tepeden bana baktı yakıcı gözleriyle. Taytımı tutarak bacaklarımı havaya kaldırdım hızla bacaklarımdan çekip çıkardı, külodumu da bacaklarımdan yağ gibi kaydırıp kenara atarken o da üzerindekileri bir hışım çıkarıp çoktan atmıştı. Üzerime abandı. Saçlarımı kumaşı yayar gibi yaydığında çenemden öpmeye başladı, boynuma indi. O sırada diğer eli sağ göğsümü sıkıyor, gözlerim yumulu altında inliyordum. "Ahhh!" İnlemelerim onu gaza getiriyordu. Üzerimde aşağı yukarı kayarken erkekliğini genital bölgemi sürtüyordu. Öyle bir ateşti ki benimki okyanuslar gelse sönmeyecek gibiydi. "Erzen!" Birden dudakları göğüslerime indi talan etti ardından göbek deliğime ardından kasıklarıma. Ön sevişmeyi uzatıyordu ki uzatmasını istemiyordum. "Kahretsin! Erzen!" Bacaklarımı kırarak iki yana açabildiği kadar açtığında dudakları o noktaya değdiğinde odada çığlıklarım yankılanmaya başladı. Birden avucumu ağzıma bastırdım. Elimi çekti ağzımdan. Gözlerime baktı. "Ses yalıtımlı. Kimse duyamaz. Ha duyan olur da sikerim belasını, sen hiç merak etme." Kıkırdadım. Dondu kaldı. Sahici gülüşümü ilk kez görüyor gibiydi ki öyleydi sanırım. "Böyle güzel güldüğünü bilseydim daha önce derdim..." Gülümsemem genişledi. Dirseklerimin üzerinde doğruldum. Elimi onun sakallarına getirip okşadım. "Ben de kendimi hiç gülmem bilirdim, ya da nadir gülümseyen. Sayende bir özelliğimi daha keşfettim." "Sende ne cevherler var da ben ortaya çıkaracağım hepsini göreceksin! O, olmak istediğin Dilayda'yı olacaksın! Sana söz veriyorum!" diyerek dudaklarıma yapıştığında yumuşaklıkla başlayan öpüşmemiz anlık sönen o ateşi daha da harlandırdı, Erkekliği birden içime girince inleyerek başım geriye gitti, gözlerimin beyazı görünecek kadar, belim havaya kalktı. Ah zevkine sıçayım. Nefesim kesilmiş gibi doruğa ulaştığımda o da ulaşmıştı. Birden patladık ve söndük. Üzerime yığılırken tüm ağırlığını hissediyordum şimdi. Sık nefes alış verişlerimiz odada duyulan tek seslerdi. Erzen kafasını gögüslerime koymuştu. Burnunda ya da dudaklarından çıkan nefesi gögüs ucumda hissedebiliyordum ki bu da beni fena derecede azdırıyordu. Ellerim saçlarına gitti. Parmaklarımı geçirdim, yavaşça okşamaya başladım. Saçlarını okşamayı seviyordum. "Sen kendine gelmişsin, yine zevkin doruklarda." "Kimin yüzünden acaba?" "Yüzünden mi, sayende diyecektin herhalde?" Bir şey demedim, saçlarını okşamaya devam ettim ama bir anda üzerimde kalkarak beni de kaldırdı. "Gel..." diyerek başlığa doğru beni çekti. Başını yastığa koyduğunda ben de göğsüne koymuştum. & Gözlerimi araladığımda güneşin ışıklarıyla kıstım, ovalayarak yatağın içinde doğrulduğumda yalnız olduğumu fark ettim. Neredeydi? Merak ediyordum. Geceyi ve daha doğrusu dün yaşadıklarımı/zı hatırlayınca yerimde kalakaldım. Oysa olayın arkasının böyle olacağını hiç tahmin edemezdim. Hatta beni seveceğini de... Bugüne kadar bu yaşıma kadar kimse sevmemişti ki beni. Gözlerimi yumdum, seven var ama işte Dilayda diyen iç sesime kulak asmayarak çırılçıplak halde yataktan kalktım. Duşakabine girerek kısa bir duş aldım. Beyaz bornozumla kıyafet odama dalarken boydan boya açık olan dolaplara baktım. Sinsice gülümsedim. Bunların hepsi benimdi değil mi? Tek tek tüm askılara bakarken markaları gözüme çarpıyordu: Gucci, Prada, Dior, Zara... Tanrım cidden hayatım boyunca çalışsam alamayacağım kadar pahalı kıyafetlerdi bunlar. Tabi kopyalarını ya da satılamayan defolu orjinalleri sosyete pazarında bulurdum, dert değildim. Dünya kadar paran var kızım salak mısın? Öyleydi. Sadece dolar cinsinden olan limitsiz banka kartım vardı ve ben neler neler yapacaktım. Bir an duraksadım, o şımarık kötü gülümsemem sönüverdi yerine mahzun bir gülümseme geldi. Boy aynasından kendime baktım, yüzümle karşı karşıya gelince anılar yine zihnimde oynatılmaya başlandı. Dişlerimi sıktım. On iki yaşındaydık. Ne küçüktük ne de öyle çok büyük. Ergenliğin başladığı zamanlar işte. Bir yaz günü, Ramazan'dan sonra mahallede sahura kadar oturabiliyordun parklarda. Ben de kardeşim İlayda'yla beraber parka gitmiştik. Akşam serinliği. Üşümüyorum ama o üşüyor. Ben umursamazca çekirdeklerimi çitleyip kabuklarını yere atıyordum. "Bu yaptığın yanlış Dilayda!" diye beni ikaz ettiğinde duraksayarak ona baktım. "Nesi yanlış?" "Kabukları yere atıyorsun!" Umursamazca baktım. "E ne olmuş?" "Ne olmuşu mu var? Çevreyi kirletiyorsun. Sen ve senin gibiler yüzünden kaç çöpçü amca yoruluyor onları temizlemek için. Hem süpürgeyle temizlenmiyor. Elleriyle topluyorlar biliyor muydun?" "Ee napim? Bu onların işi değil mi zaten?" Durdu. Bana bu kadar kötü olamazsın dercesine baktı. "Ciddi misin gerçekten Dilayda? Böyle düşünseydik vay halimize. Bir düşünsene çöpleri kutulara, konteynırlara attığın sürece onların iş yükünü azaltmış olacaksın böylece daha hızlı temizleyebilecekler. Bir söz vardır: Herkes evinin önünü süpürseydi tüm dünya temiz olurdu." "Aman İlayda ne felsefe yaptın? Uf! Gören de adamı öldürdük sanır. Alt tarafı çekirdek kabuğu." "Ah Dilayda ah!" Park yerine geldiğimizde herkes İlayda'ya sarıldı, öptü, bana gelince ise selam vermekten ötesine geçemediler. Umursamadım. Sonrasında gecenin ilerleyen saatlerinde oyun oynamaya karar vermiştik. Sorular sorarak ne yapacağımızı söyleyecektik. Unutamadığım tek soru buydu sanırım. Diğerleri beni sikim ilgilendirmiyordu çünkü. Çok paran olsa, milyarder olsan ne yapardın? Herkes araba alırım, tatil yaparım gibi klasik cevaplar söyledi. Ben de lüks yerlere gider yemek yer, istediğim her şeyi alır, paramı çarçur ederim gibi onlardan farksız yanıt verirken İlayda her zamanki gibi farkını koymuştu. "Ben... Önce bir hastaneye giderdim. Çocuk hastanesine. Hasta olan tedavi ameliyat olmayı bekleyen ama maddi durumu olmayan çocukların parasını verirdim. Sonra yolda gördüğüm çocuklara parayı dolaylı yoldan verirdim. Onlara kıyafet ayakkabı oyuncak alırdım. Sonra kitap alamayan köy okullarında okuyan çocuklara kaynak erişimi sağlardım. Yurtlarda yaşayan çocukları ziyaret eder onlar için bağış yapardım. Çocuklardan sonra bakımevine gider yaşlılarla ilgilenir onlar için de bağış yapardım. Fakir fukaranın ihtiyaçlarını karşılardım. Benim alacağım lüks telefon kıyafet araba mı daha önemli yoksa bir çocuğun gülümsemesi, bir yaşlının mutluluğu, fakir fukaranın sevinç gözyaşları mı?" Dişlerimi sıkarak kafamı hızla aynadan çekerken ellerimi yumruk yaptığımın dahi farkında değildim. Ah salak saf İlayda! Pollyanna İlayda! Zevkimi mutluluğuma engel olmasına izin vermedim kıyafetlerime baktım. Ama yok, keyfim kaçmıştı bir kere. Üzerimi giyinip hazırlandığımda son kez aynadan kendimi süzdüm. Kırmızı değişik desenli yarım kollu bisiklet yaka elbise giymiştim, boynuma da sıradan bir kız çocuğu figürlü ve çiçek figürlü iki kolye geçirmiştim. Bileğime de saat takarak siyah uzun belirgin bukleli saçlarımı da salarak sağ tarafıma topladım. Boynuma bileğimin içine parfümümü sıkarak küçük siyah el çantamı aldım. Telefonumu ve cüzdanımı özellikle dolar kartımı koydum. "Hadi bakalım," dedim güzel çektiğim eyeliner'a ve dudağıma sürdüğüm ruja ve yanaklarımdaki hafif pembemsi allığa bakarak. "Alışveriş zamanı Dilayda Hanım!" Ayağıma da siyah bilekten bağlamalı topuklu ayakkabı giymiştim. Siyah kare güneş gözlüğümü de alarak odadan çıktım. En alt kata indiğimde Neriman Hanım benim için hazırlanmış olduğu masaya davet ederken, "Size afiyet olsun Neriman Hanım, benim işim var, geç gelebilirim, Erzen sorarsa söylersiniz." "Tamam Dilayda Hanım, iyi eğlenceler." dedi Neriman hoş gülümsemesiyle. "Ha bu arada, araba hazır değil mi?" Yine başını sallayarak gülümsedi. "Evet efendim Erzen Bey sizin için yeni arabanızı getirtti bu sabah. Şoförünüz de İlhan Bey olacak." "Teşekkür ederim Neriman Hanım." "Rica ederim efendim." Bana kapıyı açıp beni uğurlarken İlhan Bey diye bildiğim adam kapımı açarak beni bindirmiş oldu. Kapı kapanınca o ceketinin önünü tutarak kaputun etrafında koşturdu, kapıyı açarak bindi, hızla arabayı çalıştırdı. Arabanın içi yeni olduğunda gerek kokuyordu. İlhan Bey arabayı çalıştırdı, o dev araziden çıkarken orta aynadan bana baktı. "Ne tarafa gidiyoruz Dilayda Hanım?" Keyifli gülümsememle güneş gözlüğümü çıkardım. "Karum'a." Başıyla onaylayıp yola koyulduğumuzda yolu izlemeye başladım. O sırada mesaj gelmişti. Erzen'den. Erzen: İyi eğlenceler güzelime. Gülümsedim. Cevap yazmadım. Telefonu kapatıp tekrar çantama koyduğumda zaten Karum'a gelmiştik. Durduk. İlhan Bey arabadan inip hızla kapımı açtığında inmedim. O keyifli halim birden gitmiş gibiydi. "Ben... Önce bir hastaneye giderdim. Çocuk hastanesine. Hasta olan tedavi ameliyat olmayı bekleyen ama maddi durumu olmayan çocukların parasını verirdim. Sonra yolda gördüğüm çocuklara parayı dolaylı yoldan verirdim. Onlara kıyafet ayakkabı oyuncak alırdım. Sonra kitap alamayan köy okullarında okuyan çocuklara kaynak erişimi sağlardım. Yurtlarda yaşayan çocukları ziyaret eder onlar için bağış yapardım. Çocuklardan sonra bakımevine gider yaşlılarla ilgilenir onlar için de bağış yapardım. Fakir fukaranın ihtiyaçlarını karşılardım. Benim alacağım lüks telefon kıyafet araba mı daha önemli yoksa bir çocuğun gülümsemesi, bir yaşlının mutluluğu, fakir fukaranın sevinç gözyaşları mı?" "İlhan Bey," dediğimde bana dikkatle baktı. "Vazgeçtim. Size söyleyeceğim adrese gideceğiz." "Tabi efendim." diyerek kapımı kapattı ve hızla arabaya bindi. Aynadan bana baktı. "Nereye gidiyoruz efendim?" Ona baktım. Telefondan öğrendiğim en yakın çocuk hastanesinin adını söyledim. "***** çocuk hastanesine." INSTAGRAM: cordolorem TikTok: cordolorem
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE