"Kızım... Benim güzel kızım. Seni çok fena altıma almamam için bir neden söyle."
Dudaklarımı büzdüm. "Bence alman için neden söylemeliyim hım?" diyerek elimi onun kabarmış önüne getirdiğimde avucumu yasladım. Sürterek okşamaya başladığımda inledi.
"Biraz daha devam edersen..." diyerek tısladığında içimdeki kör istek daha da alevlendi, ani hareketle onun önünü indirirken bana baktı. "Kalçalarını kaldır." dediğimde geriye uzanarak koltuğu itekledi. Önde dar olan alan şimdi genişlemişti. Kemerini çözerken pantolonunu indirdi, dizlerine kadar kaydı. Onun kucağına çıkmak istiyordum. Erkekliğini altımda kaydırmak istiyordum... Ama şimdi değil.
Yüzümdeki haz dolu gülümsemeyle önünde eğildim. Dizlerimi bastırırken elim orasına giderek derince, ağırca okşamaya başladı. Gözlerinin içine bakıyordum, bakıyordu. Dudakları düzdü konuşmuyordu ama gözlerine baksan çok şey anlatıyordu.
"Erzen..."
"Hım..." Boğazdan gelen derin sesle içim daha da yanarken bir an onu içimde istediğimi fark ettim. Gözlerim onun yüzünden dakikalardır ovaladığım erkekliğine indiğinde patlayacak kadar şiştiğini, kabardığını gördüm. Bu bana derin bir haz verirken bacaklarımı birbirine bastırmak kapatmak istedim.
Baksırını da yavaşça indirirken artık erkekliği tüm ihtişamıyla karşımdaydı. Bu kadar net şimdi görüyordum. Ve bu kadar uzun olması...
İçime, en derinime kadar girmesi ve bana doluluk hazzı vermesinin nedenini açıklıyordu işte.
Gülümsemem büyürken son kez ona baktım ve gözlerimi erkekliğine indirirken oraya yaklaştım. Elimle hâlâ onu sıvazlamaya devam ediyordum. Ucunu hafifçe yakalayıp emdiğimde küfretti. "SİKTİR!"
Bunu beklemiyor muydu... Zira ben beklemiyordum. Yanıyordum şu an. Öyle yanıyordum ki altıma baskı yapmadan duramıyordum. Ayak topuğum kadınlığımın orasındaydı. Dizlerimin üzerine oturmuştum. İstemsizce topuğuma baskı yaptığımda erkekliğini daha çok ağzıma almaya başladım. Emme gücüm artarken Erzen birden saçlarımı kavradı beni çekmeye başladı. Kendini bana itiyordu. Anlık ona baktığımda gözlerinin yumulu olduğunu, ağzının aldığı hazla aralık olduğunu gördüm. Öte yandan küfürlerini işitiyordum.
Erkekliğinin sadece yarısına almama rağmen bu onu fena azdırmıştı, sürekli git gel yapıyordum. Elleri saçlarıma baskı yapıyordu ancak acıtmıyordu. Ensemi sıkıca kavrarken gelmek üzere olduğunu fark ettim.
Dakikalardır onu ağzımdan çıkarıp sokuyordum ve, "Dilayda! Sikeyim... Sikiyorsun şu an. Dilay- Ah! DUR! Geliyorum- SİKTİR! DURSANA! EMDİN BENİ KÖKÜMÜ EMDİN!" Son çığlıklarını duymazdan geldim ve içime boşalmaya başladı. Boğazımdan sıcak bir şeyler akıyordu sanki. Boşalıyordu. En sonunda rahatladığını anladığımda dudaklarımı ağzımı onun penisinden kurtardım ve çeneme akan ağzımın etrafına bulaşan sıvıyı silerek parmağımı emdim.
Göz göze geldiğimizde yakıcı bakışları yine üstümdeydi. "Nasıl? Güzel mi bari tadım?"
"Sonsuza kadar yemek istediğim sütlaç gibisin."
Kahkaha attı. Beni aniden kucağına çektiğinde az evvel topuğumun olduğu yerde onun çırılçıplak erkekliği vardı. Kollarımı boynuna doladım, elleri avuçları belime sıkıca bastırdı. "Demek sütlaç..."
Hımladım. "En sevdiğim tatlıdır, tabii," Yüzüne yaklaştım. Nefesim sakallarının üzerinde dolaştı. "Senden sonra." Bu onu gülümsetirken gözleriyle buluştum. Cam gibiydi... Parlıyorlardı. Sıradan, herkeste bulunan bir renk olmasına rağmen kahverengi sanki onunla yüceleşmişti.
Fısıldadı. Nefesi dudaklarıma çarptı. "Ben de seni böyle emeceğim. Kıyafetini de yırtacağım. Ve..." Nasırlı elleri bacaklarımda ağırca dolaştı, okşadı, sıktı bacaklarımı. "... jartiyerini sökeceğim. Öyle sökeceğim ki... ertesi gün bacaklarını kapatamayacaksın."
Gülümsemem büyüdü. "Hay hay. Senden gelecek zarara da razıyım ben."
Vakit kaç olmuştu haberim dahi olmazken Erzen'in kucağında odaya taşınmıştım. Eve nasıl geldiğimizi, arabadan nasıl indiğimi hatırlamıyordum. Yorulmuştum bir şey yapmamama rağmen. Ah, arabaki sevişmemiz dışında tabii. Yine de onunla sevişmek istiyordum içimdeki kör istek asla beni terk etmiyordu.
Odaya onun kucağında çıkarken parmaklarım saçlarındaydı, yüzümü boynuna gömüp öpmeye başlarken beni daha sıkı kavradı. Bu beni mayışmış halimden uyandırırken karnımdaki sızı kendini göstermeye başladı. Ateş düşmüştü yine.
Odaya geldiğimizde kapıyı kapattı ve beni yatağa götürerek yatağa fırlattı. Hızla üzerindeki düğmeleri sökmeye başlarken -daha doğrusu yırtarken- yerimde dirseklerimin üzerine çıktım. Elbisemden az daha taşacak olan göğüsleri ve yırtmaçlardan fırlayan bacaklarımı umursamadan yatakta onu bekledim.
Soyunuşunu izlerken en sonunda anadan doğma kaldı ve dudaklarımı ısırdım. O... o çok büyüktü ve elime sığmayacaktı biliyordum.
"Demek oyun oynamak istiyorsun ha benim güzel kızım..."
Başımı yavaşça sallarken onu süzmeden dudaklarımı dişlemeden duramıyordum. Önüme geldiğindr ayakta dikiliyordu ve birden doğrularak ellerimi onun belirgin hatlara sahip sixpacklerine yerleştirdim. Yavaşça okşamaya başladığımda gözlerimizin bağı koptu ve bakışlarımı oraya V şeklinde olan sert kasıklarına ve erkekliğine kaydı.
Siktir...
Çok... çok iyiydi ve ben...
Kıvranıyordum.
Elim onun uzun erkekliğine giderken sadece bir kısmını elime almamla tısladı. Yavaşça okşamaya sıkmaya başladım. Kafamı kaldırdım. "Nasıl? İyi hissettiriyor mu..."
Gözleri... alev alevdi. "Hıhım..." derken genizden gelen erkeksi sesi beni fena tahrik etmişti. Anidrn yatakta dizlerimin üzerinde doğrulurken onu kendimle beraber geriye çektim ve yatağa düştük. Üzerimde bedenini hissederken gözlerimiz buluştu. "İçimde istiyorum seni, Erzen."
Gözleri parladı, yangın yeriydi.
Hiç konuşmadan çevik hareketlerle dizlerinin üzerine doğruldu, elbisemin eteklerini yukarı çekerken bacaklarımı ayırdı. Altımda külot yoktu.
Kafasını kaldırdı, bana baktı. "Külot yok demek..."
Gülümsemesiyle gülümsedim. "...üst de yok," dediğimde gözleri göğüslerime kaydı. Ardından bana baktığında dudaklarını dudaklarıma bastırarak beni haşince öpmeye başladı. Öpüşü giderek alevlenirken birden onu içimde hissettiğimde ağzına inleyerek belim havalandı. Hem ağzımı hem altımı talan ediyordu.
Siktir...
Bu öyle bir zevkti.
Dudaklarımızın bağı koptuğunda geri çekildi, dizlerinin üzerinde dikildi, elleri belimi sıkıca kavrarken içimde git gel yapmaya başladı. Her girişinde yatakta kayıyordum, sarsılıyorduk ama bu umrumda mıydı? Hayır.
Koca cüssesiyle içime girip çıkarken nefesim kesilmiş oksijene ihtiyacım varmış gibi inliyordum, bu kadar zevk almam normal miydi...
Sonunda geldiğimi hissettiğimde kafam geriye düşerek yastığa baskı yaptı ve saniyelerce belki dakikalarca ağzım açık, gözlerim kapalı öylece kaldım.
"Ahh..." diyerek rahatladığımda Erzen'e ikinci tur diye yalvaran gözlerle baktım, ama o bunu kabul etmeyerek beni yanına aldı. Sıkıca sarılarak üzerimize saten yatak örtüsünü örttü. "Dinlenme zamanı güzelim." Saçlarımdan da öptü. "İyi uykular."
&
Sabah gözlerimi araladığımda tek olmaktan korktuğumu ilk kez o an anladım, ancak başımı çevirdiğimde Erzen'in yüzü ile karşı karşıyaya geldim. Sırtım ona dönükken bu sefer yüzüne doğru döndüm.
Yatakta hareketlenmem onun uyanmasına neden olacakken uyanmadı, aksine bana daha çok sarılarak uykusuna devam etti.
Elim havaya kalkarak önce kaşlarına gitti, hafifçe dokundum, sevdim, sonra gözlerinin altına, burnuna, dudaklarına, çenesine kaydırdım, dolaştırdım parmaklarımı yüzümde. Nefesi değişti. Uyanmıştı ama hâlâ gözleri kapalıydı. Sinsice gülümsedim.
Numara yapıyorsun demek?
Yavaşça yüzüne yaklaştığımda elim kirlisakalını okşuyordu. Nefesim dudaklarına çarparken kirpiklerim titreşti, bakışlarım dudaklarıma kaydı ardından yeniden gözlerine çevirdiğimde açık olduğunu gördüm. Gözlerine bakarak dudaklarına uzunca öpücük kondurdum. Geri çekilip yüzüne baktığımda beni kolumdan çekip üstüne aldı. Bacaklarının arasındaydım.
Dirseklerimi onun karnına gövdesine koydum, eğildim. "Sabah şekerini beğendin mi?" Gözlerini benden ayırmadı hiç. Elleri saçlarıma giderken onları geriye attı, yüzümü kavradı. Bu sayede yüzüm daha net açığa sıkmıştı, saçlarımın kapatmasını engellemişti.
Yutkunmuştu. Ademelması hareketlendi. "Çok beğendim. Her sabah isterim."
"Komaya girme sonra?"
"İnsülinim de sen olursun,"diyerek yüzüme yaklaştı. Burnuma öpücük kondurdu.
Gözlerimi devirdim. Üzerimdeki saten örtüyü kenara atarken çıplak ayaklarımı toprak rengindeki alttan ısıtmalı parkelere bastım. Ayağa kalktığımda saçlarımı omuzdan geriye atarak arkama baktım, beni izliyordu gözlerindeki şehvetin izleriyle, şımarıkça gülümseyerek öpücük fırlattım.
Banyoya girerek kapıyı kapattığımda aynadan kendime baktım, süzdüm. Bedenimde morarmalar, ezilmeler vardı, omuz silktim. Elbet olacaktı ve umrumda değildi. Ancak Erzen görürse kayıtsız kalamazdı benim gibi.
En iyisi eczaneye gidip merhem falan almak dedim kendimce.
Ne kadar da jakuzide bedenimi yumuşatmak istesem de girersem çıkamayacağımın bilincindeydim. O yüzden hemen kısa bir duş alarak Erzen'in bornozunu giyindim ve odaya döndüm.
Odada değildi.
Ama yatağın üzerinde bir tepsi ve not vardı.
Yatağa gelişigüzel yatarak kafamdaki havluyu tutturdum. Dudaklarımı dişleyerek çikolataya bandırılmış çilek tabağına baktım. Leziz görünüyordu! Karnım guruldadı.
Hemen yanındaki notu elime alıp okumaya başladım: "Acil işe gitmem gerekliydi yoksa seni banyoda yalnız bırakacağımı mı düşündün?"
Sırıttım.
Abaza!
Ama bu hali de hoşuma gitmiyor değildi!
Onunlayken kendimi hiç olmadığım kadar iyi hissediyordum! Mutluydum bir kere. O eski Dilayda'nın hüznü yoktu üzerimde. Bir dakika! Eski Dilayda mı dedim ben?
Eh, öyleydi tabii. Sanki Erzen eski Dilayda'yla geçmişimi alıp uzaklara götürmüştü. Silmişti hafızamdan.
Ne çabuk unuttun sana yapılanları?
İçimdeki acımasız ses yüzümdeki gülümsememi soldururken istemsizce elimdeki notu sıktım, unutmadım. Unutmamıştım.
Sadece arka plana atmıştım.
Notun arkasının da olduğunu farkedince hemen buruşukluğunu düzelterek arka sayfasını da okudum: "Mutfakta en sevdiğin tatlı seni bekliyor!"
"Sütlaç!"
Üzerime hemen iç çamaşırlarımı giyinip ardından sabahlığımı geçirdiğimde ıslak saçlarıma dokunmadan hızla asansörle aşağı indim. Mutfağa geldiğimde o fırındaki fındıklı sütlacın kokusunu alabiliyordum!
"Dilayda Hanım? Bir isteğiniz mi vardı efendim?"
Neriman Hanım'ın sorgulayıcı bir o kadar da endişei gözlerini görmezden gelerek mutfak masasına oturdum. "Tatlı kaşığı ver bana!"
"Ama efendim?"
Hızla kafamı Neriman'a çevirdim. "Ama ne Neriman? Tatlı kaşığı vereceksin alt tarafı ama ne?"
"Daha yeni fırından çıktılar, buzdolabına koysaydım öyle yeseydiniz, midenize dokunur mazallah!"
Elimi salladım. "Bir şey olmaz bana! Ver kaşığı!" İsteksizce kaşığı verdiğinde önüme tatlıyı servis etmişti. Ağzımın suları akarken dört beş kaşıkta bitirdim. "Hımmm..." dedim gözlerimi yumarak. "Hayatımda bunun kadar daha lezzetli bir şey yemedim!"
Neriman'dan ikinci kaseyi istediğimde beni sinirlendirmişti. Sıcak dokunurmuş, sonra Erzen Bey ona kızarmış. Fenalık geldi!
Elinden hızla aldığımda tedirgin bakışları üzerimde dolaştı, gözlerine baka baka ikinci kasemden ilk kaşığımı aldım. Yalaya yalaya kaşığımı emdiğimde konuştum. "Bak! Sorun yok gayet iyiyim. Sen diğerlerini hemen dolaba koy. Soğuyunca da yiyeceğim."
"Ama efendim bir günde bu kadarını yemek-"
"Dediğimi yap!"
Erzen'in ona emirlerimi yerine getirmesini söylediği uyarısı gelince başını salladı, "Tabii efendim nasıl isterseniz."
Memnuniyetle kafamı salladım. Tatlımı yiye yiye mutfaktan çıkacakken birden arkama dönerek seslendim. "Neriman!"
"Buyrun efendim!"
"Yarın da bundan istiyorum hatta öbür gün de. Hatta sen en iyisi bunu her gün yap."
"Tabii efendim." diyerek işinin başına döndüğünde kapı zili evde yankılandı. Bağırdım. "Ben bakıyorum!" Belki Erzen gelmiştir diyerek yüzümdeki sırıtış büyüdü. Göğüs dekoltemi biraz açarak elimdeki tatlıyla kapıya yöneldim.
Kapıyı açtım.
Erzen gelmişti, doğruydu... Ama yalnız değildi! Yanında bir kadın vardı...