15.Bölüm

2272 Kelimeler
"Dilayda?" İçeri girdiklerinde Erzen çatık kaşlarıyla üzerimi süzdü, dekoltemde takılı kaldı ardından bakışlarını yüzüme çevirdi. "Sen niye açıyorsun kapıyı? Neriman yok mu?" "İşi vardı ben açtım." dedim sakince. Gözlerim onun arkasında duran kadına kaydı. Üzerini çıkarıyordu. Göz göze geldiğimizde ona tek kaşımı kaldırarak baktım. Yanakları kızardı, bakışlarını kaçırdı. Utanmış mıydı? Bu hali bana birini hatırlattı. Erzen yanıma sokulduğunda tıslayarak nefesini yüzüme vurdu. "Bu halde mi açıyosun kapıyı?" diyerek ellerimi sabahlığımı çekiştirerek dekoltemi kapattı. Yutkundum. Elimdeki kaseyi vestiyerin üstüne bırakarak yüzüne döndüm. "Sen sanmıştım, karşılarsam seni hoşuna gider diye düşündüm." Erzen bir şey demezken kadın konuştu arkadan. "Erzen ben çalışma odasına geçeyim, bilgisayardaki raporları işlemeye başlarım." Kadına sert bakışlar attım. Erzen ona bir şey demezken kadın eline çantasını alarak sırtını döndü ve gözden kayboldu. Kadını izlemeyi bırakıp Erzen'e döndüm. Bakışlarımız buluştuğunda konuştu. "Gaye. Sana bahsettiğim iş arkadaşım. Erkan'dan farkı yoktur benim için." Dudaklarımı büzerek kollarımı onun omzuna ensesine doğru sardım, sarıldım. Dudaklarını öperken geri çekildim. "Kim olduğu umrumda değil... Ben sadece..." Dudaklarına baktım anlık. "Seni özledim." Dudakları kıvrıldı. "Hım, demek beni özledin?" "Hıhım. Erken de geldin..."Boynuna sokuldum. "Seni sevmek istiyorum." Güldü. "Şirkette çalışmamızı gerektirecek bir durum değil, o yüzden evden çalışacağız," Beni çekip yanaklarımı avuçladı. "Ayrıca, biraz daha özleyeceksin beni güzelim." Kaşlarım anında çatılırken ona sorgulayıcı bakışlar attım. "Neden?" "Önemli bir ihale var, bu gece çalışıyor olacağız." "Tüm gece?" Başıyla onayladı. Durdum. Erzen ve o kadın... Bu gece? Beraber? Çalışıyor olacaklardı? SİKTİR! "Demek çalışacaksınız, iyi." Geri çekilerek vestiyerin üzerine koyduğum tatlımı elime alıp hırsla kaşıkladım. "Kolay gelsin size." diyerek yanımdan geçeceğim sırada kolumdan tutarak durdurdu beni. "Bana tavır alma güzelim sadece çalışacağımızı biliyorsun." "Umrumda değil Erzen." diyerek yanından sıyrılıp asansöre bindim. Kata geldiğimde yatağın yanındaki sallanan koltuğa geçip uzandım. Çıplak bacaklarım sabahlığımdan kayıp firar etmişti. Hırsla tatlıyı kaşıklayıp ağzıma sokarken orman deniz karışımı olan manzaraya verdim kendimi. Gördüklerim manzara değildi elbet! O kadındı! Aşağıda daha demin olanlar ve benim kafayı yiyecek olmam? Kafamı iki yan sallayarak hırsla tatlıdan bir kaşık daha aldım. Üstüm çamur olmuş vaziyette kapıda dikilirken yanıma birinin geldiğini hissettim. İlayda'ydı. Omzuma dokundu. "Dilayda ne oldu sana?" Omzumu geri çekerek kurtardım ondan. Mahalledeki erkek çocuklarla futbol oynamıştım. Ondan her yerim çamur olmuştu. "Maç mı yaptınız yine?" "Sana ne." İlayda kaba davranmama aldırış etmeden gülümsedi. Elleriyle saçlarımı dağıtınca sinirlendim. "Yapma İlayda!" "Erkek fatma mı olacaksın sen?! Hı?!" "Yapma diyorum ya yapma!" Seslerimiz apartman boşluğunda yankılanırken dış kapı çat diye açıldı. Annem çatık kaşlarıyla bizi süzüyordu. "Ne bağırışıyorsunuz siz burada?!" "Anne kardeşim çamur içinde kalmış bak çok sevimli değil mi?" Kaşlarım çatıldı. Yerimde tepindim. "Sensin sevimli!" Annem sinirlenerek beni kapüşonumdan sürükledi. "Bağırma kız!" Beni hırsla içeri attı. "Sen yine erkeklerle maç mı yaptın? Orospu mu olacaksın sen benim başıma?" Durdum. "Orospu ne demek anne?" "Orospu ne demek ha? Ben sana gösteririm ne demek olduğunu!" dediğinde İlayda araya girdi, "Anne eve girelim nolur." diyerej benim önüme geçmiş beni yine annemin gazabından korumuştu. Annem durdu, İlayda'ya bakan gözleri yumuşakken bana değince sertleşiyordu. "Kardeşine dua et sen." Ardından İlayda bana bakarak gülümsedi, sakince eve girdi. Gülümsemesi silinmişti. Sırtındaki çantaya bakacak olursak yine Ahmet'e ders çalıştırmaya gitmişti belli ki. Bakışlarım ondan anneme çevrildi. İşaret parmağını sallayarak, "Bana bak! Evde bir çamur izi göreyim Allah bin şahidim olsun seni balkona kitlerim gece boyunca donarsın orada!" "Ama anne-" dediğimde bağırdı. "Sus!" İlayda keyifsizce bana bakarken ona bakmadım. Yutkunarak gözlerimi bir saniye bile annemden ayırmadım. "Anne... Bu koku ne?" İlayda sevinçle yerinde zıpladı. "Sütlaç mı yaptın yoksa?" "Kızım da sever diye yaptım, tabii annem," İlayda'ya döndü. Montunu ve çantasını çıkarmaya yardım etti. Ayakkabılarını çıkardığında imrenircesine onları izliyordum. Koşa koşa yanıma gelip eğildi. Elini uzattı. "Gel beraber sütlaç yiyelim." "Dokunma ona İlayda!" İlayda annemin uyarısına aldırış etmeden elini bana uzatmaya devam etti. Burun kıvırdım. "Ben sütlaç sevmem!" "Ama ben çok severim!" Annem arkadan seslendi. "Ben de sütlacı yiyeni daha çok severim." Durdum. Kalbim umutla doldu. Ne yani, sütlacı yersem beni daha çok mu sevecekti? İlayda'dan çok? Ellerimi yere basıp ayağa kalktığımda koşarak banyoya girdim. Elimi yüzümü yıkarken aynadan kendime gülümsüyordum. Önden düşen iki süt dişimle yaratık gibi görünsem de umrumda değildi. O an umrumda olan o sütlacı yiyebilmekti. Üzerimi de değiştirip mutfağa girdiğimde annem masaya oturmuş sütlacı yiyen İlayda'nın saçlarını okşuyordu, ona gülümsüyordu. Normalde olsa kıskanacağım bir görüntüydü. Ama şimdi daha çok gülümsedim. Sütlacı yiyince de beni böyle sevecekti. Hevesle ocağın başına gittiğimde tencereye baktım. Gülümsemem soldu. Dibinde kalanlar dışında sütlaç kalmamıştı. Pes etmedim. Çekmeceden kaşık alıp tencereyi de elime aldım. Arkama döndüm. Annem yoktu. İlayda ile yalnızdık. İlayda şaşkınlıkla bana baktı. "Ne yapıyorsun?" Daha çok gülümsedim. "Sütlaç yiyeceğim!" "Ama sen sevmiyorsun ki? Öyle demiştin?" Sandalyeye oturdum. "Hayır! Artık seviyorum!" İlayda endişeli bakışlarını tencerenin dibinde ve yüzümde gezdirdi. "Yanıktır onlar yeme Dilayda?!" Ağzımı tıka basa doldurdum. Dudaklarım ve çevresi sütlaca bulanmıştı. Hızla başımı iki yana salladım. "Çok sevdim! Çok güzel." Önündeki tabağı itti. "Burda fazla bile var. Beraber yiyelim." Yine başımı iki yana salladım. "Hayır ben kendiminkini yiyeceğim o da senin. Sen de kendininkini ye." "Ama... Karnın ağrımasın sonra..." "Ağrımaz... Annem beni çok sevecek. Sevinçten hissetmem ki bile." Dakikalar sonra banyoya koşmuş tüm yediğim sütlaçları olduğum gibi boşaltmıştım. Yıllarca mide ağrısı çekmemin ve kusmanın nedeni oldu o tencere dibindeki yanık sütlaç. Ama ben yine de sevmeye devam ettim. Çünkü annem de beni sevecekti. Ancak ağzımı ya da midemi öyle çok doldurmuş olmalıyım ki kusacak raddeye geldim ve kaseyi kenara koyarak elimi ağzıma kapatarak banyoya koştum. Klozetin kapağını açar açmaz tüm midemi boşaltırken midemin yandığını farkettim, bu daha çok kusmama neden oldu. "DİLAYDA!" Onun sesini duymamla arkamda bedenini hissetmem bir oldu, önüme düşen saçlarımı topladı, yüzümü kavradı. Sudan başka bir şey çıkaramadığımda geriye çekildim. Rahatlamıştım da. Gözlerimi ona çevirdiğimde yüzüme endişeli gözlerle baktığını farkettim. "Ne oldu sana böyle?" "İyiyim," Ağzımın kenarını sildim. "Sadece fazla sütlaç yediğim için oldu." Kaşlarını çattı, yüzü sert bir hal aldı. "Sana bu kadar sütlaç verdiği için Neriman'a çok kızacağım!" Koluna dokundum. "Hayır hayır! Neriman'ın suçu yok! Lütfen onu azarlama!" Yüzümü buruşturdum. Lütfen mi demiştim ben az önce? Erzen, beni kavrayarak kaldırırken lavabonun önüne getirdi. Musluğu açarak yüzüme su çarparken halsizce aynadan kendime bakıyordum. Kusmaktan nefret ederdim. Ne zaman kussam mutlaka hastalanırdım. Bir nane-limonla geçmezdi mide ağrım. Zihnime doluşan geçmişin sayfalarını açacakken Erzen'in sesiyle açmadan kapatmak, zihnimin en derin raflarına iteklemek zorunda kaldım. Yüzümü okşadı. "Neriman'a söyleyeyim, ilaç getirsin." Tek eliyle havluyu alıp yüzümü bastırdı. "...şu an bir şey yiyip içmen yeniden kusmana neden olabilir, ilaç alıp dinlen. Ben doktor çağıracağım." Burnumu çekerek bedenimi ona döndürdüğümde kalçam mermere vuruyordu, belimde elinin baskısını, sıcaklığını hissedebiliyordum. "Doktor istemiyorum Erzen." Kalın, siyah kaşlarını çattı. "Ne demek istemiyorum Dilayda? Sen halini aynada gördün mü?" Yorulmuştum. "Gördüm." dedim gözlerim halsizce kapanmak isterlerken. "Ama doktorları sevmiyorum. Hastanelerden, iğnelerden haz etmiyorum." Elimi kolunda gezdirdim. Gözlerine mahmur mahmur baktım. "Biraz uyursam iyi olurum, inan bana." Hep iyi oldum, hastayken de kimse bakmadı bana. Bıkkınlıkla nefesini verdi, yeniden saçımı okşayıp arkama atarken, "Sana yenilmeyi sevmiyorum en azından bu tür durumlarda." Duraksadım. "Ne demek bu?" "Bu, yatağa geç yat demek. Gidip Neriman'la konuşacağım." Bir kez daha koluna dokundum. "Onu azarlamayacaksın değil mi? Konuşmuştuk..." "Bakma bana şöyle," dediğinde bir şey dememe kalmadan beni kucakladı. Odaya geçtiğimizde beni kucağından indirmeden bir dizini yatağa batırarak örtüyü açtı, beni yatırdı. Yastığa başımı koyar koymaz gözlerim kapanmıştı. Şakağımda sıcak dudakları hissettim. "İyi ol, seni bir an bile kötü görmeye tahammül yok." Oysa bana aşık olarak tahammül göstermişti halbuki. & Gözlerimi araladığımda karanlıktı oda. Ayın ışığı odaya sızıyordu, keskin bir sıvı hissettim. Sirke... Sirke kokuyordu. Tuhaf bir şekilde midem bulanmamıştı. Aldığım ilaçlardan olsa gerekti... Yani ilaç almıştım öyle değil mi... Alnımdan bezi çekerken soğumuş olduğunun farkına vardım. Komodinin yanına atarken çıplak ayaklarımı parkeye bastım. "Erzen?" Ses gelmediğinde odada yalnız olduğumu fark ettim. Belki katın diğer kanadındaydı ya da çalışma odasında olabilirdi. Üzerimdeki örtüyü çekince çırılçıplak olduğumu fark ettim. Kaşlarım çatıldı. Ateşlenmiştim belli ki. Ama basit bir ateşlenme değildi benimki. Bir kez daha seslendim. "Erzen!" Koltuğun üzerinde duran sabahlığım dikkatimi çekince elime alıp giyindim, saçlarımı kurtarıp arkama atarken yatak odasından çıktım. Kat çok sessizdi. Neredeydi bu adam? Çalışma odasına girecektim ki soldan gelen seslerle duraksadım, nefes ve bir yere vurulan pat küt sesleriydi. Kafamı çevirdim. Kapı aralıktı. Spor odasındaydı yani? Kapıyı açıp içeri adım attığımda duraksadım. Karşımdaydı ama beni fark etmemişti. Sırtı dönüktü ve kulağında airpodslar vardı. Hırsla hızla kum torbasına vuruyordu. O kadar çok terlemişti ki nefesleri sıklaşmıştı ve buradan bile buğday teninde akan terleri görebiliyordum. Dudaklarımı dişledim. Bedenini süzdüm. Üstü çıplaktı altında ise şort vardı. Kollarımı göğsümde bağladım, pervaza yaslanarak onu izlemeye başladım. Kolları, kasılışı, atik hareketleri, soluk verirken büzülen dudakları... Kasıklarımda sıcak bir şeyler akarken kendimi toparlamaya çalıştım. Hasta değil miydim ben? İyice azdın, zıvanadan çıktın Dilayda! Çıkmış mıydım, çıkacak mıydım görecektik beraber. Bir kaç dakika böyle akıp giderken daha fazla dayanamadım, kollarımı çözüp arkasından yavaşça yaklaştım. Kollarımı karnına sararak belinden sarıldığımda aniden durdu, bedeni kaskatıydı ama benim sarılmamla gevşemişti. Başını sırtına yaslayarak gözlerimi yumdum. O sırada cırt cırt sesi duydum, boks eldivenlerini çıkarıyor olmalıydı. Yere attığında tok bir ses çıkardı. Ellerime sarıldı hızlıca. Bir elimi alıp dudaklarına götürürken derin, yakıcı öpücüğünü hissettim. Gözlerimi açtım. Kollarımı tutarak kendini bana döndürdü. Belimden sıkıca kavrayarak saçlarımı okşayarak arkaya attı, bir yanağımı avuçladı. Gözlerine baktım. İyi misin der gibi bakıyordu. "İyi misin?" Gülümsedim. "İyiyim." Durdum. "Gece ateşim mi çıktı benim?" Tek kaşını kaldırarak baktı. "Dünden önceki diyecektin herhalde," Meraklı bakışlarımı görünce durdu, soluklandı. "Ateşin vardı zar zor düşürebildik Dilayda. Doktor çağırmama tonlarca ilaç almana rağmen." Kaşlarını çattı. "Mide hassasiyeti olduğunu neden söylemedin bana?" "Ben nereden bilebilirim Erzen? İlk defa senden öğreniyorum şu anda." Belime daha sıkı sıkı sarıldı. "Bundan sonra düzenli doktora götüreceğim," Gözlerimi devirdim. Ona yapma dercesine baktığımda itiraz edeceğimi anlamıştı. "Kesinlikle hayır! Bu kez benim dediğimi yapacaksın! Belli rutinlerle gideceksin, anlaştık mı?" Canım sıkılmıştı. Bakışlarımı kum torbasına çevirdim. "Kabullenmekten başka şansım mı var sanki?" Kaşıma dokundu. Göze göze geldik. "Bir daha seni o halde görmek istemiyorum Dilayda. Bunun bana ne kadar kötü hissettirdiğini tahmin bile edemezsin." Yutkundum. Bazen diyordum... Çocukken çıksaydı Erzen karşıma, çocukken sevilseydim, sevildiğimi bilseydim, sevgi nedir öğrenseydim, sevmeyi de bilseydim... O zaman nasıl bir hayatım olurdu... Ya da nasıl bir ben olurdum... "Dilayda?" Dalgın bakışlarımı onun yüzüne çıkardım. Burukça gülümsedim. "Masken düşmüş diyeceksin şimdi," Dudaklarım gerildi. "Aklıma ne geldi biliyor musun... Acaba çocukken falan karşılaşsaydık seninle. Tamamen masum bir oyuncak arkadaşlığı belki hım?" Masum aynen, evet. "Mahallede top koştururduk ya da bebeklerle evcilik oynardık falan işte. Sıradan bir çocukluk geçirseydim, normal şartlarda tanışsaydık... O yaşlarda öğretseydin bana sevgiyi, acaba şimdi nasıl bir konumda olurduk?" Belimdeki elleri kasıldı. Gerildiğini hissettim. "...yine seni bulurdum, bırakmazdım. Şimdi nasılsak öyle olurduk güzelim." Hüzünle baktım gözlerine. "En azından yaralarım olmazdı Erzen." "Dilayda sen benim normal bir çocukluk geçirdiğime inanıyor musun?" Sorusu beni şaşırtmazken gülümsedim. "Biliyorum. Yaralarımız demeliydim." dediğimde bana hayran kalmışçasına baktı. "Erzen, senle yaralarımız denk diye ruhlarımız eş zaten." "Biliyorum, farkındayım güzelim. Bu yüzden benim bu yara arkadaşımı, ruh eşimi bırakmaya hiç niyetim yok." deyip dudaklarını yanağıma bastırdı. Uzunca öpüp geri çekildiğinde beni kucakladı, yatak odamıza döndük. Beni yatağa yatırırken göz göze geldik. Bakışlarımı hissetmişti ki, "HAYIR! Daha yeni kendine geliyorsun seninle bu gece sevişmeyeceğim!" Dudaklarımı ısırdım, karnına dokunurken. "Yarın gece?" "Yapma şunu!" Biraz daha derinleştirdim dokunuşlarımı. "Böyle mi..." dedim sesime şehvet bulaşırken. "Kaşınıyorsun!" "Sen tarafından kaşınmak istiyorum belki?" Güldü. Yüzüme yaklaşıp dudaklarımı öptü kana kana içerken dudaklarımı ona karşılık vermiştim verememiştim hemen geri çekildi. "Olmaz, bugün de istirahat et yarın bakarız." "Bak söz verdin?" Gözlerini devirdi. "Bakarız dedim Dilayda." "Bizde geçmez o laf aslanım, bakarım demişsen tamam demişsindir." "Kükreyen Ateş kızı," dedi yüzüme bir öpücük kondururken. "Tamam yarın sevişiriz olur mu?" Yataktan kalktı. Duşa gireceğini söylediğinde tamam dedim, arkasından izledim. & Erzen duş alıp hazırlandıktan sonra ben de hazırlanmıştım, beraber aşağı inmiştik. Kendimi daha iyi, dinç hissediyordum ama Erzen'in dediğine göre ilaçları bir süre kullanmaya devam edecekmişim. Mutfağa gelip su alırken Neriman'ın mahcup bakışlarını üzerimde hissetmiştim. Anlaşılan azarlama desem de iyi bir fırça çekmişti Erzen. Eh be adam ne diyeyim ben sana? Nasıl olduğumu soran ve geçmiş olsun dileklerini ileten Neriman'a ve İlhan'a gülümseyip salona geçtiğimde yemek odası kısmına ilerledim. Masanın başına oturmuş, çayını yudumluyor tabletinden bir şeylere bakıyordu. Elimde ıhlamurumla beni fark edince hemen yanıma çağırdı. "Gel güzelim." Yanına gittim, oturdum. Kahvaltıya başlarken Neriman sessizce içeriden bir şeyler getiriyor, tazeliyor, ardından geri götürüyordu. "Hani azarlamayacaktın kadını?" Başını kaldırdı, hafif şaşkınlıkla bana baktığında tek kaşımı kaldırarak baktım. Pes edercesine omuzlarını indirdi. "Uyanık olmandan nefret ediyorum." Sırıttım. "Cık, seviyorsun. Hadi itiraf et." dediğimde bana hadi ya dercesine baktı. "Belalı bir kız çocuğu olduğunu söylemiş miydim? Evet, söylemiştim." Güldüm. Çatalla peyniri ağzıma götürürken, "Kız çocuğunum." Bakışları bana döndü. "Dilayda!" diye uyardığında omuz silktim. İnatla yapardım da acımıştım. Biliyordum bu onu fena azdırıyordu. "Bu arada annen nerede?" Tabletin ekranını kapatarak tamamen bana döndü. "Burada işleri bitmişti, Antalya'ya döndü dün gece. Sana da selam söyledi." Selam? İlginçti doğrusu. "Kanı ısınmamıştı bana, selam söylüyor bir de." "Annem böyle bir kadındır, başta soğuk ve mesafeli olsa da sonradan karşısındaki insana göre tavrı yumuşayabilir. Değişir yani." "Bir kez daha ilginç bir kadın olduğuna emin oldum, sağ ol." Güldü. O an aklıma gelen şeyle duraksadım, hızla Erzen'e döndüm. Hareketimi fark edince bana ne oldu dercesine bakış attı. "O gece... Ben odaya çıkınca..." "Ee?" "Ne yaptınız o kadınla?" "Yattım." Gözlerim irileşirken, "Ne? Ne dedin sen?" diye sesim yükseldiğinde sırıttı. "Gaye'ye sonra hallederiz dedim, eve yolladım. Sonra geldim senin yanına, hastalandın, doktor çağırana kadar gözlerini açmadın, iğne ilaç falan derken gece sayıkladın, tüm gece başında bekledim. Kısaca senin yanında yattım. Uyudun mu dersen? Hayır, hem seni izlemekten hem de sayıklamalarından gözüme bir gram uyku girmedi." Durdum. "Benim için yani?" "Başka kimin için olacaktı Dilayda?" Ellerimden tuttu. "Senin için her şeyi yaparım, bunu görmemen için kör olman lazım. Her şeyi ezerim, yıkar geçerim, senden başkasına inanmam. Çünkü niye biliyor musun... Sevgi bu. Sevgi, körü körüne sevmek. Güvenmek. İnanmak. Bağlanmak. Ve öğretmek. Sevgi sevdiğini sevdiğine öğretmek." Gözlerim dolu dolu olurken o cilveli, ilk halimden eser kalmamıştı. "Sana söz veriyorum bir daha maskenin düşmesine izin vermeyeceğim."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE