17.Bölüm

2556 Kelimeler
Saçlarımda onun dokunuşlarını hissediyordum. Ne kadar vakit akmıştı önümüzden bilmiyordum. Gözlerim durgunca yol üstündeki orman manzarasındaydı, üzerinden ışık nokta gibi geçen arabaları görebiliyordum. Aşağısında havuz vardı. Sonra sesini duydum. "İyi misin?" Kafamı kaldırdım, gözlerine baktım. Başımı salladım. "Eve gidelim mi?" diye sordu bu kez. "Havuza girmek istiyorum." Kaşları çatıldı. "Bu havada?" Başımı bir kez daha salladığımda belimden sıkıca tuttu. "Bu kadar delirmemiş ol Dilayda, buz gibi suya girmene izin vermeyeceğim." "Düşüncelerimi böyle yok edebilirmişim gibi hissediyorum Erzen, lütfen." Duraksayarak endişeli bakışları gözlerimde dolaştı. "Tamam izin vereceğim, ama şimdi değil, burada değil." Bu kez cevap vermeme izin vermeden beni kucakladı. Ona yürüyebileceğimi söylediğimde emin misin dercesine suratıma baktı, emin olduğumu anlayınca yere bıraktı. Hızlıca restorantan çıktığımızda vale çoktan arabayı kapı önüne getirmişti. Arabaya binip eve döndüğümüzde bizi İlhan Bey karşılamıştı. "Hoş geldiniz efendim." "Arabayı halledersin İlhan." dedi Erzen ve benden yana gelirken eğilip kucağına aldı beni. Yüzüne baktım. "Gerek yoktu kucağına almaya." "Olsun ben seni taşımak istiyorum, kalbimde taşıdığım gibi." Gözlerimi yumdum iç çekerek. "Bana karşı bu kadar açık olmak zorunda mısın?" "Bundan rahatsız olduğunu bilsem ağzımı bıçak açmaz ama sen de biliyorsun susmaz burası." "Yapma Erzen, bu hikayede yanan biz oluruz." "Neden Dilayda... Kaçan sensin. Saklanan sensin. Korkan... sensin. Bense cesur davranıyorum." Hiç bir şey demeden sadece yüzüne baktım. "Ne?" "İçelim mi..." Öyle ihtiyacım vardı ki buna. Kaşları çatıldı. İtiraz edeceğini anladığımda, "Dur hemen karşı çıkma ne olur..." İç çekti. "Bana yalvarma." Salona girdiğimizde beni yere bırakmıştı, kendimi koltuğa bıraktım. Şimdiden sarhoş gibiydim. "Anla Erzen... Ben susarken de anla." Başımı arkaya yaslarken yanımda varlığını hissettim, parmakları yüzümde saçlarımda dolaşmaya başladı. "Seni öyle iyi anlıyorum ki... Bu yüzden uğraşıyorum. Kendine eziyet çektirme istiyorum." "Konuşmasak..." dediğimde derin hislerde boğulduğumu anlamış gibi bir şey demedi, sessizce yanan şömineyi izledik. Çok geçmedi ki Erzen bir kaç dakikalığına ortadan kaybolmuştu, geri geldiğinde elinde iki kadeh ve kırmızı şarap vardı. "İstediğin gibi... içeceğiz bu gece." "Sen de mi içeceksin?" "Seni yalnız bırakmamı mı isterdin?" Kolundan tutup kendime çektim. "Hayır aksine eşlik etmen beni mutlu eder." Yere şömineye yakın oturduk. Sırtım koltuğa yaslıyken o da yanı başımda bana çapraz oturuyordu ama aramızda mesafe neredeyse sıfırdı. Kadehimi doldurup bana uzatırken bana baktı. Elinden aldığımda direkt kafaya diktim, beni izledi. Konuşmak istiyordu ama sırf ben istiyorum diye lal olmuştu bu gece. Kaç kadeh devirdim sayamamıştım. "Biliyor musun..." dediğimde artık konuşmaya başlamıştım. Ona baktım bir müddet. Gömleğin bir kaç düğmesini açmış, bir dizini kırmış diğerini ise uzatmıştı. "Bugün benim doğum günüm." Afalladı. "Ne..." derken fısıldadığında üzerimdeki sarhoşluğun etkisiyle kafamı salladım, güldüm. "Ah yok mu senin bu bilmiyormuş numaraların..." "Gerçekten bilmiyordum Dilayda..." "Peki yemeğe çıkarman neydi..." "O sadece..." Durdu, parkede kayarak yanıma geldi. Saçlarımı tutarak kafamın arkasına attığında gözlerime baktı. "Uzun zamandır baş başa bir şey yapamıyoruz diyeydi. Romantik bir gece geçirelim diyeydi." Fısıldadı. "Sevişelim, sevelim birbirimizi diyeydi..." "Hım... Demek bu gece bana doğum günü hediyesi verecektin, farkında olmadan..." "Aslında sürprizim başka." Kaşlarım çatıldı. "Bu değil miydi yani sürprizin?" Başıyla reddetti. "Ya neydi söylesene?" "Yemeğe çıkacağımızı haber verdim, bu nasıl sürpriz olabilirdi sence?" Mantıklı geldi şu an. Koluna vurup üstüne çıkarken, "Söylesene sürprizini madem bu değildi..." "Şimdi değil..." "Erzen!" "İnat edersen hiç söylemem. Zamanı gelince öğrenirsin." "Tamam, tamam." Ağzıma hayali fermuar çektim. "Bak sustum." Güldü. Kanımda sarhoşluk emareleri gezinirken bir kadeh daha aldım elime. Ancak elimin üstünde elini hissedince duraksadım, kadehi elimden alıp çekti. "Yeter bu kadar. İçme daha fazla." dediğinde, "Şu hayatta beni böyle düşünen tek sen oldun biliyor musun?" İç çektim, hüzünle şömineye baktım. "Herkes ikizimin doğum günü kutlarken benimkini kutlamamışlardı. Halbuki aynı gün doğmadık mı biz?" Geçmişin yaraları yeniden zihnimde gün yüzüne çıkarken şöminede yanan alevde anılarım oynamaya başladı. "Bir gün, yine doğum günümüz tabii, Sezen teyze geldi bize," Güldüm. "Sezen teyze diyorum o karıya hala? Bu nasıl travmaysa..." Başımı iki yana sallarken gülmeye devam ettim. "Anlatma." Erzen'e döndüm. "Niye? Öğrenmek istemiyor muydun... Geçmişimi." Gözlerim kapandı kapanacakken avucunu yüzümde hissettim. "Senden daha iyi biliyorum geçmişini. Artık anlatma." Susakaldığımda ne demek istediğini düşündüm. Benden daha iyi nasıl bilebilirdi? Birinin anlatacak hali yoktu kaldı ki bu biri ancak geçmişimden bir yaraysa öğrenebilirdi. Artık hayatta olmadıklarına göre... "Annem beni hiç sevmedi," Omuz silktim. "Yüzüme baktığı anlar nadirdir. Ona göre bir gün bile onu gururlandıracak bir şey yapmamışım. Onu mutsuz etmişim. Hayatını cehenneme çevirmişim." Gözlerim dolarken Erzen'in elinin kaskatı kesildiğini hissettim. "Dilayda... Sus." "Erzen... Beni niye sevmediler..." Yanağımdan bir yaş düştü. "Ben... Kötü bir-" Avucunun içini ağzımda hissettiğimde beni dürttü. "Sus... Konuşma daha fazla. Sus Dilayda. Sus tamam mı..." Kaşlarımı çatmak istedim, çatamadım. Öylece yüzüne baktığımda devam etti. "Bu halinle bile çok güzelsin." Avucum sakalına gitti. Okşadım. "Sen de çok düşünceli bir adamsın... " Beni susturmuştu. Yapmak istediğimi yapmıştı. Sözünü tutuyordu. Maskemi düşürmeme izin vermiyordu. "Acaba sen karşıma hiç çıkmasaydın ben şu an ne yapıyor olurdum... Belki de hala o pavyonda çalışıyor, adamların altına-" Dudaklarımda aniden baskıyı hissettiğimde gözlerimi yumdum. Öpüşüne karşılık verdiğimde beni hırsla, tutkuyla öpmeye devam etti. Çenemi kavrayan elleri yanaklarımı kavradı. Dudaklarımı emerken ısırıklar bıraktı. tutkunun katları giderek artıyordu. Ağzımı ağzına aldığında artık onunla bütündüm. Kucağına çıkıp kollarımı enseme sardım. Anlık geri çekilip al al olmuş dudaklarıma sonra gözlerime baktı. "Bir daha bunu sakın deme. Kendini o konumda düşünme. Ben yine seni bulurdum, yine çekip alırdım o bataklıktan." "Geç kalabilirdin de Erzen..." "Ama kalmadım," diyerek yeniden dudaklarıma yapıştığımda artık bu sefer daha hızlı ve sertti. Avuçları belime kaydı, beni kendisine bastırırken saçlarını avuçladım. Dudakları boynuma kaydığında tenime bıraktığı öpücük ve ısırıklarla kısıkça inlerken kendimi tutamıyordum. Çoktan kasıklarıma sıcaklık düşmüş, ıslanmaya başlamıştım bile. Beni yere yatırdığında kendimi kürkün üstünde bulmuştum. Üzerime çıktığında ağırlığını hissedemedim, gözlerimi açtığımda beni izlediğini gördüm. "Unutalım bu geceyi. Ne sen karşımda ağlayarak içime ateş düşürmüş ol, ne de ben seni yemeğe çıkarmış..." Çakırkeyif halimle güldüm. "Sarhoşlar hatırlamaz derler... Ama ben ağladığım geceyi ölsem unutamam." Çünkü yıllardan sonra ilk kez gözyaşı dökerek içimi boşalttığım bir geceydi. Saçlarımı okşayarak geriye attı. "Benim için unutmuş gibi yapsan?" "Hım... Yapamam." Kendini bana itti. Erkekliğini kasıklarımda hissedince inledim. "Böyle yapsam bile mi..." dediğinde şimdiden yanmaya başlayan kasıklarıma bacaklarımı bastırmak istedim. "Hıhım..." "Dilayda?" "Erzen... Amacın ne, beni kıvrandırmak mı..." Nefesimi yüzüme düştü. "Evet," dediğinde gözlerim açıldı. "Dansöz gibi kıvranmanı istiyorum." Kendimi sıkarak onu iteklediğimde bana karşı koymadı, direkt kucağına ata biner gibi oturduğunda şişmiş erkekliğini oramda hissedebiliyordum. Deliğimin tam girişinde. Hafifçe kaydırdığımda kendimi puslu bakıyordum ona ama dişlerini sıktığını yanaklarının içe göçmesinden anlamıştım. "Nasıl... Ufaklık iyi hissediyor mu?" Parmaklarının izi çıkacak kadar beni kalçalarımdan kendine bastırdığında hâlâ kıyafetlerin içindeydik, buna rağmen sanki çırılçıplakmışız gibi hissediyordum. Onu kendime çekiyordum. Birden beni sağlamca tutarak ayağa kalktığında merdivenlere yöneldi, odamıza çıktığımızı anladım. Basamakları ağır ağır çıkarken ben de ensesine sarılmış saçlarının kokusunu içime çekiyordum. Kata geldiğimizde kapıyı ayağıyla sertçe kapatıp yatak odamıza yöneldi. Beni dağınık, beyaz saten yatağa bıraktığında üzerime çullandı. Kollarını boynundan hiç koparmadım. Saçlarımı tutarak geriye attığında yüzümü açığa çıkardı. Sertçe yanağımı kavrarken baskısını kasıklarımda hissediyordum. Gözlerime baktı, baktım. Bakışmamızın derinliği artarken yüzüme yaklaştı. Gözlerimizin bağı hiç kopmadı. "Sana aşığım." Bu cümle artarda yutkunmama neden olurken karnımda kelebeklerin uçuştuğunu hissedebiliyordum. Yoksa bu ağrının başka ne gibi sebebi olabilirdi? "Erzen..." Parmakları dudaklarıma kapandı, baskısını hissettim, uçlarıyla dudaklarımda gezinirken yüzümü gitgide eğildi. "Sus Dilayda... Hiç konuşma bu gece. Dilediğin kadar sus. Lâl ol bana. Ben seni yine anlıyor olacağım çünkü ben seni hep gözlerinden anladım. Orası susmuyor. Hatta bağırıyor." "Ne diyor?" "Beni kurtar diyor." Yutkundum. "Erzen, beni kurtarman için çok geç." Başını iki yana salladı. "Seni kaybetmem için erken daha, çok gecelerimiz var, seni sevmem için sabah daha, çok sevişlerimiz var. Ve ben ne olursa olsun, seni kaybetmeyeceğim Dilayda. Kurtarmam için geç de olsa imkansız da olsa ben imkansızı başaracağım." "Neden? Neden bu kadar direniyorsun?" "Çünkü seni seviyorum. Cevabı bu kadar basit değil mi aslında seni seviyorum. Seni, sana ölecek kadar seviyorum. Seni, senin için öldürecek kadar seviyorum." "Ya bir gün kendinin katili olursan?" "O zaman cesedimin üzerinden geç." Konuşmadık daha fazla. Dillerimizin çözüldüğü ilk ve tek geceydi belki de. Bir daha kolay kolay birbirimize açık olacağımızı düşünmüyordum. Kolay kolay ona seni seviyorum diyemeyeceğimi biliyordum. Çünkü ben hiç hayatımda seni seviyorum demedim. Hiç sesli dile getirmedim. Elleri sağ mememin ucuna giderken kafam onun cümlelerinden çıktı, inledim. Vücudumun ani uyarışıyla irkilirken bana gülümsedi. "Hoşuna gidiyor değil mi?" Ucuyla oynayarak mememi sıkarak okşamaya başladığında kafam her an arkaya gidecek gibi oldu. "Cevabını... Ah," Eli... Çok fenaydı. "Bildiğin... Soruları sormaktan... Ne zaman vazgeçeceksin acaba... Ah!" Bir şey demedi. Eğilip dudaklarımı göğsümün ucunda gezindiğinde diliyle orayı yalıyordu. "Ah Erzen!" Diğer eli de sol mememi avuçlarken bacaklarımı birbirine bastırdım. Üstümdeydi. Kasıklarımda o vardı. Göğüslerimde elleri. Islandıkça ıslanıyordum ve içimdeki o dürtüye o hazza engel olamıyordu. Gittikçe harlanıyordum. "Erzen nolur..." Boğuk sesini işittim. Meme ucumu emiyordu. Kafamı eğerek ona baktım. "Erzen..." Isırdığında kıvrandım. Sürtündüm satene. "ERZEN!" Aniden kafasını kaldırıp bana baktı. "Hm..." Eli birden altıma, kadınlığıma gidince külodunun üstünden kontrol etti. Dudakları kıvrıldı. "Islanmışsın, her zamanki gibi." Parmakları sürtününce kıvrandım. "Ahhh... Yapma nolur." "Bu gece günlerdir sevişmememizin acısını çıkaracağım Dilayda," Öyle ki benim hastalanmam kendime gelmem derken neredeyse bir hafta olacaktı. Bir haftadır yatmıyordu benimle. Günde en az üç kez sevişen bir adam için şaka gibiydi. Asır gibi geliyordu bu bir hafta bize. "Bir hafta nasıl dayandın sen... Ah!" Parmaklarının sürtünüşü hızlandı. Dudakları kıvrıldı. "Sence nasıl?" Yüzüne baktım. Kaşlarım hafif çatıldı. "Kendine dokundun?" Sırıtışı büyüdü. "İnanamıyorum Erzen gerçekten mi?" "Her an beni öyle azdırıyorsun ki..." Yüzüme fısıldadı. "İmkansız mı dayanabilmek? Doyamıyorum kızım sana." Gülümsedim. "Bu egomu okşadı desem?" Parmakları külodumun içine girdi. "Ben de seni okşasam?" İnledim. "Erzen, içime girmezsen-" "Evet Ateş kızı, girmezsem..." Dişlerimi sıktım. "Ben sana gireceğim." Kafasını geriye atarak kahkaha attı. "Pekâlâ... Ama kıvranışını izlemeden olmaz." Bir an çatık kaşlarımla ona bakıp sen ne saçmalıyorsun ben zaten altında kıvranıyorum diyecekken elleri çarçabuk külodumu bacaklarımdan kaydırarak çıkardı. Bacaklarımı sonrasında iki yana açarak kendine çekerken yüzüme baktı, bir müddet yüzümü izledi. Ardından üç parmağını birden kadınlığımın girişine sokunca belim havalandı, kafam geriye gitti. Parmakları ıpıslak içimde gitgel yaparken daha çok açılıyordum sanki. Tırnaklarım omuzuna saplandı. Ağzım aralanırken inledim, inildeyişlerim büyüdü. "Ah Erzen!" Tırnaklarım daha derine saplanırken hırıldayışlarını duydum. Parmakları içimden çıktı. Üzerime binerek erkekliğini eline aldı, onu izledim, tam girişime yerleştirirken gözlerime baktı. Bir eli yanağımı bulurken kendine yavaşça bana itti. Yavaş yavaş içime giriyordu, içimde onu hissediyordum. Büyüklüğünü. Bu kadar yavaş olması sinirimi bozarken kalçalarımı kaldırıp ona ittim, "Hızlan!" dediğimde beni dinlemedi. Kalçamı avuçlayıp kendini bana itmeye devam etti. Ama yavaştı. "Erzen... Hızlı ol, sert ol..." "Cık," dediğinde bir kez daha kendini itti. "Ah..." "Hızlı olursam canın yanacak, ayrıca, o morlukları ezilmeleri görmedim sanma..." Hayda... "Erzen saçmalama, ah, sırf sana... demedim diye... Ah... Ayrıca hızlı olmanı, sert olmanı hatta tutkulu olmanı istiyorum... AH! BEN... İSTİYORUM ERZEN. DAYANAMIYORUM HIZLAN ARTIK!" Çırpınışlarıma daha fazla dayanamamış olacak ki, sertçe penisini içime sokup çıkarmaya başladı. Tüm penisini sokması mucizeydi ki, içimdeki doluluk hissiyle başım dönüyordu. Dudaklarımı ısırdım. Ellerini yatak başlığına dayadı, hırlayarak içimde gidip gelmeye devam ederken ağzım aralık kafamı yastığa gömmüştüm. Altımız sarsılıyordu. İçimde gidip gelmeye devam ederken dakikalar boyunca sürdü ve yükselerek zirveye çıkarken patladım. O da benimle beraber gelmişti, içime boşaldı, rahatlayarak üzerime yığılmasını zevkle izledim. Kafası karnımda baskı yaparken simsiyah kadife saçlarıyla oynamaya başladım. Az önce inlemelerimiz işitilirken şimdi sadece nefesimizi düzene sokmaya çalışan soluk alış verişlerimizin sesi vardı. "Dilayda..." Sesi boğuk geliyordu. Yorgun olmalıydı. Gülümsedim. "Hım..." "Seni seviyorum." Gülümsemem derinleşti ama o bunu asla bunu göremedi. Dakikalar sonra nefesi düzene girdiğinde kafamı eğip yüzüne baktım, nasıl da huzurlu uyuyordu... Beyaz saten örtüyü üzerimize çekip yastığa kafamı gömerke belime daha sıkı sarıldığını fark ettim. Ah Erzen o kocaman adam yeri geldiğinde nasıl küçük masum bir çocuğa dönüşebiliyordu?.. Dudaklarımı terli alnına bastırdım, saçlarını okşadım. O an ilk kez benim için tarih kalemini çıkardı, hazırladı ve altın harflerle kazıdı: "Seni seviyorum Alaz." & Gözlerimi araladığımda tenimde tüy gibi gezinen parmakları hissedebiliyordum, dokunuşu hafifti ve iç gıdıklayıcı cinstendi. Gözlerim hâlen kapalı hâlde dudaklarıma yerleşen munzur tebessüm büyüdü, esneyerek ona doğru döndüğümde burnumda öpücüğünü hissettim. Gözlerimi araladım. Uykudan yeni uyanmış hali yoktu ama izleri hâlen gözlerindeydi. Göz altı torbası ona anlam veremediğim bir hava katarken elim sakalına gitti. Avucumu öpüp yanağını bastırdığında gülümsedim. "Hiç kalkmak istemiyorum... Hep yanında kalsam. Böyle kalsak. İzlesem seni..." "Hım, patron sensin öyle bir lüksün yok." Başını kaldırdı. "Diyene bakın, beni yanından bir saniye bile ayırmak istemeyen kadın söylüyor bunu!" Doğrularak çıplak sırtımı başlığa verirken o da benim gibi kalkmış, bana doğru uzanmıştı. "Şu yüzünü her sabah görmek için alarm kuruyorum, senden önce uyanabileyim diye..." Gülümsemem hiç dinmezken, "Ben de senden önce alarm kuracağım yakalayacağım seni!" Dudakları kıvrıldı. "Hay hay!" Durdum. Yüz ifadem değişirken, "Erzen?" "Söyle güzelim?" Birden ciddileşmem bakışlarındaki endişeye neden oldu. "Ciddiyim. Bugün gitmesen şirkete?" Rahatlamıştı. Soluk vererek, "Dilayda..." dediğinde dikleştim. "Ciddiyim gerçekten. Nolur." "Senin haberin yok ama kaç gündür başında bekledim seni, Erkan da yok, işler nasıl birikmiştir tahmin edemezsin." Surat astım. "Nefret ediyorum bu huyundan! Ne işkoliksin sen!" Sırtını dönerek çırılçıplak yataktan kalktı. "Değirmenin suyu nasıl dönüyor sanıyorsun?" Yanaklarımı şişirdim. Kıyafet odasına giderken ben de bir hışım yerimden kalkarak sabahlığımı üzerime geçirdim ve peşinden çıktım. Altına baksır giymişti. Dudaklarımda hain bir gülümseme olurken arkasından yaklaşarak ansızın beline sarıldım. Kafasını sağa eğerek gülümsedi. "Seninle daha çok vakit geçirmek istiyorum Erzen. Sadece sabahları ve akşamları değil, günün her saati!" Bana döndü. "Anlaşıldı, sürprizimi erken söylemek zorunda kalacağım yoksa sen beni ikna edene kadar susmayacaksın." Gözlerimi kıstım. "Susmamı mı istersin?" "Sesin dünyanın en güzel sesi, hiç durmasın lütfen." Dolaba döndüğünde önüne geçtim. Bana baktı. "Bakma diyorum sana şöyle." "Söylesene sürprizini?" "Odaya sakladım. Bul." "Neyi?" "Sakladığım şeyi." Ona kötü kötü bakarak karnına yaslandığımda elim kayarak altına gitti. Dokunuşumla büyürken sırıttım. "Dilayda..." Ses tonunu bile etkilemişti. "Sen vermezsen," Nefesimi dudaklarına verdim. "Bırakmam." diyerek penisini hafif sıktığında inledi. Dişlerini sıkarak konuştu. "Bu kadarı da sürpriz olsun istiyorum Ateş kızı, ayrıca elin biraz daha öyle devam ederse..." "Evet?" "Seni şuraya yatırır," Yutkundum. "Bırakmam." Birden dudaklarında takılı kalmamla boşluğumun yararlanarak beni ters çevirerek bedenine hapsetti. Kulağıma sürprizin yerini söylediğinde gözlerim irileşti, heyecanla ona döndüm. "Gerçekten mi?" Başıyla onayladı. Hemen yanından fırlayacaktım ki beni kolumdan tutup geri yerime hapsetti. Kulağıma konuşmaya devam ederken sıcak nefesi bacaklarımı bastırıp kıvranmama neden oluyordu. "Ama önce yaptığının bedelini ödemelisin." "Ne bedeli..." Masum bir çocuk gibi konuştum. Hah ben ve masum çocuk. Dünyanın en zıt iki şeyi. "Ben bir şey yapmadım ki. Valla bak." Güldü. "Valla diyor bir de ya..." "Ya Erzen bırak gideyim..." "Cık," Nefesi yüzüme vurdu. "Sevişeceğiz." "Ya her gün sevişiyoruz farkında mısın?" Sırıtışı büyüdü, belimdeki kolları bedenimi sıkı sıkıya sararken, "Hoşnut olmadığını söyleyebilir misin?" Hoşnuttum tabii. Ne zaman olmamıştım ki. "Ama sürprizin daha heyecan verici şu an!" "Bunu bir daha duymasın!" Kaşlarım çatıldı. "Kim?" Sırıtarak işaret etti. "O, ufaklık." Karnına dirsek attım. "Sen ne iğrençleştin ya?" "Gerçekten Dilayda, kendinle tezat düşmeyi seviyorsun değil mi? Altımdayken, Oh, Ah, Daha hızlı, diyen bendim değil mi?" Gözlerimi devirdim. Kalçamı ona vurduğumda gözlerini kısarak baktı. "Çok fenasın Ateş kızı." "Bırakmazsan daha fena olacağım!" Nihayetinde beni bıraktığında hızla odadan çıkıp çalışma odasına girdim, kasvetli bir havası olsa da şu an hiç bir şey umrumda değildi, ne koyu meşe ağacından yapılma olan dolaplardaki içkiler, kitaplar ne de pencere önündeki deri koltuklar ve satranç takımı. Jaluiziden sızan ışık odanın kasvetini az da olsa azaltsa da hepten yok edememişti. Masaya yöneldim, kırmızı kapaklı defter arasında dedi. Ne olabilirdi... Defteri kapalı laptopun yanında bulurken hızla elime alıp kapağını açtım. Yere kağıt parçası düştü. Çatık kaşlarımla eğilip elime alırken doğruldum, kağıdın katlarını açarak gözlerimi hızlıca siyah baskı harflerde gezdirmeye başladım. Heyecanla dudaklarımı dişlerken gülümsedim. Maldivler'de ada kiralamıştı! Hem de bir aylığına. Tam tamına bir ay tatil yapacaktık. Bunu demiş miydim... Zenginliğin gözü kör olsun be. Bu adam kesinlikle para sıçıyor olmalı. Duyduğum sesle başımı kaldırdığımda pervaza yaslanmış beni izleyen Erzen'i gördüm. Kağıdı kaldırıp ona gösterdim. "Bu..." "Evet, seni kaçırıyorum, bir aylığına Maldivler'e."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE