16.Bölüm

1761 Kelimeler
Erzen bugün evdeydi. Beraber kahvaltımızı ederken Neriman çaylarımızı dolduruyordu. Erzen başını tabletten kaldırdı, "Neriman, Dilayda'nın ilaçlarını getir." "Tabii efendim." Neriman odayı terk ederken Erzen'e döndüm. "İçmek istemiyorum artık kaç gün oldu Erzen?" Vişne rengini anımsatan dudaklarından çekti fincanını. "Bir haftayı doldurman gerekiyor güzelim. Yoksa bir hafta daha iç dur ilaç." "Bir haftayı dolduracağıma..." dediğimde sırıtarak bana baktı. "Çok fenasın." Ona kızgınca baktım. "Yalan mı? İki gündür dokunmuyorsun bana!" Başını iki yana sallayarak yerinden kalktı, bana yaklaşarak, "Demek sana dokunmuyorum öyle mi..." arkamdan eğildiğinde boynuma girdi, sıcak nefesini ve dudaklarını boynumda hissederken içimdeki o tanıdık hissin geri geldiğini fark ettim. Gözüm kapıdaydı. "Yapma." Duraksadı. "Sen yapma mı dedin? Şok içindeyim." Güldüm, dudaklarımı dişleyerek güldürmemi durdururken, "Her an biri gelebilir. İnan birilerinin travmasına neden olmak istemiyorum." "Ben seni dudaklarını kanata kanata öpmek istiyorum." deyip dudaklarıma öpücük kondurduğunda karşılık verdim. Kafam yukarı ve sağ arkaya durmaktan kopacak gibiydi ama buna aldırış etmedim. Tutkunun kollarında geziniyordum. Erzen, beni ısırarak daha ateşli öpmeye başladığında boğukça inledim. "Efendim, Dilayda Hanım'ın ilaçları-" Neriman'ın sesini duymamla Erzen'i iterken zar zor ayrılmıştık, nefes nefeseydik. Ben saçımı düzeltirken, Neriman eli ayağı birbirine dolaşmış gibi bizden gözlerini kaçırdı. "Efendim ben çok özür dilerim efendim ben ilaçları getirmiştim hemen gidiyorum efendim rahatsız etmek istememiştim özür dilerim efendim!" Neriman'ın hızlı robot gibi konuşmasına gülecekken kendimi tuttum. Erzen her zamanki sert mizacıyla, "Tamam Neriman sehpaya koyup çıkabilirsin." dediğinde hızla itaat etti ve salondan çıktı. "Basıldık." diyerek güldüğümde Erzen yanıma bir adım yaklaşarak, "Sen hep böyle gül gerekirse basılalım." "Abartma istersen." dediğimde beni aniden kucakladı. Sandalyeyle bağım koparken, "Erzen ne yapıyorsun?" "Bugün evdeyim. O yüzden dolayısıyla yani sana doyasıyla vakit geçireceğim seninle." Gülümsedim. "İşte bu beni daha çok gülümsetir." Tek kaşını kaldırdı. "Bak sen? Hem evde kalayım istiyorsun yani?" "Eh yani. Sen işteyken sıkılıyorum, e ben de çalışayım istiyorum hayır diyorsun." Koltukların olduğu kısma geldiğimizde L koltuğa oturdu, beni kucağından indirmeden ilaçlarımı eline alırken suyla beraber bana uzattı. "Güzelim biliyorsun çalışmana gerek yok, sana istediğin her imkanı sağlayacak kadar param var. Ne istiyorsan yap." İlacı ağzıma atıp suyla yutarken sehpaya koymak için kalktım, ardından Erzen'e dönerek baktım, bacaklarını aralayıp kucağına oturduğumda belimi kavradı. Ensesindeki saçlarıyla oynamaya başladım. "Biliyorum Erzen köpek gibi paran var, resmen para sıçıyorsun." Güldü. Boynuma sokuldu. Nefesi gezinirken öpücük konduruyordu boynuma. "Dilayda..." "Hım..." Biraz daha ileri gitsek... "Jinekoloğa gidelim." Afallayarak durduğumda, "Anlamadım, neden jinekoloğa gidiyoruz?" deyip yüzüne baktım. "Her seksten sonra ağrı çekmen normal mi? Bence değil." "Erzen, tabii ki normal. Sen gücünün farkında değilsin sanırım." Kaşları çatıldı. "Ne demek o?" Dudaklarımı ısırdım. Söylemeli miydim? "Sen çok sertsin, bu yüzden ağrı çekiyorum. Anladın mı?" "Madem benim yüzümden neden bana söylemiyorsun Dilayda?" Gözlerimi devirdim. "Çünkü ben de istiyorum. Anladın mı? Sert olmanı, tutkulu olmanı, hızlı olmanı, diğer türlü de dayanamıyorum zaten," durup soluklandığımda devam ettim. "Yani sevgilim, jinekoloğa gitmemize gerek yok. Ben gayet iyiyim." diyip sakallarını okşadığımda düşünceli gibiydi. "Hadi ama Erzen..." "Bu konu burada kapanmadı Dilayda. Jinekoloğa gideceğiz." Oflayarak yanaklarımı şişirdim. "Ne inatçı adamsın, ayrıca hastanelerden haz etmiyorum anlamadın mı bunu?" "Söz konusu sensen o hastaneye gidilecek Dilayda!" Dişlerimi sıktım. "Tamam Erzen!" Kucağından kalkacakken kalkmama engel olup beni koltuğa yatırıp üstüme abandı. "Bırak." "Kızma bana. Beni anlamanı bekliyorum senden. Her şeyi senin için yapıyorum. En ufak bir şey olunca dayanamıyorum." Saçlarımı okşadı. "Kıyamıyorum ki..." "Ben seni anlıyorum Erzen ama gereksiz pimpiriklisin. Gerek yok. Bak ben buradayım, yanındayım, seninle kalıyor ve yatıyorum. Sapasağlamım." Sert soluk verdiğini hissetmiştim. Konuşmadı. Çatık kaşlarımla baktım. "Benim bilmediğim bir şey mi var Erzen?" diye sorduğunda bedeninin gerildiğini hissettim. "Hayır güzelim," dedi iki saniye sonra. Alnımdan öperek üstümden kalktı. Ben de peşinden doğrulurken, "Bu gece seni yemeğe çıkaracağım." "Nasıl yani?" "Beraber yemek yemeye gideceğiz, randevu gibi." Gülümsedim. "Bak sen. Demek romantik bir akşam yemeği hım?" Yüzüme yaklaştı. "Belki romantik bir gece..." Dudaklarımdan bir kez daha öptüğünde gülümsedim. "Sonunda mı demeliyim?" Erkeksi kahkahasını duydum. "Demelisin." Akşam olduğunda kıyafet odasındaydım, boy aynasından kendimi süzdüm.  Fazlasıyla açıktı ama bu umurumda değildi. Hem Erzen'in de hoşuna gideceğini düşünüyordum. Kıyafet odasından çıkıp makyaj masasına yöneldim, topuklu ayakkabılarımı giymemiştim henüz. Bakışlarım geniş ahşap beyaz masaya kaydı, sırayla dizilmiş rujlara allıklara bir sürü ıvır zıvırlara kaydı. Dudağımı bükerek eyeliner'ı elime aldım direkt. Aynadan yüzüme baktım. Eyeliner'ı seviyordum ama çekemiyordum ki. Uğraşmak istemediğimi fark ettiğimde yerine koyacaktım ki aynadan Erzen'in arkamdan beni izlediğini gördüm. Gülümsedim. "Sevgilim?" dedim.  Bana gülümsedi. Yanıma gelerek arkamdan sarıldı, kulağımın arkasını gözlerini yumarak öptü. "Bu kokunun müptelasıyım..." İçimdeki sıcak lavlar harekete geçerken ona döndüm, ama bana sarılmayı bırakmadı. Başımı karnına koyarak sarıldım. "Ben de sana..." dediğimde durdu, çenemden tutarak kaldırdı kafamı. "Ne dedin?" "Ben de sana müptelayım dedim... Sana alışmışım da haberim yokmuş." "Hımm?" diyerek dizlerini kırdı, şimdi aynı hizadaydık. Kollarımı boynuna sardım. Gözlerime baktı uzun uzun. "Sen bana aşık mı oluyorsun yoksa Dilayda Kirazlı?" Duraksadım. Ben Erzen'e aşık mı oluyordum? Dudaklarımı büzdüm. Ona bir cevap veremediğimde, devam etti. "Sorun değil..." Sesinde kırgınlık hissetmemiştim. Tuhaf bir durumdu. "Çünkü beni sevdiğini biliyorum. Bunun için o iki kelimeye ihtiyacım yok. İhtiyacım için..." Gözlerime dokundu. "Gözlerin yeter," Kirpiklerime dokundu. "Kirpiklerin yeter." Dudaklarıma kaydı. "Dudakların yeter." Eli yüzümden kayarak göğsümün boşluğuna düştü. Kalbime dokundu. "Burası yeter." Yutkundum. "Kısaca, senin varlığın yeter Dilayda. Yanımda olsan da olmasan da ben seni hiç hatırlamayacağım çünkü sadece unutanlar hatırlar. " Maskem düşmüş gibiydi, ağlayacaktım. "Erzen..." diyerek boynuna sımsıkı sarıldığımda sırtımda avuçlarını hissettim. Sımsıkı bastırdı beni kendine. "Sarılmaların yeter. Dokunmaların yeter. Adın yeter." Saçlarımı okşadığını hissettim. Boğuk sesini işittim. "Masken düşsün diye anlatmadım bunları." "Biliyorum." demekle yetindim. Kaç dakika öyle kalakalmıştık hiç bir fikrim yoktu. Geri çekilip yüzümü avuçladı. Alnımı öpüp geri çekildiğinde yüzüne baktım. "Hazır mısın?" Gülümsedim. "Makyajım yapınca hazırım." Gözlerini kısarak masaya baktı anlık sonrasında bana döndü. "Gerek yok, böyle de gözümde makyaj yapmış gibisin." Kafamı eğdim. Vurulmuş gibi kalbimi tuttum. "Bu kadar iltifatı kalbim kaldırmıyor..." Dudakları kıvrıldı. Ellerini cebine soktu. "İlla yapacağım diyorsun?" Kafamı sağ omzuma eğip eğip, "En azından ruj sürsem?" dediğimde önüme geldi, elini rujlara uzattı. Bordo bir ruju eline aldığında kapağını açtı, ne yapacağını tahmin ettiğimde gözlerimi kıstım. "Erzen..." "Arala," Sıcak nefesini yüzümde hissettim. "... dudaklarını." Dudaklarımı hafifçe araladığımda yüzüme iyice yaklaştı, ruju kaldırarak dudaklarıma dokundurduğunda anlık göz göze geldik. Bakışları... İkimizde ağlar gibi bakıyorduk, güler gibi bakıyorduk, sevişir gibi bakıyorduk. Ruju alt dudağımda hafifçe kaydırdığında boyanın ağırlığını hissettim. Üstte de sürdüğünde ruju çekti, parmağıyla dağıttı. Ruju tamamen yedirdiğinde yaklaştı, öpecek sandıysam da yapmadı. Öpmedi. "Bu kadar." diye fısıldadı. "Çok yakıştı. Ruj güzelleşti seninle." "Hım? Güzelleşen ruj yani?" "Güzelleştiren sensin." Dudaklarım kıvrıldı. Ruju yerine koyup doğrulduğunda elini uzatıp avucunu açtı. "Şimdi hazırsın." Elinden tuttum. "Evet. Artık gidebiliriz." Bakışları dudaklarıma kaydı, sonra gözlerime çıktı. "Gidebiliriz." & Araba karanlık gecenin sularında akıp giderken çok geçmeden yemek yiyeceğimiz yere gelmiştik. Arabadan inerken arabayı vale aldı, Erzen yanıma gelerek elimi eline hapsetti. Başımı kaldırarak beyaz led ışıklar ile aydınlatılmış restoranın adına baktım. Burayı duymuştum. Sadece elit bir kısmın gelebileceği bir yerdi. Namlıydı, şanlıydı, ama zenginlerin takıldıkları sıradan sosyete yerlerinden farklı değildi.  Erzen sağımda restorana giriş yaparken ortamın çok sessiz olduğunu fark ettim. Kaşlarım çatılarak Erzen'e döndüğümde, "Sakın bana restoranı kapattırdığını söyleme?" "Gerek yok zaten, görüyorsun." dediğinde emin oldum, onu durdurdum. "Bunu yapmana gerek yoktu, evet." Elimi sıkıca tutmaya devam etti. "Sadece ikimiz olalım istedim. Sadece sen ol istedim. Sadece sen konuş istedim. Sadece senin sesini duyayım, seni göreyim istedim. Sadece ikimiz olalım istedim Dilayda. Başka kimseler olmasın istedim." "Bu..." Ne diyeceğimi bilemezken beni anlamış gibi elimden çekerek masaya doğru götürdü. "Yemeğimizi yiyelim artık..." Üst kata çıkmıştık. Katın üstü brandalıydı ve yarıya kadar açılmıştı, loş bir hava hâkimdi, yemyeşil koru gibi orman, koca ağaçlarıyla geceyi süslüyordu. Karanlıkta değildi, ışıklar ay ışığıyla gölgeleniyorlardı. "Senin sevdiklerinden hazırlattım." Ona döndüm. "Neriman Hanım mı söyledi?" "Hayır, gözlerim söyledi." Karşılıklı masaya oturduğumuzda, garsonlar sessizce yanımıza gelip giderken servislerini yaptılar ve nihayetinde baş başa kaldık. "Afiyet olsun." deyip yemeğe başladığında ben yemeğime dokunmamıştım. Erzen'i izliyordum. O soslu bifteğini kesip ağzına atarken anlık bana baktı. "Neden yemiyorsun? Beğenmedin mi yoksa?" Başımı eğdim, çatalımı elime aldım ama bu yiyeceğimden değildi zaman kazanmak içindi. Çatalı tabağa dayarken kafamı kaldırdım. "Bu gece... ya da bugün... bana çok açıktın Erzen. Bunu... beklemiyordum." Durdum, soluk verdim. "Bu kadarını beklemiyordum." Ağzını silerek geriye yaslandı. "Bu seni korkutuyor mu Dilayda?" Çatık kaşlarıyla baktı. "Korkutuyor diyemem." Erzen dikkatlice beni izliyordu. "Ama korkutmuyor da diyemem." Dirseklerimi masaya dayayarak ona yaklaştım. Derin bir nefes aldım. "Ben hayatım boyunca sevmek nedir sevilmek nedir bilmedim Erzen. Bunları sana tekrar tekrar anlatmayacağım." "Neden?" "Çünkü biliyorsun." "Hayır." "Hayır mı?" Başını salladı. "Bilmiyorum. Sen sadece bana bilmediğini söyleyip durdun ama gerisi duruyor. Geride kocaman bir çocukluğun duruyor. O çocukluğun sana bir şeyler anlatmak, söylemek istiyor, ama sen onun ağzını kapatıyorsun. Çırpınıyor avuçlarında, dayanamayıp kendi kulaklarını kapatıyorsun kaçıyorsun ondan." "Çünkü kaçmak zorundayım." Soru sormadı, devam ettim. "Yoksa yenilirim." "Kime?" Sustum. "Kime yenilirsin Dilayda? Annene mi? Babana mı yoksa toprağın altındaki kardeşine mi?" Dişlerimi sıktım. "Ondan bahsetme." "Kaçma." "Ondan konuşmak istemiyorum Erzen. Bu kaçmak istediğimden değil, bu artık yorulduğumdan. Kırıldım, kırıldığım yerden kalkmak zorunda olduğum için daha çok yoruldum. Yaralandım, kendim sardım. Düştüm, kendim kalktım. Hastalandım, kendim iyileştirdim. Beklentilerimi bırakalı çok oluyor. Beklentilerimden kırılmayı bırakalı yıllar oluyor. Artık sadece korkuyorum. Çünkü neden biliyor musun? Ben bir kez daha sevginin varlığına inanırsam yaşayamam. Bir kez daha sevgisiz kalırsam ölürüm Erzen. Dışarıdan kaktüs gibi görünebilirim, susuzluğa dayanırım ama içeriden bir zambağım. Susuz yaşayamam." Erzen masada duran ellerimi tuttu, gözlerime baktı. "Bana inan. Bana güven. Çünkü ben bir kez de olsun seni susuz bırakmayacağım." "Ama çok su alırsam da ölürüm Erzen?" "Ne olursa olsun seni yaşatırım. Gerekirse az su veririm gerekirse çok su gerekirse hiç. Yine seni yaşatırım." Gözlerim ikinci kez onun karşısında dolarken gözlerime sevgiyle baktı. "Bunları senden beni sevdiğini duymak için söylemiyorum çünkü ben zaten biliyorum. Bunları... kendinden kaçma, çocukluğundan kaçma, sevgiden kaçma, korkma demek için söylüyorum. Sevgi, dediğin kadar zalim bir şey değil." Gülümsedim. "Unutmamışsın." "Kalbimi yaralayan bir cümleyi nasıl unutabilirim?" Başımı eğdim. Bakışlarımı ondan kaçırdım. "Bu saatten sonra çocukluğumu kurtaramazsın Erzen, ona sevgiyi öğretemezsin, tanıştıramazsın." Gözlerine baktım, gözümden bir yaş düştü. "Çünkü beni çocukluğum sevgisizlikten öldü. Annesinin gözlerinden sevgi dilerken öldü. Babasının ellerinden sevgi dilerken öldü. Kardeşinin yanında... acı çekerken öldü. Kardeşinin suçunu üstlenirken öldü. Annesi kendisini değil de kardeşinin saçını örerken öldü. İstediği bebeği alınmayınca öldü. Babası kardeşini kaykaya bindirirken öldü. Arkadaşı kendisiyle değil de kardeşiyle ip atlarken öldü. Komşusu kendisini değil de..." Nefesim kesildi. Artık ağlıyordum. Gözyaşlarımı durduramıyordum. "... kardeşini salıncakta sallarken öldü. Benim çocukluğum benim yüzümden öldü Erzen." Derin bir nefes aldım. "Çünkü benim çocukluğum bana yalvarırken sırtımı döndüm ona. Kaçtım ondan. Saklandım. Bana sevgi derken duymamazlıktan geldim. Yalanlar söyledim. Hayır dedim beni seviyorlar, çok seviyorlar. Kandırma kendini dedi. Küstüm çocukluğuma. Çocukluğum kendi kendine öldü." Erzen daha fazla gözyaşlarıma dayanamamış olacak ki yerinden kalkıp yanıma geldi, beni kucaklarken onun göğsüne sığındım. Belki hiç yapmayacağım bir şey yaptım. Onun göğsünde içli içli ağladım. İçimi akıta akıta, döke döke döke ağladım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE