12.Bölüm

1530 Kelimeler
Gözlerimi araladığımda karnımda minik dokunuşlar hissediyordum. Tavanla karşı karşıya geldiğimde gözlerimi indirdim. Erzen'in başı çıplak göğüslerimin üzerindeydi ve kasıklarıma kadar açık olan karnımı yavaşça okşuyordu. Dudaklarım kıvrıldı. Uyku mahmurluğuyla esnedim. Parmaklarım onun saçlarını buldu. Kafasını kaldırdı, dokunuşu kesilmişti. Göz göze geldik. Onun kahvelerine bakarken, "Günaydın." dedim. Alnımı öptü. "Günaydın güzelim." Yüz ifadesini bir müddet incelediğimde, "Neyin var senin?" diye sordum. Düşünceli görünüyordu. Başını iki yana sallayarak kendini tamamen geri çekti. Başlığa yaslandı. "Bu şeye biraz ara vermemiz lazım Dilayda." Kaşlarımı çatarak dirseklerimin üzerinde doğruldum, siyah saten örtüyü göğüslerime kadar çektim. "Sıkıldın mı? " Bana aniden döndüğünde kaşlarını derinden çattı, sert sesiyle, "Saçmalama sikerim öyle şey mi olur?!" diye tepki gösterdiğinde gülümsedim. "Tamam kızma benim aslanım." dediğimde sert çehresi bir nebze yumuşamıştı. "Lafı yine tersten anladın güzelim? Ben seni düşünüyorum sadece, neredeyse her gece sevişiyoruz, kasıklarım ağrıyor diyorsun ama sen kendin geliyorsun bana. Yorgun oluyorsun biliyorum. Sence de bu kadar fazlası zararlı değil mi?" Hım'ladım. "Haklı olabilirsin. Peki ne yapalım?" "Daha kontrollü sevişelim Dilayda bu kadar basit." Gözlerimi devirdim. "Ben seni istiyorum Erzen. Bunu yok sayamam. Bedenim ya da güdülerim, hislerim... Her ne dersen de, ben seni istiyorum. Sana dokunmak, saçlarını okşamak, seni içimde hissetmek... Bunlar bana zevk veriyor, mutlu oluyorum. Ha bunlar dışında tabi ki de zevk alıyorum misal seni izlerken." Hımlayarak yanıma yaklaştı. "Bunları daha önce duysaymışım keşke, başka?.." dediğinde başlığa yaslanıp düşünmeye başladım. "Çayını içerken mesela ya da telefonla konuşurken. Ne kadar güzel yani yakışıklıyı kastetmiyorum," Göz göze geldik. "Başka bir güzellik bu. Bilmiyorum. Ama seni içimde farklı büyütüyorum sanki ama buna isim koyamıyorum." "Ben bu ismi biliyorum güzelim." dediğinde merakla ona baktım. "Neymiş?" "Sevgi." Suratım asıldı. "Bu senin üzülerek söylüyorum ki maalesef geç tanıştığın bir kavram. Ama merak etme ben sana sevgi neymiş göstereceğim, hepsini öğreteceğim sana. Şefkati, merhameti, en önemlisi sevgiyi..." Yatağın içinde doğruldum. "Senden öğretmeni isteyen yok. Bilmek de istemiyorum." deyip yataktan çıkacağım sırada kolumdan çekip yatağa hapsetti beni. Üzerime çıktı. "Bu kadar mı korkuyorsun Ateş kızı?" Dişlerimi sıktım. "Korkmuyorum!" "O yüzden mi kaçıyorsun?" Kafamı çevirdim. "Bırak Erzen." dediğimde bir müddet bekledi ardından serbest bıraktı kollarımı. Yataktan hızla kalkıp duşekabine girdim. & Çıktığımda ise yatak boştu. Gitmiş olmalıydı. Dudaklarımı dişleyerek yatağın ucuna oturdum. Saçlarımdaki havluyu kafamdan çekip alırken belime omuzlarıma döküldüler. Karşımdaki boy aynasından kendime bakarken onun sözlerini zihnimden çıkaramıyordum. Bu senin maalesef üzülerek söylüyorum ki maalesef geç tanıştığın bir kavram. Ama merak etme ben sana sevgi neymiş göstereceğim, hepsini öğreteceğim sana. Şefkati, merhameti, en önemlisi sevgiyi... Gözlerimi yumdum. Derin nefes alırken zihnim geçmişin esirindeydi. Sürekli o anılar sarıp duruyor, zincirlerinden kopamıyordu. "Anne bana da verir misin?" "Al." İlayda'nın önündeki kırmızı elmaya bakarken kendi önümdekine baktım. Yeşil. "Anne ama ben kırmızı elma seviyorum." Annem kaşlarını çatarak baktı. "Sen ne sevdiğini bilmiyorsun bir gün kırmızı bir gün yeşil. Yok sana kırmızı elma! Kardeşin yiyecek onu!" diye bağırdığında sandalyeye sindim. Annem mutfaktan çıktıktan sonra İlayda gülümseyerek kendi elmasını uzattı. Kırmızı sulu elmayı. "Sen bunu al, yeşili de ben alırım." Kaşlarım çatıldı. "İstemiyorum!" diyerek küskünce oturduğumda yerinden inerek yanıma geldi. Tıpkı benimkinin aynısı küçücük elleriyle uzun saçlarımı okşadı. "Üzülme sevmeyi bilmiyorsan ben sana öğretirim." Gözlerine baktım. "Sevgi nedir anlatırım." "Sevgi nedir?" Gülümsemesi genişledi. Kalbime dokundu. "Sevgi budur akıllım." Kalbime dokunduğu ellerine indi bakışlarım. "Kalbinde yer açtıysan o artık sevgidir." "Kırmızı elmayı seviyorum mesela, ona kalbimden yer mi açtım şimdi?" Başını salladı. "Evet tüm sevdiklerin burada. Ne seviyorsan kalbinde bir yeri vardır." Gözlerimi hızla açarak bitmiş anının yeniden oynatılmasına izin vermeden yerimden kalktım. Düşünme Dilayda düşünme. Sadece beş yaşındaydınız. Aptal saptal konuşmaydı. Sağdan soldan duymuştur iki laf. Yok kalpmiş de yok bilmem neymiş de. Saçmalık ötesi. Kıyafet odasına gidip rastgele kıyafetleri alıp baktığımda Erzen'in açık giyinmeme izin vereceğini zannetmiyordum. Ama ben de açık giyinmeyi seviyordum. Dudaklarımı büzdüm. Transparan bir elbise giyebilirdim belki. Giyindiğimde saçımı makyajımı da kısa sürede halletmiştim. Aynamdan bordo rujumu sürdüğüm kalın dudaklarıma bakarken parmağımla kenarlarını sildim. Geri çekilip kendimi süzdüğümde arsızca gülümsedim. Güzel olmuştum.  Odaya geri döndüğümde telefonumu elime alacaktım ki bir not vardı üzerinde. Yapışkan notu ekrandan sökerken okudum: bu gece davete gideceğiz güzelim sekizde hazır ol. Gülümsemem genişledi. Senin için her zaman hazırım. Aynadan yeniden kendimi süzdüğümde sırıtışıma engel olamadım. Bence harika görünüyordum. Belki bir davet için fazla cesur olmuştum. Ama benim göbek adım cesurdu. Kapım tıklatıldı. Gelen Erzen olamazdı. Saçlarımı tek omzumda toplayıp kapıya yöneldiğimde kolu indirerek kapıyı açtım. Kapı aralanırken karşımdaki Erzen'di. Şaşkınlıkla ona bakarken kafasını yerden kaldırarak beni bilekten tepeye kadar süzdü. Ben de onu süzdüğümde bir kwz daha ne kadar yakışıklı olduğunu farketrim.  Göz göze geldiğimizde arsızca gülerek koyu bordoya boyadığım dişlerimi ısırdım. Bakışları dudaklarıma indi. Elim onun üzerine cuk diye oturan siyah jilet takımına giderken avuçlarımı gövdesinde kaydırdım. Onu baştan aşağı süzdüğümde gözüm erkekliğine takıldı. Şişmişti. Sırıtmam büyürken bir avucumu erkekliğine yasladığımda hırladı. Beni içeri itip kapıyı sertçe kapattı. Beni itmesiyle temasımız kopmuştu, umursamadım. "Haddinden fazla güzel olmuşsun," dedi hırlayarak. Gülümseyerek yeniden yanına gittim. Dudaklarını öperek geri çekildim. "Senin için." dedim fısıldayarak ve bir kez daha öptüm. Bir elimi göğsüne koydum. Bir kez daha öptüğümde ellerini belime koydu, sıkıca kavradım. Dudaklarımı yüksek ateşle öpmeye başladı. Birden alev alan öpüşmemiz gittikçe tehlikeli bir hal alıyordu. Birbirimizin dudaklarını talan ederken beni sertçe duvara yasladı. Ancak eli sırtımda olduğu için duvarla tamamen bütünleşmemiştim. Bir an duraksadık. Gözlerime baktı. Kafasını eğerek burnunu yanağımda, çenemde, kulağımda gezdirdiğimde huylandığımı hissettim. Gözlerimi yumduğumda dokunuşlarını hissediyordum. Onu istiyordum. "Biraz daha devam edersek bırakmam seni Dilayda, sabaha kadar bırakmam." Dudaklarım kıvrıldı. "Keşke bırakmasan. Zorunda kalsan da-" Birden eli ağzıma kapandı. Kaşları çatıldı. "Burada seni düşünüyorum, kontrollü olalım diyorum ama insanı kontrolden çıkarıyorsun delirtiyorsun beni!" "Olma. Bunu sen istiyorsun. Ben değil. Benim yerime kararlar alıyorsun sonra pişman oluyorsun. Kendi kendini bu duruma düşürüyorsun," Geri adım atıp yüzüne baktım. "Bana sormuyorsun bile, oysa ağrıyı da acıyı da çeken benim!" "İşte sorun da bu! Sen bunları dert etmiyorsun Dilayda! Kendini hiç düşünmüyorsun! Ama ben de kendimi düşünmüyorum, kendimden bile önce gelen önceliklerim var. Sen mesela. Her saniye seni düşünüyorum." Birden onu susturmak için öptüğümde hemen geri çekildim. Yüzüne bakmadan konuştuğumda, "Daha fazla konuşma sus!" "Neden kaçıyorsun Dilayda?! Sevgi bu kadar zalim bir şey değil!" Dudaklarım alayla kıvrıldı. Yüzüne döndüm, gözlerinin içine baktım. "Sevgi nedir bilmiyorum ama sevgi zalim bir şey, bundan eminim Erzen." & Yol boyunca hiç konuşmadan Erzen'in araba koleksiyonundaki Astin Martin'le Çankaya'nın en lüks salonuna gelmiştik. İlhan Bey önce benim kapımı açarken dönüp Erzen'e baktım, bana bakıyordu. Yüzüne yaklaşıp yeni traş ettiği kirli sakalına derin bir öpücük kondurdum. Ardından konuşmadan arabadan indiğimde aynı şekilde Erzen de inmişti, İlhan Bey'i beklemeden. Ona bir şeyler söylemesini izlerken gözüm arkadaki ihtişama kaydı. Büyük, büyüleyici bir mekandı. Lüks olduğu her halinden belliydi. Birden elimden sıkıca tutulduğumu hissettiğimde bakışlarım ellerime indi sonra Erzen'e çıktı. Parmaklarını parmaklarıma geçirmiş, sımsıkı elimi tutuyordu. "Sevgilimsin, aynı zamanda müstakbel nişanlım." Tek kaşımı kaldırarak öyle mi dercesine baktım. "Sevgili olduğumuzu bilmiyordum." "Artık biliyorsun." Kırmızı halı üzerinden içeri girerken ortamın uğultusu ve kalabalığı ardından bembeyaz parlayan ışıkları gözüme çarpan büyük temalar olmuştu. Gerçi gözüme çarpmaması gibi ihtimali de yoktu bu mekanın da, neyse. Erzen'in içeriye adım atar atmaz onun ne kadar büyük bir iş adamı olduğunu o an anladım. Etrafta gizlice ya da açıkca fotoğrafını çekmeye çalışanlar, her görenin selam vermesi, yanımıza gelen garson kadının Erzen için özel ayırtılan masaya eşlik etmesi... Zenginliğin, şöhretin gözü kör olsun be. "Başka bir isteğiniz var mı Erzen Bey?" Erzen, kadının sorusuna cevap vermeden hemen bir saniye önce bana döndü, bakışlarıyla sordu, başımı sallayarak hayır dediğimde kadına dönerek kibarca reddetdi. Kadın da gülümseyerek geri geri gitti ve masayı terk etti. Tuhaf halleri yadırgıyordum elimde değildi. Ayrıca kadının o hareketleri... Kendini ezik göstermekten başka halta yaramıyordu. Gözlerimi devirdim. Ezik ve yalaka. Elimin üstüne konan ele baktım. "Annem birazdan aramızda olur, bizden önce geldi misafirlerle ilgileneyim diye hâlâ bitmemiş olsa gerek." "Sorun değil," diyerek omuz silktim. Cidden sorun değildi, gece boyunca yanımıza gelmese bile olurdu. Kadınla konuşmuşluğum fazla da yoktu. Hafif slow bir müzik mekanı sararken Erzen'in bakışlarının bana kaydığını hissettim. Ben de ona baktım. Birden ayağa kalkıp elini uzattı. "Bu dansı bana lütfeder misin Ateş kızı? " Gülümsedim. "Hay hay Alaz Bey." Kaşları çatıldı. "Alaz?" Hımladım. Ellerimi onun gövdesine koyarak mekanın orta alanına, dans pistine geldiğimizde yoğun alkışa maruz kaldık. O sırada sadece Erzen'e odaklıydım. "Alaz... Beni yakan bir adamın lakabı bu olmalıydı ya da göbek ismi." "Hımm, demek Alaz..." Kulağıma doğru eğildi. "Seni yakıyor muyum Ateş kızı?" Dudaklarım kıvrıldı. "Yakıyorsun, alev alev." dediğimde eğilip boynuma öpücük kondurmuştu, ellerim ensesine giderken gözlerimi yumarak bedenini bedenimde hissettim. Şu an onu içimde hissetmek adını bağırmak için neler vermezdim. Gözlerimi yavaşça araladığımda Erzen'in belimdeki baskısını hissediyordum. Sıcaklığı beni gülümsetirken gözüm ilerideki masalardan birine kaydı. Bir adam oturuyordu. İlginç olanı, elindeki şarabını yudumlayarak bizi izliyordu ya da beni. Kaşlarım çatılırken bu adamın kim olabileceğini düşündüm. Bir kaç saniye yüzüme baktığımda onu izlediğimi fark etmiş gibi sırıttı. Elini kaldırdı. Gerildim. Erzen gerginliğimi hissetmiş gibi geri çekilirken yüzüme baktı, kaşları çatıldı. "Dilayda... Ne oldu?" "Hiç." Ona çaktırmamaya çalışarak gülümsedim. "Hiç bir şey olmadı sevgilim. Sadece..." Fısıldadım. "Seni istedim." "Eve gitmek zorunda bırakma beni." Avucumu ensesinde kaydırdım. "Aslında," Dudaklarımı dişledim. "Burada... Lavaboda... Ya da-" Parmaklarının baskısını hissettiğimde parmağını sürterek dudağımı ezdi. "Seninle her yerde sevişebilirim ama bu bir mekanın tuvaleti olmaz." Dudaklarımı büzdüm. "Hım, takıntılıyım diyorsun?" Dudaklarımda sıcak nefesini hissettim. "Sana olduğum gibi." Gülümseyerek yeniden sarıldığımızda beni döndürdü, geri yerime geldiğimde gözlerim anlık omzunun arkasına o masaya kaydı. Adam yoktu. Gitmişti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE