"Maldivler demek? İnanamıyorum..." Pervazdan ayrılıp yanıma doğru yürüdü.
"Benimle zaman geçirmek istiyordun hep, işte beraber zaman geçirebileceğimiz harika bir tatil..." Kağıdı masaya bırakarak Erzen'in yanına ilerledim. Boynuna atlayıp sarıldığımda sımsıkı sarıldı.
"Yüzündeki bu gülümsemeyi görebilmek için her şeyi yaparım." Gülümseyerek geri çekildim, ensesindeki saçlarını okşayarak dudaklarımı yaladım. "Ciddi ciddi tatile götürüyorsun beni değil mi?"
Dudakları kıvrıldı. Başını sallayarak onayladı. "Başından beri istiyordun, sürprizim buydu."
"Erzen..." dediğimde dudaklarıma yapışarak beni öpmeye başladı. Öpüşü giderek harlanırken beni kapı pervazına yasladı, sırtımda hissettiğim elleriyle pervazla tam bütün olmamıştım. Kafasını eğerek dudaklarımı haşince öpmeye devam ederken katın kapı zili çalınca durduk. İstemeyerek benden ayrılırken elleri bedenimden koparak kapıya yöneldi. Ben de ondan ayrılmak istemiyordum. Zar zor saçımı başımı düzeltip çalışma odasından çıkarken Erzen kapıda Neriman ile konuşuyordu.
Yanlarına gittiğimde Erzen, "Tamam birazdan geliyoruz Neriman." diyerek kapıyı kapattı. bana döndüğünde ona sorgu dolu bakışlar attım. "Erkan gelmiş, sana bahsettiğim sağ kolum, aynı zamanda yakın arkadaşımdır." Arkasını dönerek kıyafet odasına girerken ben de peşinden girdim. Çekmeceyi açtı, sadece saatlerinin olduğu bir çekmeceydi bu ve araba koleksiyonu gibi saat koleksiyonu olduğunu şu an öğreniyordum. "Bahsetmiştin, hatırlıyorum." Kahverengi kayışlı saati alarak çekmeceyi kapattığında bana döndü. "Seni onunla tanıştıracağım."
Duraksadım. "Şimdi mi?"
Sakince başını salladı. "İyi de," Üstümü gösterdim. "Ben hazır değilim hem duşa girecektim..."
"Sonra girersin güzelim, hemen üzerine bir şeyler giy. Aşağı inelim." dediğini yaparak kendi kıyafet odama giderken hızlıca altıma siyah tayt ve üstüme crop ve beyaz gömlek geçirdim. gayet sadeydi ve ev haliydi. Banyoda da yüzümü yıkadıktan sonra saçımı topuz yaparak yatak odasına geri döndüm. Erzen yatağın ucuna oturmuş telefonuna bakarken beni görünce ekranı kilitleyip telefonu yatağa attı. Yanına gittiğimde kucağına çekti. Dudaklarım kıvrılırken belimdeki parmakları usulca gömleğimin altına girerek tenimi okşadı. "Parfüm sıkmamışsın." Kafamı kaldırıp ona baktım. "Zaten sıkmıyordum?"
"O zaman bu teninden gelen senin öz kokun, öyle mi?"
Hımlayarak gözlerimi kıstım. "Bilmem, öyle miymiş?"
Gülerek kafasını iki yana sallarken boynuma yaklaştı, fısıldayarak konuştuğunda sıcak nefsi boynuma çarptı. Tenimi alev alev edecek öpücükle beni içimdeki yangınla baş başa bırakırken konuştu. "Öyle. Hastasıyım."
Gülümsedim. Aniden yerimden kalkarak ona baktım. "İnelim hadi, daha fazla bekletmeyelim misafirimizi." Elimden tutarak kalktığında belime sarılarak gözlerime baktı. "Erkan yabancısı değildir merak etme. Kendi evi gibi kullanırsa şaşırma diye söylüyorum."
Dudaklarımı büzdüm. "Tamam? İstediğini yapabilir, sonuçta ev sahibesi sensin."
"İkimiziz Dilayda. Unutma bu ev benim olduğum kadar senin de."
"Ev mi?" Gözlerimi kıstım, alayla konuşarak. "Saray demek istedin herhalde? Buraya geleli ne kadar zaman oldu bilmiyorum ama evin daha görmediğim bir çok köşesi var Erzen!"
"Buraya geleli neredeyse üç ay olacak Dilayda hem sana ev turu ah pardon saray turu yapmam lazım sanırım." Beni bozmayarak esprisine devam ettiğinde gülerek odadan çıktık ve aşağı indik. Direkt salona girerken Erkan bahçeye dönük koltuk takımlarının birinde oturuyor, çayını yudumlayarak elindeki telefona bakıyordu. Erzen önümden geçerek arkadaşının yanına giderken ben de kollarımı bağlayarak biraz gerisinde durdum.
"Hoş geldin."
"Hoş bulduk," diyerek sarıldıklarında kafamı çevirdim. Ardından Erzen geri çekilerek beni yanına çağırdı. "Seni Dilayda ile tanıştırayım. Dilayda bu da sana bahsettiğim Erkan."
Erkan denilen adam hemen hemen Erzen'in boylarında, esmer, yakışıklı bir adamdı. Üzerini istemsizce süzerken gri takımıyla ve kolundaki saatiyle Erzen'den farklı biri olmadığını anladım. Yana yana dururlarken dışarıdan bakan bir göz onların kardeş olduğunu düşünebilirdi. Erkan güler yüzüyle elini uzattığında dudaklarımı zorlama gülümsemeyle elini sıktım. Anlaşıldı, ben Erzen'den başkasına isteyerek gülümsemeyecektim.
"Memnun oldum."
"Ben de."
Koltuklara geçtiğimizde Erzen ikili koltuğa oturdu, ben de yanına otururken Erkan da karşımıza geçmişti. Neriman o sırada elinde çay tepsisiyle gelirken sehpaya eğildi. Hepimizin önüne koyarken Erkan'ın boş ya da soğumuş çay fincanını alarak geri gitti. "Eee," dedi Erkan gözleri beni bulurken. "Erzen ile nasıl tanıştınız yenge?"
Kaşlarım çatıldı. "Yenge mi?"
Erzen araya girerken uyardı. "Erkan!"
Erkan sırıtarak baktı, Erzen'e. "Ne var abi?" bana döndü bakışları. "Yoksa sen yenge diyenlere tilt olanlardan mısın?"
"Yok hayır öyle biri değilim de," fincanımı alırken Erzen'e döndüm. "Şaşırdım sadece."
"E normal değil mi? Erzen'in kız arkadaşı değil misin?" Bilmezdim ki, aramızda hiç bunu konuşmamıştık. Ne isim vermiştik ne de başak bir şey düşünmüştük. bunu önemsemediğimden değildi ama benim aklıma cidden gelmemişti. Onun yanındaydım. Beraber yaşıyorduk, keyifli zaman geçiriyorduk. Hepsi bu kadardı. Daha fazlası olur muydu.. Bilemiyordum.
Erzen, konudan sanki rahatsız olduğumu düşünmüş gibi konuyu başka yere çekerek Erkan'a baktı. "Bilge nasıl? Ne zaman geliyor yeğenim?"
"Bu ay son. Bakalım bize yalancı sancılarla çektirip geliyorum diyor ama her seferinde vaz geçiyor yumurcak!" Erkan gülerek kafasını salladığında raya girdim. "Kız mı erkek mi?"
"Kız. Adını bile bulduk."
"Ya," dedim merakla. "Ne koyacaksınız?"
"Sedef."
Erzen bacağını diğer bacağının üstüne atarak kolunu benden yana yasladı. "Güzel isim."
"Öyle. Aynı zamanda Bilge'nin rahmetli annesinin de ismi."
"Bilge?" dedim merakla. Eşi olmalıydı.
"Eşim. Sahi sizi tanışmadınız," Erzen gözlerini devirerek Erkan'a baktı. "Nereden tanışacaklar Erkan?"
"Bir akşam dördümüz yemeğe çıkalım diyorum. Tanışmış da olur eltiler." Bir an yüzümü buruşturdum. Akrabalardan da terimlerinden de nefret ederdim.
"Bakarız," dedi Erzen kestirip atarken. "Biz tatile gideceğiz dönüşte belki bir şeyler ayarlarız."
"Bilge de bir doğum yapsın ayarlarız da tatil demek ha..." Sırıtarak baktı. "Kaçamak mı?"
Bana kalırsa her gece kaçamaktı ama sırıtmama engel oldum. Erzen, Erkan'a kötü kötü bakışlar attı. "Yok balayı."
Erkan kahkaha atarken arkasına yaslandı, keyiflenmişti. "Kardeşim hayırlı uğurlu olsun, ilk düğün hediyeniz benden."
"Yavşak yavşak konuşma Erkan," Erkan gülerek çayını yudumlarken fincanı sehpaya koydu, bize eğilerek, "Valla benden demesi. Sizin düğün yakındır."
"Hatta," dedi devam ederek. "Bebek haberi de." Kaşlarımı çatarak ona bakarken, "Ne imâ etmeye çalışıyorsun?" dediğimde Erzen kolunu belime sararak sakin olmamı sağlayan işarette bulundu. Dürtüsüne aldırmadan kısık gözlerimle adama bakıyordum. Erkan ciddiyetini toplayarak, "Yanlış anlama canım ben şaka yaptım, takılıyordum yani. Hem kötü bir şey mi? Evlenmek, çocuk sahibi olmak."
Ona yapmacık bir şekilde gülümsedim. "Herkes evlenecek, çocuk sahibi olacak diye bir kaide yok, iyi niyetini kendine sakla." Yerimden kalkarak Erzen'e baktım. "Ben mutfaktayım, çayımı tazeleyip geliyorum."
Mutfağa giderek Neriman'a çayımı tazelemesini söylerken hemen dediğimi yaptı, masaya oturarak beklemeye başladım. Kötü bir niyeti yoktu biliyordum ama özle hayatımıza burun sokulmasından da hiç hoşlanmazdım. Neriman bana dönerek çayımı uzatırken elime aldım. "Efendim," diyerek beni durdurdu. "Sütlaç yapmamı istemiştiniz her gün ancak Erzen Bey kızınca bugün yapamadım efendim. Affedin."
Affedin.
Böyle küçük şeyler için af istiyordu ya kendime gülemeden edemiyordum.
Dudaklarımın ucu kıvrıldı. "Sorun yok Neriman. Ben sana söylediğim zamanlar yaparsın sadece, her gün yapmana gerek yok."
Yüzü aydınlanmıştı. "Sağ olun efendim." Mutfaktan çıkarak salona girecekken Erkan'ın sesini duydum. "Seninki tam bir dobra! Sert. Tam kendine göre bir kadın bulmuşsun."
"Ben onu bulmadım, o beni buldu."
"E siz barda tanışmamış mıydınız?" Böyle mi söylemişti?
"Sayılır. Ama dediğim gibi o beni buldu, neyse, bunlar şimdi konuşulacak konular değil." Nasıl yani? O beni bulmamış mıydı? Ben mi yanlış hatırlıyordum?
"Bak sana kardeş aklı veriyorum, kaçırma bu kızı."
"Erkan iyice saçmaladın kardeşim, ben şarap çanağına sokmadan sus." Konuşmaları bitince hiç bir şey duymamışçasına rahat tavrımla içeri girdim. Koltuğa, Erzen'in yanına oturarak çayımı sehpaya koyarken Erkan bana bakarak konuştu. "Az önceki tavrım için kusura bakma. Neticede yeni tanışıyoruz. Bilemedim rahatsız olacağını."
"Sadece özel hayatıma karışılmasından hoşlanmam. Ben ve Erzen ne yapacağımıza birlikte karar veririz. Başka biri de deseydi bunu aynı tavrı verirdim, sana özel değildi."
"Anladım," Erzen'e döndü. "O halde ben kalkayım hem sizin de uçağınız varmış. Dönüşte artık aramızda kızımla beraber beşli yemek yeriz belki."
"İnşallah kardeşim," diyerek o da Erkan'ın peşinden ayaklandığında elini omzuna koydu. "Doğumu yakalayamazsak affet, kutlamasına geliriz."
"Ayıp ediyorsun amcası, ne zaman müsaitseniz çıkın gelin." Böylece vedalaşarak Erkan'ı yolladığımızda Erzen bana dönerek beni koltuğa çekti. Dip dibe otururken bacaklarımı ona uzattım. "Film izleyelim mi?"
Cıkladım. "Uzanalım böyle."
"O da olur güzelim," Yanımda yatarak koltuğa sığmaya çalıştık. Mecbur ben onun biraz üstüne çıkmıştım. Yan dönerek kolunu arkasına attığında pazusu genişlemişti. "Seninle her şeye olur."
Gülümsedim. Elim sakalını giderken okşamaya başlarken avuç içimi öptü. "Kaçta çıkacağız?"
"Sabaha karşı. Vize, seyahat izni her şeyi ayarladım."
"Hımm," Gözlerimi kıstım sürtünerek. "Alışverişe çıkmadık görüyor musun? Bavul da hazır değil daha?" diyerek endişeyle sorduğumda gülümseyerek yanağımı sevdi. "Her şey ama her şey hazır. Sen hiç birini düşünme ve dert etme. Tamam?"
Gülümsedim. "Tamam." Kolunu bana atarak belimden tutarak beni kendine çektiğinde onun üstüne bindim. "Azcık sevsek mi birbirimizi hım?" diyerek kalçamı sürttüğümde bedeninin kasıldığını hissettim. "Salonda mı sevişelim Dilayda? Yapma."
Ona doğru eğildim. Ellerimi sert taş gibi olan göğsüne koyarak üzerine eğilirken nefesimi yüzüne vurdum. "Evet. Evin her yerinde sevişelim seninle?"
"Saunada bile?"
"Sauna mı var?"
"Günaydın." diyerek benimle dalga geçtiğinde omzuna vurdum bir tane. "Güzelim sauna ne ki, evin içinde havuz olmasına şaşırmıyorsun saunaya mı şaşırıyorsun."
"Sen de haklısın bak." Birden beni ters döndürerek altına aldığında üstüme bindi. "İstersem seni inleterek kıvam haline getirebilirim, dokunabilirim..."
"Hım, neden yapmıyorsun?" diyerek ellerimi karın kaslarına koyduğumda tişörtünden bile belli olması kasıklarıma sıcak ateşin düşmesine neden oluyordu. "Enerjimi Maldivler'e saklıyorum da ondan."
&
Erkenden odaya gelmiş, biraz uyumuştuk. sonrasında alarmın çalmasıyla uyanmazken Erzen'in beni öperek uyandırmasıyla kendime gelmiştim. Yine de ona uykulu uykulu bakarken yüzüme bakıp gülmüştü. "Hadi bir duş al. Rahatlarsın."
"Uçak yolculuğu kaç saat sürecek ya? Bir beş dakika daha uyusam Erzen..." deyip yastığıma sarıldığımda tepemde açılan beyaz ışıkla yorganın altına sığındım. Erzen'in adımı söylemesini duymamazlıktan gelirken yorganı üzerimden çekti. "Kalk güzelim hadi."
"Ya senin özel uçağınla gitmeyecek miyiz zaten? İstediğimiz zaman gideriz ne acelemiz var?!" diyerek yeniden örtünün altına sığınırken, yatağın çökmesiyle Erzen'in yanıma oturduğunu anladım. Ne yapacak diye beklerken örtüyü kafamdan kaldırdım. "Ne yapacaksın?"
"Seni uyandıracağım." diyerek sinsice gülümsediğimde, "Hayır sakın bak!"
"O zaman kalk güzelim!" Yatağın içinde doğrularak ona baktım. "Ya daha kargalar bile bokunu yemeden niye yolculuğa çıkıyoruz ya?"
"Çünkü yarın akşam ancak orada olacağız yani oranın saatiyle öğlen olacak." Hala kalkmadığımı görünce beni tehdit etti. "Eğer kalkmazsan geçen seferki gibi yatakta seni öyle bırakırım."
Normalde tehdidine göz yummazdım ama el mecbur dediğini yapacaktım. Çok geçmeden kalkıp duşa girdim. Banyoda saçlarımı havluyla kurularken nemli bırakıp havluyu sepete attım. Odaya dönerken Erzen'in olmadığını fark ettim. Muhtemelen çalışma odasındadır diyerek çekmeceleri karıştırdım. Tarak arıyordum ama hiç bir yerde yoktu. "Dilayda?" Kafamı kaldırdım.
Çatık kaşlarıyla yanıma geldi, üstünü giymiş hazırlanmış olduğunu gördüm. "Saçların neden ıslak senin?"
Gözerimi devirdim. Doğrulup bornozumu düzelttiğimde ona bakarak alayla konuştum. "Zemzem suyuyla yıkadım çünkü." Dalga geçmeme aldırış etmeden yanıma geldi. "Otur şuraya. Makine getireceğim, kurutacağız."
"Peki baba."
Gözlerini kıstı, yeniden içeriye girerken ben de yatağa oturdum. tarak yoktu. "Tarak bulamıyorum Erzen seninkini alsam olur mu?" der demez elinde tarak ve saç kurutma makinesi ile içeri girmişti. "Bende." Makineyi komodinin fişine takarak bana döndü. "Yere otur." dediğini yaparak yere oturduğumda o da yatağa oturarak beni bacaklarının arasına çekti. Önce elleriyle saçlarımı omzumdan toplarken sırtıma doğru attı. Kalçalarımın üstündeydi, belimin ortasına geliyordu uzunluğu. "Saçların çok güzel..." dedi elleriyle gelişigüzel tararken. Gülümsedim. Kafamı hafif yan çevirdim. Kafamı tutarak duruşumu düzeltti. "Hareket etme."
"Tamam." diyerek güldüğümde tarağın dişlerini saçlarımda hissettim. Yavaşça usulce tarıyordu. "Çok kurutma tamam mı... Fazla ısı zarar veriyor."
"Merak etme güzelim." dediğinde gerçekten merak etmedim, endişelenmedim. Ona güveniyordum. Dakikalar sonra saçlarımı taraması bittikten sonra makineyi açtı ve ellerini kafamın her yerinde hissederek kurutmasını hissettim. Sıcaklık da iyiydi. Makineyi kapatıp bana döndü. "Öreyim mi?"
Afalladım. "Örgü biliyor musun?"
Yavaşça saçımı üçe ayırıp tepemden örmeye başladığını hissettiğimde şaşıramadan edemedim. "Küçükken kardeşimin saçlarını çok örerdim, erkek kardeşim de vardı biliyorsun," Başımı hafifçe salladım. "Onun da saçlarını taramayı severdim hatta banyoyu ona ben yaptırırdım."
"Abilik değil babalık yapmıştım ben onlara çünkü babam yanımızda değildi." Sormaya korktum çünkü onu kırmaktan çekiniyordum. Ben Dilayda Kirazlı, ilk kez birini kırmaktan korkuyordum.
"Baban neredeydi?"
"Yeni ailesiyle beraberdi. Yeni karısı ve yeni oğlu." Yutkundum.
"Yani senin üvey kardeşlerin mi var?"
"Evet. Aslında Merve ve Enes de benim öz kardeşlerim değil," dediğinde daha çok afalladım. "Annem babamdan ayrıldıktan sonra hatta babam evlendikten sonra o da evlendi."
"Bir dakika o zaman sen annenle babanı bağlayan tek çocuksun?"
"Öyleydi." Saçlarımı örmeye devam ediyordu. "Çocukluğum hatta gençliğim sandığın kadar kolay geçmedi Dilayda." Biliyordum zaten. Ama geçmişini karıştırmayacaktım. Geçmiş, geçmişti. Bir şekilde yaşanmış bitmişti, biz de geçmişin yara izlerini taşıyan hatıralardık.
"Biliyorum ama umurumda değil, her ne olursa olsun ne olmuşsa olsun sen benim gözümde mükemmel bir adamsın." Dudakları kıvrıldı. Nihayet saçımı örmesi biterken ona tokamı uzattım. ucunu bağlayıp omzuma bıraktı. Elimle saçıma baktım. Fransız örgüsüydü bu. Sıkıca örmüştü. Ona döndüm. "Çok güzel örmüşsün."
Eli yanağımı kavradı. Ayağa kalkarak onu kucağına oturduğumda sakallarından öperek boynuna sarıldım. "Bu halde bana sarılman ne kadar doğru?"
"Ha inat ettin dokunmayacaksın bana?"
Cıkladı. "Dokunmayacağım."
Ona kötü kötü bakarak kucağından kalkarak kıyafet odasına doğru yürümeye başladım. "Sen kaybedersin..." Kollarını yatağa bastırarak geriye doğru yatarak oturdu. "Kaybettin bile." Güldüğünde onu orada bırakarak odaya girdim.
Üzerimi giyinip makyaj yapmayı da es geçerken sadece yüzüme nemlendirici sürerek odadan çıktım. Erzen kolundaki saatini düzelterek bana döndü. "Hazırsan çıkalım."
Aşağı inip evden çıkmaya hazırlanırken Erzen, Neriman'a bazı talimatlar veriyordu. Bense telefonuma bakınıyordum. Erzen bana dönerek elini belime koyduğunda Neriman'a ve evin diğer çalışanlarına selam vererek evden ayrıldığımızda İlhan Bey bize kapıyı açarak Erzen bana yer verdi, bindim, ardından o da binerek kapı kapandı ve İlhan Bey de arabaya binerek yola koyulduk. Arazinin çıkışına doğru ilerlerken Erzen'e baktım, kafamı kaldırarak. arabadayken bile sarılıyordu ve bir milim ayrılmıyordu. "Biz yokken buralar boş kalmayacak mı?"
"Merak etme, Neriman'a gerekli talimatları verdim. Hem Erkan ve Gaye de eve uğrayacaklardır." Anladım dercesine kafamı salladığımda kulağıma eğildi. "Sen onu bunu bırak da heyecanlı mısın?" Nefesi enseme vururken elini altımda, kadınlığıma dokunurken hissedince bacaklarımı birbirine bastırıp elini kıstırdım. "Heyecanlıyım. Ve," Ona döndüm. Gözlerini kısmış beni izliyordu. Dudaklarına baktım. "Sen fenaysan ben senden daha fenayım, Erzen."
Dudakları kıvrıldı. "Doğru, çok fenasın Ateş kızı." Elini oramdan kurtararak karnıma sarıldığında ona yaslandım, başımı omzuna yasladım. Sabah çok erkendi ve araba uykumu getiriyordu. Gözlerim cama kayarken yol hızlı akıyordu. Otobana çıkmıştık. Ağaçlar, ufaklı tepeler hızlı hızlı önümden geçerken güneşin ilk ışıkları yüzüme vuruyordu.
Birden sarsıldığımı hissettiğimde gözlerimi araladım, serin bir hava bedenime vururken bir yandan da sıcaklık hissediyordum. Erzen'in kucağında olduğumu anlamam geç olmadı. "Erzen..." dediğimde kafasını bana eğdi. "Uyu güzelim."

Dese de çoktan uykum açılmıştı. Uçağa doğru yürüyordu, bende onunla beraber hareket ediyordum. Merdivenleri çıkarak uçağın içine girdi, koltukların oraya gelirken beni koltuğa koyduğunda ellerimi ondan kurtararak dışarıya baktım, ardından ona ve uçağın içine. İncelemeye başladığımda uçağın bile lüks kokması beni şaşırtmamıştı. Hostes bizden yerimize geçmemizi ve kemerlerimizi bağlamamızı rica ederken Erzen on dakika müsaade isteyerek dışarıya çıktı. Çok geçemden yeniden uçağa bindiğinde kapılar kapandı ve kilitlendi. Yanıma gelerek kemerimi bağlarken yanıma oturdu, kendi kemerini de bağladı.
Pilotun anonsuyla uçak yavaşça piste ilerlemeye başlarken giderek hızlandı, Erzen aniden elimden sımsıkı tuttu. Ona döndüm. Dudaklarım kıvrıldı. "Uçaktan falan korktuğumu mu düşünüyorsun?"
"Korkmuyor musun?"
"Hayır?" Tek kaşını kaldırdı.
"Ya..."
"Evet," Başımı cama çevirdim. Uçak havalanarak bulutların üstüne geldiğinde aşağıya baktım. Tüm Ankara yeni bir sabaha merhaba diyordu. "Yükseklikten de korkmam."
"Seninle Bungee Jumping yaparız o zaman?" Dudaklarım kıvrıldı. "Cesurum diyorsun?"
"En az senin kadar."
Yolculuk sekiz dokuz saat sürecekmiş, daha uzun da olabilirmiş. Yeniden uyumak istesem de uçakta uyuyamazdım. Erzen bilgisayarına bakarak viskisini yudumluyordu.
"Sabah sabah viski içmezsin ya?"
Gülerek kolunu bana attı, beni koltuk altına çekerek saçlarımdan öptü. "Tek kötü alışkanlığım."
"Sigara falan kullanmıyorsun yani?"
"Hayır," diyerek bilgisayarını kapatıp önündeki masaya koydu. "Bari buradayken çalışma be adam..."
"Birilerinin çalışması lazım güzelim, ama merak etme dönüşe kadar izindeyim. Bu sondu."
Gülümseyerek kemerimi çözüp dakikalardır oturduğum koltuktan kalktım, bacaklarım nemlenmişti. altıma şort üstüme de crop ve gölek giymişti. Tam tatillik modumdu. Erzen bana baktı. "Gelsene." gözlerimi devirerek kucağına oturdum. "Bana dokunmayan adam beni kucağına çağırdı ilginç..." Dudaklarıma baktı. "Belki biraz öpebilirim seni hım?"
"Öpsene o zaman."
"Öpeyim..." Nefesi dudaklarıma vururken başını eğerek elleri saçlarıma gitti. Dudaklarımızı birleştirdiğinde kucağında iyice oturarak bedenlerimiz bütün olurken saçlarımdan kavrayarak dudaklarımı haşince emmeye başladı. İnleyerek öpüşmemiz derinleşirken kendimi hafifçe sürtünmeye başladığımda öyle yavaştım ki insan delirirdi. Hırlayarak başımı eğerek dudaklarımı adeta vakumlamaya başladı. Kollarımı ensesine dolayarak sarıldım. Nefessiz kaldığımda anlık geri çekilip yüzüme baktı. Yanağıma düşen saçımı kulağımın arkasına sıkıştırırken nefesi dudaklarıma çarptı. "Seviyorum..." Dudaklarıma öpücük kondurup gözlerime baktı. "Çok seviyorum..." Bir daha öptü. "...seni."
Dudaklarım tebessümle genişlerken yeniden dudaklarımızı birleştirdi. Gözlerimi yumarak öpüşmeye devam ederken eli kasıklarıma, altıma gitti. Şortumun içine girerek külodumun içine girerken parmaklarının dokunuşuyla nefesim kesilirken ağzım aralandı. "Erzen..."
"Hım?"
"Biraz daha..." İnledim. "Daha..." Kafasını boynuma gömdüğünde ellerimi ensesine sarılarak kendimi ona bastırdım. Tenimde dudaklarını hissederken içimdeki yangın giderek büyürken dayanamıyordum. Parmakları daha derinime giderken ıslaklığımı hissedebiliyordum. Parmaklarının hareketi hızlanırken yükselmek üzereydim. Yükseldim, yükseldim, kafamı geriye atarak zirveden kayıp düşerken eline gelerek rahatlamıştım. Başını boynumda çektiğinde göz göze geldik. "Bayılıyorum sana..."
"Ben de sana."
&
Uçak inip adaya deniz taşıtıyla adaya geldiğimiz birkaç çalışan bizi karşıladığında havanın sıcaklığıyla etrafa baktım. Deniz... kum... Palmiye ağaçları... Her şey o kadar mükemmel gözüküyordu ki.
Erzen, çalışanlarla konuşurken sahile baktım. Çıplak ayaklarımla sıcacık kumlara basmak istiyordum.


Erzen yanıma gelerek elimden tuttuğunda ona döndüm. "Denize girelim mi? Ne olur ne olur!"
Gülümseyerek beni yanağımdan öptüğünde, "Evimize gidelim hazırlanalım." dedi ve beni kucağına alarak eve soktuğunda yere bıraktı. Geniş ferah bir evdi ve düzdü. Beni elimden çekerek odaya getirirken manzaraya baktım.

"Çok güzel."
Arkamdan sarılarak başını omzuma koydu. "Sen her şeyin en güzeline layıksın." Bir şey demeyerek ona sarıldım. sonrasında hazırlanıp sahile indiğimizde sıcak kumlara astım, ve köpüren denize. Hafif bir yel esiyordu inceden. Akşama kadar plajda durmuş, denize girmiştim. Erzen ilk gün girmek istemedi, çünkü ona kalırsak daha yrimi dokuz günümüz varmış ve ne acelesi varmış.
Erzen şezlonga uzanmış güneş gözlüklerinin altından bana gülümseyerek bakarken onu yanıma çağırdım. "Gelsene. Su cidden güzel."
Yerinden doğruldu. Asıl o beni yanına çağırdığında gözlerimi devirerek yanına gittim. Karşısına otururken, "Ne oldu?"
"Sana bir sürprizim var. Denize sonra girersin." Güneş gözlüklerini çıkartarak bana baktı. Kaşlarımı çattım. "Ne sürprizi?" Güneş batmak üzereydi. Kolundaki saate baktı. "Saat şu an tibariyle Türkiye saatiyle 23:59 güzelim."
"Yani?"
"Yani kimlikteki doğum günün 1 Haziran olsa da bugün yani 5 Haziran'da doğduğunu biliyorum."
"Evet doğduğumda tarihi kayıt etmemişler bu yüzden Haziran'ın kaçı olduğu bilinmiyordu ve ben de hep 1 Haziran'da kutlardım ama sen şimdi... Gerçek doğum günümü nasıl öğrendin?"
"O da benim meslek sırrım olsun güzelim." dediğinde bakışlarım arkasına bize doğru gelen pastaya kaydı. Pastada barutlar, mumlar görsel şölen oluştururken, "Erzen... Sen ne yaptın..."
"Gerçek doğum günün kutlu olsun sevgilim, iyi ki doğmuşsun, iyi ki var olmuşsun, iyi ki benim hayatımdasın..." Duygulanarak yerimden fırladım, sevgilime sarıldım. Boynuna atladığımda beni kucakladı, bacaklarımı beline doladım. Sımsıkı sarıldık. Kafasını boynuma gömdü. sesini kulağımda hissettim. "Bunları sen ağla diye yapmadım, ağlarsan kendime çok kızacağım."
"Kızma yok, ağlamıyorum bak." Kucağından inip birbirimizden ayrulırken Erzen pastayı tutan kaıdna teşekkür edip bana döndü. Pastayı küçük masanın üstüne koyarken bana baktı. "Hadi..."
"Dilek mi dileniyordu?"
"Daha önce doğum günü kutladın mı?" Başımı olumsuzca salladım. "Hayır..."
"Ben de kutlamadım, beraber ilk doğum günümüzü kutlayalım mı?"
"Ama bugün senin doğum günün değil?"
"Olsun, senin doğduğun gün benim için en özel gün. Yaşama sebebim doğmuş. Kutlamadan geçemem." Dudaklarımı kıvrıldı. "Dilek dile, ama bana söyleme. Dilekler söylenmediğinde gerçekleşirmiş."
"Gerçekten dilersem gerçekleşir mi?"
"Çok büyük bir şey dileyeceksin sanırım?" diyerek güldüğünde tebessüm ettim. Bir an ona söyleyecektim ama vazgeçtim. Gözlerimi yumarak içimden diledim dileğimi. Erzen... Sevgilim... Sonsuza kadar benimle kal, benden önce ölme. Beraber yaşayalım bu dünyada.